|
KISIRLIK
TEDAVİSİNDE
YENİ GELİŞMELER VE KOPYALAMA
Dr.Kaan
AYDOS
Kısırlığın
gerek araştırılması gerekse tedavisinde büyük ilerlemeler
kaydedilmiş olmasına rağmen, hastaların hala önemli
bir kısmında gebelik sağlanamamaktadır. Olguların büyük
bir kısmında sperm gelişimi yetmezliği ve/veya kadının
yumurtasının (oosit) yaşlanması sorumlu tutulmaktadır.
Başkalarından elde edilen donör gametlerinin kullanımı
legal, etik ve sosyal bazı önemli problemleri de beraberinde
getirmiş olup, çiftlerin bu yolu seçmelerini kısıtlamaktadır.
Ancak, günümüzde üreme teknolojisinde, özellikle deneysel
çalışmalarda kaydedilen hızlı ilerlemeler sayesinde
üreme hücreleri için alternatif kaynak bulunması ve
bu şekilde çiftlerin kendi genetik materyallerinden
doğacak bir çocuk sahibi olabilmeleri konusunda umut
doğmuştur. Tek bir sperm hücresinin mikroskop altında
kadın yumurtası içerisine sokulması, yani ICSI tekniği
kullanılarak spermatid, hatta spermatosit gibi henüz
olgunlaşmasını tam tamamlamamış öncü sperm hücreler
ile çiftleştirilme başarılarak sağlıklı bebekler dünyaya
getirilmiştir. Olgunlaşmamış erkek üreme hücrelerinin
hayvan testislerine naklinin, hatta başka tür hayvanlara
da verilse başarılmış olması, sperm gelişiminde duraklama
bulunan veya kanserli erkeklerin tedavilerinde bunun
alternatif bir kaynak olabileceğini ortaya koymaktadır.
Vücut hücrelerinin çekirdeklerinin oosit içine nakledilmeleri
ve burada bölünmeleri ise, yaşa-bağlı genetik engellerin
üstesinden gelinmesinde ve bu sayede sağlıklı oositler
elde edilmesinde pratik bir yol olarak görülmektedir.
Ama her şeyden önemlisi burada tanımlanan yöntemlerin
insanda uygulanmasına başlanılmadan önce güvenilirliliklerinin
ispatlanmasıdır.
Yaklaşık
20 yıl öncesine kadar çocuk sahibi olabilmek ancak doğal
yolla gerçekleşebiliyordu. 1978'de insanda tüp bebek
(IVF) ile ilk kez gebeliğin elde edilebilmesini takiben
bu alanda radikal değişiklikler başladı. Yine de kısır
çiftlerin yaklaşık %40'ı sperm kalitesindeki bozukluk
nedeniyle çocuk sahibi olamamaktadır. IVF ile başarılı
olunamayan olgular içinse 1992'de Palermo tarafından
insanda ilk kez uygulanan ICSI (intrasitoplazmik sperm
enjeksiyonu) ile önemli oranda gebelik şansı doğmuş
oldu. ICSI, erkekten alınan bir sperm hücresinin kadının
yumurtası içerisine çok ince iğneler kullanılarak, mikroskop
altında sokulması işlemidir. Çalışmalar ilerledikçe
ICSI azoospermik, yani menisinde hiç sperm hücresi bulunmayan
erkeklerde de, yumurtasından ameliyat ile (TESE) elde
edilen spermler kullanılarak başarıyla uygulanılmaya
başlanıldı. Günümüzde ICSI artık geniş çapta kullanılan
bir yöntem haline gelmiştir.
Yine de
IVF ve ICSI, sorunları tamamen halletmiş değillerdir.
Artık kadının her yaşta çocuk sahibi olabilmesi gündeme
gelmiştir. Bu özellikle 40 yaş üzeri kadınlarda önemli
bir problem teşkil etmektedir. Her ne kadar ileri yaş
kadınlarda yumurta (oosit) bağışlanması ile çocuk sahibi
olunabiliyorsa da, çiftlerin çoğu kendi çocuklarına
sahip olmayı istemekteler ve üreme tıbbında günümüzde
kaydedilen ilerlemeler sayesinde artık bu konu üzerinde
çalışılmaktadır. Kısırlıkda tedavi arayışları, özellikle
kendi genetik materyalleri ile çocuk sahibi olmak isteyen
infertil çiftlerde, spermatozoa ve oosit için başka
alternatif kaynakların bulunması konusunda araştırıcıları
gayretlendirmiştir. Bu amaçla son yıllarda kopyalama
(klonlama) üzerinde yoğun çalışmalar başlatılmıştır.
