|
SPERM
MOTİLİTESİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Sperm
motilitesi yeterli miktarda ATP, fonksiyonel aksonemal
dynein ATPas'ları ve aksonemlerin içinde yüzdükleri
normal bir iyon ortamı gibi hücre içi faktörlerin karşılıklı
etkileşimi neticesi normal olarak ortaya çıkar. Motilitenin
başlatılması devam ettirilmesinde bu faktörler temel
gereksinimdir. Örneğin, deterjanlarla spermin membranı
soyulursa, ortama ATP ve iyonların eklenmesi motiliteyi
başlatabilmektedir.
İşte,
bu temel gereksinimleri etkileyen her türlü dış faktör
de sperm hareketlerinin durmasına neden olacaktır. Sperm
aglütine edici antikorlar hücre yüzeyinde etkili olurlar
ve spermlerin birbirine bağlanmasına neden olarak fiziksel
bir ağ yapısı oluştururlar. Antisperm antikorlar değişik
mekanizmalarla ortaya çıkarak sperm motilitesini bozmaktadırlar.
Enfeksiyon,
bakteri ve bakteri ürünleri
Erkekte
genital bezlerde enfeksiyon bulunduğunun en önemli göstergeleri
1) ürogenital enfeksiyon hikayesi bulunması ve/veya
anormal rektal tuşe bulgusu, 2) prostat sekresyonunda
ya da masaj sonrası alınan prostat sıvısı örneğinde
veya idrar örneğinde lökosit ya da bakteri bulunması,
3) iki kat dilüe edilmiş seminal plazmada 1000/ml'nin
üzerinde patojenik veya 10000/ml'nin üzerinde non-patojenik
bakteri üremiş olması, 4) semende 1 milyonun üzerinde
lökosit bulunması, 5) aksesuar glandların sekresyonlarında
bozulmadır. Bu kriterlerden en az ikisinin bulunması
genital bezlere asit bir enfeksiyon tanısı koydurabilir.
Ama erkeğin asemptomatik olmasına rağmen semenlerinde
bakteri ve lökosit bulunması, genital enfeksiyon tanısı
koydurmada bazı karışıklıklar yaratabilmektedir.
Enfeksiyon
kadında en önemli infertilite nedenleri arasında olmasına
ve erkekteki ile benzer zararlara sebebiyet vermesine
karşın, etken genital kanallarda tam tıkanıklık yapıp
azoospermi ortaya çıkmadıkça erkekte enfeksiyonu bir
etyolojik faktör olarak kanıtlamak sıklıkla tartışma
yaratmaktadır.
E.Coli'nin
sperm motilitesini bozduğu in vitro çok sayıda çalışmada
ispatlanmıştır (Diemer T, Int J Androl 1996; 19: 271).
Sperm/bakteri oranının 1 olması, motil sperm yüzdesi
ve ileri hareketliliğini anlamlı derecede bozmaktadır.
Burada salgıladığı ürünlerinden çok bakterinin kendisinin
bu zararlı etkilere yol açtığı ileri sürülmektedir.
E.Coli'nin sperme bağlanması mannoz bağlayıcı reseptörler
ile gerçekleşmekte olup, buda neticede membran hasarı
doğurabilecek bir mekanizmayı başlatmaktadır.
Sitokinler
İmmün
sistem sitokinler ve sitokin inhibitörleri gibi çeşitli
faktörler tarafından idare edilmektedir. Sitokinler
polipeptid yapısında hormonlardır. Yabancı antijenler
gibi değişik uyarılar karşısında immün sistem hücreleri
tarafından yapılarak ortama salınırlar. Erkek ve kadın
genital sistemi immünolojik olarak dinamik yapılar olup,
gerek lokal gerekse sistemik immün yanıtlara ait humoral
ve hücresel immünite ürünleri içerirler. Dolayısıyla
spermatozoa da ejakulasyondan önce erkek genital sisteminde
ejakulasyon olduktan sonra ise kadın genital sisteminde
bu immün maddelerden etkilenebilmektedir.
Spermatozoanın
transforming büyüme faktörü b (TGF-b), interlökin 1
ve 2 (IL-1, IL-2), granülosit makrofaj koloni-stimüle
edici faktör (GM-CSF) ve B hücresi büyüme faktörü (BCGF)
ile bir araya konulması ancak çok yüksek konsantrasyonlarda
bulundukları zaman sperm motilitesini, fonksiyonlarını
ve fertilizasyonu bozabilmektedir, aksi takdirde zararlı
olmazlar.
