|
PROSTATİT
Güncel sınıflandırması ve algoritmik tedavi yaklaşımları
Dr.Kaan
AYDOS
Son epidemiyolojik
çalışmalar ortaya koymuştur ki, sıklık, prevalans ve
doktora müracaat etme bakımlarından prostatitler de
artık bir prostat kanseri ya da benign hiperplazisi
kadar önem taşımaktadır. Gerçektende erkek sağlığının
bir major problemi halindedir. Rastlanılma sılığı %5
ile %8 arasında değişmektedir. 1990'da Amerika'da bir
yılda prostatit tanısı konan olgu sayısı 2 milyon olarak
bildirilmiştir. Bu üroloji vizitlerinin %8'ini oluşturmaktadır.
Bir üroloğun proatatit tanısı koyduğu olgu sayısı ise
yılda ortalama 100 ile 132 arasında değişmektedir. Bunlarında
%38'ini yeni hastalar oluşturmaktadır. Diğer yandan,
henüz kayıtlara prostatit tanısı geçmemiş ama prostatit
semptomları olan önemli bir kısım erkeğin de bulunduğu
tahmin edilmektedir.
ETYOLOJİ
Çoğu prostatit
olgusunda etyoloji, patogenez ve fizyopatoloji bilinmemektedir.
Akut bakteriyal prostatit aşağı üriner sistemin iyi
tanımlanmış bir enfeksiyoz hastalığı olup, kronik prostatit
sendromlarından tamamen farklı bir durumdur. Sendromun
kronik formu olası bir enfeksiyoz veya nonenfeksiyoz
prostatik inflamasyondan kaynaklanıyor olabilir ya da
noninflamatuvar bir proçestir. Ama değişik prostatit
sendromlarını kesin çizgilerle birbirinden ayırmak her
zaman mümkün olmamaktadır. Bu nedenle kronik prostatitli
hastaların klasifikasyonu da değişmiştir ve ileride
tanı ve tedavi stratejilerinde daha düzelmeler sağlayacağı
düşünülmektedir.
Tablo.
NIH'e göre prostatit sınıflandırması ve tanımları.
Kategori
I |
Akut bakteriyal prostatit |
Prostat glandının
akut enfeksiyonu |
| Kategori II |
Kronik bakteriyal
prostatit |
Tekrarlayan üriner
enfeksiyon
Prostatın kronik enfeksiyonu |
| Kategori III |
Kronik abakteriyal
prostatit
Kronik pelvik ağrı sendromu |
Pelvik bölgede en
az 3 ay süren, değişik şiddette miksiyon ve seksüel
semptomlarla birlikte olan pelvik bölgenin rahatsızlığı
yada ağrısı
Gösterilebilir bir enfeksiyon yok |
| Kategori IIIA |
İnflamatuvar kronik
pelvik ağrı sendromu |
Semende veya prostat
sekresyonunda veya VB3'de lökosit |
| Kategori IIIB |
Noninflamatuvar kronik
pelvik ağrı sendromu |
Semende, prostat
sekresyonunda ve VB3'de lökosit yok |
| Kategori IV |
Asemptomatik inflamatuvar
prostatit |
Biyopsi, semen, prostat
sekresyonu ve VB3'de inflamasyon
Semptom yok |
Akut
prostatit
Akut bakteriyal
prostatit tüm prostat glandının bilinen bir üropatojene
bağlı olarak generalize akut enfeksiyonudur. Aynı bakteriler
asemptomatik sistoüretritler ve sıklıkla bakteriyemi,
hatta septisemide de bulunabilir. Eğer tedavi edilmezler
ise hayatı tehdit eden bir septisemi ya da prostat absesinin
gelişimine yol açabilir.
Kronik
prostatit
Değişik
kronik prostatit sendromlarının patogenezinde, prostat
sekresyonunda (EPS), prostat masajı sonrası idrarında
(Post-M veya VB3) ya da semende klinik olarak bakteri
ve lökositozun gösterildiği enfeksiyon ve prostatik
inflamasyon bulunabilmektedir. Ancak kronik prostatitlerde
bakteriyal bir enfeksiyonun veya prostatik inflamasyonun
varlığı gösterilmeyebilir de. Kronik prostatitin etyoloji
ve patogenezinde değişik mekanizmalar sorumlu tutulmuştur.
