|
NONOBSTRUKTİF AZOOSPERMİ
Dr. Kaan AYDOS
Azoospermi,
ejakulatta hiç sperm bulunmaması anlamına gelir ve erkeklerin
%1'inde (Willott, 1982), infertilite yakınması olanların
ise %10-15'inde (Jarrow, 1989) rastlanılır. Sperm taşıyan
kanallarda herhangi bir obstrüksiyonun bulunmamasına
rağmen, ejakulat analizinde azoospermi bulunması ise
nonobstrüktif azoospermi olarak tanımlanır. Azoospermi
tanısı ejakulatın 3000 g hızda 15 dk santrifüj edilmesini
takiben, mikroskop incelemesinde pellette hiç sperm
bulunmaması durumunda konulur (WHO, 1999). En az 1 ay
aralıkla yapılacak iki analiz ile tanı kesinleştirilmelidir.
Bazı çalışmalardan elde edilen bulgulara dayanarak,
klinik varikosel ve hormonal bozukluklar gibi düzeltilebilir
faktörlerin tedavi edilmelerini ya da eğer mevcutsa
gonadal toksik maddelerin kesilmesini takiben 3 ay sonra
sperm analizinin yeniden kontrol edilmesi de uygun olur
(Schlegel, 1999b).
Nonobstrüktif
azoospermide spermatogenezde değişik derecelerde bir
bozulma söz konusudur. Testislerin histopatolojik incelemesinde
azoospermi nedeni olarak komplet germ hücre aplazisi
(Sertoli cell-only sendromu veya Del Castillo sendromu),
fokal spermatogenez gösteren Sertoli cell-only sendromu,
spermatogonium, spermatosit veya yuvarlak spermatid
seviyelerinde maturasyon duraklaması, parsiyel maturasyon
duraklaması, hipospermatogenez ve komplet sklerozis
bulunur. Sıklıkla hormonal, genetik ve testislerde intrensek
spermatogenez bozukluğuna yol açan faktörlere bağlı
olarak gelişebilir (Weidner, 2002).
Erkek
faktörü infertilite olgularının tedavisinde en önemli
ilerleme, nonobstrüktif infertilite olgularında testislerde
spermatogenezin devam ettiği küçük odakların gösterilerek,
birden fazla biyopsi ile bu odaklardaki matür sperm
hücrelerinin elde edilmesi (testiküler sperm ekstraksiyonu;
TESE) olmuştur. Elde edilen hücreler ICSI'de
(intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu) kullanılarak sağlıklı
gebelikler sağlanabilmektedir. TESE ile bu olguların
%24-81'inda spermatozoa elde edilebilmesine ve %18 ile
38 arasında gebelik sağlanabilmesine rağmen, yine de
testis biyopsilerinde total germinal aplazi ya da maturasyon
duraklaması bulunan erkeklerin %58-76'sında, sperm elde
edilmesinde başarısız kalınmaktadır (Tournaye, 1997;
Schlegel, 1999b; De Geyter, 2000; Aydos, 2001a). Hipospermatogenez
ve fokal spermatogenez gösteren Sertoli cell-only (SCO)
sendromunda bu oran daha da yüksek olmaktadır. Burada
en önemli sorun hangi olgularda matür sperm bulunabileceğinin
önceden tahmin edilememesi ve uygulamadaki teknik faktörlerdir.
Azoospermik
bir hastada testislerinde sperm bulunup bulunmadığını
kesin olarak ortaya koyacak herhangi bir klinik test
yoktur. Bununla birlikte, tedavi planının yapılmasında
klinik verilerin ve laboratuvar testlerinin katkısı
bulunabilir. Bu amaçla hastanın medikal hikayesinde
daha önceki fertilite durumu, orşit, inmemiş testis
gibi çocukluk dönemine ait hastalıkları, genital veya
pelvik travma hikayesi, inguinal ameliyatlar, epididimit
veya uretrit ile seyretmiş enfeksiyon hikayesi, radyasyon
ya da kemoterapi gibi gonadal toksiklere maruziyet,
yakın zamanda aldığı medikal tedaviler, ateşli hastalıkları
ve yüksek ısıya maruz kalma durumu ile ailede doğumsal
anomaliler, mental retardasyon, fertilizasyon problemleri
veya kistik fibrozis olgularının varlığı sorgulanmalıdır.
Fizik muayenede testis boyutları ve yoğunluğu,
sekonder seks karakterleri, vücut yapısı, kıl dağılımı,
jinekomasti, vaz deferenslerin varlığı, epididimlerde
sertlik, varikosel ve rektal muayenede prostat araştırılmalıdır.
Testis
içinde spermatogenezin topografik dağılımı volüm ile
bir ilişki göstermediği için, TESE'de hücre bulma olasılığını
tahmin etmede testis volümü tayini yol gösterici
özelliğe sahip değildir. Histopatolojisi SCO sendromu
olmasına rağmen normal volüm gösteren bir testiste,
spermatozoa bulma şansı da düşük olacaktır. Diğer yandan,
küçük volümlü bir testis, maturasyon duraklaması gösterse
bile TESE'de hücre bulunamıyacağını da ifade etmez (Devroey,
1995). Normal volümlü testislerin ancak %44'ünde sperm
elde edilebilirken, çok küçük volümlü testislerin de
%25'inde yine hücre bulunabileceği bildirilmiş olup,
volüm < 5ml testislerde de ICSI'de kullanılmak üzere
matür spermatozoa elde edilebilmektedir (Amer, 2001).
Nonobstrüktif
azoospermi olgularında ejakulat volümü genellikle
normal bulunmakla birlikte, hipogonadizimde volüm azalabilir.
Bu nedenle ayırıcı tanıda tek başına bir değeri yoktur.
Azoospermi
olgularında temel endokrinolojik tetkikler serum follikül
stimüle edici hormon (FSH) ve testosteron ölçümleridir.
FSH; Sertoli hücreleri üzerinden hormonlar, büyüme faktörleri
ve sitokinler gibi değişik proteinlerin yapımını uyararak
ya da inhibe ederek testis fonksiyonlarını düzenler
(Sharpe, 1994). Hipofizden FSH salınımı ise esasen Sertoli
hücreleri tarafından yapılan inhibin B tarafından kontrol
edilir. İnhibin B testosteron ile birlikte diürnal
bir ritim gösterir. Sabah en yüksek değerine ulaşırken
akşama doğru düşme eğilimindedir (Carlsen, 1999). Sağlıklı
ve infertil erkeklerde inhibin B'nin sabah ölçülen serum
konsantrasyonları FSH, sperm sayımı ve testis volümü
ile de korele bulunmuştur (Eckardstein, 1999). İnhibin
B germ hücrelerinin ve Sertoli hücrelerinin fonksiyonel
durumunun direkt bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.
İnhibin B salgılanmasının kontrolünde germ hücrelerinin
rolü bulunduğu ortaya konmuştur (Pineau, 1990). Rat
testisinde, seminifer tubüllerden inhibin B salgılanması
esasen spermatidlerin varlığına bağlıdır (Allenby, 1991).
