|
SPERM
MOTİLİTE BOZUKLUKLARINDA RASYONEL YAKLAŞIM
Normal
şartlarda fertilizasyonun olabilmesi için spermatozoa
motilitesi en önemli parametrelerdendir. Motilite bozuklukları
çok çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir. Ultrastrüktürel
kuyruk defektleri konjenital kabul edilirler. Spermin
gelişiminde özellikle spermiyogenez sırasında ortaya
çıkarlar. Bu olguların medikal tedavileri doğal olarak
başarılı sonuçlar vermeyecektir.
Motilite
bozukluklarının diğer nedenlerinin büyük kısmı tam olarak
ortaya konmuş değildir. Motilite bozukluğu iki şekilde
görülür: sperm sayısının yani spermatogenezin normal
olduğu izole astenozoospermi olguları ve sperm sayısının
da düştüğü oligozoospermi ile birlikte görülen astenozoospermiler.
Her ne olursa olsun sadece canlı spermatozoalar motildir.
Bu nedenle nekrozoospermi olgularının ayırıcı tanısında
vitalite testlerinin yapılması mutlak gereklidir.
Cinsel
perhiz süresi ve ejakulasyon sıklığının düzenlenmesi
Mekanizması
tam anlamıyla aydınlatılmış olmamakla birlikte, spermatozoa
epididimden geçtikçe motilite özelliği kazanır. Epididimden
geçiş süresi 11-12 gün olup, 1 ile 22 arasında değişmektedir.
Epididimlerin sperm için depolama kapasitesi çok düşüktür.
Testislerde sperm üretim hızı arttıkça bu geçiş zamanı
da kısalmaktadır. Örneğin yüksek miktarda sperm çıkaran
bir şahısta bu süre 1-5 güne kadar düşebilir. Sekretuvar
oligozoospermisi olan, yani testislerde sperm üretimi
düşük bireylerde, spermatozoanın epididimlerden geçiş
süresi 1 ile 15 gün arasında olur. Bunun anlamı şudur:
eğer testisler az sayıda sperm üretiyorlarsa bu spermlerin
epididimlerden geçiş süreleride normalden yaklaşık 3
kat daha fazla olacaktır ve epididimler içinde geçen
bu uzun süre spermin kalitesinde bozulma yaratacaktır.
Sonuçta, ejakulatta canlı ve/veya motil spermatozoa
yüzdesi düşecektir.
Bir çalışmada
nekrozoospermi (%45'in üzerinde canlı spermatozoa) ve
astenozoospermisi (%0-30 motil) bulunan ama sayısı normal
ya da hafif azalmış bireylerde ejakulasyon sıklığı arttırıldığında
(4-5 gün süreyle günde 2 ejakulasyon) motil sperm yüzdelerinde
ve sperm vitalitesinde 3-7 kat artış sağlandığı bildirilmiştir
(Wilton LJ. Fertil Steril 1988; 49: 1052). Bu erkeklerin
testis biyopsileri incelendiğinde testislerde normal
canlı spermatozoaların yapıldığı ama bunların çoğunun
epididimlerden geçerken dejenere oldukları saptanmış.
Buda epididimlerde beklemelerinin spermler için zararlı
bir ortam olduğu görüşünü ortaya çıkarmıştır.
Astenozoospermi
(sayısı 20 mil/ml'nin üzerinde; motilite %10-40) ve
oligoastenozoospermi (sayısı 20 mil/ml'den az; motilite
%10-40) olgularında 3 günlük cinsel perhizi takiben
alınan ilk ejakulattan 24 saat sonra alınan ikinci ejakulatta
sperm motilitesinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir
(Tur-Kaspa I. Fertil Steril 1994; 62: 370). Diğer yandan,
oligoastenoteratozoospermili erkeklerde ilk ejakulasyondan
1 saat sonra ikinci bir ejakulasyon yaptırıldığında
yine sperm motilitesinde artış olduğu ortaya konulmuştur.
Bunlarda seminal veziküllerde bulunan bir motilite supresyonu
yapıcı maddenin etkinliğinin azaltılması söz konusu
olmuş olabilir. Bu iki çalışmada sperm konsantrasyonu
ve total sayısında bir değişiklik gözlenmediği ama sayının
10 mil/ml'den az olduğu olgularda arttığı bildirilmiştir.