Disfonksiyonel
yüksek basınçlı miksiyon
Çok sayıda
araştırıcı prostatit semptomlarıyla birlikte görülen
ağrının ve bunu takip eden irritatif ve obstrüktif miksiyon
semptomlarının anatomik ya da fizyolojik aşağı üriner
sistem obstrüksiyonlarından kaynaklanabileceğini ileri
sürmüşlerdir. Bu defekt basit bir mesane boynu problemi
olabileceği gibi, detrusor sfinkter dissinerjisinden
veya uretra darlığından ya da disfonksiyonel miksiyon
örneği gibi daha şüpheli bir durumdan da kaynaklanıyor
olabilir.
İntraprostatik
kanallara reflü
Özellikle
inflamatuvar kategoride olanlar başta olmak üzere, prostatitli
erkeklerde prostat içi kanallara idrar reflüsü söz konusudur.
Reflü olması için yüksek basınçlı türbülan idrar akımı
ile birlikte anatomik değişikliklerin birlikte bulunması
gerekmektedir. Ancak bu henüz kesin ispatlanmış değildir.
Mikrobiyolojik
etyoloji
Prostat
sekresyonları içinde (EPS, VB3, Post-M, ejakulat) uretral
idrar (VB1) ve orta idrar (VB2), masaj öncesi idrar
(Pre-M)'a göre daha yüksek konsantrasyonda bakteri bulunabilir.
Prostat içinde bakteri bulunma durumunun gerçek miktarı
tam olarak ortaya konmuş değildir. E. Coli gibi bilinen
üropatojen bakteriler ile birlikte olan prostatit olgularında
her hangi bir antibiyotiğe alınan yanıtlarda değişikler
gösteriyor olması prostatit etyolojisinde bakterinin
primer etken olmasını şüpheye düşürmektedir. Ayrıca
prostatik inflamasyonun patojen bir bakteri ile birlikte
bulunup bulunmadığının bilinmesi de çok önemlidir. Başka
bakterilerin varlığının da etken olabileceği unutulmamalıdır.
Prostatitte
sıklıkla rastlanılan bakteriler şunlardır:
Bilinen
patojenler: gram negatifler (E. Coli, klebsiella, psödomonas
gibi enterobakterler, vd.)
Prostat
için olası patojenler: gram pozitif enterokoklar (staphylokokus
aureus gibi), koagulaz negatif stafilokoklar, klamidya,
ureaplazma, anaeroblar, candida, trikomonas
Nonpatojenler:
difteroidler, laktobasil, corynebacterium
Kriptik,
kültüre edilemeyen organizmalar: biofilm bakteriler,
virüsler, cell wall-deficient bakteriler
Otoimmün
nedenler
Mikroorganizma
bulunamayan nonbakteriyal prostatit olgularında immünolojik
olayların da gelişmiş olabileceği bildirilmiştir. Otoimmün
nedenlere bağlı olarak ya da bazı bilinmeyen antijenlerin
yol açtığı immünolojik mekanizma ile inflamasyon ortaya
çıkabilir.
Kimyasal
iritasyon
İdrarın
veya içindeki metabolitlerin (ürat gibi) prostat kanalları
içine ya da asinilerine reflü olarak inflamasyonu uyarmaları
da mümkündür.
Nöromuskuler
faktör
Prostatit
için inflamatuvar veya noninflamatuvar olsun nöromuskuler
bir etyolojinin de sorumlu olabileceği ileri sürülmektedir.
Bu sendromlar ile birlikte görülen kronik ağrı şüphesiz
ki nöropatik karekterdedir. Bir görüşe göre noninflamatuvar
prostatit sendromları bir çeşit sempatik refleks distrofidir.
Çünkü, noninflamatuvar prostatitli hastaların semptomları,
alt ekstremitelerinde refleks sempatik distrofi bulunan
hastaların semptomlarıyla çok yakın benzerlik göstermektedir.
