|
ERKEK
VE DİŞİDEN ÜREME YILLAR BOYUNCA NASIL GELİŞTİ?
Kaan
AYDOS
Bundan
yaklaşık 1.5 milyar yıl öncesine kadar canlılarda
erkek ve dişi kavramı yoktur, çünkü böyle bir ayrım
yoktu. Her hücre ayrı bir bireydi ve mitoz ile bölünerek
çoğalmaktaydı. Bunlarda kalıtım aynen aktarılmakta ve
böylece aynı hücreye ait klonlar oluşmaktaydı. Daha
da ilginç olanı, o zamana
kadar hücreler için biyolojik ölüm de yoktu. Bu gün
bildiğimiz anlamda bir telomer fonksiyonu bulunmuyordu.
Ne zaman ki kromozom parçalara ayrılarak kısaldı, işte
ondan sonra uçlarındaki telomer uzunluğu hücre ömrünü
belirler hale gelmiştir.
Bir gün,
hücrelerde yaşamsal öneme sahip bir proteini yapan genetik
materyalin bir kısmı bir hücreye bir kısmı ise diğer
hücreye geçti. Bundan sonra artık bu yaşamsal proteinin
yapılabilmesi için genetik bilginin tamamlanması, yani
genetik materyalinin dağıldığı 2 hücrenin yan yana gelmesi,
böylece genetik materyallerini birleştirmeleri gerekti.
İşte ilk defa bu olay ile iki farklı eşem yani erkek-dişi
ayrımı ortaya çıktı.
Bu iki
eşey hücresi arasındaki genetik zincirin tamamlanmasına
yönelik gen alış-verişi, önceleri hücrelerin yan yana
gelerek aralarında bir sitoplazmik köprü kurulması sonucu
gerçekleşmekteydi. Daha sonra bu işlem, gelişmiş eşey
organları ile gerçekleşmeye başladı. Aslında eşey
farklılaşması, mutasyonların sonraki nesillere aktarılmasını
önleyici bir öneme sahiptir. Bu nedenle de, eşeysel
üreme evrimsel olarak korunmuş ve zamanla seksüel
dimorfizim denen ilavelerle, erkek ve dişiler tamamen
birbirinden farklılaşmışlardır.
Eğer eşeysel
üreme olmasaydı, birey kendi kalıtsal bilgisini
yavruya aynen aktaracağı için annesinin aynısı yavrular
gelişecekti. Sonuçta çeşitlilik sağlanamayacak ve evrimsel
seçim de gerçekleşmeyecekti. Çevresel faktörler neticesi
ortaya çıkan bir mutasyon da yavrudan yavruya aktarılarak
aynen nesiller boyu taşınacaktı. İşte bu nedenle, eşeysiz
çoğalan canlılar milyonlarca yıl basit bir hücre halinde
kalmışlardır. Eğer günün birinde kopyalama yöntemi ile
her bireyin kendisi çoğaltılacak olursa, çeşitlilik
azalacak ve belki de mutasyonların geçişini önleyecek
bir mekanizma kalmadığı için anomalik bir nesil ile
karşı karşıya kalınma riski ortaya çıkacaktır!
Canlılar
milyarlarca yıl önce bir hücreli yaşamaktaydılar
ve bölünerek çoğalmaktaydılar. Zamanla bu bölünen hücreler
artık birbirinden ayrılmayarak, koloni halinde
yaşamaya geçmişlerdir. Günümüzde çekirdeksiz birhücrelilere
örnek; bakteriler ve bazı alg türleridir. Protozoa
ise DNA taşıyan birhücrelilerdendir. İşte bu hücrelerin
içindeki DNA, uzun zaman süresi içerisinde mutasyonla
değişikliğe uğrayarak, günümüzün çok hücreli canlılarını
oluşturmuşlardır.
Önceleri
tek hücreliler bölünerek çoğalmakta ve ayrı ayrı hücreler
şeklinde hayatlarını sürdürmekteydiler. Daha sonra tahminen
1 milyar yıl önce her hangi bir nedenle artık bu hücreler
bölündükten sonra birbirlerinden ayrılmamaya ve sitoplazmalarından
bağlı kalarak bir arada yaşamaya başlamışlardır. Bu
şekilde yaşama koloni yaşamı adı verilir. İşte
ilk çok hücreli yaşama geçiş böyle başlamıştır.
