|
SPERM
ELDE ETME TEKNİKLERİNDE PRATİK YAKLAŞIM
Dr. Kaan AYDOS
Azoospermi
ve azoospermik hastanın değerlendirilmesi
İnfertil
çiftlerin yaklaşık %2'sinde azoospermi bulunmaktadır
(Hull MGR, et al: Br Med J 1985; 291: 1693).
Erkek populasyonu bakımından hesaplandığında ise infertilite
yakınması olan erkeklerin %8'inde azoosperminin söz
konusu olduğu anlaşılmaktadır. Araştırma sonuçlarına
göre her 200 erkeğin biri azoospermi göstermektedir.
Vazektomi yapılanları da buna eklersek oldukça büyük
bir populasyonun azoospermi problemi ile karşı karşıya
kaldığı anlaşılır.
Azoospermi
obstrüktif ya da nonobstrüktif olabilir.
Vazektomi, konjenital vaz deferenes yokluğu, hidrosel
veya herni operasyonları sırasında veya kazalara bağlı
olarak vaz ya da epididimlerin travması, ya da epididim
enfeksiyonları obstrüktif tipte azoospermi nedenleri
arasında sık rastlanılırlar. Bunların testislerinde
spermatogenez normal olarak devam etmektedir. ICSI döneminden
önce konjenital vaz agenezi olguları dışındakiler rekonstrüktif
cerrahi ile tedavi edilmeye çalışılmaktaydılar. ICSI'nin
uygulanım alanına girmesini takiben rekonstrüktif girişimlerde
başarılı olunamayan olgular ve konjenital vaz agenezi
olguları artık bu yeni teknikten faydalanarak çocuk
sahibi olabilir hale gelmişlerdir. Gerçektende, obstrüktif
azoospermisi olan her erkek ICSI sayesinde kendi genetik
materyalinden çocuk sahibi olma şansına sahiptirler.
Azoosperminin
obstrüktif mi yoksa nonobstrüktif mi olduğunun tanısı
kolay olmakla birlikte, çok dikkatli yapılmalıdır. Aksi
takdirde, nonobstrüktif bir olguda başarısızlıkla sonuçlanacak
bir vazoepididimostomi operasyonu gereksiz yere yapılmış
olunur. Obstrüktif azoospermi olgularının tedavi algoritmi
oldukça farklıdır. Birkaç basit esası iyi değerlendirirsek
böyle bir güçlükle karşılaşmamış oluruz ve neticede
de kesin bir preoperatif tanı koyabiliriz. Eğer hastanın
testis biyopsisi normal ise ve sperm analizinde
azoospermisi varsa, bu olgunun obstrüksiyona bağlı azoospermisi
bulunduğu açıktır. Bir de vaz deferensleri palpe
edilebiliyorsa, bu hastanın rekonstrüktif cerrahiden
fayda görebileceğine de karar vermiş oluruz. Böyle bir
olguda diğer verileri elde etmeye çalışmanın gereği
yoktur.
Serum
FSH düzeyinin normal olması her zaman spermatogenezin
normal olduğunu ya da obstrüksiyonun varlığını göstermez.
Sadece, maturasyon duraklaması bulunduğuna ve nonobstrüktif
tipte bir azoosperminin söz konusu olduğuna işaret eder.
Serum FSH değeri aslında total spermatogonium sayısı
ile ilişkili olup, matür spermatid sayısı ya da ejakulattaki
spermatozoa konsantrasyonu ile yakın bir korelasyon
vermez (DeKretser DM, et al: J Clin Endocrinol Metab
1974; 38: 787). Azoospermisi olan ama serum FSH'sı
normal bir erkekte en sık tanı maturasyon arrestidir,
obstrüksiyon değil. Böyle olgularda testislerde total
spermatogonium sayısı normal olduğu için FSH da normal
sınırlar içerisinde gelmektedir. Gerçekten de, FSH'nın
yükselmiş olması Sertoli cell only (SCO) sendromu ile
birlikte bozulmuş spermatogeneze işaret eder. Oysa bu
da her zaman kabul edilmesi gereken bir kural değildir.
Bütün bunlar göz önüne alındığında, sadece hormonal
değerlendirimin obstrüksiyonun tanısında fazla anlamlı
olmadığı anlaşılmaktadır.
Vazografinin
yeri sadece obstrüksiyonun düzeltilmesine yönelik cerrahi
girişimlerin bir parçası olarak düşünülmelidir. Tanı
koymak ya da cerrahi bir uygulamaya gerek var mı diye
değerlendirmek amacıyla yapılmamalıdır. Tek başına bir
tanı aracı olarak vazografi yapılması bir çok bakımdan
sakıncalıdır. Birincisi, vaz deferenslerin varlığını
anlamak için skrotal eksplorasyon gerekmez, fizik muayene
bunda yeterlidir. İkincisi, mikrocerrahi teknik kullanmaksızın
vazografi yapmak amacıyla vazın kesilmesinin kendisi
de obstrüksiyon yaratabilir. Üçüncüsü, preoperatif değerlendirimde
vazogram verilerine gerek yoktur. Esas önemlisi, vazografi
epididimlerin durumu hakkında hiç bilgi vermez ve obstrüksiyon
için yanlış-pozitif ve nonobstrüksiyon için yanlış-negatif
karar verilmesine yol açabilir. Eğer testis biyopsisi
ve spermiyogram bulgularına dayanarak obstrüksiyon tanısı
konmuş ise, vazografi yapılmasının tek mantığı vazoepididimostomi
yapmak için vazın kesildiği zamandır. Böylece ejakulatör
kanallar ve prostatik uretra seviyesinde vazın açık
olduğu anlaşılır. Daha tanı aşamasında bu veriyi edinmenin
bir faydası yoktur.
