|
ICSI’DE
TESTİKÜLER SPERMLERİN KULLANIMI
Dr. Kaan
AYDOS
Azoospermiye
erkek infertilitesi olguları arasında %10 oranında rastlanılmaktadır.
Bunların büyük kısmında etyoloji testiküler yetmezliğe
bağlıyken, %20’sinde bilateral obstrüksiyon sorumludur.
Genel olarak değerlendirildiğinde ise infertilitede
seminal kanallara ait obstrüksiyon sıklığı %7 civarındadır.
Geçirilmiş skrotal veya inguinal operasyon yada tekrarlayan
genital enfeksiyon hikayesi bir obstrüksiyonun varlığını
düşündürmelidir. Bu hastalarda tettis volümü normal
olup, FSH ve LH hormon düzeyleri de yine normal sınırlarda
bulunur. İnfertil erkek populasyonunun %1-2’sinde konjenital
bilateral vaz deferens agenezi söz konusudur. İnfertilite
nedeniyle tetkik edilen erkeklerin yaklaşık %20’sinde
ultrasonografik veya vazovezikülografik incelemeler
ile ejakulatör kanallara ait fonsiyonel yada mekanik
obstrüksiyon yapması muhtemel bir anomali saptanırken,
bunların %4’ünde ejakülatör kanallarda parsiyel bir
obstrüksiyonun varlığı söz konusudur. Ejakülatör kanal
obstrüksiyonlarında ejakulatın tamamı veya büyük kısmını
prostat sekresyonu oluşturur. Ejakulat volümü 0.5-1
ml, pH ise 6.5 civarındadır. Koagulasyon oluşmayıp,
semende früktoz negatiftir. Bu nedenle, vaz deferenslerin
palpe edildiği, seminal volümün azaldığı ve asitleştiği
azoospermi olgularında komplet bilateral ejakulatör
kanal darlığından şüphelenilmelidir. Parsiyel tıkanıklıkların
kliniği ise değişkendir. Ejakülatör kanal obstrüksiyonlarının
tedavisinde transrektal yada transperineal kist aspirasyonu,
transuretral endoskopik rezeksiyon veya seminal kanalların
yıkanması kullanılan metodlardır.
Seminal
parametreleri ileri derecede bozuk olan erkeklerin %20-25’inde
ise epididimal oligospermi bulunmaktadır. Bu
durum, epididim içinde skar dokusu oluşumuna neden olan
klinik yada subklinik geçirilmiş enfeksiyonlara bağlanmaktadır.
Skar dokusu epididimal tubulülere bası yapmakta ama
bir miktar sperm çıkışına da müsaade etmektedir. Son
yıllarda seksüel geçiş gösteren hastalıkların artması
ile bu oranın daha da yükselmesi beklenmektedir. Geniş
serili çalışmalarda, sperm konsantrasyonunun 5 milyon/ml’den
düşük, <%20 motilite ve <%25 normal formda sperm
bulunan olguların %49’unda testis biyopsilerinde normal
spermatogenez saptanırken epididimal bir patoloji de
eşlik etmektedir. Spermatogenezin ve epididimlerin her
ikisinin de normal olduğu olgular sadece %4 oranındadır.
Geri kalanlarında ise spermatogenezde bir bozukluk söz
konusudur. Epididimal oligospermi olgularının tedavisi
mikrocerrahi olup, epididimolizis yada vazoepididimal
anastomozlar uygulanabilir. Sonuçları oldukça başarılıdır.
Değişik etyolojilere bağlı gelişebilen vazal yada epididimal
obstrüksiyonların mikrocerrahi ile tedavileri neticesi
%38-96’sında anastomoz açıklığı ve %19-82 arasındada
spontan gebelik oranları bildirilmerktedir. Sonuçlardaki
değişkenlik obstrüksiyonun seviyesi ve süresi, epididim
fonksiyonları, tekrarlayan genital enfeksiyonların varlığı
ve antisperm antikor gelişimine bağlanabilir.
Obstrüktif
azoospermi olgularında yukarıda bahsedilen tedavileri
takiben bir düzelme sağlanamamışsa üremeye yardımcı
teknikler kullanılmalıdır. Ejakulattan yeterli sayı
veya kalitede sperm elde edilemediği olgularda testisden
yada epididimden alınan spermler ICSI işleminde kullanılarak
olguların yaklaşık %40’ında klinik gebelik sağlanılabilir.
Nonobstrüktif
azoospermiye ise değişik faktörler yol açabilir: maturasyon
arresti, germinal aplazi (Sertoli cell only), kriptorşidizm,
kemoterapi veya Klinefelter sendromu bunlar arasında
sayılabilir. Testiküler yetmezlikli bu olguların yaklaşık
%60’ında testislerden spermatozoa ekstrakte edilebilmektedir.