Koloniyi
çok hücreli yaşamdan ayıran en önemli özellik, koloniyi
oluşturan bireyler arasında belirli bir hiyerarşinin
ve işbölümünün olmamasıdır. Koloniyi oluşturan bireyler
ayrılırsa, her bir birey ayrı bir koloni olarak yaşamını
sürdürür. Ama bir araya geldiklerinde ortak bir davranış
bilinci geliştirirler ki bu ilk toplum bilinci olarak
tanımlanmaktadır.

Koloni
yaşamından çok hücreli yaşama geçiş volvox'lar
ile başlar. Volvox; binlerce kamçılı algden meydana
gelmiş, tek hücrenin çoğalmasıyla oluşmuş küre şeklinde
çok hücrelidir.
Volvox'un
önemi üreme olaylarındaki özellikleridir. Daha
önceki tek hücrelilerde her hücre üreme fonksiyonu görürken,
ilk defa volvox'da her hücre üreme fonksiyonu yapmamaya
başlamıştır! Bu özelliği sadece koloninin arka kısmında
lokalize az sayıdaki hücre (artık üreme hücreleri
denmeye başlar) yerine getirmekteydi. İşte ilk defa
üreme hücreleri dışındaki vücut (somatik) hücre tanımı
volvox'da kullanılmaya başlar.
Yine ilk
defa volvox'da ölüm kavramı biyolojik olarak ortaya
çıkmıştır. Daha önceki hücreler bölündükten sonra
ölmemekte, sonsuz yaşamaktaydılar. Oysa volvox ile beraber
telomer ve yaşam uzunluğu faktörleri belirmeye başlamış,
neticede vücut hücreleri ölür hale gelmişlerdir.

Volvox;
eşeyli üremede ilklerin organizması!
Volvox'da
üreme yeteneğine sahip hücreler bölünerek, iç kısımdaki
içi sıvı dolu boşlukta birikirler. Ana koloninin patlamasıyla
da serbest hale geçerler. Ölümsüzlük eşey hücrelerinde
devam ederek, günümüze kadar ulaşmıştır. Bizde de eşey
hücreleri iki farklı gametin birleşmesiyle nesilden
nesile aktarılarak ölümsüzlüklerini korurlar. Ancak
unutulmamalıdır ki, sadece iki gamet bir araya gelirse
ölümsüzlüklerini sürdürebilmektedirler. Ölüm ise vücut
hücrelerine ait bir özelliktir.
Acaba
çok hücreli yaşama geçilmeyip, tek hücreli kalınsaydı
ölümsüz olurmuyduk? Aslında güzel görülüyor. Ama evrimsel
olarak düşündüğümüzde hayatta kalmak için güçlü olmak
gerekir kuralı karşımıza çıkar. Eğer tek hücreli kalınsa
hücre kendini hiç bir zaman büyültemez, çünkü yüzey/hacim
oranı sabittir. Hücre belirli bir büyüklüğe eriştiğinde
metabolizmasını sağlıklı biçimde devam ettirebilmek
için bölünmek zorunda kalır. Böylece daha fazla büyüyemeden
bölünmüş olur. Sonuçta tek hücreli bir birey daima küçük
kalacaktır. Oysa çok hücreliler hücre sayısını artırarak
büyüyebilirler. Bu özellik çok hücrelilerin hayatta
kalması için en önemli faktördür.
Çok hücreli
olmanın bir diğer faydası ise hücreler arasında fonksiyonel
ve yapısal farklılaşma, ve buna bağlı yardımlaşma bulunmasıdır.
Bu da yaşam savaşında bir üstünlük sağlar. Diğer yandan,
eğer tek hücreli canlılar hiç ölmeden sürekli çoğalsalar
kısa zaman içerisinde dünyanın ağırlığından kat kat
fazla ağırlıkta kitleler oluşacaktır. Buda yaşamı imkansız
hale getirir.
Sonuç
olarak; hayatta kalmak için çok hücreli yaşam ve çok
hücreliliğin bedeli de ölüm olarak karşımıza çıkmaktadır!.
Konunun
kaynağı ve detaylı bilgi için:
Demirsoy
A: Kalıtım ve Evrim, 11. baskı, Meteksan, Ankara,
2000.
|