Olgun
sperm hücreleri (spermatozoa) yerine tam olgunlaşmamış
sperm hücrelerinin kullanılması
Azoospermik
olgularda testislerde olgun sperm hücrelerinin bulunamadığı
durumlarda daha tam olgunlaşmamış üreme hücrelerinin
kullanılması ile gebelik elde edilmesi uğraşıları ilk
olarak 1993 yılında deneysel temelde başlatıldı (Ogura
ve Yanagimachi 1993). Üreme yeteneğine sahip ama olgunlaşmasını
tamamlamamış hücreler arasında kısmen sonuç alınmış
bir hücre yuvarlak spermatid'dir. Tavşan ve fare yuvarlak
spermatidleri mikroenjeksiyon (ICSI) ile veya elektrofüzyon
yoluyla oosit içerisine verildikleri zaman, kendi genetik
materyallerini çoğaltabilirler ve komple gelişmeyi sağlayabilirler.
Hayvanlarda
elde edilen bu başarılı sonuçlar insanlarda da tam olgunlaşmamış
bu tip üreme hücrelerinin kadın yumurtası içerisine
enjeksiyonunu gündeme getirmiştir. Bu yolla yuvarlak
spermatidler kullanılarak yapılan ICSI neticesi fertilizasyon
ve erken embriyo gelişimi başarılabilmiş ama fertilizasyon
ve gebelik oranları çok düşük kalmıştır. Yuvarlak spermatidlerin
bir ileri aşaması olan üreme hücreleri kullanıldığında
ise daha başarılı olunmaktadır.
Her ne
kadar yeteri kadar olgunlaşmamış sperm hücreleri ile
sağlıklı bebekler dünyaya getirilmiş olsa da, bu yöntemin
azoospermik erkeklerde bir tedavi biçimi olduğu bazı
otörlerce kuşkuyla karşılanmaktadır. Bütün bu nedenler
göz önüne alındığında, bahsedilen yöntemin düşük güvenilirliliği
ve başarısının azlığı konularında hastaların mutlaka
bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Yuvarlak
spermatidlerden bir önceki gelişim döneminde bulunan
üreme hücreleri spermatositler'dir. Bunlar henüz genetik
materyallerini dişi yumurtasını dölleyebilmeleri için
gerekli yarı sayıya indirmediklerinden, ICSI teknolojisi
ile başarılı sonuçlar vermemişlerdir. ICSI ile içerisine
spermatosit verilmiş dişi yumurtalarının elektrik aktivasyonlarını
takiben hem yumurta hem de spermatosit kromozomları
biri anneden birisi de babadan gelmiş genetik materyallerinin
bölünmesini ve birleşmelerini tamamlayarak, elde edilen
2 hücreli embriyolar anneye transfer edildiklerinde
full-term gebelik başarılabilmiştir. Benzer şekilde,
elektrikle aktive edilmiş yumurta içerisine spermatosit
çekirdeği enjekte ederek, sonuçta embriyonun geliştiği
ve sağlıklı bir çocuk dünyaya geldiği bildirilmiştir
(Sofikitis 1998).
Benzer
şekilde, çok daha erken evre spermatosit çekirdekleri
dişi yumurtası içerisine enjekte edilerek, elektrikle
aktive edilir edilmez genetik bölünmelerini tamamlayarak
erkek ve dişiye ait iki pronukleus oluşturabilmektedirler.
Bununla birlikte, 2 hücre evresinde transfer edilen
böyle 258 embriyodan sadece 2'si normal gelişim gösterebilmiştir
(Sasagawa 1998). Henüz gelişim aşamasında olsa da, çok
erken spermatosit evresinde üreme hücrelerinin gelişiminde
duraklama bulunan olgularda spermatositlerin kullanımının
bir gün, iyi bir tedavi seçeneği olacağı kanısı vardır.
Erken spermatosit evresinde gelişme duraklamasına bağlı
olgularda bu tekniğin kullanılmasını takiben, ilk 2
yavru doğurtulmuş olup, hiç birisinde sayısal ya da
yapısal kromozom anomalisi ortaya çıkmamıştır (Tesarik
1999).