10 günlük
cinsel perhiz süresini takiben 1-4 saat içerisinde peşpeşe
3 ejakulat alındığında, sperm sayısında, normal morfoloji
ve motilite sayılarında sırasıyla %230, %370 ve %520
artış saptanmıştır (Cooper TG. Hum Reprod 1993; 8: 1251).
Nekrozoospermi
ve astenozoospermi ile birlikte oligozoospermi bulunuyorsa,
bu olgular daha detaylı incelenmelidirler.
Bu sonuçlar,
epididimin ve diğer genital glandların sperm motilitesi
ve canlılığı üzerine zararlı bazı durumlarının mevcudiyetini
ortaya koymaktadır. İmmotil sperm olgularında ICSI yapmadan
önce, sık aralıklarla ejakulat toplanarak epididimal
sperm taşınması ve depolanmasına ait fonksiyonel bozuklukları
elimine etmek mümkün olabilir.
Antiinflamatuvar
tedavi
Özellikle
sperm sayısı üzerine olumlu etkileri bulunduğu bildirilmiştir.
Oligo hatta azoospermili erkeklerde sperm sayısında
yükselme gözlenebilir. Antiinflamatuvar ilaçların etki
mekanizmaları i) epididime ait parsiyal obstrüksiyonları
düzelterek; ya da ii) inflamasyonda açığa çıkan mediatörlerin
bozduğu sperm transportunu düzelterek olduğu düşünülmektedir.
Ancak, kronik epididimal inflamasyonu kesin olarak ortaya
koymak her zaman kolay değildir. Ayrıca, sperm yapımının
bozulmuş olduğu olgularda epididimlerden spermlerin
geçiş süreleri 1 ile 15 güne kadar uzayabildiğinden,
antiinflamatuvar ilaçların kullanım süreleri de önem
kazanmaktadır. Bu ilaçların aralıklı olarak kullanılması
önerilmektedir.
Antibiyotik
tedavisi
Semende
lökosit ya da bakteri bulunması genellikle bir enfeksiyon
belirtisi olarak kabul edilir ve tedavi verilir. Bazı
çalışmalarda lökosperminin sperm motilitesi ve diğer
parametreleri üzerine olumsuz etkileri gösterilmiş olmakla
birlikte, buna karşı çalışmalarda bildirilmiştir. Semende
1.000.000/ml'nin üzerinde lökosit bulunması enfeksiyon
için tedaviyi gerektirir. Ancak, antibiyotiklerin yan
etkilerinden sakınmak için ejakulatın kültür sonucunu
bekleyerek uygun bir ilacın başlanması doğru olur. In-vitro
etkinliği gösterilmiş ve zararlı etkileri minimum olan
antibiyotikler seçilmelidir.
Eğer ejakulat
kültüründe üreme olmamışsa, böyle lökositospermi olguları
nasıl tedavi edilecekler. Bir çalışmada infertilite
olgularında semen kültüründe bir etken bulunamayan lökospermili
erkek ve eşine antibiyotik tedavisi verilmiş ama lökositospermide
anlamlı bir düzelme olmamıştır. Bununla birlikte lökositlerin
spermler üzerine zararlı etkileri kesin olarak bilindiği
için, prostatit ve lökositospermi olgularında antibiyotiklerle
birlikte sık ejakulasyon gibi ek tedbirlerin de düşünülerek
tedavi verilmesi çok önemlidir. Kronik abakteriyal prostatit
büyük oranda sperm motilite ve morfoloji bozuklukları
ile birlikte görülmekte olup, semen lökosit konsantrasyonları
normal erkeklerdekinden çok daha yüksektir. Diğer yandan,
nonsemptomatik kronik prostatovezikülit ve ejakulatın
subklinik inflamasyon ve enfeksiyonu da yine ancak nadiren
teşhis edilebilmektedir. Bütün bunlar, lökositosperminin,
kaynağı ne olduğu kesin ortaya konulamasa da mutlaka
tedavi edilmesi gerekliliğini vurgulamaktadır.