İnhibin B düşük ise, spermatidlerin de bulunmadığı sonucuna
varılabilir. Her ne kadar nonobstrüktif azoospermi olgularında
serum inhibin B düzeyleri belli bir değerin altına düştüğünde
TESE'de sperm bulma şansının anlamlı derecede azaldığını
ve bu nedenle inhibin B'nin TESE sonuçlarını predikte
ettirmede değerli bir markır olduğunu bildiren çalışmalar
mevcutsa da (Ballesca, 2000; Brugo-Olmedo, 2001), bunun
aksine TESE'de predikte ettirici bir rolü olmadığı da
gösterilmiştir (Garem, 2002; Guthauser, 2002). İnhibin
B ve FSH'nın birlikte değerlendiriminin daha anlamlı
olacağı da önerilmektedir (von Eckardstein, 1999). Burada
inhibin B salgılanması üzerine etkili başka faktörlerin
rolünün olması olasıdır.
Testiküler
spermatogenetik yetmezlik primer ya da sekonder gelişmiş
olabilir. Bu ikisinin ayırt edilmesinde FSH ve testosteron'un
birlikte değerlendirimi önemlidir. Normal veya düşük
testosteron ile birlikte FSH'nın yükseldiği durumlarda
primer testiküler yetmezlik düşünülmelidir. FSH'nın
düşüklüğü ise hipotalamus-hipofiz kaynaklı sekonder
testiküler yetmezlik ile uyumludur. Vazal agenez bulunmadığı
ve testis boyutlarının normal sınırlar içerisinde ölçüldüğü
durumlarda azoosperminin kaynağını ortaya koymada FSH
ile birlikte ejakulat volümü de faydalı olabilir. Böyle
erkeklerde eğer ejakulat volümü normal ise proksimal
seviyede bir obstrüksiyon ya da testiküler yetmezlik
olasıdır. Ejakulat volümünün düşüklüğü ejakulatör kanallara
ait obstrüksiyon ya da fonksiyon bozukluğunu düşündürürken,
FSH'daki yükselme primer testiküler yetmezliğe işaret
eder. Özellikle FSH'nın normalin 2 katı yükselmesi spermatogenezde
bozulma olduğunun göstergesidir.
İnfertil
erkeklerin tanısal araştırmalarında serum FSH ölçümü
geniş çapta kullanılmakla birlikte, FSH, azoosperminin
yapısı ve testis dokusunda spermatozoa varlığı bakımından
yeterli olmamaktadır. Özellikle, testislerden sperm
elde edilerek ICSI yapılması düşünüldüğünde, testislerde
sperm bulunma durumu ile serum FSH sonuçları arasında
bir ilişki yoktur. FSH esasen seminifer tubüllerde bulunan
spermatogoniumların sayısı ile ilişkilidir, matür spermatid
sayısı ya da ejakulattaki spermatozoa konsantrasyonu
ile yakın bir korelasyon vermez (DeKretser, 1974). Bu
nedenle spermatogenetik duraklama gösteren testis patolojilerinde
FSH normal bulunabileceği gibi, FSH'nın normal bulunması
da her zaman testislerde normal spermatogenezin varlığına
işaret etmez (Jarow, 2002). FSH ile karşılaştırıldığında,
azoosperminin şeklini inhibin B daha doğru yansıtır.
Özellikle Sertoli cell only sendromu'nda muhtemelen
Sertoli hücresindeki hasar nedeniyle serum konsantrasyonu
en düşük seviyesine iner (von Eckardstein, 1999). Ancak
serum FSH düzeyleri ile inhibin B düzeyleri arasında
her zaman aynı uyum görülmeyebilir. Örneğin bir grup
oligozoospermik erkekte yükselmiş serum FSH'sı ile birlikte
normal inhibin B düzeyleri bildirilmiştir (Foresta,
1999). Dolayısıyla, ne çok yükselmiş serum FSH seviyesi
ne de düşmüş inhibin B düzeyi TESE sırasında spermatozoa
elde edilebileceğini ekarte etmemektedir (Jezek, 1998).
Azoospermi
olgularında tedaviyi planlamak açısından tanısal
testis biyopsisi alınmasının bir değeri yoktur.
Biyopside sperm bulunmuş ya da bulunmamış olması, testisin
diğer yerlerinde de sperm bulunacağı ya da bulunmayacağını
kesin olarak göstermez (Jarow, 2002). Yukarıda belirtildiği
gibi, biyopsi sonucu spermatogenezde değişik derecelerde
anormallik gösterse bile, TESE ile bu olguların %24-81'inda
spermatozoa elde edilebilmektedir. Testis boyutları,
ejakulat volümü, serum FSH ve testosteron değerlerinin
normal bulunduğu olgularda olası bir obstrüksiyondan
şüphelenilerek rekonstrüktif amaçlı skrotal eksplorasyon
yapılmalı, bu sırada istenirse testis biyopsisi de alınabilir.
Aynı seansta elde edilen sperm, ileride kullanılmak
üzere dondurularak saklanılabilir. Eğer klinik ve laboratuvar
bulgulara göre nonobstrüktif azoospermiden şüpheleniliyorsa,
hastaya gerekli açıklamalarda bulunulduktan sonra TESE
yapılmalı ve aynı seansta tanısal amaçlı testis biyopsisi
alınmalıdır. İlk uygulamada sperm bulunan olguların
%11'inde ikinci uygulamada sperm bulunamaması nedeniyle
(Friedler, 2002), TESE ile sperm elde edilirse dondurularak
saklanmalıdır. Testis biyopsisi, düşük olasılıkda rastlanılsa
da intratestiküler in situ karsinom'u tespit edebilir.
ICSI'de
kullanılmak üzere testislerden sperm elde etmek amacıyla
randomize biyopsiler alınması durumunda, sperm bulunabilmesi
için çok sayıda biyopsinin alınması ve fazla miktarda
doku çıkarılması gerekebilir. Sperm bulunana kadar biyopsi
alma işlemine devam edilmelidir. Burada çıkarılması
yeterli olabilecek maksimum biyopsi sayısı tandardize
edilmiş değildir. Randomize biyopsilerin genellikle
üst kutup-alt kutup- rete testisin uzağında iç kenar
ve dış kenardan olmak üzere 4 adette sınırlandırıldığı
görülmektedir. Birden fazla biyopsi dokusunun çıkarılması,
tek parça çıkarılmasına göre sperm bulma şansını anlamlı
ölçüde artırır (Amer, 1999). Ancak bu durum testislerde
hematom ve travma riskini de beraberinde getirir. Doku
travması ve kaybının küçük testislerde serum testosteronunda
geçici düşüş yapması da olasıdır (Weidner, 2002). İnce
iğne aspirasyon biyopsisi yapıldığında ise çok sayıda
iğne batırılmasına bağlı hematom ve travma riski oluşturmasının
yanısıra, sperm elde etme başarısı da açık biyopsi ile
elde edilen başarıdan düşük kalmaktadır. Bu nedenle
nonobstrüktif azoospermi olgularında gerek kanama ve
hematom oluşma riskini azaltmak gerekse matür seminifer
tubülleri ayırt ederek sperm bulma şansını arttırmak
amacıyla mikrocerrahi teknik kullanılarak TESE yapılması
önerilmektedir (Schlegel, 1999a).
