|
SPERMATOGONİAL KÖK
HÜCRE NAKLİ
Androloji'nin yeni bir uğraş alanı
Prof.Dr. Kaan AYDOS
Ankara Üniversitesi Tıp
Fakültesi İnfertilite Araştırma ve Uygulama Merkezi
ksaydos@superonline.com
Kök
hücreler (Stem cell) hayat boyunca kendi kendilerini
yenileyerek, farklılaşma kapasitesine sahip yeni hücre
serileri (progenitor hücreler) üreten hücrelerdir. Bu
hücre serileri de daha ileri farklılaşmaya uğrayarak,
dokuya özgü fonksiyonları olan özgül hücreleri meydana
getirirler. Özellikle kemik iliği, epidermis, barsak
epiteli ve spermatogenez gibi sistemler, kök hücreler
sayesinde kendilerini sürekli olarak yenilerler.
Testislerde
spermatozoanın oluşumunda kullanılan kök hücre ise "spermatogonium"dur.
Spermatogonial kök hücreler vücutta bölünerek ileri
jenerasyonlara gen nakledebilen tek hücre grubu olması
nedeniyle özellik gösterir. Seminifer tubüller içerisinde
yer alan spermatogonial kök hücreler primordial germ
hücrelerinden morfolojik olarak farklı bir görünüme
sahiptirler ve "prospermatogonium" adını alırlar.
Kök hücresinin daha ileri hücrelere farklılaştığının
ilk göstergesi, meydana gelen iki yeni hücrenin birbirlerine
hücreler-arası sitoplazmik köprü ile bağlanmış olmasıdır
(Jeong 2003).
Spermatogonium,
fertilizasyonu takiben 7.5 günde, yolk kesesi duvarında
lokalize epiblast hücrelerinden farklılaşan primordial
germ hücrelerinden meydana gelir (Feng 2002). Bu hücreler
dorsal mezanter boyunca ilerleyerek genital kabartı
içerisine girerler. Daha sonra etrafları somatik Sertoli
hücreleri ile çevrelenerek prospermatogonia ya da gonositleri
oluştururlar. Doğumu takiben gonositler seminifer
tubüllerin bazal membranı üzerine doğru yer değiştirerek,
tip A spermatogonium adını alır ve artık burada
lokalize duruma geçerler.
Tip A
spermatogonium ya mitozla bölünerek kök hücre havuzunu
idame ettirir, ya da spermatozoa'yı oluşturmak üzere
farklılaşır. Aslında spermatogonial kök hücrelerin en
önemli özelliği yüksek miktarda telomeraz aktivitesi
içermeleridir. Bunun anlamı, bu hücrelerin yaşam sürelerinin
çok uzun olmasıdır. Germ hücreleri daha ileri farklılaştıkça
telomeraz aktiviteleri de azalır (Ravindranath 1997).
Spermatozoada hiç telomeraz aktivitesi bulunmadığı gösterilmiştir.
Eksperimental olarak telomeraz aktivitesi bloke edildiğinde,
testislerde germ hücreleri de tamamen ortadan kalkmaktadır.
Aksine, ektopik telomeraz aktivitesi varsa bazı hücrelerin
yaşam süreleri uzar, hatta ölümsüz hale geçebilirler
(Hahn 1999). Gerçekten de, in vitro şartlarda telomeraz
aktivitesinin aşırı arttırıldığı durumlarda spermatogoniumun
farklılaşmaksızın idame ettirilebileceği önerilmiştir
(Morales 1999).