Spermatogonium
transplantasyonu
Spermatogoniumlar,
erkekte testislerde bulunan en erken evre kök üreme
hücresidir. Bu hücrelerin alınarak, başka tür hayvanların
testisleri içerisine nakledilmelerini takiben, olgunlaşabilecekleri
ve olgunlaşan bu sperm hücrelerinin ICSI ile kadın yumurtasına
verilmesini takiben gebelik sağlanabileceği de düşünülerek,
bu konuda deneysel çalışmalar yürütülmektedir. Hatta,
kemoterapi ya da radyoterapi öncesi testislerden sperm
hücreleri alınarak dondurulmak suretiyle saklanırlarsa,
ileride testisleri haraplansa bile böyle testisler içerisine
nakledilerek yeniden olgunlaşmalarının başarılması da
üzerinde çalışılan konular arasındadır. Ancak insan
üreme kök hücrelerinin başka hayvanlara transplantasyonu
henüz pratik uygulama için kabul edilebilir bir yöntem
haline gelmemiştir.
Kopyalama
(Klonlama)
Hayvanlarda
denenen klonlama insanda da uygulanmaya çalışılmaktadır.
Ama bir çok ülkede insan klonlaması yasaklanmıştır.
Yine de, klonlamadan elde edilen yeni bilgiler ile hücre
çekirdeğinin transferi gibi teknikler üreme tıbbında
bu gün karşılaştığımız önemli problemlere bir çözüm
olarak görülmektedir.
Klonlamada
esas olan, genetik materyalin yani kromozomların izolasyonu
ve bununda nukleusu (çekirdeği) çıkarılmış bir kadın
yumurta hücresi (oositi) içerisine nakledilmesidir.
Dişi yumurta hücresinin çekirdeği, bir cam mikropipet
kullanılarak mikromanipülasyon ile ya da kimyasal tedavi
ile çıkarılabilir. Çekirdeği çıkarılmış bu hücre içerisine
daha sonra, kopyalanması yapılacak kişinin bir hücresinin
genetik materyali enjekte edilir ve elektrik stimülasyonu
verilerek veya viral ajanlar kullanılarak, çekirdeği
çıkarılmış alıcı yumurtası ile bu genetik materyalin
birleşmesi, kaynamaları sağlanılabilir. Arkasından,
embriyo gelişecek ve gelişen embriyo da kadının rahmi
içerisine nakledilerek gebelik sağlanabilecektir. Bütün
bu işlemler teorik olup, henüz hayvan deneyleri yapılmaktadır
ve insanlarda pratik olarak uygulanmamaktadır.
Aşağıda,
bahsedilen kopyalama tekniğinin eğer insanda uygulansa
nasıl önerildiğinin şematize edilmiş hali görülmektedir.
Şekil
1. Sağlıklı bir kadından elde edilen yumurtanın,
mikroskop altında çekirdeği çıkarılır.
Şekil
2. Kopyalanacak olan insanın uygun bir vücut hücresi,
hazırlanan yumurtanın içerisine enjekte edilir.
Şekil
3. Hazırlanan yumurta elektrik akımına tabi tutulur.
Şekil
4. Takiben hücre bölünmesi gerçekleşerek embriyo
oluşur, oluşan embriyo ise annenin rahmine nakledilir.
İnsanda
gebeliklerin en az %5'inde rastlanılan genetik bozuklukların
bir sebebi olarak annenin yaşı gösterilmektedir. Bu
yaşa-bağlı genetik bozukluk, yaşlı kadınlarda gözlenen
yetersiz embriyo gelişiminde esas nedendir, çünkü yaşlı
kısır kadınlarda genç kadınların yumurtaları kullanıldığı
zaman normal gebelik elde edilebilmektedir. Kadında
yumurta hücresinin bölünmesinde anormalliğin gelişiminden
yaşlanmış yumurta sorumlu tutulmaktadır. Böyle kadında
yumurta defektlerinin düzeltilmesinde kullanılan bir
yaklaşım, yaşlanma neticesi gelişmesi bozulmuş yumurta
hücresinin çekirdeğinin çıkarılarak daha genç bir kadının
oositinin içerisine nakledilmesidir (Zhang 1999).