Nonobstrüktif
azoospermi olgularında ilk TESE denemesinde sperm bulunamayan
olguların %25'inde ikinci denemede hücre bulunabilmektedir.
Bunda da sperm bulunamaz ise yapılması gereken maksimum
TESE uygulama sayısı 4 olarak önerilmektedir. Daha fazla
teşebbüs hücre bulma şansını artırmamaktadır (Friedler,
2002).
Testislerin
renkli Doppler ile taranmasından elde edilecek sonuçların,
sperm bulunmasında yol gösterici olabileceği önerilmiştir
(Foresta, 1998). Bu yöntemle, kanlanmanın olduğu bölgelerden
yapılan ince iğne aspirasyon biyopsileriyle ICSI'de
kullanılmak üzere matür sperm elde etme başarısı önemli
ölçüde artmaktadır. Ancak kesin kanıya varmak için daha
geniş çalışmalara ihtiyaç vardır.
Testislerden
sperm elde etme yönteminin (açık veya perkütan yolla)
veya sperm kaynağı'nın (testis veya epididim) fertilizasyon
ve gebelik oranları üzerine etkisi olduğunu bildiren
yeterli kanıt yoktur (Jarow, 2002). Ayrıca, testislerden
alınan sperm dondurulup saklandıktan sonra kullanıldığında
da, taze sperme göre fertilizasyon ve gebelik üzerinde
kanıtlanmış bir etki göstermemektedir. Yine de çoğu
merkezde taze spermin kullanılması tercih edilmektedir.
Ama zamanlama ve ekonomik nedenlerden dolayı sperm elde
etme işleminin oosit toplanmasından daha önceki bir
tarihte yapılarak dondurulup saklanması önerilmektedir.
Bu şekilde, eğer sperm bulunamaz ise gereksiz yere IVF
için hazırlanmış olacak kadında ortaya çıkabilecek hafif
veya şiddetli ovarial hipersitimulasyon (%1-20) ya da
oosit toplanmasına ait kanama, enfeksiyon vb. olası
problemler de elimine edilmiş olunur.
Açık cerrahi
yöntem kullanılarak TESE için alınan testis biyopsilerinde
spermatozoa aranmasında sıklıkla mekanik ayrıştırma
yöntemi kullanılmaktadır. Burada seminifer tubülilerin
bazal membranları mekanik olarak parçalanarak, lümende
bulunan az sayıdaki germ hücrelerinin ortama geçmeleri
sağlanılır. Bu sırada spermatozoaların yanısıra yuvarlak
germ hücreleri, interstisiyel hücreler ve Sertoli hücreleri
de açığa çıkmaktadır. Ancak işlem sırasında bir kısım
hücreler parçalanmakta ve ortama dejenere olmuş hücre
artıkları, serbest nukleuslar ve rezidü doku parçaları
ile toksik serbest oksijen radikalleri de çıkar (Crabbe,
1997). Diğer yandan, mekanik ayrıştırma yapıldıktan
sonra bir miktar spermatozoa ve spermatidin Sertoli
hücrelerinden ayrılmayarak yapışık kaldıkları ve lümene
dökülmedikleri görülmektedir. Mekanik parçalamadan başka,
testis dokusundan hücre elde etmede kollagen liflerini
ayrıştırmak ve hücreler arasındaki bağlantıları kopararak
serbestçe lümene dökülmelerini sağlamak amacıyla enzimatik
ayrıştırma teknikleri de denenmiştir. Bu amaçla
trypsin-Dnase, trypsin tip III ve collagenase tip I
kullanılmış ve başarılı sonuçlar bildirilmiştir (Blanchard,
1991; Aslam, 1998). Nonobstrüktif azoospermili erkeklerde
mekanik yöntem ile hücre bulunamayan olguların %15'inde
kollajenaz tip IV enzimatik ayrıştırma yöntemi ile ICSI'de
kullanılabilecek motilite ve matüritede spermatozoa
elde edilebileceği ortaya konmuştur (Aydos, 2001b).
Kollagenaz; dokuların ayrıştırılmasında yaygın olarak
kullanılan oldukça spesifik bir proteazdır. İnsanda
da testislerden sperm elde edilmesinde başarıyla kullanılmıştır
(Crabbe, 1998). Fisher, bu yöntem ile insanda ilk gebelik
bildirenlerdendir (Fischer, 1996). Crabbe, kollajenaz
IV'ün in vivo ortamda germ hücrelerinin yer değiştirmesinde
ve spermiasyon sırasında matür spermatozoaların lümene
salınmasında rol oynayabileceğini ileri sürmektedir
(Crabbe, 1997). Ancak, hücre süspansiyonu ortamına enzim
konmasının bu hücrelerin fertilizasyon kapasitelerini
nasıl etkilediğinin daha geniş serilerde araştırılması
gerekir. Bu nedenle, non-obstrüktif azoospermi olgularında
testis doku örneklerinin mekanik ayrıştırılması işleminin
başarısız kaldığı durumlarda kollajenaz tip IV enzimi
kullanılarak ayrıştırmaya devam edilmesinin, matür spermatozoa
elde edilmesinde etkin bir yöntem olduğu söylenilebilir.
Diğer yandan, çokmerkezli verilerin retrospektif olarak
değerlendirildiği bir çalışma, mekanik ayrıştırma veya
enzimatik ayrıştırma yöntemlerinin motil sperm eldesinde,
fertilizasyon ve gebelik oranları üzerinde birbirlerine
anlamlı bir üstünlük göstermediğini ortaya koymuştur
(Baukloh,2002). İlginç bir gözlem, enzimatik yöntem
ile elde edilen immotil spermatozoa ve uzamış (elongated)
spermatidlerin fertilizasyon başarılarının, enzimatik
yöntem kullanılan olgularda daha fazla olduğudur. Ancak,
enzimatik yöntemin mekaniğe göre çok daha fazla süre
aldığı da belirtilmektedir.
TESE olgularında
testis dokusunun belirli bir müddet kültür ortamında
bekletilmelerinin ICSI sonuçlarını olumlu etkileyeceği
de önerilmektedir. Bir çok çalışma, testislerden elde
edilen spermatozoaların 3 günlük kültür ortamında
bekletilmelerinin, morfolojik ve fonksiyonel maturasyonlarını
tamamlamaları için gerekli olduğunu ortaya koymuştur
(Zhu, 1996; Tsirigotis, 1998). Bu amaçla bazı merkezlerde
TESE ile elde edilen spermin 24 saat bekletildikten
sonra ICSI'de kullanılmaları rutin olarak uygulanmaktadır
(Elder, 1998; Levran, 2001). Böylece oosit toplanmadan
bir gün önce TESE yapıldığında, spermatozoa bulunamayan
olgularda kadına gereksiz girişimlerde bulunulması da
önlenilebilinir.
Nonobstrüktif
azoospermi olgularında spermatozoa dışında hücrelerin
ICSI'de kullanılması konusu henüz tam anlamıyla
standardize edilmiş değildir. Yuvarlak (round) spermatid
nukleusunun hamster oositleri içine enjeksiyonu neticesi
pronukleus ve singami elde edilmiş (Ogura, 1993), farelerde
yuvarlak spermatidler kullanılarak canlı doğum gösterilmiştir
(Ogura, 1994). İnsanda yapılan uygulamalarda ise uzayan
(elongating) veya uzamış (elongated) matür spermatidlerin
başarısının, yuvarlak spermatidlerden daha iyi olduğu
görülmektedir (%17'ye karşılık %54) (Schoysman, 1999).