Yukarıda
belirtildiği gibi, tip As spermatogonium (single
spermatogonium) spermatogenezde kök hücredir (de Rooij
1998). As spermatogoniumlar bölündüklerinde bir kısmı
birbirlerinden ayrılarak yeni kök hücreleri oluştururlar,
diğer kısmı ise hücreler arası bir köprü ile birbirlerine
bağlı kalarak Apr spermatogoniumları (paired)
yaparlar. Apr spermatogoniumlar ileri farklılaşmaya
uğramaya programlanmış ilk hücre serisidir. Daha sonra
4, 8, 16 hücreye bölünerek çoğalır. Bunlara Aal spermatogonium
(aligned) adı verilir. Aal spermatogoniumlardan da artık
farklılaşma belirtileri gösteren hücre serisi, A1 spermatogoniumlar
meydana gelir. Bunlar 6 kez bölünerek sonuçta B tip
spermatogoniumları yaparlar ki bunlar da mitozu
tamamlayarak spermatositlere dönüşürler (Izadyar
2000).
İşte spermatogonial
kök hücreler testislerden elde edilip in vitro ortamda
saklanabilirlerse, daha sonra tekrar testise nakledildiklerinde
bir çok amaçla kullanılabilirler. Spermatogonium transplantasyonu
günümüzde eksperimental temelde geniş olarak araştırılmaktadır
(Brinster and Avarbock 1994). Bu teknikten beklenilen
yararlar 1) spermatogenezin daha iyi anlaşılabilmesi;
2) transgenic hayvanların elde edilmesi; ve 3) erkek
infertilitesinin tedavisidir. Aslında erkek infertilitesinde
spermatogonium transplantasyonunun esas kullanım amacı,
kemoterapi ve radyoterapi öncesi kök hücrelerin saklanarak,
daha sonra tekrar testislere nakledilmesi ve böylece
üremesinin devam ettirilebilmesi beklentisidir.
Testislerde
kök hücre transplantasyonu teknik olarak bazı basamakları
gerektirir. Bunlar spermatogonial kök hücrelerin izolasyonu,
saklanması, içine farklı genlerin transfeksiyonu, alıcı
testisin hazırlanması ve nihayet hücrelerin transplante
edilmesi yöntemleridir.
Günümüzde
immündefisitli hayvanların rahatlıkla elde edilebilmesi
ve transplantasyon tekniklerindeki ilerlemeler sonucu
fareler kök hücre nakli konusunda üzerinde en fazla
çalışılan canlı olma özelliğindedir. Aşağıda anlatılacak
çoğu çalışmada farelerden elde edilen verileri bildirmektedir.
Spermatogonial
kök hücrelerin izolasyonu ve saflaştırılması
Germ
hücrelerini izole etmek için, testisten alınan küçük
doku parçaları önce mekanik işlemlerle parçalara
ayrılır ve arkasından enzimlerle muamele edilerek
ayrıştırılır. Bu amaçla daha 20 yıl önce tripsin ve
Dnase I kullanılmaya başlanılmıştı (Meistrich 1973).
Açığa çıkan DNA'nın hidrolizi ile birlikte tripsin'in
yapacağı ayrıştırma, tek başına mekanik ayrıştırmayla
karşılaştırıldığında hem hücreleri daha az travmatize
etmekte hem de ortama çıkardığı canlı hücre sayısı daha
fazla olmaktadır. Bu yöntemi takiben iki basamaklı enzimatik
dijesyon yöntemi gündeme getirildi (Barcellona and Meistrich
1977). Burada testis dokusu önce kollajenaz ile muamele
edilerek bazal membran parçalanmakta, interstisiyel
hücreler ayrıştırılmakta ama seminifer tubüller parçalanmadan
bütün bırakılmaktadır. Bunu takiben seminifer tubüller
tripsin ve Dnase içine alınmakta ve böylece germ hücre
popülasyonu pürüfiye halde elde edilmektedir. Bu "kibar"
yöntem ile hücreler daha da az travmatize olmakta ve
daha önemlisi simplast oluşumu minimalize edilmektedir.
Simplast hücrelerin birbirine yapışık kalmasıdır ve
enzimatik ayrıştırmanın en sorunlu problemini teşkil
eder. Başka çalışmalarda kollajenazın tripsin yerine
tercih edilmesinin bir nedeni de budur.