KLİNİK
BULGULAR
Akut bakteriyal
prostatitte semptomlar tipiktir. Şiddetli alt abdomen,
pelvik ve perineal ağrıdan şikayet ederler. Buna obstrüktif
ve ağrılı miksiyon yakınmaları da eşlik eder. Bacaklı
ateş, bulantı, kusma ve hipotansiyon gibi erken sepsis
bulguları bulunur. Prostat şiş ve büyümüş olup, aşırı
hassastır. Bu şekilde akut prostatit tanısı sadece klinik
muayene ile de konulabilir. İdrar kültürü için idrar
örneği, kan sayımı ve kan kültürleri için de kan alınır.
Takiben derhal geniş spektrumlu bir antibiyotik başlanılır.
Kronik
prostatitlerin klinik belirtileri ise prostatta bakteri
ya da prostat sekresyonu veya idrarda inflamasyon bulunsun
veya bulunmasın, genel olarak birbirine benzer. Semptomlar
dalgalanma gösterse bile sıklıkla uzun sürelidir (en
az 3 ay). Ürogenital ağrı ile iritatif ve obstrüktif
miksiyon belirtileri vardır. Kronik prostatitte ağrı
genellikle perineal ve derin pelvik bölgede lokalizedir.
Penis, testis, inguinal bölge, suprapubik, sırt ve ejakulasyon
sırasında da ağrı hissedilebilir. Miksiyon yakınmaları
genellikle BPH'da olduğu gibi acil miksiyon hissi, pollaküri,
noktüri, idrar akımında azalma ve yetersiz mesane boşalması
şeklinde ortaya çıkar. Ancak kronik prostatitte disürinin
görülme sıklığı BPH'dan daha fazladır.
Kronik
prostatit tanısı sadece klinik muayene bulgularına dayandırılarak
konulmamalıdır. Bazı hastalarda şiddetli anal sfinkter
spazmı bulunabilir. Rekatal tuşe bulgularıda orta dereceden
şiddetliye kadar değişebilen hassasiyet gösterebilir.
Bazen sadece pelvik bölgede hassasiyet vardır. Rektal
tuşe ile prostat muayenesinin amacı analiz için prostat
sekresyonu almaya yönelik olmalıdır.
Klasifikasyon
Akut bakteriyel
prostatit, kronik bakteriyel prostatit, abakteriyel
prostatit ve prostatodina şeklinde klasik sınıflandırma
faydalı olmakla birlikte, bazı yönleriyle yanıltıcıdır.
Belirgin bir prostatik patolojisi bulunmadığı durumlarda
hasta ya da doktor, %50 olguda kesin olarak bir prostat
hastalığını tanımlayacak şekilde semptomları ifade edip,
yorumlayamamaktadırlar. Buna açıklık getirmek üzere
NIH (National Institutes of Health) Bethesda, Maryland'da
prostatit konusunda bir konsensus toplantısı düzenledi
ve burada, prostatit araştırmaları konusunda yeni ufuklar
açmak amacıyla detaylı yeni bir klasifikasyon sisteminin
yapılması konusunda karar alındı.
Prostatitler
için yeni NIH klasifikasyon sistemi 3 ana kategori içermektedir. Burada özellikle
bilimsel çalışmalar ve klinik pratiğinde daha esnek
çalışma kolaylığı sağlayacak parametrelere de yer verilmiştir.
Kategori
III kronik pelvik ağrı sendromu kategorisi olup, hastaların
çoğu bu gruba girmektedir. Bu hastaların pelvik bölgede
3 aydan fazla süren ağrı ya da rahatsızlık (ürogenital
ağrı veya rahatsızlık) yakınmaları bulunur. Ayrıca değişik
derecelerde miksiyon ve cinsel problemler de eşlik eder.
Kronik
pelvik ağrı sendromu inflamatuvar (kategori IIIA) ve
noninflamatuvar (IIIB) olmak üzere 2 gruba ayrılır.
Birinci
International Prostatitis Collaborative Network Workshop,
1998'de bu yeni sınıflandırma sisteminin 3 yıllık sürecini
değerlendirmiş ve sonuçta faydalı olduğunu onaylamıştır.