Epididim
ve testislerin palpasyonu ya da enfeksiyon hikayesinin
olmaması da tek başlarına yanıltıcı olabilir. Testislerde
normal sperm üretimi olsa da volümü küçük olabilir,
ve hiç sperm üretmeyen testisler de (örneğin maturasyon
aresti olguları) sıklıkla büyük bulunabilirler. Diğer
yandan, epididimlerinde inflamasyona sekonder obstrüksiyon
bulunan olguların yaklaşık yarısında anamnezde geçirilmiş
klinik epididimit hikayesi bulunmamaktadır. Epididimlerde
enfeksiyona bağlı bir obstrüksiyon varsa, bu olgularda
subklinik geçirilmiş bir enfeksiyon sorumlu tutulmaktadır.
Tanısal
amaçlı testis biyopsisinin önemi
Azoospermi
olgularının araştırılmasında en sık baş vurulan girişim
testislerden biyopsi alınmasıdır. Açık teknikle yapılabildiği
gibi iğne biyopsileri de önerilmiştir. Ancak açık biyopsi
ile yeteri sayıda seminifer tubül elde edilebilirken
(her bir kesit alanında >20) iğne biyopsilerinde bu
sayıya erişebilmek için çok miktarda biyopsileme yapılması
gerekmektedir. Buda iğne biyopsisini travmatik bir yöntem
haline getirir.
Biyopsinin
kalitesi de önemlidir. Biyopsinin spermatogenezin normal
olup olmadığı ve sonuçta obstrüksiyon tanısı koydurarak
bir rekonstrüktif ameliyattan fayda görüp görmeyeceği
konusunda bilgi vermesi gerekir. Diğer yandan TESE ile
yeterli sperm elde edilme şansı konusunda da yeterli
bilgi sağlamalıdır. Çoğu kez dikkatsizce alınan biyopsiler
formalin ya da alkol içinde saklanmakta veya travmatize
edilmekte ve neticede "dökülme ve disorganizasyon" gibi
yorumu güç sonuçlar verilmesine yol açılmaktadır. Genellikle
testis biyopsilerinin yorumu kantitatif esaslara göre
yapılmadığı için, TESE bakımından yetersiz bilgi vermektedir
(Silber SJ, et al: Hum Reprod. 1997).
İnsanda
spermatogenez kinetiğinin ve normal histolojisinin iyi
anlaşılması ile testis biyopsilerinin kantitatif değerlendiriminin
önemi de ortaya çıkarmıştır (Heller CG, et al: Recent
Prog Horm Res. 1964; 20: 545). Spermatogenezin hızı,
üretilen sperm sayısı ister az ister çok olsun değişmez,
sabittir. Yani, sperm yapımının azalması daima üretilen
sperm sayısındaki azalmadan kaynaklanmaktadır, sperm
yapım hızındaki azalmadan değil. Bu nedenle ejakulattaki
günlük üretilen sperm sayısı testis biyopsisine bakılarak
anlaşılabilir. Normal spermatogenezi olan veya oligozoospermili
erkeklerde testis biyopsilerine bakılarak ejakulatlarındaki
sperm sayısının tahmin edilebileceği ortaya konmuştur.
Örneğin vaz deferenste darlık olan ve bu nedenle oligozoospermi
bulunan bir erkekte aslında testislerinde spermatogenez
normal devam etmektedir. O halde bir testis biyopsisinin,
sperm sayısındaki azalmanın obstrüksiyona mı yoksa sperm
üretimindeki bozukluğa mı bağlı olduğunu açıkça ortaya
koyması gerekir.
Testis
biyopsilerinin bilateral yapılması ve her bir taraf
için en az 20 seminifer tubülü içine alması gerekir.
Matür spermatidler (koyu, yoğun boyanan kromatini bulunan
oval hücreler) ve büyük pakiten spermatositler en kolay
tanınan hücrelerdir. Bu hücrelerin varlığı ile ejakulattaki
sperm sayısı arasında anlamlı bir ilişki vardır. Her
ne kadar bir biyopside spermatogoniumdan leptoten, zygoten,
pakiten spermatositler ve erken spermatidlere kadar
tüm spermatogenez basamakları gözlenmekteyse de, klinikte
önemli olanı sayılan en az 20 seminifer tubülde tubül
başına düşen ortalama matür spermatid sayısıdır (Silber
SJ: Clin Obstet Gynecol. 2000; 43: 854).