Bu gözlemlere dayanılarak yapılan araştırmalar, yuvarlak
spermatidlerin kültür ortamında bekletilmesini takiben
kuyruk çıkartabildiklerini ortaya koymuştur (Aslam,
1998). Testis doku biyopsileri, 30oC'da, 24-48 saat
süreyle, içerisinde 25mIU/ml rekombinan FSH bulunan
ortamda bekletildiğinde, nukleusta kondensasyonun tamamlandığı
ve nuklear protruzyon ile flagellum geliştiği izlenmiştir
(Tesarik, 1998). Kültür ortamında Sertoli hücrelerinin
de bulunmasının germ hücrelerinin canlılığının korunmasında
gerekli olduğu bildirilmektedir (Jutte, 1985). Burada
FSH'nın mayoz ile birlikte erken ve geç spermatogenezi
Sertoli hücreleri aracılığı ile uyarması etken faktör
olabilir.
Ancak
matür olmayan spermatidler ile yapılan ICSI uygulamalarında
fertilizasyon oranları son derece düşük kalmaktadır.
Spermatidlerin ICSI ile fertilizasyon şansının düşük
kalmasının en önemli nedeni, yuvarlak spermatid oluşumu
sırasında henüz yeni başlamış olan nuklear proteinlerden
histonların protaminler ile yer değiştirme işleminde
yetersizlikten kaynaklanmaktadır (Meistrich, 1978).
Normalde spermatid oosit içine girdiğinde, maturasyon
uyarıcı faktörlerin etkisiyle proteinler arasındaki
disülfit bağları kaybolarak dekondanse duruma geçer.
Eksperimental çalışmalarda sperm nukleusunda dekondensasyonun
başlaması için 45-60 dk. geçmesi gerektiği ortaya konmuştur
(Perreault, 1987). Bu gecikme süresi normal pronukleusun
gelişebilmesi için şarttır. Erken spermatid döneminde
olduğu gibi, protaminlerin henüz oluşmadığı ya da yetersiz
olduğu nukleuslarda dekondensasyon çok erken gelişerek
prematür dekondensasyon denilen patolojik durum ortaya
çıkar.
Yine de
gerek yuvarlak gerekse uzamış spermatidler kullanılarak
elde edilmiş sağlıklı gebelik sonuçları bildirilmiştir
(Fishel, 1995; Kahraman, 1998; Tesarik, 1996). Diğer
yandan, sperm prekürsörlerinin kullanımı konusunda özellikle
genetik bakımdan önemli sakıncalar tartışılmaktadır
(Schoysman, 1999). Bu hücrelerin canlılıkları ve normal
genetik yapıya sahip olma durumları, ICSI sonrası fötusta
dismorfik gelişim riski yaratabilir. Spermatid kullanılarak
yapılan ICSI sonrasında bir çalışmada elde edilen 4
gebeliğin ikisinde, birisi trizomi 9 olmak üzere major
malformasyonlar gözlenmiştir (Zech, 2000). Günümüzde
ICSI'de immatür spermatid kullanımı henüz tam anlamıyla
kabul edilmiş bir uygulama olmayıp, hastayla detaylı
danışmayı gerektirmektedir.
Nonobstruktif
azoospermi olgularında genetik testlerin yapılması
önemlidir. Azoospermi ve şiddetli oligozoospermi genetik
anomalilerle birlikte seyredebilir. İnfertil erkeklerde
kromozom bozukluklarına fertil erkeklerden daha sık
rastlanılmaktadır. Genetik patolojiler sperm yapımını
ya da sperm taşınmasını bozarak infertiliteye neden
olabilirler. Erkek infertilitesiyle ilgili en sık karşılaşılan
3 tip genetik bozukluk bilinmektedir: 1) Vaz deferenslerin
konjenital yokluğu ile birlikte olan kistik fibrozis
gen mutasyonları, 2) testis fonksiyonlarını etkileyen
kromozom anomalileri, ve 3) izole spermatogenez bozukluğu
yaratan Y kromozomu mikrodelesyonları.
Vaz deferenslerin
bilateral gelişmemesi ile CFTR (cystic fibrosis transmembrane
conductance regulator) geni mutasyonları arasında kuvvetli
bir ilişki bulunmaktadır (Anguiano, 1992; Chillon, 1995).
Kistik fibrozis otozomal geçiş gösteren fatal bir hastalıktır.
Klinik olarak kistik fibrozis hastalığı bulunan erkeklerin
hemen tamamında her iki vaz deferensin konjenital yokluğu
söz konusu olup, vaz deferensleri gelişmemiş erkeklerin
2/3'ünde de kistik fibrozisin diğer belirtileri bulunmamakla
birlikte CFTR gen mutasyonları saptanmaktadır. Bu nedenle,
eğer bir erkekte doğuştan iki taraflı vaz deferensler
gelişmemişlerse CFTR geninde bir defekt bulunabileceği
akılda tutulmalıdır. Üremeye yardımcı teknikler uygulanmadan
önce böyle erkeklerde eşleri ile birlikte CFTR gen mutasyonu
araştırılması önerilir (Weidner, 2002). Eğer kadının
da taşıyıcı olduğu ortaya konursa çocuğa geçiş konusunda
detaylı genetik bilgilendirme şarttır. Her ne kadar
tek taraflı vaz deferens yokluğu farklı genetik nedene
sahipse de, böyle erkeklerin bazılarının da kistik fibrozis
mutasyonu taşıdıkları bildirilmiştir. Bu nedenle, tek
taraflı vaz deferens yokluğu saptanan erkeklerinde diğerleri
gibi genetik danışmanlığı uygun görülmektedir (Oates,
1994; Weidner, 2002).
Azoospermili
erkeklerin %10-15'inde karyotip analizlerinde kromozom
defektleri bulunmaktadır (De Braekeleer, 1991). Bu oran
normal erkeklerde %1'den azdır (Pryor, 1997). En sık
rastlanılan seks kromozom anöploidisi Klinefelter sendromu
olup, infertil erkeklerdeki kromozom bozukluklarının
yaklaşık üçte ikisini oluşturur. Böyle erkeklerde 47XXY
spermatozoa yapma riski yüksektir. IVF/ICSI uygulamalarında
preimplantasyon genetik tanı veya amniyosentez ve karyotiplendirme
yapılması önerilir ve Klinefelter karyotipi taşıyan
embriyolar implante edilmemelidirler (Tournaye, 1996;
Weidner, 2002). Otozomal kromozomların inversiyon veya
translokasyon gibi yapısal anomalileri de infertil erkeklerde
genel populasyona göre daha sık görülmektedir. Otozomal
karyotip anomalisi saptanan çiftlerde de genetik bilgilendirme
yapılmalıdır. X-bağımlı resesif geçiş gösteren kromozom
bozuklukları erkekte belirti verip, kız çocukları tarafından
nakledilirler. Bunlardan infertiliteyle birlikte görülenleri
Kallman sendromu ve Reifenstein sendromu (androjen duyarsızlığı)'dur.