Spermlerinde
enfeksiyon bulunmayan veya prostatit teşhis edilmiş
ya da diğer genital gland enfeksiyonları durumlarında
astenospermili hastaların antibiyotikle tedavi edilmeleri
bir fayda sağlamadığından, sperm motilitesinin bozuk
olduğu infertil erkeklerde antibiyotik tedavisinin sadece
semen kültür sonucu pozitif gelen olgularda yapılması
gerektiği ileri sürülmektedir. Ama kültür alınırken
hastaya hangi kurallara uyması gerektiği sıkıca izah
edilmelidir, aksi takdirde dışarıdan kontaminasyonlara
sık rastlanılmaktadır.
Ama, bütün
bunların yanısıra unutulmaması gereken bir husus, klamidya
ve ureoplazma enfeksiyonlarının her zaman teşhis edilmelerinin
kolay olmadığı da akılda tutulmalıdır. Bu nedenle semen
kültürlerinde üreme olmayan ama lökositospermisi bulunan
erkeklerde, ampirik olarak antibiyotik kullanılmasının
başarılı sonuçlar verdiği de bildirilmiştir. Yine de
hastanın hikayesi, klinik ve laboratuvar bulguları birlikte
değerlendirilerek ampirik ya da spesifik antibiyotik
tedavisine karar verilmesi uygun olacaktır. Kronik prostatitler
içinse detaylı bir değerlendirme gerekir.
Pentoksifilin
Metilksantinlerin
testis mikrosirkülasyonunu düzenleyici ve invitro şartlarda
sperm motilitesini uyarıcı etkileri bulunmaktadır. Bu
nedenle uzun yıllar erkek infertilitesinin tedavisinde
sistemik yolla kullanılmıştır.
Tournaye,
bir grup idiyopatik astenospermili erkekte oral pentoksifilin
kullanımını takiben %80'inde anlamlı düzelme kaydettiğini
bildirmiştir (Hum Reprod 1994; 9: 996). Başka bir çalışmada
ise, oral pentoksifilin verilmesinin, seminal plazmalarında
serbest oksijen radikallerinin (ROS) yükselmiş olduğu
olgularda sperm motilitesini düzelttiği (%21), ROS normal
olanlarda ise bir etkisinin bulunmadığı ortaya konmuştur
(Okada H. J Urol 1997; 157: 2140). Aynı çalışmada pentoksifilinin
ROS'u düşürücü bir etkisinin bulunmadığı da ayrıca belirtilmektedir.
Bütün
bu sonuçlar, pentoksifilinin bir grup olguda sperm motilitesini
düzeltici etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
Hormon
tedavileri
Serum
FSH, LH, testosteron düzeylerinin normal sınırlarda
bulunduğu infertil erkeklerde ampirik olarak hormon
kullanımından alınan sonuçlar çelşkilidir. Ancak, olayın
fizyopatolojisi aydınlandıkça, FSH ile Sertoli hücrelerinin
ve germinal epitelin stimüle edilmesinin gerek kantitatif
gerekse kalitatif olarak etkin olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
Özellikle ultrastrüktürel düzeyde yapılan çalışmalar
bunların olumlu etkilerinin bulunabileceğini güvenilir
kanıtlar oluşturmaktadır. Klinik gebelik oranları üzerine
çok sayıda faktörün etki edebileceği göz önüne alındığında,
bu tedavilerin hastaya göre düzenlenerek kullanılması
daha akılcı görünmektedir.
Erkek
faktörü infertilitesi bulunan ve serum hormonları normal
düzeyde bulunan, IVF'e giren erkeklerde uzun süreli
FSH kullanımının, seminal parametrelerde bir değişiklik
yapmaksızın fertilizasyon oranlarını anlamlı ölçüde
arttırdığı bildirilmiştir (Acosta AA. Hum Reprod 1992;
7: 1067).
30 gün
süreyle her gün FSH verilen erkeklerde, elektronmikroskopik
incelemeler sperm başında subsellüler organellerde düzelme
meydana geldiğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte
seminal parametreler değişmemiş ve aksonem yapısında
ise bazı hücrelerde bozulma izlenmiştir (Bartoov B.
Fertil Steril 1994; 61: 727).
Strehler
ise, 12 hafta süreyle FSH kullanmış ve normal morfolojili
sperm oranlarında ultrastrüktürel düzeyde anlamlı bir
artış bildirmiştir (J Androl 1997; 18: 437). Bu araştırıcılar
aksonemde herhangi bir bozulma gözlememişlerdir.