Alt
üriner sistemin değerlendirilmesi
Alt üriner
sistemde enfeksiyonun lokalizasyonu için bilinen en
yagın test Meares-Stamey dört bardak testidir. Ancak
bu teknik zahmetli, kısmen maliyetli ve semptomatik
tedavi sonrası alınacak yanıtı önceden tahmin ettirmede
yetersiz olması gibi nedenlerin yanı sıra yanlış pozitivite
ve negativite oranlarının da yüksekliği nedeniyle, gerçek
anlamda pratik sayılmamaktadır. Yinede aksi ispatlanıncaya
kadar diğer testler için bir gold-standart olarak kalmaya
devam etmektedir.
Eares-Stamey
testinde önce ilk kısım idrar (uretral idrar VB1) alınır.
Arkasından orta idrar (mesane idrarı VB2) alınır. Bunu
takiben prostat masajı yapılarak akıntı alınmaya çalışılır
(EPS). En son olarak, masaj sonrası yapılan idrar (VB3)
toplanır. Her bir örnek mikroskopik değerlendirme ve
mikrobiyolojik kültür-antibiyogram çalışmasına alınır.
Nickel,
yukarıda tanımlanan yöntemi daha kolaylaştırmak için
yeni bir metod önermiştir. Özellikle kategori II'deki
kronik bakteriyal prostatitli hastaları daha iyi ayırd
etmeye yönelik bu teknik, önceki yöntem ile aynı bilimsel
değerde olup daha zahmetsiz ve daha ucuz maliyettedir.
Burada, sadece prostat masajı öncesi (Pre-M) ve sonrası
(Post-M) idrar örnekleri alınarak mikroskopik ve mikrobiyolojik
değerlendirime tabi tutulur. Post-M örnekte Pre-M'e
göre daha fazla lökosit ve bakteri çıkması kategori
II prostatite işaret eder. Yalnız lökosit görülmesi
kategori IIIA olarak değerlendirilir. Ne lökosit ne
de bakteri bulunmaması ise kategori IIIB'dir. Burada
bazı araştırıcılar önce uretral idrar örneğinin alınmasının
uretrit tanısına yardımcı olacağını belirtmişlerse de,
uretrit ve prostatit'in birlikte görüldüğü olgularda
pozitif VB1 gelmesi, bakteriyal prostatitin yetersiz
tedavi edilmesine neden olabilir.
Semptom
skorlaması
Kronik
prostatit tanımlaması semptomlara dayanmaktadır. Bu
nedenle hastalığın şiddeti, progresyonu ve tedaviye
yanıtın değerlendirilmesi en iyi olarak, geçerliliği
olan gerçekci bir skorlama sistemiyle yapılabilir. NIH
tarafından desteklenen Kronik Prostatit Klinik Araştırma
Network grubu, kronik prostatitli erkeklerde güvenilir
bir semptom ve hayat kalitesi indeksi geliştirerek yayınlamıştır
(Tablo). Takiben yapılan çalışmalarda bu skorlamanın
geçerliliği gerek hasta gerekse hekim bazında kanıtlanmıştır.
Bu sisteme göre kronik prostatitli olgular önce 3 ana
gruba ayrılmaktalar: Ağrı (lokalizasyonu, şiddeti, sıklığı),
miksiyon (irritatif ve obstrüktif semptomlar) ve hayat
kalitesi.
Yaşam
kalitesinin değerlendirilmesi
Kronik
prostatit hastanın yaşam kalitesi üzerine kuvvetle tesir
eder. Bunu aynen akut miyokard enfarktüsü geçirmiş veya
aktif Chron hastalığı bulunan erkeklerin durumuna benzetebiliriz.
Bu skorlamada yaşam kalitesini değerlendiren soru hayatınızın
kalan kısmını son bir hafta içerisinde hissettiğiniz
belirtilerle geçirecek olsanız kendinizi nasıl hissederdiniz
şeklinde düzenlenmiş olup, AUA-BPH semptom indeksi için
de kullanılmaktadır.