Diğer
yandan, rat testislerinde yapılan çalışmalarda tripsin
/ kollajenaz / hyalüronidaz kombinasyonu ile dijesyon,
arkasından ise kollajenaz ve hyalüronidaz içerisinde
inkübasyon yapılarak %25-35 oranında tip A spermatogonium
süspansiyonu elde edilmesi başarılmıştır (van Pelt 1996).
Başka eksperimental çalışmalarda da inkübasyon süresi
bir miktar uzatılarak %30 civarında saf spermatogoniumların
elde edilmesi sağlanmıştır.
Testis
dokusu yukarıda anlatıldığı şekilde parçalandıktan sonra
elde edilen hücre süspansiyonu içerisinden spermatogoniumların
saf olarak ayrıştırılması da ayrı bir teknik gerektirir.
Bu amaçla sedimentasyon velositi (Bellve 1977), Percoll
içerisinde dansiteye bağlı santrifüj (Meistrich and
Trostle 1975) ve santrifüj ile ayrıştırma (Grabske 1975)
yöntemleri kullanılmıştır.
Aslında
spermatogoniumların saf olarak elde edilmeleri sadece
izolasyon tekniğine bağlı olmayıp, bu hücrelerin testiste,
dolayısıyla testiküler hücre süspansiyonu içerisindeki
miktarı ile de yakından ilgilidir. Tip As spermatogoniumlar
farklılaşmamış spermatogonium popülasyonunun yaklaşık
%10'unu, bütün spermatogoniumların %1'ini ve nihayet
tüm germ hücrelerinin sadece %0.03'ünü teşkil eder (Tegelenbosch
and de Rooij 1993). Bu durumda araştırma yaparken spermatogonial
kök hücrelerin saf olarak elde edilebilmesi için öncelikle
germ hücrelerinin tamamını içermeyen testislerde çalışmak
daha kolay olacaktır. Gerçekten de, genç farelerde yapılan
çalışmalarda %90 oranında saf A spermatogonia sağlanabilmiştir.
Hatta 80 günlük domuzların testisleri kullanıldığında
bu oran %95-98'e çıkmaktadır (Dirami 1999). Burada sedimentasyon
velositesi tekniği kullanılmış ve Sertoli hücrelerinin
kültür tabağına yapıştırılması yöntemiyle eliminasyonu
(differential adhesion tekniği) sağlanmıştır. Ama rutin
uygulamalarda genelde saf spermatogonium tip A elde
oranı %30 civarındadır. Eğer "differential
adhesion" tekniği kullanılırsa bu oran %45, Percoll
dansite santrifüj tekniği kullanılırsa %80 olabilmektedir
(Izadyar 2000) . En iyi sonuç 5 aylık sığırlarda elde
edilmiş olup, yaş ilerledikçe daha gelişmiş germ hücrelerinin
de işe karışmasıyla saf hücre elde oranları da düşmektedir.
Aslında
genç hayvanlar kullanılsa da elde edilen süspansiyon
içerisinde farklılaşmamış tip A spermatogoniumlarının
yanı sıra, daha fazla sayıda farklılaşmakta olan tip
A1-A4 spermatogoniumlar da bulunmaktadır. Farklılaşmamış
spermatogonium oranı ise diğer hücrelerin sadece %1'ini
oluşturmaktadır. Pür farklılaşmamış spermatogonium elde
etmek içinse bu hücrelerin zenginleştirileceği başka
teknikler önerilmektedir. Örneğin, vitamin A defisitli
adult farelerde (VAD fareler) spermatogenez farklılaşmamış
spermatogonium seviyesinde arrest halde bulunur ve hücreler
farklılaşmakta olan spermatogonium seviyesine erişemez
(van Pelt 1995). Gerçekten de, VAD hayvan testisleri
kullanıldığında %80-90 oranında saf farklılaşmamış tip
A spermatogoniumlar hazırlanabilmektedir (Schrans-Stassen
1999). Saf farklılaşmamış spermatogonium sağlanmasında
VAD hayvan kullanımının yanı sıra, kriptorşidik ya da
radyasyon uygulanmış testislerde de hemen hemen aynı
seviyede hücre arresti elde edilebilmektedir.