Erkekte
FSH kullanıldıktan sonra IUI yapılan 148 astenozoospermili
olguda sperm parametrelerinde anlamlı bir düzelme elde
edilememiştir.
Başka
bir 148 olguluk çalışmada ise FSH kullanımını takiben
47'sinde, özellikle apopitozis, immatür spermatozoa
veya enfeksiyon bulunan olgularda, sağlıklı sperm sayısında
artış elde edilmiştir. Normal mitokondri morfolojisi,
aksonem yapısı ve fibröz kılıf içeren hücrelerde önemli
artış gösterilmiştir. Ancak bu düzelmelere, daha önce
enfeksiyon saptanmış olan erkeklerde fazla rastlanılmamıştır
(Baccetti B. Hum Reprod 1997; 12: 1955).
Bu sonuçlar,
FSH tedavisine alınacak erkeklerde standart sperm parametrelerinden
başka parametrelerin kullanılarak hasta seçimi yapıldığında
başarılı sonuçlar alınabileceğini düşündürmektedir.
Genel
olarak hormon dozları hCG için haftada 2 kez 2500-5000
IU, FSH içinse her gün, gün aşırı yada haftada 2 kez
olmak üzere 75-150 IU önerilmektedir.
FSH ve
hCG'nin kombine kullanımlarından da değişik sonuçlar
bildirilmiştir.
Aromataz
inhibitörleri
Aromataz
inhibitörleri periferik testosteronun östrojene dönüşümünü
bloke ederek serum testosteron düzeyini yükseltirler,
bunun yanısıra östrojen ise düşer. Östrojenin düşmesi
ile hipotalamo/hipofizer sistemde negatif feed-back
ortadan kalkacağı için FSH ve LH düzeyleri yükselir.
Artan FSH, LH ve testosteron/östrojen oranının testislerde
yaptığı stimülasyonun spermatogenez ve spermiyogenezi
arttırdığı ileri sürülmüştür. Bu konuda yapılan çalışmalar,
idiyopatik erkek faktörü infertilite olgularında aromataz
inhibitörlerinin (anastrozole, testolactone vb) başarıyla
kullanılabileceğini göstermektedir (Schlegel P. J Urol
2001; 165: 837).
Büyüme
hormonu (BH) tedavisi (Growth hormone)
Subfertil
erkeklerde kısmi bir BH yetersizliği bulunabilir. Bu
nedenle oligozoospermik erkeklerde BH kullanılmış ve
değişik sonuçlar alınmıştır (Radicioni A. Acta Eur Fertil
1994; 25: 311 ve Lee KO. Eur J Endocrinol 1995; 132:
159).
Oligo
ve astenozoospermik erkeklerde yaş ve BMI kontrollü
fertil kontrollerle yapılan karşılaştırmalarda, bazal
BH değerleri arasında bir değişiklik gösterilmemiş olmasına
rağmen, arjinin veya klonidin stimülasyonunu takiben
hastaların hepsinde BH düzeyleri düşük kalmıştır (stimülasyon
testine yetersiz yanıt). Buda bazı infertilite olgularında
kısmi bir BH yetmezliği bulunabileceğini ortaya koymaktadır.
Bununla
birlikte, 12 hafta BH ile tedavi edilen böyle hastaların
sperm sayılarında anlamlı bir düzelme ortaya konamamıştır
(Ovesen P. Fertil Steril 1996; 66: 292). Ancak, astenozoospermili
erkeklerde tedavinin kesilmesini takiben 12 hafta süreyle
devam eden sperm motilitesinde anlamlı bir yükselme
kaydedilmiştir. Sperm motilitesindeki düzelmeye aynı
zamanda seminal plazma IGF-1 düzeyindeki yükselme de
eşlik etmiştir.
Antioksidan
tedavi
Anaerobik
ortama konulan hücreler ortama serbest oksijen radikalleri
(ROS) çıkarırlar. ROS ise hücre membranında peroksidatif
hasar meydana getirir. Bu hücreler aynı zamanda koruyuzu
bazı maddeler de salarak, hücreleri ROS'un zararlı etkilerinden
korumaya çalışırlar.
İnfertil
erkeklerde sperm fonksiyonlarındaki bozulmalar ile spermatozoaların
yaptıkları ROS arasında olası bir ilişki bulunmaktadır.