TEDAVİ
Antibiyotikler
Akut bakteriyal
prostatitlerin antibiyotik tedavisi ile iyileştikleri
bilinmektedir. Ancak kronik prostatitler için tedavi
halen tartışmalıdır. Trimethoprim-sulframethoxazole
bakteriyal kaynaklı, ya da böyle olduğu düşünülen, kronik
prostatit olgularında uzun yıllardan beridir kullanılmaktdır.
Ama Trimethoprim-sulframethoxazole tedavisinin uzun
dönem sonuçları fazla umut vermemiştir (tedavi başarısı
%15 ile %60 arasında değişmektedir). Quinolone tedavisi
(norfloxacin, ciprofloxacin, oxofloxacin gibi) ile alınan
sonuçlar ve bakteri eradikasyonu oranları daha iyi olmuştur.
Ancak rekürrens ve semptomların düzelmesi ile ilgili
uzun dönem sonuçları henüz netlik kazanmamıştır. Klamidya,
ureoplazma, mantar ve diğer kültüre edilemeyen ajanlar
için ampirik antibiyotik kullanımı ile ilgili sınırlı
sayıda çalışma mevcuttur.
Analjezikler
Prostatit
olgularının çoğunda analjezikler ampirik olarak kullanılmaktadır,
ama uzun süreli etkileri konusunda bilgilerimiz çok
azdır. Çok ağrılı semptomları olanlarda analjezikler
etkisiz kalmaktadır. Trisiklik antidepresanların (amitriptyline
gibi) eklenmesi, prostatit semptomlarına eşlik eden
ağrının kontrolünde faydalı olabilir.
Antiinflamatuvarlar
Indomethacin
ve Nimesulide gibi nonsteroid antiinflamatuvar ajanlar
nonspesifik inflamasyonu olan hastalarda yararlı olabilirler.
Sitokin inhibitörleri veya COX-2 inhibitörleri gibi
immünmodülatörler de denenebilirse de, bunların önerilebilmsi
için daha detaylı araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Miyorelaksanlar
Diazepam
ve baclofen gibi ilaçlar kategori IIB kronik pelvik
ağrı sendromu grubu olgularda, özellikle sfinkter dissinerjisi
veya pelvis tabanı/perineal kas spazmı bulunan hastalarda,
bu amaçla kullanılabilir. Yine de detaylı araştırma
sonuçları daha kesin fikir verecektir.
Alfa
blokürler
Bazı durumlarda
prostatitin, intraprostatik kanallar içerisine idrarın
reflusu ile birlikte olan (kategori IIIA) veya olmayan
(kategori IIIB) miksiyon bozuklukları neticesi geliştiği
düşünülmektedir. Mesane boynu ve prostattaki alfa reseptörlerin
bloke edilmesiyle idrar akım parametrelerinin düzelmesi,
zamanla bazı prostatit semptomlarında hafifleme yapabilir.
Fenoksibenzamin, alfuzosin ve terazosin ile yapılan
sınırlı çalışmalarda hastalarda %48-80 oranlarında klinik
düzelme bildirilmektedir.
5 alfa
redüktaz inhibisyonu
Glandüler
epitel ile birlikteliği olan proatat inflamasyonu kısmen
hormonal kontrol altındadır. Bu nedenle, duktal ve glanduler
dokuların regresyonunu sağlayan 5-alfa-redüktaz inhibisyonu
(finasterid gibi) idrar akım parametrelerini düzeltmekte
ve belki de inflamasyonu da etkilemektedir. Kategori
IIIA kronik pelvik ağrı sendromu bulunan kronik prostatit
olgularında yapılan bazı sınırlı çalışmalarda finasteridin
inflamasyonu, miksiyonu ve ağrıyı etkilediği ortaya
konmuştur.
Fitoterapi
Fitoterapinin
etkisi genel olarak 5-alfa-redüktaz inhibisyonu, antiinflamatuvar
etki, miksiyon parametreleri üzerine etki ya da plasebo
şeklinde olabilir. Bunları rutin kullanıma girmesi için
geniş çaplı prospektif çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Pentosanpolysulfate
Kadınlardaki
interstisiyel sistit ile erkeklerdeki kronik prostatit
arasındaki benzerlik bazı araştırıcılar tarafından kronik
prostatitin yanlış tanı konmuş interstisiyel sistit
olguları olduğu şeklinde yorumlanmasına yol açmıştır.