Tubül
başına düşen matür spermatid sayısı ejakulattaki sperm
sayısını tahmin etmede kullanılabilir. Tubül başına
40 matür spermatid varsa ejakulatta sperm sayısı 40
milyon/ml'nin üzerinde olmalıdır. Bu sayı 45 ise spermiyogramda
85 milyon/ml spermatozoa var demektir. Sperm sayısı
< 3 milyon ise sadece 6-10 matür spermatid/seminifer
tubül bulunuyor anlamına gelir. Bunun önemi obstrüksiyon
kararı verirkendir. Genelde patoloji raporlarında, tubüllerdeki
bol spermatosit ve az sayıdaki spermatide bakılarak
normale yakın spermatogenez sonucu verilir. Oysa spermatid
sayısı 3 ve altında ise ejakulata spermatozoa
çıkması çok güçtür, bu olgularda vazoepididimostomi
değil TESE/ICSI denenmelidir.
Seminifer
tubüllerdeki ortalama matür spermatid sayısı ile ejakulatta
çıkan spermatozoa sayısı arasında belirli bir ilişki
vardır. Seminifer tubül başına düşen ortalama matür
spermatid sayısı 3-6 arasındaysa ejakulatta da en azından
bir spermatozoa görülür. 6-10 arasında spermatid varsa,
ejakulattaki spermatozoa konsantrasyonu < 3 milyon/ml'dir,
yani ileri derecede oligozoospermi (Silber SJ, et al:
Hum Reprod 1997; 12: 2422'den alınmıştır).
Spermatogenezin
durumunu göstermede serum FSH ölçümü her zaman uyumlu
sonuçlar vermez. Azoospermisi maturasyon arestine bağlı
olan erkeklerde serum FSH değeri normal bulunabilir.
Serum FSH değeri asıl spermatogonium sayısı ve testis
volümü ile daha uyumlu olup, matür sperm sayısı ile
ilişkili değildir (DeKretser DM, et al: J Clin Endocrinol
Metab. 1974; 38: 787).
Testiküler
sperm ekstraksiyonu TESE
Yaklaşık
20 yıl öncesine kadar çocuk sahibi olabilmek ancak doğal
yolla gerçekleşebiliyordu. Önceleri üremeye yardımcı
teknikler (ÜYT) sadece donör spermi ile başarılı sonuçlar
verirken, homolog sperm kullanıldığında başarı düşük
kalmaktaydı. 1978'de insanda IVF ile ilk kez gebeliğin
elde edilebilmesi ile bu alanda radikal değişiklikler
başladı. Yine de infertil çiftlerin yaklaşık %40'ı sperm
kalitesindeki bozukluk nedeniyle çocuk sahibi olamamaktadır.
IVF ile başarılı olunamayan olgular içinse 1992'de Palermo
tarafından insanda ilk kez uygulanan ICSI ile önemli
oranda gebelik şansı doğmuş oldu. Çalışmalar ilerledikçe
ICSI azoospermik olgularda da başarıyla kullanılmaya
başlanıldı.
Obstrüktif
azoospermide testislerden sperm elde edilebildiğinin
gösterilmesinden hemen sonra, çok şiddetli spermatogenez
bozukluğu bulunan nonobstrüktif azoospermili erkeklerde
de testislerinden sperm elde edilebileceği anlaşıldı.
Bunlardan alınan çok sayıdaki testis biyopsilerinde
dağınık halde az sayıda odakta spermatogenezin devam
ettiği ortaya kondu. Buradan elde edilen spermatozoalar
ICSI'de kullanılarak sağlıklı gebelikler başarılmıştır.
| Histopatolojik tanı |
Olgu sayısı (%) |
Spermatozoa (+) olgu
sayısı |
| Sertoli cell only
sendromu |
36 (%23) |
9 (%25) |
| Fokal germinal aplazi |
32 (%21) |
9 (%29) |
| Maturasyon arresti |
32 (%21) |
10 (%32) |
| Hipospermatogenez |
53 (%35) |
27 (%51) |
| Toplam |
153 |
55 (%36) |
Primer
testiküler yetmezlikli 153 olgunun tanısal testis biyopsi
sonuçları ve mekanik yöntem ile yapılan mikro-TESE neticesi
en az bir spermatozoa bulunan olgu sayılarının karşılaştırması
(Aydos K: Klinik Bilimler 2001; 7: 636).
Ejakulatta
buluna spermatozoa sayısı, testiste seminifer tubül
başına düşen matür spermatid sayısı ile direkt ilişkilidir.
Gerçektende, yeteri kadar tubül sayılıp, bunlardaki
spermatid konsantrasyonunun hesaplanması bize ejakulattaki
spermatozoa sayısını tahmin ettirebilir niteliktedir.