Geri kalanlarında ise round spermatid nukleusu (ROSNI)
veya değişik evrelerde spermatidler kullanılarak ICSI
yapılabilmektedir. ICSI’de kullanılabilecek en ideal
spermatid evresi elongated ve matür spermatidlerdir.
Bununla birlikte elongating yada round spermatidler
kullanılarak da fertilizasyonun başarılması mümkündür.
Hoffman veya Nomarski optikleri kullanılarak bile haploid
round spermatidleri diploid spermatositlerden, spermatogoniumlardan,
lökositlerden, eritrositlerden yada Sertoli hücre nukleusundan
ayırdetmek her zaman kolay olmamaktadır. Bu amaçla bazı
kriterler getirilmiştir. Round spermatidlerin daha küçük
olmaları (6.5-8 um) ve çıkıntı yapmış akrozom veziküllerinin
görülmesi, belirgin nukleusları ile bunu çevreleyen
sitoplazma zonu bunların spermatogoniumlardan, spermatositlerden
yada lenfositlerden ayırdedilmesinde dikkat edilecek
bazı kriterlerdir. Bununla birlikte, ikinci mayoz bölünmesini
yeni tamamlamış bir spermatidde henüz akrozom yapısı
gelişmediği için, Golgi fazı spermatidleri özellikle
küçük lenfositlerle karıştırmak mümkün olabilmektedir.
Belirgin nukleolusu ve transparan, düz sınırlı görünümleri
ile Sertoli hücre nukleuslarını görebiliriz. Bütün bu
kriterlere rağmen bir round spermatidin canlı olup olmadığına
yada genomik yapısının normal olup olmadığına, hücreyi
boyamadan veya parçalamadan karar vermek imkansızdır.
Tek kriter mikropipet içine aspire edildikten sonra
spermatidin lizis olmadan canlılığını sürdürdüğünün
gözlenmesidir. Komplet spermatogenez bozukluğu gösteren
testislerin sadece %10’unda round spermatid bulunabilmektedir.
Daha önceki tahlillerinde azda olsa spermatozoa görülmüş
olan olgulardan elde edilen spermatidler kullanılarak
yapılan ICSI işleminden elde edilen başarı, şiddetli
spermatogenez defekti bulunan olgulardakine göre çok
daha düşüktür. Round spermatid kullanılacak olgularda
işlemin etkinliğinin ve Y kromozom delesyonlarının genetik
geçiş risklerinin mutlaka önceden çiftlere izah edilmesi
gerekmektedir.
TESE işlemi
sırasında spermatid bulunduktan sonra başka hücre aranmasına
son vererek bu spermatidin kullanılması yada araştırmaya
spermatozoa bulununcaya kadar devam edilmesi konusu
halen tartışılmaktadır. Spermatid bulunan olgularda
mutlaka spermatozoada bulunabileceğini savunan araştırmacıların
yanısıra, spermiyogenez arresti olgularında Sertoli
hücreleri ile bağlantılarının kesilmesi neticesi daha
ileri maturasyon gösteremeyen spermatidlerin spermatozoa
olmasada elde edilebileceğini savunan bilim adamları
da bulunmaktadır. Çalışmalar, testis dokusunun fazla
travmatize edilmesinin ileride atrofi yapabileceğini
ve başka uygulamalarda kullanılamaz hale getirebileceğini
ortaya koymuştur. Bu nedenle hastanın durumu, önceki
biyopsileri ve kadın faktörü de göz önüne alınarak bu
işlemin sınırına karar verilmesi daha uygun olacaktır.
TESE işlemi
operasyon mikroskopu altında yapılmalıdır. Testisin
damarlanmasının en az olduğu bölgesi alt kutup iç, dış
ve ön yüzü ile üst kutup iç ve dış bölgeleridir. Mikroskop
ile damarlanmanın olmadığı alanlardan ince (tercihan
göz ameliyatlarında kullanılan) bir bistüri ile kesi
yapılması uygun olur. Testis dokusu arasındada yine
damarsız hatlardan diseksiyon yapılarak ilerlenilmelidir.
Tubulilerin dolgun ve daha parlak olanları seçilerek
eksize edilmesi, hem daha az volümde doku çıkarılmasına
hem de germinal hücre bulma şansının daha fazla olmasına
olanak verecektir. Mümkün olduğu kadar kanatmaksızın
kesilen testis tubuli dokuları uygun kültür ortamı içine
alınarak bekletilir. Testisin üst ve alt kutuplarından
bilateral olarak biyopsilerin alınmasının yeterli olacağı
çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Yada, her seferinde
spermatozoa aranarak bulununcaya kadar işleme devam
edilebilir. İşlem sonunda tunika ince absorbe olur bir
sütür ile kapatılır. Hemostaz bipolar koter ile sağlanmalıdır.
Biyopsi esnasında testisin, epididimin ve vaz deferensin
muyene edilmesi çok önemlidir. Bu sırada gerekirse mikrocerrahi
işlemine ihtiyaç duyulabilir. İşlemin uzun sürmesi olasılığını
da düşünerek genel anestezi kullanılması uygun olur.