Çoğu X-bağımlı kromozom bozuklukları fenotipik belirti
verirler ama fertiliteyi etkilemezler. Erkekte belirgin
bir karyotip bozukluğu bulunması hem düşük riskini hem
de kromozomal anomalili ve konjenital defektli çocuk
doğurma riskini artırır (Jarow, 2002).
Azoopsermide
Y kromozom mikrodelesyonları bulunma sıklığı ise %10-15'dir
(Pryor, 1997). Karyotip analizi ile tanınamayacak kadar
küçük bir alanı kapladıkları için PCR (polymerase chain
reaction) yöntemi kullanılarak Y kromozomunun boylu
boyunca taranmasıyla saptanabilirler. Ancak bu testler
henüz tam anlamıyla standardize edilmiş değildirler.
Azoospermiye neden olan delesyonların en sık görüldüğü
bölge Y kromozomunun uzun kolu üzerinde lokalizedir
(Yq11). Y kromozomu üzerinde delesyonun bulunduğu yer
spermatogenezi etkilemesi bakımından önemlidir. Eğer
Y kromozomunda delesyona uğrayan genler AZFc bölgesinde
lokalize olmuşlarsa, sayısı ciddi miktarda azalmış olsa
da ejakulatta sperm çıkmaya devam edebilir. Bu grup
hastaların bir kısmında ise azoospermi bulunmakla birlikte,
testislerinde TESE ile sperm bulunarak ICSI'de kullanılabilir.
AZFb bölgesinin tamamını içeren delesyon olgularının
prognozu oldukça kötüdür, çünkü çok sayıda biyopsi alınsa
bile TESE ile sperm elde etme şansları oldukça azdır
(Brandell, 1998). AZFa bölge delesyonlarında da TESE
ile sperm bulma şansı çok düşüktür (Krausz, 2000).
Y kromozomunda
mikrodelesyon bulunan erkekler bu anomaliyi erkek çocuklarına
nakledebilirler ve neticede bu çocuklar da infertil
olabilirler (Kent-First, 1996). Her ne kadar Y kromozom
mikrodelesyonlarının başka sağlık problemlerine yol
açmadıkları düşünülse de, böyle genetik defektli erkeklerin
çocuklarının fenotipleriyle ilgili nadir bildiriler
de sunulmuştur. Y kromozom testinde delesyon bulunmaması
genetik bir defektin de bulunmayacağı anlamına gelmez.
Çünkü Y kromozomu ya da diğer kromozomlar üzerinde spermatogenez
için gerekli henüz bilinmeyen başka gen dizeleri de
bulunabilir. Aksine, Y kromozom mikrodelesyonu içeren
erkekler de fertil olup çocuk sahibi olabilirler (Pryor,
1997; Kent-First, 1999). Nonobstrüktif azoospermi saptanan
erkekler kromozom bozukluğu ya da Y kromozom mikrodelesyonu
taşıyabilecekleri konusunda uyarılmalıdırlar. Bu nedenle,
nonobstrüktif azoospermi bulunan erkeklerde ICSI yapmadan
önce karyotip ve Y kromozomu mikrodelesyon testleri
istenmesi önerilir.
Sonuç
olarak, nonobstrüktif azoospermi bulunan erkekler azoospermi
ile birlikte görülebilecek genetik problemlerin potansiyel
riskleri konusunda mutlaka bilgilendirilmelidirler.
Nonobstrüktif azoopsermi olgularında kendi spermleri
ICSI'de kullanılmadan önce karyotiplendirme, Y kromozom
analizi ve genetik danışmanlığın yapılması gerekir.
Genetik bir anormallikten şüphelenilen ya da testler
ile saptanılan erkek veya kadında genetik danışmanlık
verilmesi çok önemlidir (Johnson, 1998).
Nonobstrüktif
azoospermi olgularında TESE sırasında testis dokusunda
matür sperm bulunup bulunmayacağını önceden tahmin etmek
amacıyla değişik testler önerilmektedir. Bu amaçla testis
dokusunda telomeraz aktivitesi ölçümü kullanılmıştır.
Hücre bölünmesinde sürekli olarak kısalan, kromozomların
ucundaki telomer sekanslarının yeniden yapılandırılabilmesi
için telomeraz aktivitesine gereksinim vardır. Hücresel
ölümsüzlük mekanizmasının altında da sürekli telomeraz
varlığı mekanizması öngörülmektedir (Herbert, 1999).
Testiste telomeraz aktivitesinin bulunduğu ve bunun
sadece germ hücrelerine ait olduğu gösterilmiştir. Fareler
ve ratların yanı sıra insanda da telomeraz aktivitesi
varlığı değişik çalışmalarda bildirilmektedir (Wright,
1996; Yamamoto, 1999). Spermatogenetik hücrelerde bu
enzimin aktivitesi mayotik ve post-mayotik süreç boyunca
azalır. En yüksek seviyeleri spermatogonia ve primer
spermatositlerde tespit edilirken, yuvarlak spermatidlerde
en az bulunur. Testiküler ve epididimal spermatozoalarda
hiç gösterilmemiştir (Prowse, 1993; Eisenhauer, 1997).
Ancak,
germ hücrelerinin hangi basamağında telomeraz aktivitesinin
daha fazla olacağı henüz kesinlik kazanmamıştır. Daha
detaylı yapılan çalışmalarda, obstrüktif azoospermi
ile maturasyon duraklaması olan erkeklerin testis biyopsi
örneklerinde telomeraz aktiviteleri bakımından bir fark
bulunamamıştır (Fujisawa, 1998). Normal spermatogenez,
hipospermatogenez ve maturasyon duraklamalı erkeklerde
ise telomeraz aktivitesi mevcut olmakla birlikte, pür
SCO sendromlu erkeklerde bu enzimin aktivitesine rastlanılmaz.
Testis dokusunda birim ağırlığı başına telomeraz aktiviteleri
ile spermatogenez kalitesinin karşılaştırıldığı daha
duyarlı kantitatif deneylerde, haploid germ hücreleri
(spermatozoa veya spermatidler) varsa telomeraz aktivitesinin
de artacağı bildirilmektedir (Yamamoto, 1999).
Yukarıdaki
bulgular değerlendirildiğinde, SCO sendromu olgularında
hiç telomeraz aktivitesinin bulunmadığı, bu aktivitenin
varlığında ise herhangi bir seviyede germ hücresinin
bulunabileceği düşünülerek, obstrüktif olmayan azoospermi
olgularında gerçek SCO sendromunun tanınmasında bu enzimin
bir markır olarak kullanılabileceği önerilmektedir (Anniballo,
2000). Tanısal amaçlı biyopsilerde telomeraz bulunması
germ hücrelerinin varlığı için bir kanıt olarak önerilebilir.
Kantitatif telomeraz testleri ise haploid hücre varlığı
için bir göstergedir. Eğer tespit edilirse haploid germ
hücrelerinin bulunduğu miks SCO sendromu tanısı yönünde
uyarmalıdır. Bu durumda miks SCO sendromlu olgular ICSI
programına alınabilirler. Haploid hücre odaklarının
bulunmaması ise pür SCO sendromuna işaret eder ve bunlarda
ICSI için uygun germ hücresi bulunamıyacağı düşünülebilir.