Diğer yandan, komplet azoospermisi bulunan çoğu olguda
testis histolojileri incelendiğinde birkaç adet spermatid
içerdiği gösterilmiştir. Kantitatif olarak spermatogenezin
değerlendirildiği bu çalışmalar, Sertoli cell only sendromu
ya da maturasyon aresti gibi azoospermiye yol açan patolojilerde
ICSI'de kullanılmak üzere testislerden sperm ekstraksiyonu
yapılması gayretlerini daha da arttırmıştır.
Testislerde
sperm üretiminin kantitatif olarak ileri derecede azalmış
olduğu olgularda ejakulatlarında hiç spermatozoa bulunmasa
bile, yine de testislerinde az da olsa sperm üretiminin
gerçekleştiği bazı odaklar bulunabilir. Bu amaçla, ejakulatta
sperm çıkması için gereken "sperm üretim eşiği" kavramı
tanımlanmıştır. Şiddetli oligozoospermi olguları da
aslında azoosperminin kantitatif olarak bir varyantıdır.
Çünkü, azoospermi olgularında da %60'ında çok küçük
odaklarda sperm üretimi devam edebilmektedir.Ancak sperm
üretim miktarı "sperm üretim eşiği"nin altında kaldığı
için ejakulatta sperm çıkmasına yetmemektedir.
TESE işlemi
başlangıçta sperm bulunana kadar testislerden çok sayıda
randomize biyopsiler alınarak yapılmaya başlanmıştır.
Bu durumda bazı zorluklarla karşılaşılmaktadır. Öncelikle,
%55-60 sperm bulma şansı olan bu uygulamada IVF-ICSI
için hazırlanan çifte sonuç hakkında kesin konuşulamamaktadır.
Diğer yandan, hangi erkekte başarılı olunabileceği ve
hangisinde olunamayacağı konusunda da kesin bir karar
verilememektedir. Çoklu biyopsilemenin yapıldığı bu
teknik neticesinde hasarlanan testislerden bir sonraki
denemede yeniden sperm bulunamaması olasılığı da söz
konusudur.
Burada
önemli olan iki konu üzerinde son yıllarda yoğun araştırmalar
yapılmıştır: 1) tanısal testis biyopsisinin TESE sırasında
matür spermatozoa bulma şansını belirlemede önemi; ve
2) testislerdeki travmayı minimalize edici mikrocerrahi
tekniklerin kullanılması. Genel olarak değerlendirildiğinde
daha önce alınmış bir biyopsinin daha sonraki TESE işleminde
sperm bulunması şansını belirlemedeki doğruluğu en iyi
olasılıkla yaklaşık %85'dir. Geri kalan %15 olguda testis
biyopsisi yetersiz kalmaktadır. Ancak mikrocerrahi TESE
tekniği ile sperm elde etme oranları daha da artmıştır.
Daha önce
de belirtildiği gibi, nonobstrüktif azoospermi bulunan
bir erkekte TESE ile hiç hücre bulunamayacağı sanılırken,
bir kısmında testis biyopsilerinde az sayıda matür spermatid
görülebilmektedir. Ejakulatta bir spermatozoanın çıkabilmesi
için, testis biyopsisinde seminifer tubül başına en
az 3 matür spermatidin gösterilmiş olması lazımdır.
Bu şekilde germinal yetmezlikli azoospermi olgularının
%50'sinden fazlasında, ejakulatlarında çıkmaya yetmeyecek
derecede testislerinde spermatogenez devam edebilmektedir.
Ne zaman ki seminifer tubül başına 3'den fazla matür
spermatid yapılır, o zaman hastanın ejakulatında da
sperm görülmeye başlar. Bu durumda artık azoospermi
değil, oligozoospermi söz konusudur. Demek ki azoospermi
diye yorumladığımız bazı olgular aslında oligozoosperminin
ileri bir şeklidir.
Çoğu kez
TESE sırasında sperm bulmak için geniş çapta biyopsiler
alınmaktadır. Buda testisleri hasarlayarak daha sonra
yapılacak girişimlerde sperm bulma şansını sıfırlayabilecektir.
Bu nedenle iğne ile girilerek testislerden sperm elde
edilmesine çalışılmışsa da, yapılan kontrollü çalışmalarda
ileri derecede testiküler yetmezlik bulunan olgularda
zaten az sayıda kalan spermatogenez odaklarına rastlanılma
olasılığının çok az olduğu ve neticede açık biyopsi
ile sperm elde edilebilecekken iğne ile elde edilemediği
ortaya konmuştur.
Testislerde
spermatogenezin fokal dağılım göstermesinin bilinmesi
ve mikrocerrahi tekniğin buna eklenmesi ile mikrocerrahi-TESE
yöntemi kullanılmaya başlanılmıştır. Böylece hem hücre
bulma şansı artmakta hem de testis daha az travmatize
edildiği için sonraki girişimlerde yeniden sperm bulma
şansı devam edebilmektedir.
| |
Çoklu biyopsi (+) |
Çoklu biyopsi (-) |
| mikro-TESE (+) |
13 (%37) |
5 (%14) |
| mikro-TESE (-) |
0 |
17 (%49) |
Toplam
35 obstrüktif olmayan azoospermi olgusunda mikrocerrahi
(mikro)TESE ve çoklu randomize testis biyopsisi ile
en az bir tane spermatozoa elde edilen olgu sayıları
(%). Randomize biyopsilerin alındığı ve TESE ile hücre
elde edilemeyen olguların %14'ünde, mikro-TESE tekniği
kullanıldığında spermatozoa bulunabilmektedir. (+) hücre
var; (-) hücre yok. (Aydos K: Üroloji Bülteni 2001;
12: 181).