Spermatogonial
kök hücrelerinin dondurulması
Kanser
hastalarında fertilizasyon sorununu çözmek için kök
hücre transplantasyonu
uygulanacaksa, spermatogonial kök hücrelerin dondurularak
saklanması gerekir. Bu güne kadar fare ve hamsterleri
de içeren bir çok hayvan türünde dondurulmalarını takiben
spermatogoniumların spermatogenezi başlatabildikleri
gösterilmiştir (Ogawa 1999).
Dondurma
işleminde kullanılan yöntem diğer somatik hücreler için
kullanılan ile benzerdir. Hücrelerin üzerine çok yavaş
olarak besi yeri, DMSO ve serum eklenir, -70oC'da dondurulur
ve sıvı nitrojen içerisine daldırılarak saklanır (Avarbock
1996). Çözüldüğünde hücrelerin yaklaşık %60'ı canlı
kalmaktadır. Kaybolanlarda çıkarıldığında, yaklaşık
olarak hücrelerin %30'unun elde edilebileceği söylenilebilir.
Örneğin hamsterlerde germ hücrelerinin çözünmesini takiben
orijinal hücrelerin %43'ü canlı olarak elde edilebilmiştir
(Ogawa 1999). Ama saf kök hücre sağlanması düşünüldüğünde
bu oranın bir miktar düşeceği akılda tutulmalıdır.
Ne olursa
olsun, ileride transplantasyonda kullanılmak üzere spermatogonial
kök hücrelerin dondurularak saklanması uygulanabilir
bir yöntemdir.
Spermatogoniumların
hücre kültürü
Spermatogoniumların
içinde gelişmelerinin sağlanacağı çok sayıda kültür
ortamı tanımlanmıştır. Sertoli hücreleri ile germ hücrelerinin
bir arada kültürünün yapıldığı yeni doğan farelerde
3 gün süresince canlılıklarında bir azalma olmadığı
ortaya konmuştur. Erişkin farelerde ise içerisine serum
eklenmiş ortamda germ hücrelerinin 4 aydan fazla saklanabileceği
gösterilmiştir (Nagano 1998). Ancak önemli olan husus,
kök hücrelerinin idamesi için bir besleyici (feeder)
tabakanın gerekli olduğudur. Çünkü sadece bir feeder
tabakası üzerinde bekletilmiş germ hücrelerinin, busulfan
ile içi boşaltılmış testise nakledilmeleri durumunda
yaşayabildikleri ortaya konmuştur (Nagano 1998). Besleyici,
feeder tabakaları, kök hücrelerin yaşayabilmeleri için
gerekli olan bazı önemli growth faktörleri salgılamaktadırlar.
Bu amaçla Vero hücre kültürü ve STO sıklıkla
önerilmektedir. STO; embriyonik fibroblastlardan hazırlanmış
bir feeder tabakasıdır (Jeong 2003).
Kültür
ortamı için bir diğer önemli faktör de içerisine serum
eklenmesidir. Eğer serum eklenirse 2 hafta süresince
spermatogoniumların %80'i canlı kalırken, serum konmamış
ortamda ancak %20-60 hücre yaşamını devam ettirebilmektedir.
Ayrıca, KSOM adı verilen ve potasyumdan zengin bir besi
yerinde kültüre edilme durumunda spermatogoniumların
%50'si 3 gün süresince canlı kalmakta, serum eklenmediğinde
ise bu oran %20'ye düşmektedir (Dirami 1999). Yüzeyi
Matrigel ile kaplanmış kültür tabaklarında, içerisine
PDGF, LIF, bFGF ve forskolin eklenmiş haliyle bu besiyeri,
VAD hayvanlardan farklılaşmamış spermatogoniumların
kültürlerinin yapılmasında da başarıyla kullanılmaktadır.
