|
SPERMİN
KAPASİTASYONU & SİNYAL İLETİ MEKANİZMASI
Hiperaktif motilite, akrozom reaksiyonu, füzyon
Kaan
AYDOS
Konu
ile ilgli daha fazla şekil için
Spermin
oositi fertilize edebilme potansiyeli kazanması için,
kadın genital sistemi içerisine girdikten sonra geçirdiği
sürece kapasitasyon denilir. Ejakulasyonun hemen
arkasından spermatozoa ile oositin bir araya getirildiği
in vitro şartlarda fertilizasyon görülmemesine rağmen,
bir süre geçtikten sonra fertilizasyonun da gerçekleşmesi
belirli bir kapasitasyon sürecinin bulunduğuna işaret
eder. Gerçekten de, ejakulasyonu hemen takiben kadın
genital sistemine giren spermatozoa motil olmasına rağmen
fertilizasyon kapasitesine sahip değildir. Burada içinde
bulunduğu ortamdan kaynaklanan bazı faktörlerin etkisiyle
fertilizasyon potansiyeli kazanır. Kapasitasyon olarak
bilinen bu süreç sırasında spermatozoanın membranında
ve hücre içinde bir takım değişimler meydana gelerek
akrozom reaksiyonu, hiperaktif motilite ve oolemma ile
füzyonunun gerçekleşebilmesi için çevreden gelecek fizyolojik
uyarıları alır hale gelir. Ancak kapasitasyon periyodunun
süresi insanda kesin değildir (Yanagimachi 1994). Aslında
spermin erkek genital sisteminde ve kadın aşağı-genital
sisteminde ilerlemesi sırasında erkenden fertilizasyon
ile ilgili olayların başlamaması için bazı kapasitasyon
önleyici faktörler tarafından böyle bir sürecin
gerçekleştirilmesi de gereklidir. Kapasitasyon sırasında
bu dekapasitan faktörler spermden uzaklaştırılarak,
tubaların ampullasında uygun lokalizasyona ulaşıldığında
fertilizasyonun gerçekleşmesi sağlanmış olunur.
Kapasitasyon
önleyici dekapasitan faktörlerin bir kısmı epididimden
kaynaklanırken, bir kısmı ise seminal veziküllerden
salgılanarak ejakulasyon sırasında semene katılırlar.
Epididimde sperm plazma membranında disülfid bağları
oluşarak, kuyruk hareketlerinin daha güçlü olması sağlanılır.
Aynı zamanda membranda meydana gelen maturasyon neticesinde
sinyal iletim sistemi de olgunlaşarak kapasitasyon sırasında
hiperaktivite ve akrozom reaksiyonunun gelişmesine ortam
sağlanılır. Kısacası epididimde spermatozoa kapasitasyon
için gerekli değişiklikleri geçirir ama baskılayıcı
veya eksik olan faktörler nedeniyle oositi fertilize
edemez. Zaten buradan alınan spermin in vitro şartlarda
oositi fertilize edebilmesi için de belirli bir süre
geçmelidir. Kadın genital sistemine girdikten sonra
serviks, uterus ya da tubalar içerisinde dekapasitan
faktörler sperm hücrelerinden uzaklaştırılırlar. Bunu
takiben spermatozoa membranından kolesterol'ün
bağlanarak dışarı alınması, kapasitasyonun başlamasında
en önemli faktördür (Zarintosh 1996). Spermatozoa membranında
sterol ve buna bağlı sülfatların bulunduğu, follikül
sıvısında ise sterol bağlayıcı proteinlerin varlığı
gösterilmiştir. Kapasitasyon neticesinde spermde,
hiperaktivasyon ve akrozom reaksiyonu
gelişir, oosit ile füzyonu gerçekleşir. Bu olayların
hepsi de protein kinazlar tarafından belirli proteinlerin
fosforilizasyonu sayesinde meydana gelir. Tuba uterinaların
epiteline tutunmuş olan spermatozoaların serbestleşerek
oosite doğru hareket edebilmeleri de ancak kapasitasyon
olduktan sonra hiperaktif motilite özelliği kazanmaları
sayesinde gerçekleşebilir (Smith 1998).