Testis
biyopsilerinde spermatozoa, matür spermatid ve round
spermatidin tanınması bazı durumlarda güçlük arz etmektedir.
Histolojik incelemelerinde spermlerin kuyruğu nadiren
görülebilir. Ayrıca, ince kesitlerde sadece kalın başı
olan spermler görülebilir. Bu nedenle sıklıkla oval
baş izlenir. TESE'de ise matür spermatid görünüm bakımından
spermatozoadan fazla farklı değildir. Bir görüşe göre
eğer TESE'de spermatozoa görülememiş ise round spermatid
aramaya gerek yoktur çünkü matür spermatid bulunmayan
hiçbir olguda round spermatidin de bulunmadığı ileri
sürülmüştür (Silber SJ, Hum Reprod 1998; 13: 509).
Mikrocerrahi-TESE
tekniğinde nonobstrüktif azoospermi olgularının yaklaşık
%60'ında sperm elde edilebilmektedir. Sertoli cell only
sendromu olgularında mikroskop altında yapılan diseksiyon
sperm bulmak için sadece çok küçük bir parça doku çıkarılmasını
mümkün kılmaktadır. Çünkü normal tubüller dolgun ve
kalın görülürlerken, Sertoli cell only olgularında tubüller
içi boş ve ince görünümdedirler. Oysa maturasyon arestli
olgularda daha fazla miktarda testis dokusunun çıkarılması
gerekir, çünkü genellikle bütün tubüller bir dereceye
kadar dolgun ve kalındırlar. Bu nedenle normal spermatogenezin
bulunduğu tubülleri diğerlerinden ayırt etmek güçtür.
Yine de, testislere daha az zarar vermesi, kanamanın
derhal kontrol edilmesi, kan dolaşımının bozulmaması,
tunikanın ince sütür materyali ile dikilmesi nedeniyle
kapanmasının doğala daha yakın olması ve nihayet kapatıldıktan
sonra testis içi basıncın artmaması mikrocerrahi-TESE'yi
üstün kılan özelliklerdir.
Nonobstrüktif
azoospermi olgularında spermatogenez bölgesel (regional)
dağılımdan çok, diffüz karakterde bir dağılım
gösterir. Testis biyopsilerinde peşi sıra ince kesitlerin
incelenmesi, spermatogenezin bu diffüz dağılımının düzenli
olmadığını ve aralarındaki mesafelerin sürekli değişiklik
gösterdiğini ortaya koymuştur. Zaten bu nedenle tek
bir randomize biyopsi alındığında aynı testiste bile
her zaman sperm bulunamayabilmektedir.
TESE sırasında
çok büyük volümde doku çıkarılmasının gerektiği olgularda
bile mikrocerrahi tekniğinin kullanılması bazı avantajlar
sağlar. Çünkü testislerde hasarlanmanın asıl nedenleri
seminifer tubülleri besleyen kan dolaşımının travmatize
edilmesinden ya da daha sıklıkla tunik albuginea kapatıldıktan
sonra testis içinde meydana gelen kanamaların testis
içi basıncını artırmasından kaynaklanmaktadır. Tunika
albuginea esnek olmayan bir yapıdadır. Testis içinde
az miktarda bile olsa bir kanamanın gerçekleşmesi intratestiküler
basınçta anlamlı bir artışa neden olur. TESE sırasında
çok sayıda biyopsi alınan olgularda bu tablo ile sıklıkla
karşılaşılmaktadır. Konvansiyonel TESE sırasında tunikanın
kalın sütür materyalleri ile ve de sürekli tarzda dikilmesi,
testis volümünü azaltarak, basınç artımına katkıda bulunur.
Mikroskopik
testiküler sperm ekstraksiyonu tekniği: mikro-TESE
İşleme
spinal kordun ve skrotal cildin yüzeyel lokal anestezileri
yapılarak başlanılır. Takiben skrotal kesi ile testislere
kadar ilerlenilir. Burada tek ya da iki taraflı kesi
yapılması olgunun özelliğine ve cerrahın tercihine kalmıştır.
Orta hat kesisi ile her iki testisi de aynı cilt kesisinden
dışarı almak mümkündür. Ama bu yöntemde, geçilen tabakaların
kalınlığı arttığı için kanama ve hematom riski daha
fazla olabilmektedir. Tek taraflı kesiler daha az travmatik
özelliktedir. Obstrüktif ya da hipospermatogeneze bağlı
azoospermi olgularında, tek testisten sperm bulma olasılığı
yüksek olduğu için, bunlarda tek taraflı kesi tercih
edilebilir.
Arkasından,
tunika vajinalis açılarak o taraf testis dışarı alınır.