Bir çalışmada da pentosanpolysulfate kullanılan kronik
prostatitli olgularda başarılı olunduğu bildirilmiştir.
Allopurinol
Prostat
içine ürat reflüsünün inflamasyon yapabileceği ileri
sürülmüştür. Bu nedenle allopurinol kullanılan bir grup
olguda plaseboya göre anlamlı pozitif yanıt alınmış
olup, 3 aylık allopurinol tedavisi önerilmiştir. Ama
başka çalışmalar bunu desteklememiş olup, kesin kararı
daha detaylı araştırmalar verecektir.
Isı
tedavisi
Transrektal
hipertermi ve transuretral termoterapi yolu ile prostata
ısı uygulanması bazı hastalarda uzun dönem takiplerde
başarılı sonuçlar vermiştir. Ancak problem bu invazşv
yöntemden fayda görecek hasta grubunun seçimidir. Isı
tedavisi kronik inflamasyonun (fibrozis gibi) doğal
iyileşme sürecini hızlandırıyor veya prostatik sinirleri
etkileyerek yada haraplayarak adeta bir intraprostatik
sempatektomi yaratıyor olabilir.
Tekrarlayan
prostat masajları
Uzun yıllardır
prostat masajı prostatit tedavisinde kullanılmıştır.
Ancak mikrobiyolojide kaydedilen ilerlemeler neticesi
1960'lardan sonra bu yöntem hemen hemen terk dilmiştir.
Ancak son yıllarda, kronik prostatitli hastaların standart
medikal tedavilerden fayda görmemeleri nedeniyle bu
yöntem tekrar gündeme gelmeye başlamıştır. Tedavi edici
etkisinin tıkanmış prostat kanallarının drenajını sağlaması,
sirkülasyonunu ve antibiyotik penetrasyonunu düzeltmesi
olduğu düşünülmektedir.
Cerrahi
uygulamalar
Spesifik
bir endikasyonu yoksa, kronik prostatit sendromunun
tedavisinde cerrahinin önemli bir etkisi yoktur. Ürodinamik
olarak mesane boynu obstrüksiyonu bulunduğu ortaya konan
olgularda mesane boynunun transuretral insizyonu faydalı
bir uygulamadır. Prostat glandının transuretral balonla
dilatasyonu da denenmiştir. Transuretral prostat rezeksiyonu
ve hatta radikal prostatektomi (özellikle enfekte taş
bulunanlarda) bile önerilmiş olmakla birlikte böyle
invaziv tedavilerin faydaları konusunda yeteri kadar
kanıt bulunmamaktadır.
Destek
tedavisi
Biofeedbeck,
relaksasyon ekzersizleri, yaşam tarzında değişiklikler
(diyet, spor alışkanlıkları vb.), akapunktur, masaj,
meditasyon ve simit minderlere oturmak gibi önlemlerin
semptomların azaltılmasında, en azından hastanın hastalığı
ile birlikte yaşamaya alışmasında önemli rolü vardır.
Pratik
tedavi algoritmi
Aşağıda
NIH klasifikasyonuna göre sınıflandırılan hastaların
tedavilerinde kullanılabilecek tedavi algortimleri verilmiştir.
Kategori
I
Kategori
I prostatit olguları en kolay tanı konan, ancak akut
özelliği nedeniyle son derece ciddi sonuçları olabilen
ve tedavisi nispeten en kolay grubu oluşturur. Tanı
anamnez ve fizik muayene ile konur. İdrar kültürü, kan
sayımı ve kan kültürü çalışmaları yapılır. Ciddi obstrüksiyon
bulguları varsa ya da rezidü idrar tespit edilmişse
travmatize etmeden bir Foley kateter takılarak drenaj
sağlanılır. Hastanın rahatsız olması durumunda suprapubik
sistostomi temin edilmelidir. 24-36 saat sonra kateter
çıkarılır. Derhal, enterokok ve stafilokok gibi gram
pozitif bakterileri ve akut prostatitin en sık nedeni
olan gram negatif bakterileri de içine alan geniş sperktrumlu
parenteral antibiyotiklere başlanılır. Ampisilin ve
gentamisin bu amaçla tavsiye edilmiştir. Ancak, diğer
rejimler de kullanılabilir.