Çalışmalar
göstermiştir ki, farelerde çekirdek nakli yüksek bir
etkinliğe sahiptir ve genetik bir hasara yol açmamaktadır
(Takeuchi 1999). Aynı yöntem insan yumurtalarında uygulandığında
ise yumurta düzelme oranları yine %80'in üzerinde olmaktadır
ama olgun hale geçmeleri ancak %60'larda kalmaktadır.
Buradaki düşük başarının nedeni laboratuvarda olgunlaşma
için kullanılan kültür ortamlarının kalitesinin yetersiz
oluşuna bağlanmaktadır. Her ne kadar yaşlı bir hücre
çekirdeğinin genç bir hücre içerisine nakli neticesi
gelişecek yumurta hakkında daha fazla sitogenetik bilgiye
ihtiyaç varsa da, bu teknik yaşa bağlı genetik gelişim
yetersizliklerinin tedavisinde tek tedavi seçeneği gibi
görülmektedir. Teknik, yumurta yaşlanmasının tedavisinde
kullanılabilecek bazı düzenlemeler ile daha başarılı
hale getirilebilir.
Son zamanlarda
dişi yumurta hücresinin sitoplazmasına ait kusurların
bulunduğu gelişimsel bozukluklu embriyoların normal
gelişimlerinin sağlanmasında, sitoplazma transferi üzerinde
çalışılmaktadır. Gelişiminin belli bir evresindeki sağlıklı
bir yumurtanın sitoplazması alınarak, daha önce defalarca
üremeye yardımcı teknikler denenmiş ama kötü embriyo
gelişimi nedeniyle hep başarısız kalınmış kısır bir
kadının yumurta hücresi içerisine enjekte edilmiş, ve
bu yöntemle normal bebek doğurtulabilmiştir (Cohen 1998).
Ama bu yöntem, erken bölünme döneminde ortaya çıkabilecek
kromozom dengesizliklerini düzeltmeyecektir.
Kadın
yumurtasının çekirdek ve sitoplazma transferlerinde
önemli bir problem, yumurtası kullanılacak olan 40 yaş
üzerindeki yaşlı kadınların çok az sayıda yumurta yapıyor
olmalarıdır. Ancak, klonlama sayesinde (yaşlı kadının
vücudundaki bir hücrenin çekirdeğinin alınarak daha
genç bir kadının önceden çekirdeği çıkarılmış yumurta
hücresi içerisine taşınması) yeterli sayıda ve sağlıklı
oosit elde edilebilir. Somatik hücrelerden canlı üreme
hücrelerinin elde edilmesinden özellikle yaşlı kadınlar,
erken over (yumurtalık) yetmezlikli kadınlar ve overlerinde
hormona karşı cevap yetmezlikli kadınlar fayda göreceklerdir
Bir diğer
yöntem ise bir üreme hücresinden ya da vücudun her hangi
bir hücresinden alınan, henüz üreme için gerekli genetik
bölünmesini tamamlamamış hücre çekirdeğinin, belli bir
gelişim sürecini tamamlamış sağlıklı yumurta hücresi
içine verildiğinde, bölünmelerini tamamlayabilmelerinden
faydalanılarak yapılmaktadır (Kubelka 1997). Her ne
kadar vücudun bir dokusundan alınan hücre çekirdeğinin
üreme için gerekli olan bölünmesini tamamlaması klonlamaya
benzer görülse de, sonuçta meydana gelen yumurtanın
içindeki genetik materyalin çiftleşebileceği ve böylece
her iki ebeveyne ait genetik materyal ile bir embriyo
oluşturabileceği bir oosite de ihtiyacı bulunmaktadır.
Klonlamada ise tek hücre genomu yeterli olmaktadır.
Olgunlaşmamış bir dişi yumurta hücresi içerisine vücuttan
alınan bir hücrenin çekirdeği enjekte edilerek, bu vücut
hücresinde genetik bölünme başarılmıştır (Takeuchi 1999).
Bütün
bunların yanısıra, yeni yapılandırılan yumurta içerisindeki
hücre organellerinin fertilizasyon ve embriyo gelişimi
üzerine etkisinin daha geniş kapsamlı araştırılması
gerekmektedir. Ayrıca, vücut hücresinin çekirdeğinin
genetik gelişiminin, yumurtanın çekirdeği ile uyuşup
uyuşmayacağı da henüz bilinmemektedir. Diğer yandan,
hücre çekirdeği nakli ile doğurtulan koyunlarda kromozomların
önemli bir parçası olan telomer boyunun kısa bulunması
nedeniyle, vücut hücrelerinden elde edilerek doğacak
bir çocuğun yaşam süresi ve kalitesi üzerine bu yöntemin
nasıl etkileri olur, araştırılması gereken bir diğer
konudur.