Öncelikle epididim ve vaz deferens obstrüktif bulgular
ve konjenital anomaliler bakımından muayene edilmelidirler.
Epididim tubüllerinin dolgun olması obstrüksiyonu düşündürmelidir.
Tubül üzerinden küçük bir kesi yapılarak dışarı çıkan
sıvı enjektöre çekildikten sonra, içinde uygun besi
yeri bulunan bir konik tabanlı tüp içerisine taşınır.
Burada amaç, eğer onarılamayacak bir obstrüksiyon bulunursa,
alınan bu sperm hücrelerinin ICSI'de kullanılabilmesi
için hazır tutulmasıdır. Arkasından, tüpteki sıvının
bir damlası mikroskop altında incelenir ve eğer motil
spermatozoa gözlenir ise olası bir obstrüksiyonun onarılması
amacıyla vaz deferensin açıklılığının kontrol edilmesi
gerekir. Vaz üzerinden yarı kalınlığı boyunca transvers
bir kesi yapılarak lümeni görünür hale getirilir. Bu
sırada lup ya da mikroskop kullanılması önerilir. 21g
veya 23g bir anjioket yardımıyla lümene girilir.
Lümenin travmatize edilmemesine büyük özen gösterilmelidir.
Burada göz ameliyatlarında kullanılan ucu künt metal
irrigasyon kanülleri son derece faydalı olur. İğneye
takılı enjektörden izotonik serum yavaş yavaş gönderilir.
Enjeksiyon sırasında parmağın basıncı iyi ayarlanmalıdır.
Hızlı yapılırsa geri taşarak yanlışlıkla obstrüksiyon
tanısı konulabilir. Yaklaşık 20 ml sıvı verilmelidir.
Arada enjektör serbest bırakılarak pistonun basınç tepkisine
bağlı olarak geriye doğru hareketi gözlenmelidir. Enjektörün
artık ileri gitmemesi durumunda ya da pistonda geri
basınç izlenirse, vaz boyunca bir tıkanıklığın varlığına
karar verilir. Bu durumda aynı seansta distal kanal
obstrüksiyonunun onarımına da geçilebilinir ya da daha
önce alınmış olan spermatozoa kullanılarak ICSI yapılabilir.
Eğer vaz deferensin açık olduğuna karar verilmişse,
o zaman vaz üzerinden yapılmış olan transvers kesi tamamlanarak,
uygun teknik yardımıyla vazo-epididimal anastomoz tamamlanır.
Epididimde
dilatasyon yoksa ya da MESA sırasında motil spermatozoa
bulunamamışsa TESE ile devam edilir.
Lup kullanılarak
veya 20x büyütmeli ameliyat mikroskopu altında
tunika albuginea üzerinde, avasküler bir alan seçilerek,
ince bir bistüri ile 1-3 cm (testis volümüne göre değişir)
uzunluğunda transvers bir kesi yapılır. Burada longitudinal
kesi de tercih edilebilir. Çünkü mikroskopik TESE sırasında
mümkün olduğunca fazla testis dokusu dışarı doğurtularak
incelenmelidir. Ancak kendi gözlemlerimiz, transvers
kesiden de yeteri genişlikte testis dokusunun doğurtulabildiğini
göstermiştir. Transvers kesinin bir diğer avantajı ise
subtunikal damarlara paralel bir kesi olması nedeniyle
kanamanın daha az ortaya çıkmasıdır. İster longitudinal
isterse transvers kesi tercih edilsin, başlangıçta kısa
bir kesi yapılarak küçük bir testis dokusu kesilip laboratuvara
gönderilmelidir. Eğer obstrüksiyona ya da hipospermatogeneze
veya fokal spermatogenez odakları bulunan Sertoli cell
sendromuna bağlı azoospermi varsa, bu parçadan da ICSI'de
kullanılabilecek kalite ve miktarda spermatozoa elde
edilebilinir. Zaten seminifer tubüllerin dolgunluğunun
ve renginin gözlemlenmesi, bize matür spermatozoa içerip
içermediği hakkında önceden bir fikir de verir. Bu doku
parçasının laboratuvarda ayrıştırılması sonucu spermatozoa
bulunamaz ise, kesi büyültülerek mikroskopik TESE ile
devam edilir.
Tunika
albugineanın kesilmesi sırasında sivri uçlu kornea bistürisi
tercih edilmelidir. Ayrıca, bütün bu işlemler sırasında
karşımıza çıkan damarlar çok dikkatli bir şekilde ve
düşük voltajda koterize edilirler. Yine kendi tecrübelerimize
göre, subtunikal damarların koterize edilmeyip küçük
klempler yardımıyla tutulmalarının hem kanamayı durdurabildiği
hem de kotere bağlı doku hasarlanmasını önlediği anlaşılmıştır.
Mümkün olduğu kadar kansız bir ortamda çalışılmaya özen
gösterilmelidir.