Kapasitasyon;
kalsiyum-bağımlı, cAMP-bağımlı, kinaz-bağımlı, G-protein
bağımlı ve redoks-bağımlı bir olaydır (Baldi 1996).
Tipik ligand-reseptör etkileşim mekanizmasına dayanır.
Oviduktal çevrenin taklit edildiği in vitro şartlarda
kapasitasyon oluşturulabilirken, ortamda seminal plazmanın
varlığı bu olayı engeller. Kapasitasyonun olabilmesi
için ortamda serum albumini, kalsiyum, bikarbonat,
glikoz ve enerji kaynakları bulunmalıdır.
Yukarıda da belirtildiği gibi albumin membrandaki kolesterolü
bağlayarak membranın biyofizik özelliklerini değiştirir,
buda sonuçta membran fluditesini artırarak sinyal oluşumunu
başlatır. Kapasitasyon geçici bir işlevdir ve spermatozoa
populasyonu içinde sürekli bir devamlılık gösterir.
Yani bir grup hücre kapasitasyonunu tamamladığında diğer
grup kapasitasyona başlar.
Kapasitasyonun
in vitro gerçekleşebilmesi için ortamda kalsiyumun
bulunması şarttır. Kalsiyumun adenil siklaz, fosfatlar,
fosfodiesteraz gibi çok sayıda hücre içi enzimlerin
aktivasyonunda rolü vardır. İnsan spermi içinde kapasitasyon
gelişirken kalsiyum konsantrasyonu da artar. Aynı zamanda,
kapasitasyon sırasında spermin progesteron ve
zona-proteinlerine olan duyarlılığı da artar. Kalsiyumun
hücre içinde artışının mekanizması tam açıklanmış
değildir. Olasılıkla membran kalsiyum kanallarının
açılması söz konusudur. Yine de spermatozoada voltaj-bağımlı
kalsiyum kanallarının varlığı kesin olarak gösterilmemiştir
(Florman 1994). Son yıllarda hücre içi bir kalsiyum
pompasının (Ca-Mg-ATPase) kapasitasyonda kalsiyum girişini
ayarladığı önerilmiştir (Dragileva 1999).
Kapasitasyon
reaksiyonunun başlamasında indükleyici bir diğer faktör
olarak hücre içi pH'sında artış da sorumludur.
Spermin içinde bulunduğu ortamda HCO3'ün bulunma gereği
ve bu hücrelerde Na-bağımlı bir Cl/HCO3 pompasının varlığının
gösterilmiş olması da hücre içi alkalinizasyonunun önemli
olduğunu vurgulamaktadır (Holappa 1999). Zaten kapasitasyonda
esas olan proteinlerdeki tirozinin fosforilizasyonu
için de HCO3 gereklidir.
Kapasitasyonda
cAMP'ın spontan artıyor olması, bu olayda ikinci
mesajcı olarak cAMP'ın rolünü ortaya koyar. Yine protein
kinazın inhibe edilmesi de kapasitasyonu bloke eder.
Protein kinaz A; hücre içinde kapasitasyonu gerçekleştiren
serin-tireonin içeren proteinlerin fosforilizasyonunda
görev alır. cAMP tirozinin fosforilizasyonunda da anahtar
enzimdir. Bütün veriler, hücre içinde cAMP konsantrasyonunun
artışının kalsiyum ve pH artışı ile ilişkili olduğunu
vurgulamaktadır. cAMP'ın sentezini ise adenil siklaz
enzimi gerçekleştirmekte olup, adenil siklaz da
kalsiyum ve bikarbonat artışı neticesinde uyarılmaktadır.
Başka çalışmalarda da kalsiyum artışının cAMP'ı yükselttiği
ortaya konmuştur (Lecrec 1998).