ROS arttıkça sperm motilitesi de bozulmaktadır. Superoksid
dismutaz, glutatyon peroksidaz ve katalaz spermde bulunan
ROS'a karşı koruyucu enzimlerdir. Buna dayanılarak,
infertil erkeklerde sistemik antioksidatif tedavilerin
(glutathione 2 ay süreyle günaşırı 600 mg, E vitamini
3 ay süreyle günde 200-600 mg, pentoxifylline 3 ay süreyle
günde 300 mg ve arkasından 3 ay süreyle günde 1200 mg)
kullanımı denenmiştir.
Özellikle
varikoseli veya inflamasyonu bulunan infertil erkeklerde
glutatyonun sperm sayı, motilite ve morfolojisi üzerine
anlamlı olumlu etkileri bulunduğu ortaya konmuştur (Lenzi
A. Hum Reprod 1993; 8: 1657 ve Lenzi A. Hum Reprod 1994;
9: 2044).
ROS'u
artmış olgularda E vitamini verildiğinde sperm motilitesi
ve ROS düzeylerinde bir düzelme gözlenmemiştir.. Ama
izah edilemeyen infertilite olgularında E vitamini kullanımının
lipid peroksidasyonunu azalttığı bildirilmektedir (Geva
E. Fertil Steril 1996; 66: 430). Astenozoospermi bulunan
hastalarda ise %60'ında E vitamininin motiliteyi düzelttiği,
lipid peroksidasyonunu da azalttığı gösterilmiştir (Suleiman
SA. J androl 1996; 17: 530).
Pentoksifillin
ise ROS düzeyi yüksek bulunan astenozoospermili bir
grup olguda denenmiş olup, sperm motilitesini arttırdığı
ve ROS düzeylerini düşürdüğü bildirilmiştir (Okada H.
J Urol 1997; 157: 2140).
Neticede,
antioksidan kullanılacaksa seminal plazma ROS düzeyinin
arttığı olguların seçilmesi, tedavinin başarısını arttıracakdır.
Folinik
asit
Oligoastenozoospermili
olgularda 3 ay süreyle günlük folinik asit kullanımının,
spermatozoa/yuvarlak hücre oranını arttırdığı, sperm
motilitesini ise düzelttiği ortaya konmuştur (Bentiviglio
G. Fertil Steril 1993; 60: 698).
Magnezyum
Oligoastenozoospermilerde
seminal plazma magnezyumunun düştüğü gösterilmiştir.
Bunlarda 3 ay süreyle oral magnezyum sitrat kullanılmasıyla
sperm sayı ve motilitesi düzelebilmektedir (Kiss AS.
Magnes Bull 1996; 18: 96). Burada ROS seviyesini düşüren
bazı enzimlerin aktifleşmesinin, bu düzelmeden sorumlu
olduğu düşünülmektedir.
Mast hücre
blokürleri
İnfertil
erkeklerin testislerinde mastositosis bulunmaktadır.
Mast hücre blokürleri ise mast hücrelerinden histamin
ve diğer vazoaktif maddelerin açığa çıkmasını önlemektedirler.
Bu nedenle, 3 ay süreyle her gün verilmelerini takiben
sperm sayı ve motilitesinde düzelme yapabilmektedirler
(Yamamoto M. Fertil Steril 1995; 64: 1221).
Akapunktur
5 hafta
süreyle haftada 2 kez akapunktur uygulamalarının 10
seans devam edilmesiyle, bir grup astenoteratozoospermili
infertil erkekte canlı ve motil sperm sayısını arttırdığı
gösterilmiştir (Siterman S. Arch Androl 1997; 39: 155).
Bunlarda elektronmikroskopik incelemeler sağlam aksonem
oranında artış meydana geldiğini ortaya koymuştur.
Kallikrein
Kallikreinin
sperm metabolizmasını ve motilitesini arttırıcı etkileri
bulunmaktadır. Kallikrein kullanımına ait değişik sonuçlar
bildirilmiştir (Izzo PL. Andrologia 1984; 16: 156, Glezerman
M. Fertil Steril 1993; 60: 1052, Keck C. Hum Reprod
1994; 9: 325).
Dr.
Kaan AYDOS
Mıeusset
R: In vivo therapies for asthenozoospermia. Male sterility
and motility disorders. Hamamah S, et al (eds). Springer-Verlag
New York, 1999.'dan derlenmiştir
|