Diğer
yandan, interferon a ve g (INF-a, INF-g) ve tümör nekroze
edici faktör a (TNF-a)'nın daha az yüksek konsantrasyonlarda
bulunması durumlarında bile sperm motilitesi ve oositi
penetrasyonunda olumsuz etkileri vardır.
Bir çalışmada,
fertil ve OAT'lı infertil erkeklerin seminal plazmalarında
IL-1 bulunduğu gösterilmiştir. Burada spermler yıkanarak
ayrıştırılmış olduklarından normal motilitede hücreler
olması beklenilir. Bunların da sitoplazmik ribozomlar
içermemeleri gerekir. Çünkü matür spermatozoalar IL-1
sentezlemezler. Demekki bu IL-1'in kaynağı ortama karışmış
lökosit ya da immatür germ hücreleri olacaktır (Huleihel
M. Am J Reprod Immunol 1997; 37: 304).
Erkek
genital bezlerinin enfeksiyonunun tanısında IL-6'da
en önemli spesifik markırlardan biridir. Semende IL-6
ve serbest oksijen radikalleri (ROS) konsantrasyonları
arasında korelasyon bulunmaktadır. Buradaki ROS oluşumundan,
sitokinlerin spermatozoanın membranındaki lipidlerin
peroksidasyonunu uyarıcı etkileri sorumlu tutulmaktadır.
Bununla birlikte, IL-6 aynı zamanda sperm kapasitasyonu
ve akrozom reaksiyonunu da artırarak fertilizasyonunu
sağlamaktadır.
Başka
çalışmalarda da IL-1, IL-6 ve TNF-a'nın sperm motilitesini
azalttığı ve fertilizasyonu bozduğu ortaya konulmuştur.
Semende
bulunan ve normal motil spermleri bozan hücreler
Semende
ROS yaparak normal motil spermatozoayı bozabilecek iki
tip hücre bulunmaktadır: lökositler ve anormal spermatozoa.
Anormal
spermatozoa
İnfertilitesi
bulunan erkeklerin %25'inin semenlerinde ROS yapılmaktadır.
Semende yapılan ROS miktarı motil sperm yüzdesi, semen
volümü, oosit penetrasyonu ve fertilizasyon ile ters
orantılıdır. Morfolojisi bozuk spermlerin yaptığı ROS
miktarı, normal spermlerin yaptığından daha fazladır.
Morfolojisi bozuk spermlerde yüksek oranda sitoplazmik
fazlalık bulunmaktadır. Buda içerisinde ROS yapımına
neden olan bol miktarda madde içerir. Zaten ROS düzeyi
yüksek olam semenlerde glükoz-6-fosfat dehidrogenaz
aktivitesi de artmıştır. Bu enzim sitoplazmik artığın
fazla olduğu semen örneklerinde yükselmektedir (Aitken
JR. Mol Reprod Dev 39: 268, 1994).
Semende
henüz olgunlaşmamış immatür germ hücrelerinin bulunması
ROS üretimini artıracaktır, buda neticede normal motilitede
spermatozoalar için bir tehdit oluşturacaktır. Erken
evre spermatositler, round ve elongated spermatidler
hepsi aynı düzeyde ROS yaparlar. Ama kaput epididimiste
bulunan ve henüz tam maturasyonunu tamamlamamış spermatozoalar
bunlardan daha fazla ROS üretmektedirler. Aslında normal
spermatozoalar da ROS yaparlar ama seviyesi çok düşüktür.
Spermatozoa tekrar tekrar santrifüj-ayrıştırma işlemlerine
tabi tutuldukça, ya da formil, nerve growth factor,
kompleman 5a, kalsiyum iyonofor veya kapasite edici
şartlar içine konulduğunda ROS üretimi de artmaktadır.
Hasar
görmüş spermatozoalar tarafından üretilen ROS'un normal
spermatozoa fonksiyonları üzerine her zaman zararlı
olmadığı da çalışmalarda gösterilmiştir. Ama çok düşük
düzeyde bile salgılanmış olsa ROS ile inkübasyon süresi
uzadıkça bu hasar da artmaktadır.