Testislerden
sperm elde etmede perkütan iğne biyopsisi de önerilen
diğer bir metoddur. Özellikle obstrüktif olduğuna daha
önce karar verilmiş olgularda tercih edilmelidir. Sperm
eldesi konusunda değişik çalışmalarda farklı sonuçlar
bildirilmektedir. Ancak, eksplorasyon ile beraber testislerden
açık cerrahi teknik ile TESE yapılması daha faydalı
ve başarılı bir yöntemdir. Perkütan girişimlerin ancak
testis biyopsisi alınmasında uygulanması doğru olur.
Testis
dokusu alındıktan sonra önce mekanik yolla parçalanır.
Bu işlemin enzimatik digesyon metodu ile yapılması da
tavsiye edilmektedir. Bizim gözlemlerimiz, mekanik ayrıştırma
ile yeterli hücre elde edilemeyen olgularda enzimatik
ayrıştırmanın kullanılması yönündedir. Böylece enzimlere
(DNAse ve Collagenase) ait muhtemel toksik etkilerden,
hernekadar spermlerin canlılığında bir bozulma yapmadıkları
gösterilmişse de, korunulmuş olunur. Bu yöntemlerle
eğer spermatozoa görülmüşse bunların ICSI işlemi için
hazırlanmaları gerekir. Swim-up uygulanacaksa, testis
dokusu ekstresi vortekslendikten sonra 5-10 dk süreyle
çökmeye bırakılır. Takiben üstteki sıvı kısmı alınarak
bilinen yıkama işlemine, arkasındanda swim-up’a geçilir.
Sperm sayısının çok düşük olduğu olgularda direk pellet
kullanılabilir. TESE olgularında değişik solüsyonlarla
hazırlanmış gradient sistemleri de kullanılabilir. Bu
şekilde doku artıkları, eritrositler ve lökositler büyük
oranda ortamdan uzaklaştırılmış olunur. Gradient sişstemleri
kullanılacaksa, bunların miktarları ve santrifüj süreleri
sperm sayısına bağlı olarak ayarlanmalıdır. Bu teknikte
önce lökositler ortamdan uzaklaştırıldığı için, santrifüj
sırasında bunlardan ortama çıkabilecek serbest oksijen
radikallerinin önceden uzaklaştırılması da mümkün olmaktadır.
TESE işlemi
sırasında eritrositlerin ortamdan uzaklaştırılacağı
eritrosit lysing mediumları kullanılabilir. Özellikle
biyopsilerin aşırı kanamalı ortamda alındığı olgularda
eritrosit lysing solüsyonları faydalı olabilir.
Testis
dokusundan sperem elde edildikten sonra bunlar hemen
ICSI işleminde kullanılabilecekleri gibi 24-72 saat
süreyle kültür ortamında inkübe edilerek bekletilebilirlerde.
Bu şekilde immotil spermatozoaların maturasyonlarını
tamamlayarak motil hale geçmeleri yada round spermatidlerin
elongating-elongated-matür spermatid evrelerine gelmeleri
mümkündür. Bekleme işlemi inkübatör içinde 37C’de yapılabileceği
gibi 32C’de yada oda ısısında da olabilir. Oda ısısında
sperm enerji tüketiminin minimal olacağı, bu nedenle
daha uzun süereli saklamaların sağlanabileceği ileri
sürülmektedir. 10 günlük saklamalarda bile motilitenin
%20 oranında korunabileceği bildirilmektedir.Bu konuda
daha geniş serilerin sonuçlarının yol göstereceği şüphesizdir.
Testis
dokusu alındıktan sonra bir kısmı dondurularak ileri
uygulamalar için saklanabilir. Ayrıca, TESE yapıldıktan
sonra elde edilen spermatozoalar da dondurularak saklanılabilir.
Testis dokusu veya sperm hücrelerinin kriyoprezervasyonunun
her TESE olgusunda uygulanmasının gerekli olduğu kanısındayız.
Bu şekilde daha sonra yapılacak ICSI olguları için hazır
hücre saklanmış olunur. İlk TESE işleminden sonra testiste
damarlanmanın bozularak yada hematom gelişimine bağlı
olarak atrofi gelişmesi ve ikinci uygulamalarda hücre
bulunmasını güçleştirmesi mümkündür. Testisten elde
edilen spermatozoaların kriyoprezervasyonunda canlılık
oranı ortalama %30 olarak bildirilmektedir.
Sonuç
olarak, azoospermi olgularında TESE ile elde edilen
hücrelerin ICSI’de kullanılması, infertilite tedavisinde
son derece önemli bir gelişme olmuştur. Daha erken evre
germinal hücrelerin kullanılması ile fertilizasyon ve
gebelik elde edilmesi gelecekte bu grup hastaların da
tedavilerini mümkün kılacaktır.
|