Daha sonra,
dışarı doğurtulan testis dokusu incelenerek, seminifer
tubuller mikrocerrahi aletleri kullanılarak muayene
edilirler. Öncelikle, diğerlerinden farklı, dolgun,
geniş ve opak seminifer tubüller ayırt edilerek, yeteri
miktarda minimum doku atravmatize şekilde tutularak
kesilir ve çıkarılır. İçerisinde sperm inkübasyon medyumu
bulunan konik tabanlı bir tüp içerisine alınır. Androloji
laboratuvarında bir Petri kutusuna nakledilen doku örneği,
stereomikroskop altında tubüller diseke edildikten sonra
inverted mikroskop ile (320x büyütme) spermatozoa
varlığı yönünden tetkik edilir. Hücre bulunamaması durumunda
örneklemeye devam edilmelidir. Hücre arama işlemlerine,
aynı kesiden ya da diğer kesilerden alınan doku örneklerinde
hücre bulunana kadar devam edilir. Gerekirse diğer testis
de aynı şekilde araştırılır. Tubüllerin hepsinin de
sklerotik olduğu ve diğerlerinden ayırt edilemediği
durumlarda 0.5x0.5 cm testis dokusu randomize olarak
seçilerek çıkarılır. Burada randomize seçilen 4 parça
doku parçasının çıkarılmasının yeterli olacağı gösterilmiştir.
Bunlar üst-alt kutuplardan ve iç-dış kenarlardan seçilir.
Spermatozoa
bulunduğu zaman ya da bulunamaması durumunda yeteri
kadar doku çıkarıldığına karar verildikten sonra, tunika
albuginea 5/0 sütür ile kapatılır.
Bizim
TESE uygulama sonuçlarımıza göre klasik çoklu-testis
biyopsiler alınarak yapılan TESE yöntemiyle spermatozoa
bulma oranları, mikrocerrahi yöntemle alınan (mikro-TESE)
seminifer tubül örneklerinde spermatozoa bulma oranları
karşılaştırıldığında, mikro-TESE'nin daha başarılı olduğu
kanısı edinilmiştir (Aydos K: Üroloji Bülteni 2001;
12: 181). Çoklu randomize testis biyopsisi ile spermatozoa
bulunan olguların tamamında mikro-TESE uygulaması ile
de spermatozoa bulunmuştur. %14 olguda ise çoklu biyopside
hücre görülemezken, mikro-TESE başarılı oldu. mikro-TESE
ile spermatozoa bulma oranları, çoklu biyopsilemeden
anlamlı derecede fazlaydı (%51'e karşılık %37) (p<0.05).
Sertoli cell only, fokal germinal aplazi, maturasyon
arresti ve hipospermatogenez bulunan olgularda mikro-TESE
ve çoklu biyopsilemeden elde edilen hücre bulma oranları
sırasıyla %22 - %11, %57 - %42, %42 - %14, %75 - %66
olmuştur. Çoklu biyopsileme yönteminde olguların %93'ünde
her iki tarafta da spermatozoa bulunurken, %7'sinde
sadece sağ tarafta spermatozoa vardı (p>0.05).
mikro-TESE olgularınında sadece %5'inde bir tarafta
hücre bulunamazken, karşı tarafta spermatozoa elde edilebildi.
Sonuç
olarak bu çalışmamızdan elde edilen bulgular, azoospermi
olgularında mikrocerrahi yöntemle yapılan TESE'nin,
randomize çoklu testis biyopsilerine göre daha fazla
oranda spermatozoa bulma şansı verebileceği; tanısal
amaçlı testis biyopsisi neticesi germinal aplazi gelmesi
durumunda da, TESE ile spermatozoa elde edilebileceği;
ve tanımlanan yöntemle yapılan mikro-TESE'nin obstrüktif
olmayan azoospermi olgularında hücre elde etmede daha
etkili ve gerek çıkarılan doku hacminin azlığı, gerekse
geride kalan testis dokusuna hemen hiç zarar vermemesi
bakımlarından minimal invaziv bir yöntem olduğu kanısını
vermektedir.
Çıkarılan
testis dokusunun Androloji laboratuvarında mekanik ayrıştırma
işlemi
Yukarıda
tanımlandığı şekilde testis doku örnekleri elde edildikten
sonra, laboratuvarda toplanan dokular, içerisinde 4
ml kültür ortamı (modifiye Eagle's MEM mediumu, Sigma
M2289; 15 mM HEPES, Sigma H6147; 1 mM pyruvic asid,
Sigma P4562; 6 nM L-laktik asit, Sigma L7022; glutamin,
Sigma G5763; 100 IU/ml penisilin, Sigma P4687; 100 mg/ml
streptomisin, Sigma S1217; %10 (v/v) fetal bovin serumu,
Sigma S9510) bulunan Petri kutusu içerisinde önce
stereomikroskop altında iki küçük insülin iğnesi yardımıyla
gerilerek parçalanır. Elde edilen eriyik konik tabanlı
15 ml Falcon tüp içerisine alınarak 1 dk süreyle vorteksleme
işlemine tabi tutulur. Daha sonra 450 x g hızda
20 dk süreyle santrifüj edilir. Üstte kalan sıvı kısım
bir pipet yardımıyla dışarı atılarak, dipte toplanan
pelleti de içeren 0.5 ml'lik fraksiyon karıştırılır
ve tekrar inversiyon mikroskopu altında x 320
büyütmede incelenir. Ancak burada bir diğer alternatif
petri içinde dokuların ilk ayrıştırma işlemi yapıldıktan
sonra, inversiyon mikroskopu altında spermatozoa aranması
ve eğer görülmez ise, vorteks ve santrifüj işlemleri
yapılmaksızın direkt enzimatik ayrıştırmaya geçilmesidir.