Proteinlerin
tirozin ile fosforilizasyonu, kapasitasyon sırasında
en fazla çalışılan konu olmuştur. Hücrenin bir sinyal
ile uyarılmasını takiben ortama çıkan ikinci mesajcı
moleküller sonuçta hücre içi proteinlerin aminoasit
terminallerine ATP'den fosfat aktararak, fosforilizasyonlarını
sağlarlar. Ancak bu proteinler yapılarındaki bu aminoasitlerin
fosforilize olmasından sonra fonksiyonlarını yerine
getirebilirler ve örneğin DNA'da bir dizi kodonu uyararak
protein sentezini başlatabilirler ya da iyon kanallarını
aktive ederek hücreye kalsiyum benzeri iyonların girmesini
sağlarlar. Serin, tireonin ve tirozin fosforilize olan
başlıca moleküllerdir. Gerçekten de kapasitasyon gelişirken
tirozin fosforilizasyonunda da artış gözlenir. Buna
kalsiyumda artış da eşlik eder. Kapasitasyonda tirozin
fosforilizasyonunun başlaması cAMP-bağımlı sinyal mekanizması
ve ROS (serbest oksijen türevleri) ürünleri tarafından
sağlanır (Lecrec 1998). Tirozin ile fosforile edilen
proteinlerin neler olduğu henüz araştırma safhasındadır.
İnsan sperminde bu proteinlerin ZP3 için reseptör görevi
yaptığı gösterilmiştir (Burks 1995). Bu protein bir
tirozin kinaz olup, akrozomda bulunur. Zona proteinleri
ile temas edince bu proteinin kinaz aktivitesi uyarılır
ve tirozin fosforilize olarak fosfotirozini oluşturur.
Zona pellusida proteinleri için sperm membranında reseptör
görevi yapan kinaz karekterinde bir diğer protein daha
tanımlanmıştır: AKAP (A-kinase anchor protein)
(Mandal 1999). Diğer olası kinazlar olarak ERK1 ve
ERK2 (extracellular-signal regulated kinase) ile
ras proto-oncoprotein de bilinmektedir. Kapasitasyon
sırasında ras/ERK yolu aktive olmakta ve tirozin fosforilizasyonu
artmaktadır. Benzer şekilde c-Alb ve c-kit proto-onkoproteinleri
de tanımlanmıştır.
Her ne
kadar ROS spermatozoa için toksik olarak bilinmekteyse
de, bu moleküller sinyal molekülleri olarak kapasitasyonda
faydalı olmaktadırlar. Gerçekten de, düşük miktarları
spermin fertilizasyon potansiyelini artırmaktadır. Semende
ROS kaynakları nötrofil lökositler ve spermatozoanın
kendisidir (de Lamirande 1995). Bir ROS ürünü olan H2O2'nin
düşük dozda ortama eklenmesi kapasitasyonu uyarır. Katalaz
ise bunu engeller. Ayrıca kapasitasyon sırasında ilk
gözlenen olay da zaten O2'nin artışıdır. Adenil siklaz
ve tirozin kinaz aktivasyonu sırasında ROS'un etkisi
başka çalışmalarda ortaya konmuştur (Aitken 1998).
Spermin
oosit ile teması, akrozom reaksiyonunu başlatmakla birlikte,
başka uyarıcı mekanizmaların varlığı da söz konusudur.
Örneğin progesteron kumulus hücelerinde bol miktarda
bulunmakta olup, sperm membranındaki reseptörlerle etkileşime
girerek akrozom reaksiyonunu uyarır. Ancak bu iki uyarıcı
arasında mekanizma bakımından fark vardır. ZP; G-proteinlerini
uyararak etki gösterirken, progesteron bu yolu kullanmaz.
Daha
öncede belirtildiği gibi, akrozom reaksiyonu sırasında
plazma membranı ile dış akrozom membranının füzyonu
ve neticede ekzositoz için kalsiyum gerekli bir iyondur.