Çoğu olguda
36-48 saat içerisinde ateş düşer. Düşmeyen ateş olgularında
prostat absesinden şüphelenilmelidir. Antibiyotik tedavisine
yanıt alınmaması ve prostatta flüktan bir kitlenin hissedilmesi,
bunun da transrektal ultrasonografi ile teyid edilmesi
abse tanısını akla getirmelidir. Eğer abse tanısı konursa
anaerobik etkili antibiyotikler eklenmeli ve derhal
abse drene edilmelidir. Transuretral yolla drene etmek
daha etkili görülmektedir. Ancak çoğu olguda abse gelişmez
ve ateş düşerek hasta oral antibiyotikler verilerek
taburcu edilir. Kullanılan antibiyotikler kültür antibiyograma
göre düzenlenmelidir. Fluoroquinolonlar (siprofloksasin,
ofloxacin vd) veya Trimethoprim-sulframethoxazole 4
hafta süreyle yazılmalıdır. Akut bakteriyal prostatit
olguları fazladan tedavi edilebilir ama kesinlikle tedavi
yetersiz kalmamalıdır.
Kategori
II
Bu kategorideki
hastaların prostat sekresyonlarında (EPS, VB3 veya Post-M,
ya da ejakulatta) bol patojen bakteri ve kan sayımlarında
lökositoz bulunur. Uzun süreli ve tam doz antibiyotik
tedavisi gerekir. Tercih edilen antibiyotikler Fluoroquinolonlar
(siprofloksasin, ofloxacin vd) veya Trimethoprim-sulframethoxazole'dir.
Tedavi süresi olarak 4 - 12 hafta arasında değişik bildiriler
olmuşsa da, çoğu hastada optimum süre olarak 12 hafta
önerilmektedir. Eğer semptomlar düzelmezse, antibiyotiğe
devam etmek ve ilave olarak prostat masajları yapmak,
orta derecede başarılı bir uygulama olarak önerilmiştir.
Antibiyotik tedavisine rağmen semptomlar artarak devam
ederse, uzun süreli supresiv doz antibiyotiğe başlanılır.
Rekürrens gelişenlerde ise profilaktik amaçlı düşük
doz antibiyotik verilir.
Cerrahi
tedavi sadece mesane boynu problemi ya da uretra darlığı
olanlarda önerilmelidir. TURP ve radikal prostatektomi
için en uygun hastalar prostat sekresyonunda hep aynı
bakterinin ürediği hastalardır. Bakterinin gerçekten
prostattan ürediğini ortaya çıkarmak için prostat biyopsisi
yapılmalıdır. Kronik ve persisten bakteri bulunan prostat
taşlarında da radikal TURP veya total prostatektomi
düşünülebilir. Ancak hastaya bu girişimlerin olası morbiditeleri
(inkontinans ve empotans gibi) ile semptomların iyileşememesi
durumları ayrıntılı olarak izah edilmelidir.
Kategori
IIIA
Bu kategorideki
hastaların prostat araştırmasında (EPS, VB3, Post-M,
ejakulat incelemeleriyle) bir üropatojen ya da patojen
bakteri ürememiştir ama Pre-M örneğe göre belirgin lökositoz
bulunmaktadır. Ancak, tanımlanmamış etyolojisi ve olası
bir patojene ya da kriptik kültüre edilemeyen bir mikroorganizmaya
bağlı olma olasılığı göz önüne alınarak, antibiyotik
tedavisi gerekir. 6 haftalık bir deneme idealdir. Eğer
tedaviye yanıt alınırsa bir 6 hafta daha uzatılmalıdır.
Klamidya ve ureaplasmayı da kapsayacak şekilde, kategori
II için verilen antibiyotikler uygulanabilir. Tedaviye
yanıt alınamaması durumunda, obstrüktif semptomları
olanlarda alfa-blokürler, anti-inflamatuvarlar ve tekrarlayan
prostat masajları ile devam edilmelidir. Masaj yapılacak
olgularda kriptik bakterilerin ortama çıkma olasılığına
karşı antibiyotik proflaksisi mutlaka eklenmelidir.