Nonobstrüktif
azoospermi olgularında testis dokusunda sperm varlığını
araştırmada bir diğer önerilen analiz ise Sertoli hücrelerinde
lipid granüllerinin bulunmasıdır (Anniballo,
2000). Normal testislerde Sertoli hücreleri sitoplazmalarında
bol miktarda lipid granülleri bulundururlar. Bunlar
spermiasyon sırasında spermatidlerin sitoplazmik artıklarından
kaynaklanmaktadır. Sertoli hücrelerinin dejenere germ
hücrelerini absorbe etmeleri durumunda sitoplazmalarında
bol miktarda lipid granülleri birikecektir. Pür SCO
sendromu olgularında ise Sertoli hücreleri germ hücreleri
ile hiç temas etmedikleri için, sadece çok az miktarda
lipid ve glikojen içerirler. Bu nedenle, sitoplazmik
lipidlerin azalmış olması, sitoplazmik artıklarla ilgili
herhangi bir metabolik faaliyetin gerçekleşmemiş olduğunu
ve dolayısıyla spermatidin de bulunmadığını gösterir.
Ejakulatta
yuvarlak (round) spermatid gösterilmesi, TESE'de
matür spermatozoa bulunabileceğinin bir göstergesi olarak
önerilmiştir. Amer, ejakulatın May-Grünwald-Giemsa (MGG)
ile boyalı preparatlarında yuvarlak spermatid bulunan
olguların önemli bir kısmında testislerinden spermatozoa
elde edilebileceğini göstermiştir (Amer, 2001). TESE
ile spermatozoa bulunan olguların %83'ünde ejakulatlarında
yuvarlak spermatid ayırt edilmektedir. Buna dayanarak,
ejakulatın boyalı preparatlarında spermatid aranmasının
TESE sonucunu tahmin etmede yüksek duyarlılıkta, ekonomik
ve invaziv olmayan bir yöntem olduğunu ileri sürmektedir.
Non-obstrüktif
azoospermi olgularının ejakulatında, Sertoli hücreleri
ile olan bağlantılarını erken kaybederek lümene dökülmüş
immatür germ hücrelerine sıklıkla rastlanılmaktadır.
Ejakulatta farklı evrelerdeki germ hücrelerinin miktar
ve canlılıklarının ölçülmesinin, invaziv tanısal yöntemlere
gerek kalmaksızın testis fonksiyonu konusunda bilgi
verebileceği önerilmektedir. Germ hücrelerinin ejakulatta
bulunan diğer yuvarlak hücrelerden ayırt edilmesi her
zaman kolay olmayabilir. Ancak, ejakulatta spermatid
varlığının gözlenmesinin TESE sırasında testis dokusundan
spermatozoa elde edilebileceğini önceden bildiren bir
markır olabileceği diğer araştırıcılar tarafından da
savunulmaktadır (Ezeh, 1998). Testis dokusunda spermatogenezin
fokal odaklar halinde bulunabileceği azoospermi olgularında,
ejakulatta spermatid bulunmuş olsa bile testis biyopsilerinde
spermatid ya da spermatozoaya rastlanılamıyabileceği
de unutulmamalıdır.
Sonuç
olarak, üremeye yardımcı tekniklerin ve özellikle ICSI'nin
tedavi alanına girmesiyle erkek faktörü infertilite
olgularının önemli bir kısmı artık çocuk sahibi olabilmektedirler.
Tıptaki bu büyük ilerlemeye rağmen yine de henüz tam
anlamıyla çözümlenmemiş olan nonobstrüktif azoospermi
ise artık androloji'nin önemli bir ilgi alanı
haline gelmiştir. Nonobstrüktif azoospermi konusu, gerek
cerrahi yönü gerekse laboratuvar işlemleri ve genetik
sonuçları bakımından üzerinde çok yönlü çalışmaların
yapılmasını bekleyen, geniş bir araştırma konusu olma
özelliği taşımaktadır. Bunun devamı nuklear manipulasyonlar
ve somatik hücre klonlama çalışmalarıdır. Ancak bütün
veriler spermin sadece genetik materyalinin oositin
fertilizasyonunda yeterli olmadığına, işlemi başlatacak
başka faktörlerin varlığına ve bunların sağlıklı fonksiyon
görmelerinin gerekliliğine işaret etmektedir. Bu sonuçlar
spermin daha in vivo ortamdayken iyileştirilmesi veya
uyarılması ile mümkün olacağı kanısını vermektedir.
Spermin değil öncelikle erkeğin tedavi edilmesi hiç
kuşkusuz en güvenilir ve pratik bir yaklaşımdır.
Kaynaklar
Allenby
G, Foster PM, Sharpe RM: Evaluation of changes in the
secretion of immunoactive inhibin by adult rat seminiferous
tubules in vitro as an indicator of early toxicant action
on spermatogenesis. Fundam Appl Toxicol 1991; 16: 710-714.
Amer M,
Haggar SE, Moustafa T, Abd El-Naser T, Zohdy W. Testicular
sperm extraction: impact of testicular histology on
outcome, number of biopsies to be performed and optimal
time for repetition. Hum Reprod. 1999; 14: 3030-4.
Amer M,
Abd Elnasser T, El Haggar S, et al: May-Grünwald-Giemsa
stain for detection of spermatogenic cells in the ejaculate:
a simple predictive parameter for successful testicular
sperm retrieval Hum. Reprod 2001; 16: 1427-1432.
Anguiano
A, Oates RD, Amos JA, Dean M, Gerrard B, Stewart C,
Maher TA, White MB, Milunsky A. Congenital bilateral
absence of the vas deferens. A primarily genital form
of cystic fibrosis. JAMA. 1992; 267: 1794-7.
Anniballo
R, Ubaldi F, Cobellis L, Sorrentino M, Rienzi L, Greco
E, Tesarik J: Criteria predicting the absence of spermatozoa
in the Sertoli cell-only syndrome can be used to improve
success rates of sperm retrieval. Review. Hum Reprod
2000; 15: 2269-2275.
Aslam
I, Fishel S. Short-term in-vitro culture and cryopreservation
of spermatogenic cells used for human in-vitro conception.
Hum Reprod. 1998;3: 634-8.
Aslam
I, Robins A, Dowel K, Fishel S: Isolation, purification
and assessment of viability of spermatogenic cells from
testicular biopsies of azoospermic men. Hum Reprod 1998;
13: 639-643.
Aydos
K: Testiküler sperm ekstraksiyonu ile spermatozoa elde
etmede mikrocerrahi yöntem ve çoklu biyopsi alma yönteminin
karşılaştırılması. Üroloji Bülteni 2001a; 12: 181-184.
Aydos
K: Nonobstrüktif azoospermi olgularında mikroskopik
TESE: mekanik ve enzimatik ayrıştırma yöntemlerinin
karşılaştırılması. Klinik Bilimler Cerrahi Dergisi 2001b;
7: 636-640.
Aydos
K: İn vitro sperm maturasyonu. Klinik Androloji. Özdiler
E, Aydos K (ed), Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara,
2000.