Günümüzde
eksperimental çalışmalarda germ hücrelerinin kültürleri
için kullanılan solüsyon içeriği sıklıkla aşağıdaki
maddelerden oluşur (Jeong 2003):
%10 fetal
bovin serum (FBS)
Lösemi inhibitör faktör (mLIF)
Fibroblastik growth faktör (bFGF)
İnsan stem cell faktör (hSCF)
Sodyum pirüvat
L-glutamin
2-merkaptoetanol
Streptomisin
Penisilin
Onkostatin M (OSM)
Platelet-derived growth faktör (PDGF)
İnsan insulin-like growth faktör (IGF-I)
Spermatogoniumların
transfeksiyon
Transplante
edilmelerinden önce germ hücreleri içerisine bazı genlerin
katılması (transfeksiyon), gen naklinde önemli bir aşama
olacaktır. Bu konuda henüz az sayıda çalışma mevcuttur.
Primodial
germ hücreleri içerisine gen nakli için çeşitli metodlar
tanımlanmıştır. Bu amaçla elektroporasyon yapılmış
ama, germ hücrelerinde ciddi hasar meydana getirdiği
gözlenmiştir (Watanabe 1997). Lipozom aracılığıyla
transfeksiyonun ise etkinliği düşük bulunmuştur. Bir
diğer gen nakil yöntemi olan CaPO4 kopresipitasyon
metodu %18'lik transfeksiyon etkinliği ile en iyi sonuç
veren yöntem özelliğindedir. Bu yöntemle tip B spermatogonium,
spermatosit ve spermatidlere başarılı gen aşılamaları
yapılmıştır (Hofmann 1994).
Bir çalışmada,
VAD rat testislerinden farklılaşmamış tip A spermatogoniumlar
izole edilerek, içerisine sodyum bikarbonat, L-glutamin,
non-esansiyel aminoasitler, penisilin, streptomisin,
gentamisin ve HEPES eklenmiş MEM solüsyonunda bir gece
inkübasyona bırakılmış (van Pelt 1996). Bu solüsyon
içine ayrıca östradiol, forskolin, LIF, bFGF, PDGF ve
%2.5 FCS da eklenerek, spermatogoniumların canlılığı
artırılmaya çalışılmış. Ertesi gün plazmid pCMV-SPORT-b
gal ile A spermatogonium transfekte edilmiş. 72 saat
sonra X-gal boyası ile transfeksiyonun etkinliği analiz
edilmiş. Sonuçta tip A spermatogoniumların transfeksiyon
başarısının düşük kaldığı gözlemlenmiş ve bu da tip
A spermatogoniumların büyük kısmının sessiz fazda bekleyen,
sadece %6-9'unun hücre siklusunun S çoğalma-fazındaki
hücrelerden oluşmuş olmasına bağlanmış. En başarılı
transfeksiyonun Cell fectin (Gibco Life-technology)
ve Fuegene 6 (Roche) metoduyla sağlanabildiği
anlaşılmış. Transfeksiyonu başarılabilmiş tip A spermatogonium
oranları yine de %1 ile %2.8 arasında kalmaktadır.
Transfeksiyonda
viral vektörlerin kullanılması (Kay 1997) ya da transfekte
edilen gene bir sinyal peptidinin bağlanması (Zanta
1999), gen naklini daha etkin kılacaktır.