Finasterid, fitoterapi, pentosanpolysulfate ve yaşam
tarzında düzenlemelerden de bazı hastalar fayda görebilirler.
Cerrahi girişimlerin faydası olmadığı gibi, morbiditeye
ve ağrının devam etmesine yol açabilirler. Morbiditesi
ve bir faydası olamayabileceği anlatılan olgularda son
çare olarak transuretral yolla termoterapi tedavisi
de uygulanabilir.
Kategori
IIIB
Bu hastaların
toplanan örneklerinde prostata ait ne patojen mikroorganizma
ne de lökosit bulunmamaktadır. Her ne kadar bu grupta
mikrobiyolojik bir etken geniş çapta söz konusu değilse
de, 4 haftalık bir antibiyotik kullanılması denenebilir.
Yanıt alınamaması durumunda, prostat glandı ile ilgili
olmayan nonbakteriyel nedenlere yönelik tedaviler verilmelidir.
Kategori IIIB prostatiti bulunan hastalara üçlü tedavi
yaklaşımı tavsiye edilmektedir. Bu tedavilerin bir arada
uygulanması gerekir. Üçlü tedavi yüksek doz alfa blokürler
(prostata selektivitesi daha az olanlar), analjezikler
(kullanım süresi sınırlandırılmış narkotik analjezikler)
ve miyorelaksanlardan (diazepam gibi) oluşur. Hastanın
hospitalize edilmesi gerekmez ama 2 hafta süreyle evde
istirahat etmesi önerilir. Semptomların hafiflemesini
takiben narkotik analjeziklerin yerine nonsteroid antiinflamatuvar
analjeziklere (kodein ve ibuprofen / acetominophen kombinasyonu
gibi) geçilir ve diazepam dozu azaltılarak birkaç hafta
sonra kesilir. Alfa blokürlere ise 3 ay ya da daha uzun
süre devam edilir. Eğer düzelme sağlanamazsa, biofeedback,
relaksasyon ekzersizleri, psikoterapi ve yaşam tarzında
düzenlemeler (diyet, sportif faaliyetlerin düzenlenmesi,
yumuşak yastıkta oturma gibi) şeklinde konservatif destekleyici
tedavi başlanmalıdır. Hasta ve hekim bilmelidirler ki,
kategori IIIB prostatit olgularında tedaviden öte semptomlarda
azalma ve yaşam kalitesinde iyileşme hedeflenmektedir.
Kategori
IV
Klinik
olarak prostatit semptomları olmayan bu erkeklerden
alınan prostata ait örneklerde (ejakulat, biyopsi ya
da ameliyat materyallerinde) sıklıkla inflamasyon bulunmaktadır.
Asemptomatik olguların çoğunda tedavi gerekmez. PSA
yüksekliği nedeni ile biyopsi yapılıp biyopsi materyalinde
inflamasyon gözlenen bazı olgularda biyopsiyi tekrarlamadan
önce bir dönem antimikrobiyal tedavi verilmesi gerekebilir.
BPH veya prostat kanserli erkeklerde prostat inflamasyonu
gösterilmiş ise endoskopik yöntemler ya da cerrahi uygulanmadan
önce profilaktik antibiyotik verilmesi konusunda tartışılabilinir.
Asemptomatik olup semende inflamasyon saptanan infertil
erkeklerde bir dönem antibiyotik kullanılması önerilmektedir.
Sonuç
Prostatit
olgularının etyoloji, tanı ve tedavilerindeki görüşler
son 3 yıl içerisinde önemli ölçüde değişmiştir. Artık
hekimlerin bu hastalardan sakınması gerekmemektedir.
İleride yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesi ile
prostatiti bulunan hastaların daha fazla fayda görecekleri
şüphesizdir.
Nickel
JC: Prostatitis: evolving management strategies. Urol
Clin North Am. 1999: 26: 737-52'den özetlenmiştir.
|