Ballesca
JL, Balasch J, Calafell JM, Alvarez R, Fabregues F,
de Osaba MJ, Ascaso C, Vanrell JA. Serum inhibin B determination
is predictive of successful testicular sperm extraction
in men with non-obstructive azoospermia. Hum Reprod.
2000; 15: 1734-8.
Baukloh
V. Retrospective multicentre study on mechanical and
enzymatic preparation of fresh and cryopreserved testicular
biopsies Hum. Reprod. 2002; 17: 1788-1794.
Blanchard
Y, Lavault MT, Quernee D, et al: Preparation of spermatogenic
cell populations at specific stages of differentiation
in the human. Mol Reprod Dev 1991; 30: 275-279.
Brandell
RA, Mielnik A, Liotta D, Ye Z, Veeck LL, Palermo GD,
Schlegel PN. AZFb deletions predict the absence of spermatozoa
with testicular sperm extraction: preliminary report
of a prognostic genetic test. Hum Reprod. 1998; 13:
2812-5.
Brugo-Olmedo
S, De Vincentiis S, Calamera JC, Urrutia F, Nodar F,
Acosta AA. Serum inhibin B may be a reliable marker
of the presence of testicular spermatozoa in patients
with nonobstructive azoospermia. Fertil Steril. 2001;
76: 1124-9.
Carlsen
E, Olsson C, Petersen JH, Andersson AM, Skakkebaek NE:
Diurnal rhythim in serum levels of inhibin B in normal
men: relation to testicular steroids and gonadotropins.
J Clin Endocrinol Metab 1999; 84: 1664-1669.
Chillon
M, Casals T, Mercier B, Bassas L, Lissens W, Silber
S, Romey MC, Ruiz-Romero J, Verlingue C, Claustres M,
et al. Mutations in the cystic fibrosis gene in patients
with congenital absence of the vas deferens. N Engl
J Med. 1995; 332: 1475-80.
Crabbe
E, Verheyen G, Tournaye H, Van Steirteghem A: The use
of enzymatic procedures to recover testicular germ cells.
Hum Reprod 1997; 12: 1682-1686.
Crabbe
E, Verheyen G, Silber S,et al: Enzymatic digestion of
testicular tissue may rescue the intracytoplasmic sperm
injection cycle in some patients with non-obstructive
azoospermia. Hum Reprod 1998; 13: 2791-2795.
de Braekeleer
M, Dao TN. Cytogenetic studies in male infertility:
a review. Hum Reprod. 1991; 6: 245-50.
de Geyter
C, De Geyter M, Meschede D, Behre HM: Assisted fertilization.
In: Andrology Male Reproductive Health and Dysfunction.
E Nieschlag, HM Behre (eds), p. 337-366, Springer-Verlag,
Berlin, 2000.
de Kretser
DM, Burger HG, Hudson B. The relationship between germinal
cells and serum FSH levels in males with infertility.
J Clin Endocrinol Metab. 1974; 38: 787-93.
Devroey,
P., Liu, J., Nagy, Z. et al: Pregnancies after testicular
sperm extraction and intracytoplasmic sperm injection
in non obstructive azoospermia. Hum. Reprod 1995; 10:
1457-1461.
Eckardstein
S, Simoni M, Bergmann M, Weinbauer GF, Gassner P, Schepers
AG, Nieschlag E: Serum inhibin B in combination with
serum follicle-stimulating hormone (FSH) is a more sensitive
marker than serum FSH alone for impaired spermatogenesis
in men, but cannot predict the presence of sperm in
testicular tissue samples. J Clin Endocrinol Metab 1999;
84: 2496-2501.
Eisenhauer
KM, Gerstein RM, Chiu CP, Conti M, Hsueh AJ: Telomerase
activity in female and male rat germ cells undergoing
meiosis and in early embryos. Biol Reprod 1997; 56:
1120-1125.
Elder
K, Elliot T: The use of testicular and epididymal sperm
in IVF: culture of testicular sperm. World wide conferences
on reproductive biology. P: 46-49, Ladybrook pub, MAD
print and delivery, Morley, West Australia 6062, 1998.
Ezeh UIO,
Moore HDM, Cooke ID: A prospective study of multiple
needle biopsies versus a single open biopsy for testicular
sperm extraction in men with non-obstructive azoospermia.
Hum Reprod 1998; 13: 3075-3079.
Fischer
R, Baukloh V, Naether OGJ, et al: Pregnancy after intracytoplasmic
sperm injection of spermatozoa extracted from frozen-thawed
testicular biopsy. Hum Reprod 1996; 11: 2197-2201.
Fishel
S, Green S, Bishop M, Thornton S, Hunter A, Fleming
S, al-Hassan S. Pregnancy after intracytoplasmic injection
of spermatid. Lancet. 1995; 345: 1641-2.
Foresta
C, Garolla A, Bettella A, Ferlin A, Rossato M, Candiani
F. Doppler ultrasound of the testis in azoospermic subjects
as a parameter of testicular function. Hum Reprod. 1998;
13: 3090-3.
Foresta
C, Bettella A, Petraglia F, Pistorello M, Luisi S, Rossato
M: Inhibin B levels in azoospermic subjects with cytologically
characterized testicular pathology. Clin Endocrinol
(Oxf) 1999; 50: 695-699.
Friedler
S, Raziel A, Schachter M, Strassburger D, Bern O, Ron-El
R. Outcome of first and repeated testicular sperm extraction
and ICSI in patients with non-obstructive azoospermia.
Hum Reprod. 2002; 17: 2356-61.
Fujisawa
M, Tanaka H, Tatsumi N, Okada H, Arakawa S, Kamidono
S: Telomerase activity in the testis of infertile patients
with selected causes. Hum Reprod 1998; 13: 1476-1481.
Garem
YF, Arini AF, Beheiry AH, Zeid SA, Comhaire FH. Possible
relationship between seminal plasma inhibin B and spermatogenesis
in patients with azoospermia. J Androl. 2002; 23: 825-9.
Guthauser
B, Bailly M, Bergere M, Wainer R, Ville Y, Selva J.
Successful pregnancy and delivery after testicular sperm
extraction despite an undetectable concentration of
serum inhibin B in a patient with nonobstructive azoospermia.
Fertil Steril. 2002; 77: 1077-8.
Herbert
B, Pitts AE, Baker SI, Hamilton SE, Wright WE, Shay
JW, Corey DR: Inhibition of human telomerase in immortal
human cells leads to progressive telomere shortening
and cell death. Proc Natl Acad Sci U S A. 1999; 96:
14276-14281.
Jarow
JP, Sharlip ID, Belker AM, Lipshultz LI, Sigman M, Thomas
AJ, Schlegel PN, Howards SS, Nehra A, Damewood MD, Overstreet
JW, Sadovsky R. Best practice policies for male infertility.
J Urol. 167: 2138-44, 2002.
Jarow
, J. P., Espeland , M. A. And Lipshultz , L. I.: Evaluation
of the azoospermic patient.J Urol 1989; 142: 62-67.
Jezek
D, Knuth UA, Schulze W: Successful testicular sperm
extraction (TESE) in spite of high serum follicle stimulating
hormone and azoospermia: correlation between testicular
morphology, TESE results, semen analysis and serum hormone
values in 103 infertile men. Hum Reprod 1998; 13: 1230-1235.