Alıcı
testisin hazırlanması
Bir testisten
alınan spermatogonial kök hücrelerin diğer testise aktarılması
rodentlerde, sığırlarda, maymunlarda ve insanda başarıyla
gösterilmiştir. Burada önemli olan, alıcı testiste üreyen
yeni germ hücrelerinin acaba nakli yapılan hücreler
mi yoksa testiste işlemden önce kalan endojen hücreler
mi olduğunun ortaya konabilmesidir. Bu amaçla 3 yöntem
önerilmektedir: 1) alıcı hayvana busulfan verilerek;
veya 2) testislere radyasyon uygulanarak içinin
boşaltılması; ya da 3) homozigos dominant W/W hayvanların
kullanılması (Brinster and Avarbock 1994; Brinster
and Zimmermann 1994; van der Meer 1993).
Busulfan
ile testisteki bütün spermatogoniumlar tamamen temizlenememekte,
bir miktar daha kök hücre geri kalarak, çoğalabilmektedir.
E. Coli LacZ geni üzerine ZF promotor geni birleştirilmiş
bir markır transgen taşıyan transgenetik hayvandan elde
edilen spermatogonium kök hücreleri kullanılarak, nakledilen
kök hücrelerin endojen hücrelerden ayırt edilmesi daha
kolay olmaktadır.
Alıcı
testislere uygulanan lokal fraksiyone radyasyon ile
endojen spermatogonium populasyonu, busulfana göre çok
daha büyük oranda temizlenebilmektedir (van der Meer
1993). Dolayısıyla, böyle alıcı testisler işlemden sonra
analiz edildiklerinde gözlenilen germ hücrelerinin tamamı,
transplante edilmiş kök hücreden kaynaklanmış olarak
kabul edilebilir.
Testis
içerisinde kök spermatogoniumların tanınması morfolojik
ve biyolojik özelliklere dayanılarak yapılır. Morfolojik
olarak spermatogoniumlar insan da dahil bir çok canlıda
yeterince tanımlanmıştır. En primitif spermatogonium
formu olan farklılaşmamış tip A spermatogonium
seminifer tubüller içerisinde bazal membrana oturmuş
hücrelerdir. Tek tek bulunurlar ya da ikili veya kısa
hücre kolonileri yaparlar. Oysa daha ileri farklılaştıklarında
8 ya da daha fazla hücre grupları halinde sitoplazmik
uzantılarla birbirlerine bağlı biçimde koloniler yapmış
durumda gözlenirler. Farklılaşmamış A tipi spermatogoniumların
sadece küçük bir kısmı kök hücredir (Asingle spermatogonia).
Bu nedenle, eğer alıcı testiste donör hücreleri tek
tek ya da 2'li 4'lü küçük gruplar halinde gözlemleniyorsa,
bunlar nakledilen kök hücreler olarak yorumlanırlar.
Biyolojik
olarak germ hücresinin kök hücre olduğu kanısına varılması
ise, böyle hücrelerin uzun süre yaşamalarıdır. Kök hücrelerin
en önemli özelliği nakledildikleri dokuda uzun süre
canlı kalarak çoğalabilmeleridir. Gerçektende, eğer
kök hücre yoksa bu hayvanlar bir süre sonra infertil
kalmakta, ama kök hücre nakli yapıldığında sürekli olarak
germ hücresi üretebilmektedirler (de Rooij 1999). Spermatogonium
kök hücreleri alıcı hayvana nakledildikten sonra peşi
sıra 3 basamakta gelişimlerini sürdürürler: 1) nakledildiklerinin
ilk haftasında bu hücreler seminifer tubüller içerisinde
rastgele dolaşırlar ve az bir kısmı bazal membrana ulaşabilir;
2) Birinci hafta ile 4. hafta arasında bölünerek, bazal
membran üzerinde tek tabakalı bir hücre dizisi oluştururlar;
ve 3) Dördüncü haftadan başlayarak çoğalırlar, farklılaşırlar
ve spermatogenezi başlatırlar. Yanlara doğru yayılarak,
spermatogenez yaygınlaşır (Nagano 1999).