ZP ve progesteron ile temasa geçilince ilk ortaya çıkan
reaksiyon spermde kalsiyum ve pH'nın artışıdır. Her
ne kadar dış ortamda kalsiyumun bulunması gerekli
olarak gösterilmiş ise de, hücre içi kalsiyum depolarının
da kapasitasyonda kullanıldığı bilinmektedir. Hücre
içi bir kalsiyum deposu olarak akrozom da öne sürülmektedir
(Walensky 1995).
Zona
(ZP) ile temas edildiğinde, voltaj-bağımlı kalsiyum
kanalları açılarak kalsiyum girişi artar. Oysa progesteron
ile temas edildiğinde yine kalsiyum artar ama bu kanallar
aktive olmamaktadır. Gerçekten de, progesteron ile kalsiyum
artışı ani gelişmekteyken, ZP ile kalsiyum artışı daha
yavaş gelişmektedir. Diğer yandan, tirozin kinaz inhibitörleri
veya önceden östrojene maruz kalması progesteron ile
ortaya çıkan uyarılma fazını inhibe etmektedir. Her
iki faktör de neticede akrozom reaksiyonunu engeller.
Kapasitasyon başlarken hücre içi pH artışının mekanizması
ise hem zona hem de progesteron için aynıdır: Na-bağımlı
Cl-HCO3 exchanger. Hücre içi pH'sının yükselmesi ile
kalsiyum kanalları açılarak hücre içine kalsiyum girişi
artar (Santi 1999).
ZP ve
progesteron ile uyarılmayı takiben spermatozoada fosfolipaz
lipid ikinci mesajcıları da artar (Roldan 1999). ZP
veya progesteron ile temas edince spermde kalsiyum-bağımlı
fosfolipaz C aktive olur. Buda inozitol-trifosfat
(IP3) ve diaçil gliserol (DAG) yapımını uyarır.
IP3 hücre içi kalsiyum depolarından kalsiyumun açığa
çıkmasını sağlar. Akrozomda IP3 reseptörlerinin varlığı
gösterilmiştir. Ancak, akrozom reaksiyonunda esas olan
hücre dışı ortamda kalsiyumun bulunması olup, hücre
içi kalsiyum depolarından gelen kalsiyumun önemi şüphelidir.
DAG ise protein kinaz C'için kuvvetli bir stimülanıdır.
Ayrıca,
akrozom reaksiyonu sırasında fosfolipaz A2'nin de arttığı
gösterilmiştir (Roldan 1998). Özellikle progesteron
ile uyarıldığında fosfolipaz A2'nin artması arachidonic
asit, lyso-fosfatidilkolin ve platelet-aktive edici
faktörlerin de artışına neden olur. Bütün bu maddelerin
akrozom reaksiyonunu stimüle ettiği ortaya konmuştur.
Bir kez
daha vurgulamak gerekirse, ZP ve progesteron ile temas
eden spermde adenil siklaz enzimi artarak, cAMP yapımını
uyarır. Bu olay kalsiyum bağımlıdır. Kalsiyum iyonofor
ile de meydana getirilebilir. cAMP ise protein kinaz
A üzerinden proteinlerin fosforilizasyonunu gerçekleştirerek,
akrozomal ekzositoz ortaya çıkar. Protein kinaz
A inhibitörleri akrozom reaksiyonunu inhibe ederler.
Sperm içinde tirozin fosforilizasyonuna uğrayan proteinler
yukarıda tanımlanmıştı. Gerçekten de ERK1 ve ERK2 proteinleri
uyarılığında fosforillenmektedir. Zaten tirozin kinazın
inhibe edilmesi de akrozom reaksiyonunu da önlemektedir.
Progesteron veya ZP ile uyarılmayı takiben hücre içinde
kalsiyumun artmasında tirozin kinazın aktive olmasının
rolü açıkca gösterilmiştir. Kapasitasyon ve akrozom
reaksiyonu sırasında fosforilizasyon reaksiyonlarının
uyarılmasında ERK1 ve ERK2 kinazların da önemi büyüktür.