Hayvanlarda
yapılan klonlama işleminde genetik ve hücre içi organellerine
ait hatalardan dolayı embriyo ve fötus ölüm oranları
yüksek seyretmektedir. Bu nedenle, fötus kayıplarının
nedenleri tam olarak anlaşılıncaya ya da bu yöntemin
faydası deneysel çalışmalarla ispatlanıncaya kadar,
erkekte vücut dokularından elde edilen hücre çekirdeklerinin
kullanılması işlemleri ancak araştırma çalışmaları olarak
kabul edilmelidir.
Hücrenin
sitoplazması ve çekirdeğinin dişi yumurtası içine transferi
güvenilir ve etkin bir yöntem olarak bulunursa, tüp
bebek ile sonuç alamayan kadınlarda, kendi genetik materyali
ile çocuk sahibi olma konusunda yeni bir ufuk açılmış
olacaktır.
Sonuç
Alternatif
gamet kaynakları sadece bir bilim saplantısı değil,
aynı zamanda gerçek bir ihtiyaçtır da. Günümüzde bu
manipülasyonların çoğu, erkekte üremeye yardımcı tekniklerin
kullanılmasında kısa süre içerisinde fayda sağlanılacağı
görünümü vermemektedir. Ancak, öncelikle çocuğun genetik
olarak normal olduğunu ve yöntemlerin hayvanlarda test
edildikten sonra güvenilirliliklerinin ispatlanması
öncelikle kesin olarak ortaya konmalı. İleride yapılacak
çalışmalar bu konuda cesaret verici olacaktır.
Azoospermik
erkeklerde olgunlaşmasını yeteri kadar tamamlamamış
üreme hücrelerinin kullanımı günümüzde çoğu olguda tek
tedavi olasılığı olarak durmaktadır. Her ne kadar bu
yöntemin başarısı düşük olsa da, sağlıklı bebekler de
bildirilmektedir. Demek ki gametlerin çiftleşmesi için
sperm oluşumunda morfolojik basamakların hepsinin tamamlanmasına
mutlak gerek yoktur. Deneysel olarak, kısmen de insanlarda
spermatositlerin kullanılmasıyla, spermatogenetik hücre
öncülerinin normal gelişimi sağlayabildikleri artık
bilinmektedir. Diğer yandan, olgunlaşması geri kalmış
üreme hücrelerinin kullanımı yetersiz genetik gelişim,
yaşam sürecinin izah edilemiyen kısalığı ve bazı çocuklarda,
özellikle gelişimi çok geri kalmış üreme hücreleri kullanıldığı
zaman doğan fare yavrularında görüldüğü gibi gelişim
geriliği konularında önemli tartışmalar ortaya çıkarmıştır.
Çekirdek
naklinin yüksek etkinlikte bir yöntem olduğu farelerde
gösterilmiş, ve kullanılan oositlerin %90'ından fazlasında
kısmen de olsa gelişim sağlanılmış olup, genetik yapının
normal olduğu gözlenmiştir. İnsan oositleri kullanıldığında
ise, maturasyon oranları daima düşük kalmaktadır. Bunu
nedeni belki de dişi yumrtasının laboratuvar şartlarında
gelişiminde kullanılan tekniğin yetersiz kalmasıdır.
Her ne olursa olsun, çekirdek transplantasyonun, özellikle
hormona yetersiz yanıt veren kadınlarda ve yaşlılarda
görülen yaşa-bağlı genetik yetersizliğin tedavisinde
çekici bir yöntem olduğu elbette ortaya konulacaktır.
Gametlerin
manipülasyonu ile, teorik olarak, vücut hücrelerinin
çekirdeklerinin çıkarılarak başka bir hücre içerisinde
üreme için gerekli bölünmelerinin sağlanılması her yaş
ve her zaman için mümkün olabilecek bir uygulama haline
gelebilir
Daha
geniş bilgi için: Tsai MC, et al: Opinion: Alternative
sources of gametes: reality or science fiction? Hum
Reprod 2000: 15: 988.
|