Bir diğer
ilginç faktör ise, spermatogonium nakillerinde alıcı
hayvanın GnRH analoğu ile tedavi edilmesinin
faydasıdır. Gerçekten de, GnRH analogları intratestiküler
testosteronu düşürerek endojen spermatogenezin kök hücreler
tarafından idare edilmesine olanak sağlamaktadır (Matsumiya
1999). Aynı zamanda, nakledilen spermatogonium sayısını
da anlamlı derecede artırırlar (Dobrinski 2001).
Transplantasyon
tekniği
Donör
kök hücreler testislere seminifer tubüller, efferent
kanallar ya da
rete testislerden nakledilebilir (Ogawa 1997). Farelerde
mikroenjeksiyon yöntemiyle 50-100 ml volüm enjekte edilmesi
gerekirken, daha büyük hayvanlarda bu miktar yeterli
olmayıp testisi doldurabilmek için 2-5 ml süspansiyonun
enjeksiyonu gerekmektedir. Bu nedenle, büyük hayvanlarda
ve insanda efferent kanalların ya da seminifer tubüllerin
mikroenjeksiyon ile doldurulması pratik olmayıp, bunlarda
ultrason eşliğinde rete testis içerisine direk enjeksiyon
tercih edilmelidir.
Kök hücrelerin
alıcı testis içerisine başarıyla enjekte edilip edilmediklerini
anlamak için, sıklıkla ya tek başına ya da hücre süspansiyonu
ile birlikte triptan mavisi de testise enjekte
edilir. Transplantasyonu takiben alıcı testisteki donör
kök hücrelerinin çoğalmaları ise histolojik muayene
ile anlaşılır. Son zamanlarda bu amaçla kompüterize
görüntüleme yöntemleri önerilmektedir (Dobrinski 1999).
Spermatogonium
transplantasyonu konusunda çok sayıda eksperimental
çalışma bildirilmiştir. Bunlar arasında yakın tarihli
bir uygulamalarında Jeong ve ark. (2003), farelerin
testis dokularını STO feeder içeren DMEM (Dulbecco's
minimal essential medium) solüsyonunda 3 ay süreyle
inkübe etmişlerdir. İlk hücre kolonisinin 8-21 gün
sonra oluştuğu bildirilmekte. Alt kültürleri yapılmaksızın
4 hafta saklanmış, 3 ay içinde ise toplam 8 pasaj tazelenmiştir.
Germ hücresine spesifik nuklear antijen ve c-kit
ile boyandıklarında nakledilen hücrelerin sağlıklı
biçimde çoğaldıkları anlaşılmıştır. c-kit; nakledilen
hücrelerin farklılaştıklarını kanıtlayan bir boyama
metodudur. Daha sonra 7ml solüsyon (107 hücre/ml) alıcı
farenin testisinin rete testis bölgesinden seminifer
tubüller içerisine ince cam iğne ile enjekte edilmiş.
2 ay sonra testis çıkarılarak incelendiğinde, spermatogenezin
başladığı açıkça gözlenmiştir. Çoğalan hücrelerin transplante
hücreler oldukları ise X-gal ve immünohistokimyasal
boyamalarla ortaya konmuş.
Sadece
aynı türde değil, farklı türler arasında da kök hücre
nakillerinin yapılabileceği gösterilmiştir. Örneğin
rat kök hücreleri fare testislerinde seminifer tubüller
içerisine transplante edildiklerinde germ hücre çoğalması
başarılmıştır (Clouthier 1996). Benzer şekilde, hamster
kök hücreleri de fare testisine başarıyla nakledilmiştir
(Ogawa 1999). Bu çalışmalar, değişik türlere ait spermatogonial
kök hücrelerinin transplantasyonlarının mümkün olabileceğini
ortaya koymaktadır (xenogeneic spermatogenez).