Johnson
MD. Genetic risks of intracytoplasmic sperm injection
in the treatment of male infertility: recommendations
for genetic counseling and screening. Fertil Steril.
1998; 70: 397-411.
Jutte
N, Jansen JR, Grootegoed J, et al: Regulation of survival
of rat pachytene spermatocytes by lactate supply from
Sertoli cells. J Reprod Fertil 1985; 62: 399-403.
Kahraman
S, Polat G, Samli M, Sozen E, Ozgun OD, Dirican K, Ozbicer
T. Multiple pregnancies obtained by testicular spermatid
injection in combination with intracytoplasmic sperm
injection. Hum Reprod. 1998; 13: 104-10.
Kent-First
MG, Kol S, Muallem A, Ofir R, Manor D, Blazer S, First
N, Itskovitz-Eldor J. The incidence and possible relevance
of Y-linked microdeletions in babies born after intracytoplasmic
sperm injection and their infertile fathers. Mol Hum
Reprod. 1996; 2: 943-50.
Kent-First
M, Muallem A, Shultz J, Pryor J, Roberts K, Nolten W,
Meisner L, Chandley A, Gouchy G, Jorgensen L, Havighurst
T, Grosch J. Defining regions of the Y-chromosome responsible
for male infertility and identification of a fourth
AZF region (AZFd) by Y-chromosome microdeletion detection.
Mol Reprod Dev. 1999 ; 53: 27-41.
Krausz
C, Quintana-Murci L, McElreavey K. Prognostic value
of Y deletion analysis: what is the clinical prognostic
value of Y chromosome microdeletion analysis? Hum Reprod.
2000; 15: 1431-4.
Levran
D, Ginath S, Farhi J, Nahum H, Glezerman M, Weissman
A. Timing of testicular sperm retrieval procedures and
in vitro fertilization-intracytoplasmic sperm injection
outcome. Fertil Steril. 2001; 76: 380-3.
Meistrich
M, Brock WA, Grimes SR, et al: Nuclear protein transitions
during spermatogenesis. Fed Proc 1978; 37: 2522-2526.
Oates
RD, Amos JA. The genetic basis of congenital bilateral
absence of the vas deferens and cystic fibrosis. J Androl.
1994; 15: 1-8.
Ogura
A, Yanagimachi R. Round spermatid nuclei injected into
hamster oocytes from pronuclei and participate in syngamy.
Biol Reprod. 1993; 48: 219-25.
Ogura
A, Matsuda J, Yanagimachi R. Birth of normal young after
electrofusion of mouse oocytes with round spermatids.
Proc Natl Acad Sci U S A. 1994; 91: 7460-2.
Perreault
SD, Naish SJ, Zirkin BR: The timing of hamster sperm
nuclear decondensation and male pronucleus formation
is related to sperm nuclear disulfide bond content.
Biol Reprod 1987; 36: 239-243.
Pineau
C, Sharpe RM, Saunders PT, Gerard N, Jegou B: Regulation
of Sertoli cell inhibin production and of inhibin alpha-subunit
mRNA levels by specific germ cell types.Mol Cell Endocrinol
1990; 30: 13-16.
Prowse
KR, Avilion AA, Greider CW: Identification of a nonprocessive
telomerase activity from mouse cells. Proc Natl Acad
Sci U S A. 1993; 15: 1493-1497.
Pryor
JL, Kent-First M, Muallem A, Van Bergen AH, Nolten WE,
Meisner L, Roberts KP. Microdeletions in the Y chromosome
of infertile men. N Engl J Med. 19972; 336: 534-9.
Schlegel
PN: Testicular sperm extraction: microdissection improves
sperm yield with minimal tissue excision. Hum Reprod
1999a; 14: 131-134.
Schlegel
PN: Sperm retrieval techniques for assisted reproduction.
Inf Reprod Med Clin North Am 1999b; 10: 539-553.
Sharpe
RM: Intratesticular factors controlling testicular function.
Biol Reprod 1994; 30: 29-33.
Schoysman
R, Vanderzwalmen P, Bertin G, Nijs M, Van Damme B. Oocyte
insemination with spermatozoa precursors. Curr Opin
Urol. 1999; 9: 541-5.
Tesarik
J, Rolet F, Brami C, Sedbon E, Thorel J, Tibi C, Thebault
A. Spermatid injection into human oocytes. II. Clinical
application in the treatment of infertility due to non-obstructive
azoospermia. Hum Reprod. 1996; 11: 780-3.
Tesarik
J, Greco E, Rienzi L, Ubaldi F, Guido M, Cohen-Bacrie
P, Mendoza C: Differentiation of spermatogenic cells
during in-vitro culture of testicular biopsy samples
from patients with obstructive azoospermia: effect of
recombinant follicle stimulating hormone. Hum Reprod
1998; 13: 2772-2776.
Tournaye
H, Staessen C, Liebaers I, Van Assche E, Devroey P,
Bonduelle M, Van Steirteghem A. Testicular sperm recovery
in nine 47,XXY Klinefelter patients. Hum Reprod. 1996;
11: 1644-9.
Tournaye
H, Camus M, Vandervorst M, et al: Sperm retrieval for
ICSI. Int J Androl 1997; 20: 69-72.
Tsirigotis
M: In vitro maturation of human testicular spermatozoa.
In: Treatment of infertility: new frontiers. M Filicori,
C Flamigni (eds), Commnications Media for Education,
Inc., New Jersey, 1998.
von Eckardstein
S, Simoni M, Bergmann M, Weinbauer GF, Gassner P, Schepers
AG, Nieschlag E: Serum inhibin B in combination with
serum follicle-stimulating hormone (FSH) is a more sensitive
marker than serum FSH alone for impaired spermatogenesis
in men, but cannot predict the presence of sperm in
testicular tissue samples. J Clin Endocrinol Metab 1999;
84: 2496-2500.
Weidner
W, Colpi GM, Hargreave TB, Pappgk, Pomerol JM, the EAU
working group on male infertility: EAU guidelines on
male infertility. Eur Urol 2002; 42: 313-22.
WHO Laboratory
Manual for the Examination of Human Semen and Semen-Cervical
Mucus Interaction.New York:Cambridge University Press,
1999.
Willott
, G. M.: Frequency of azoospermia.Forensic Sci Int 1982;
20: 9-13.
Wright
WE, Piatyszek MA, Rainey WE, Byrd W, Shay JW: Telomerase
activity in human germline and embryonic tissues and
cells. Dev Genet 1996; 18: 173-177.
Yamamoto
Y, Sofikitis N, Mio Y, Miyagawa I: Highly sensitive
quantitative telomerase assay of diagnostic testicular
biopsy material predicts the presence of haploid spermatogenic
cells in therapeutic testicular biopsy in men with Sertoli
cell-only syndrome. Hum Reprod 1999; 14: 3041-3046.
Zech H,
Vanderzwalmen P, Prapas Y, Lejeune B, Duba E, Schoysman
R. Congenital malformations after intracytoplasmic injection
of spermatids. Hum Reprod. 2000; 15: 969-71.
Zhu J,
Tsirigotis M, Pelekanos M, Craft I. In-vitro maturation
of human testicular spermatozoa. Hum Reprod. 1996; 11:
231-2.
|