Günümüzde
spermatozoa tarafından salgılana ROS'un kaynağı henüz
anlaşılmış değildir. Sperm membranı üzerindeki NADPH
oksidaz ve mitokondrial NADPH-bağımlı oksiredüktaz diaforaz
olası kaynaklar olarak görülmektedir (Gavella M. Arch
Androl 28: 135, 1992).
Lökositler
Lökospermi
semende 1 milyon/ml veya daha fazla beyaz küre bulunması
olarak tanımlanmaktadır. Erkek genital sisteminde sürmekte
olan enfeksiyon için bir gösterge olarak kabul edilir.
Bütün infertil erkeklerin %10-20'sinde bulunur. Semendeki
lökositlerin kaynağı epididim ve prostattır. Lökospermi
ile birlikte görülen sperm sayısında azalma, motilite
bozulması, fertilizasyon oranlarında düşme gibi olumsuz
etkilerin ROS, proteazlar ve sitokinler gibi lökositlerden
başka faktörlerin aracılığına bağlı olabileceği ileri
sürülmektedir.
Lökositler
hem normal hem de infertil erkeklerin semenlerinde bulunabilir.
%60-70'ini polimorf nukleuslu nötrofiller oluşturur.
Mikroorganizmalara karşı mücadele verirken ortama süperoksit
anyonu (O2o-) salarlar ki buda diğer ROS ve iyonlarla
reaksiyona girerek ya da dismutasyon ile hidrojen peroksit
(H2O2), hidroksil radikali(-OH) ve/veya hipoklorid gibi
diğer toksik maddelerin oluşmasına neden olur (Halliwell
B. Oxford: Clarendon press, 1989). Lökositlerden NADPH
oksidaz enzimi salgısı ortamda kompleman 5a, kemotaktik
interlökinler veya bazı bakteriyal protein parçaları
varsa, toksik düzeyde ROS salgılattıracak kadar, yani
20-100 kat artırılabilir. Ortamda bulunan bu maddelerin
ise erkekte genital sistem enfeksiyonu varlığında açığa
çıktıkları sanılmaktadır.
Uyarılan
lökositler Percoll ile yıkanmış spermatozaların motilitesinde
konsantrasyon ve zamana bağlı bir düşme yapmaktadırlar.
Semenin mililiteresinde 600 000 lökosit (PMN) bulunsa
bile 5 saatlik teması neticesi sperm motilitesinde %35
azalmaya neden olabilmektedir.
Uyarılmış
lökositler (PMN) ile inkübe edildiklerinde ROS koruyucularının
ve seminal plazmanın spermatozoa motilitesi üzerine
etkisi
Süperoksit
dismutaz (SOD) enzimi süperoksit anyonuna karşı koruyucu
etkiye sahiptir. Ancak SOD'ın, PMN ile muamele edilmiş
spermatozoalarda görülen motilite azalması üzerine bir
etkisi bulunmamaktadır. Oysa katalazın (hidrojen peroksite
karşı koruyucu etkisi vardır) ve dimetil sülfoksit'in
(DMSO: hidroksil radikallerine karşı koruyucudur) ROS'a
ait toksik etkiye karşı tek tek %50 koruyucu tesirleri
bulunmaktadır. Katalaz ve DMSO birlikte bulunduklarında
ise sperm motilitesindeki bozulmayı tamamen önlemektedirler.
Bütün bunlarda göstermektedir ki, uyarılmış PMN lökositlerin
sperm motilitesi üzerine olan tüm etkileri ROS tarafından
yapılmaktadır. Hidrojen peroksit ve hidroksil radikali
bundan sorumlu esas ROS'lardır.
DMSO ve
katalaza ek olarak, seminal plazmanın da uyarılmış PMN
lökositler tarafından salınan ROS'ların yol açtığı bazı
hasarlara karşı koruyucu etkisi bulunur. Bu etki seminal
plazmadaki bireysel farklılıklara bağlı olarak %10 ile
%100 arasında değişmektedir (Kovalski NN. Fertil Steril
58: 809, 1992).
Bu sonuçlar
bazı şahısların enfeksiyonun ya da artmış PMN lökositlerin
neden olduğu motilite bozulmalarına daha fazla hassas
olduklarını göstermektedir. Genital sistemde epididim
ve testis enfeksiyonunun ya da inflamasyonunun spermatozoalar
üzerine etkileri en fazladır. Seminal plazmada bulunan
koruyucu moleküller 10 kDa'un altındaki küçük veya 12
kDa'un üzerindeki büyük moleküllerden oluşur. Süperoksit
anyonu ve hidrojen peroksite karşı koruyucu kapasitededirler.