Yakın
tarihte insan spermatogonial kök hücreleri de
fare testislerine nakledilmiş ve uzun süre çoğalarak
canlılıklarını devam ettirdikleri izlenmiştir (Nagano
2002). Bu çalışmada hem obstrüktif hem de maturasyon
duraklaması olan erkeklerin kök germ hücreleri izole
edilerek kullanılmış ve alıcı testislerin %73'ünde bu
erkeğe ait spermatogoniumların sağlıklı biçimde çoğalabildikleri
ve 6 ay canlı kalabildikleri ortaya konmuştur. Ne yazık
ki, burada farklılaşmamış spermatogonial kök hücreler
1 ay sonra farklılaşmış spermatogoniumlara dönüşmüşlerse
de, daha ileri basamaklara geçememişler, mayozu oluşturamamışlar
ve neticede olasılıkla apopitoza uğramışlardır. Ancak
bu çalışmadan bazı önemli sonuçlar da elde edilmiştir:
1) nakledilen insan spermatogoniumları fare Sertoli
hücreleri tarafından tanınmışlardır; 2) nakledilen hücreler
doğru yere göç ederek seminifer tubüller içerisinde
bazal membran üzerinde yerlerini almışlardır; 3) kısa
süreli de olsa çoğalabilmişlerdir; ve 4) bir kısım kök
hücre 6 ay süreyle yaşayabilmiştir. Belki insan kaynaklı
bazı büyüme faktörlerinin de ya da insan Sertoli hücrelerinin
de alıcı testis içerisine verilmeleri, sonucu daha başarılı
hale getirebilecektir.
Bu çalışmada
her ne kadar tüm spermatogenetik hücre serisinin gelişimi
başarılamamış olsa da, insan germ hücrelerinin fare
testisleri içerisine nakledilmeleri mümkün görülmektedir.
Burada iki yarar söz konusu olabilir. Birincisi; sitotoksik
tedavi alacak erkeklerin spermatogonial kök hücreleri
dondurularak saklanabilir; ikincisi ise alıcı testise
nakledilen erkeklerin germ hücreleri belki daha uygun
bir ortama geçmiş oldukları için, daha sağlıklı çoğalarak
mayoza girebilir ve burada olgunlaştıktan sonra alınarak
ICSI ile erkeğin kendi çocuğu doğurtulabilir.
Birinci
şık günümüzde gerçekleştirilmiştir. İnsanda kanser tedavisi
öncesi alınan testis dokularının daha sonra otolog
transplantasyonu başarıyla yapılmıştır (Brook 2001).
İkinci şık için ise, belki fazla abartılı gibi görülebilir,
ama Nagano ve ark. (2000) da yorumlarında benzer sonuçlara
işaret etmektedirler. Aynı tür hayvanlarda yapılan çalışmalarda,
infertilitenin bu yöntemle tedavi edilebileceği ortaya
konmuştur. Örneğin 1999'da Nagano ve ark., infertil
fare testisinden aldıkları kök germ hücrelerini diğer
infertil fareye nakletmişler ve 4 ay sonra bu hücrelerin
farklılaştıklarını ve çoğalarak 19 koloni halinde spermatogenezi
başlatabildiklerini ortaya koymuşlardır. Daha sonra,
infertil farelerden alınan spermatogonium kök hücreleri,
diğer infertil mutant fare testisine aktarıldığında
spermatogenez başarılmış, mayoz olmuş ve bunun üstüne
fertilizasyon da sağlanabilmiştir (Ogawa 2000).
Burada infertil hayvanda infertilite nedeni germ hücrelerine
destek sağlayan çevre dokulardaki bir problem olabilir
ve bu nedenle germ hücreleri testiküler ortamı sağlıklı
hayvana nakledildiğinde fertilizasyon kapasitelerini
tekrar kazanmış olabilirler.
Sonuç
olarak, spermatogonial kök hücre transplantasyonu infertil
erkeklerin tedavisinde yeni bir ufuk açacak şekilde
hızla gelişim göstermektedir. Androloji'nin bu yeni
alanı, üzerinde yoğun araştırmaların yapılmasını beklemektedir.
KAYNAKLAR
|