Diğer
yandan, tirozin gibi serin ve treonin'in
fosforilizasyonları da önemlidir (Naz 1999). Akrozom
reaksiyonu sırasında bunların fosforilizasyonları da
gerçekleşir. Ayrıca, protein kinaz A gibi protein kinaz
C de kapasitasyon ve akrozom reaksiyonu sırasında aktive
olmaktadır. Serin ve treoninin fosforilizasyonunda fosfatidilinozitol-3
kinaz (PI3K) enzimi de rol alır. PI3K inhibisyonu akrozom
reaksiyonunu baskılamaktadır (Fisher 1998).
Kapasitasyonun
başlamasında ilk basamak membranındaki kolesterolün
dışarı çıkması ve bunu takiben kalsiyum ve
bikarbonatın sperm membranından içeri girmesidir.
Arkasından adenil siklaz enzimi aktive olur ve hücre
içi cAMP artarak protein kinazları (PKA, ve fosfolipaz-C
yoluyla PKC) aktive eder, buda protein tirozin fosforilizasyonunu
gerçekleştirir. Proteinlerin fosforilizasyonu ise sperm
membranı ve akrozom dış membranı arasında füzyon oluşmasını
hem de artan kalsiyum ile birlikte kuyruk hareketlerinin
hiperaktif forma geçmesini sağlar. Akrozom ve flagellum
üzerini kaplayan membran yapısı kolesterolden zengindir.
Kolesterol, membran üzerinde bulunan kaveolalar içerisinde
kaveolin adı verilen proteinlere bağlı halde
bulunur. Kaveolinler hem kolesterolü membrana bağlı
tutarlarken hem de membrana bağlı ve sinyal iletimine
yarayan protein kinazlar, G-proteinler ve fosfofrükto
kinaz gibi aracı molekülleri inaktif halde barındırır.
İşte, kolesterolün uzaklaşması ile bu enzimler aktif
hale gelerek, kalsiyumun hücre içine girmesine olanak
sağlanılmış olunur. Kadın genital sistemi sekresyonlarında
ise özellikle folliküler sıvıda, albumin bol
bulunur. Albuminin kolesterol bağlayıcı özelliği vardır.
Eğer ortamda albumin varsa, sperm membranındaki kolesterolü
kendisine bağlayarak membrandan uzaklaştırır ve böylece
kapasitasyonu gerçekleşir (Visconti 1999). Albumin dışında
kolesterolü bağlayan bir diğer enzim ise cyclodextrin
(kolesterol akseptörü)'dür. Kolesterolün membrandan
çıkmasını takiben hücre içine kalsiyum ve bikarbonatın
girmesi ile bir yandan membrandan iyon kanallarından
iyon taşıyıcı enzimler aktive olurlarken, diğer yandan
cAMP artıracak membran sinyal sistemi aktive olur (Okamoto
1998). Bütün bu özelliklerinden dolayı, kapasitasyon
olayında en önemli membran proteini olarak kaveolin-1
kabul edilmektedir.
Kapasitasyonda
önemli bir diğer ikinci mesajcı enzim ise soluble
adenil siklaz (sAS)'dır. Kalisyum ve bikarbonatın
spermatozoa içine girmesi ile serbestleşir. Sperm bu
enzimi istediği yerinde oluşturabilir. sAS da cAMP'yapımında
rol alır. sAS diğer AS enzimlerinden farklılık gösterir:
hem sadece membrana bağlı ve membranın tamamında sentezlenmez,
ihtiyaca göre sentezlenir hem de kalsiyum ve bikarbonata
diğer AS'lardan daha duyarlıdır. İşte bu özelliği ile
sAS spermin kapasitasyonunda kilit enzim özelliği taşır
(Chen 2000).
Kapasitasyon
işlevi enerji gerektiren bir olaydır. Burada kullanılan
enerji ATP, NADH ya da NADPH'dan sağlanılır.