Buradaki amaç vorteksleme ve santrifüj işlemlerine bağlı
olarak ortama fazla miktarda toksik oksijen metabolitlerinin
çıkmasına engel olmaktır.
Enzimatik
ayrıştırma işlemi
Mekanik
ayrıştırma ile spermatozoa görülemeyen olgularda doku
süspansiyonu daha önce 37oC'a ısıtılmış enzim içeren
1 ml inkübasyon mediumu ile karıştırılarak bir Falkon
tüp içerisine alınır ve 37oC'da, %5 CO2 ortamında 1
saat süreyle inkübe edilir (Crabbe E,et al: Hum Reprod
1997; 12: 1682). Burada kullanılan medium %1 HSA
içeren HEPES'li Earle's mediumu içine, 2.6 mg kollajenaz
tip IV (Sigma C5138) ve ölü hücrelerden açığa çıkacak
serbest DNA'ya bağlı hücre süspansiyonundaki pıhtılaşmayı
önlemek amacıyla 25 mg/ml Dnase (Sigma DN25)
konularak hazırlanır. İnkübasyon işlemi tamamlandıktan
sonra solüsyon 50 x g'de 5 dk santrifüj edilerek
arta kalan doku parçalarının çökmesi sağlanılır. Üstteki
kısım ayrı bir tüp içerisine alınır ve 400 x g'de
5 dk süreyle tekrar santrifüj edilerek, dipte toplanan
pellet kısmı inverted mikroskop altında incelenir. Elde
edilen matür ve motil spermatozoalar ICSI'de kullanılmak
üzere hazırlanılırlar.
Nonobstrüktif
olduklarına karar verilmiş 153 olgunun incelendiği bir
çalışmamızda, mekanik ayrıştırma sonucu en az bir spermatozoa
bulunma oranı %36 olarak saptanmıştır (Aydos K: Klinik
Bilimler 2001; 7: 636). Mekanik yöntem ile hücre
bulunamayan 98 olgunun doku süspansiyonları enzimatik
yöntem ile tekrar araştırıldığında ise, 19'unda daha
(%19) spermatozoa bulunduğu gözlendi. Demekki sadece
mekanik ayrıştırma yapılmış olsaydı, %19 olguda var
olmasına rağmen spermatozoanın bulunmadığına karar verilecekti.
Sonuç
olarak, ICSI yönteminin pratikte kullanımı infertilitenin
tedavisinde yeni bir dönem başlatmıştır. Burada androloji
ile uğraşan biz hekimlere düşen görev, yeteri matüritede
ve sayıda germ hücresinin elde edilmesini sağlamaktır.
Germ hücrelerinin matüritesinin sağlanması ise daha
testis dokusu içerisindeyken uğraşılması gereken bir
durumdur. Çünkü laboratuvardaki kültür koşulları henüz
ideal olandan çok uzaktır. Örneğin kültür ortamları
içerisine antioksidan veya FSH ya da testosteron eklenmesi
henüz rutin uygulanıma girmemiştir. Oysa TESE öncesi
in vivo olarak kullanılmaları yeterli intratestiküler
konsantrasyonlarını elde etmeye yetebilir. Ayrıca, FSH
replasmanı, östrojenlerin dengelenmesi, mikrosirkülasyonun
düzenlenmesi gibi medikal tedavilerin, spermin kromozom
yapısı üzerindeki olumlu etkileri yeni araştırılan ve
ileriye yönelik ümit veren uygulamalardır. TESE öncesi
FSH kullanılmasının seçilmiş olgularda hücre elde
etme başarısını anlamlı derecede artırdığı yakın zamanda
yayınlanmıştır (Aydos K, et al: Eur J Obst Gynecol
Reprod Biol 2002). Böyle düşünülürse, TESE öncesi
benzer tedavilerin geliştirilmesi ve belirli protokollere
bağlanması hiç kuşkusuz fertilizasyon ve gebelik oranlarını
da beraberinde yükseltebilecektir. Bu konuda daha fazla
çalışmaların yapılması gerekir. Diğer yandan, TESE tekniğine
ait prensipler de başarıda rol oynayan önemli faktörlerdir.
Kullanılan bistüriden, mikroskop becerisine kadar her
kademe, sonuç üzerinde etkilidir. Bütün bu veriler de
Androloji'nin, her geçen gün ilgi alanı genişleyen ve
yüz güldürücü sonuçlar veren bir bilim dalı olma özelliğini
vurgular niteliktedir.
|