Semende bulunan albumin, taurin, hipotaurin, glutatyon,
pirüvat, vitamin E ve C ile benzer maddelerin aktive
olmuş PMN lökositlerin yaydığı ROS'a karşı koruyucu
potansiyelleri bulunmaktadır.
Sperm
motilitesi üzerine ROS'un etki mekanizması
Semende
yüksek düzeyde bulunduğu zaman ROS'un hücre sitoplazmasındaki
organelleri ortadan kaldıran ve hücrenin ölümüne neden
olan lipid peroksidasyonu ve hücre membranına hasar
verici etkileri uzun zamandır bilinmesine rağmen, düşük
düzeyde oldukları zaman ROS'un spermatozoa üzerine etkileri
farklıdır. ROS etkisi konsantrasyonuna bağımlıdır. Eğer
ortamda düşük konsantrasyonda bulunuyorsa önce sperm
motilitesinde tamamen kayıp ortaya çıkar ama koruyucu
maddelerin ortama eklenmesi ile birkaç saat içerisinde
tekrar düzelir. Oysa yüksek konsantrasyonda bulunan
ROS'un yaptığı motilite bozuklukları kalıcı olup, hücrenin
canlılığını da bozmaktadır. Çünkü bu düzey hücrenin
koruma mekanizmalarını aşmaktadırlar.
Spermatozoada
ROS'un etkisinin ilk göstergesi flagellar salınım sıklığında
progressif bir azalma olmasıdır. Bu etki birinci saatte
başlamakta olup hücre içi ATP konsantrasyonunun düşmesine
bağlıdır. ATP'deki bu düşüş ise aksonem proteinlerinin
cAMP-protein kinaz A-bağımlı yolla fosforilizasyonunda
bozulmaya yol açan bir takım olaylar zinciri tarafından
tetiklenir. ATP ve sperm protein fosforilizasyonunda
düşme ROS'un spermatozoa üzerine olan ilk etkilerindendir.
Sonuç
Özet olarak,
erkek üreme sisteminin enfeksiyonu ile ilgili faktörler
ve hücreler fertiliteyi bozucu etkiye sahip olabilirler.
Spermatozoaya bağlanmaları ile, E. Coli gibi bakteriler
membran hasarını ve neticede motilite bozukluğunu başlatmaktadırlar.
Yüksek konsantrasyonda bulundukları zaman interferon-a
ve g, tümör nekroze edici faktör, IL-1, IL-6 ve TNF-a
gibi sitokinlerin sperm motilitesini ve penetrasyon
oranlarını düşürücü etkileri vardır. Erkekter genital
bezlerin enfeksiyonunun en spesifik markırı olan IL-6,
sperm membranının peroksidasyonuna neden olmaktadır.
Aynı zamanda IL-6 kapasitasyon ve akrozom reaksiyonunu
da artırmaktadır. Semende bulunan ROS esasen PMN lökositlerden
ve anormal spermatozoalardan kaynaklanır. ROS düzeyleri
motil spermatozoa yüzdesi ve fertilizasyon oranları
ile ters orantılıdır. ROS, ki bunlar arasında hidrojen
peroksit sperm motilitesinin kaybına neden olmaktadır,
hücre içi ATP'yi ve neticede aksonem proteinlerinin
cAMP-bağımlı fosforilizasyonunu düşürerek etki gösterir.
ROS'ların
sperm motilitesi üzerine olan etkileri çeşitli faktörlere
bağlıdır. Bunlar arasında ROS'un tipi, ROS ile karşılaşma
lokalizasyonu ve süresi, ve ROS'a karşı koruyucu maddelerin
tipleri sayılabilir. ROS'un etkilerinin incelendiği
zaman da son derece önemlidir, çünkü ROS biyolojik bir
mekanizmalar dizisini tetikleyerek etkisini başlatır.
Yüksek konsantrasyonlarda ROS zarar verici olmaktadır
ve spermin canlılığını bozabilir. Oysa düşük konsantrasyonlardayken
spermin hiperaktivasyonu, kapasitasyonu ve akrozom reaksiyonu
gibi biyolojik olaylara katılmaktadır.
Dr.
Kaan AYDOS
Gagnon
C, De Lamirande E. Male sterility and motility disorders.
Springer-Verlag New York, 1999'dan derlenmiştir.
|