Spermatozoanın enerji kaynakları, hücrenin belirli bölgelerinde
farklılıklar gösterir. Çünkü spermatozoa kompartmentalizasyon
gösteren bir organizasyon içerisindedir. Spermatozoanın
sitoplazması diğer hücrelere göre son derece kısıtlıdır.
Dolayısıyla hücre içinde haberleşmeyi sağlayacak transport
vezikülleri standart görevlerini yerine getiremezler.
Sinyal iletişimi ise membran özelliklerine bağlı olarak
sağlanılır. İşte bu nedenle spermatozoanın membranı
farklı bölgelerinde farklı görev yapacak tarzdadır.
Dışarıdan gelen sinyaller ile hücrenin görevleri stimüle
edilirler. Enerji kaynakları da bununla uyumludur. Spermatozoa
enerjisini 3 yolla sağlar: oksidatif fosforilizasyon,
pentoz fosfat yolu ve glikolizis. Oksidatif respirasyon
mitokondride, spermin orta parçasında gerçekleşir. En
etkin ATP üretimi bu yolla elde edilir. Elde edilen
ATP'nin önemli bir kısmı ise kuyrukta aksonemin yapısındaki
dynein kollarında dynein ATPaz'lar tarafından kullanılır
(Halangk 1990). Dynein kolları tüm aksonem boyunca kuyruk
içinde uzanmaktadır.
Kuyruğun
esas parçası ve son parçası ise enerji gereksinimini
glikolizis ile sağlar. Gerçekten de memelilerde heksokinaz
ve gliseraldehit-3-fosfat dehidrogenaz gibi glikolizisde
rol alan enzimler spermatozoanın fibröz kılıfı içerisinde
gösterilmişlerdir (Bunch 1998). Bu enzimler fibröz kılıf
içerisinde özel subsellüler yapılara bağlı halde bulunurlar.
Yani sitoplazma içerisinde serbest şekilde yüzer halde
değildirler. Dolayısıyla burada üretilen ATP yine burada,
hem dynein ATPaz'lar tarafından hem de protein kinazlar
tarafından motilitenin düzenlenmesinde kullanılır.
Glikolizisde
substrat olarak glükoz ve früktoz gibi şekerler kullanılır.
Bunların hücre içine taşınmaları glikoz transporterları
(GLUTs) tarafından sağlanılır (Urner 1999). GLUTs enzimleri
aslında makrofaj ve trombosit gibi aktive olduklarında
akut olarak enerji temini gereken hücrelerde bulunurlar.
Zaten spermatozoa da kapasitasyon sırasında akut olarak
aktive olmakta ve arkasından hiperaktif motilite ile
akrozom reaksiyonu gerçekleşmektedir. Bütün bu olaylar
ise acil enerji teminini gerektirir. Spermde GLUTs bulunması,
glükoz alımı için sperme yüksek duyarlılık özelliği
verir. Flagellumu örten plazma membranı içerisinde bulunan
GLUTs, glikolizisde görevli enzimlerle yakın ilişki
içerisinde lokalize bir konumda bulunduğundan, glikolizis
için gerekli şeker substratını kısa yoldan temin etmiş
olur.
Sperme
enerji temini sürekli olmalıdır. Glikolizis yolunun
sonunda pirüvik asit oluşur. Bundan da laktat
meydana gelir. Laktat ise, somatik hücrelerin aksine
spermde mitokondriye girerek oksidatif fosforilizasyona
uğrar. Spermde bunu sağlayan enzim laktat dehidrogenaz
LDH-C4'dür. LDH-C4 sadece mitokondride değil, aynı zamanda
boylu boyunca esas parça üzerinde de bulunur. Böylece
laktat sürekli olarak LDH-C4 tarafından yıkılarak NAD+
ortama çıkmış olur. NAD+ ise gliseraldehit-3-fosfat
dehidrogenaz enziminin aktivitesi için gereklidir.
Neticede glikolizis sürekli olarak işler ve kapasitasyon
için gerekli enerjiyi temin eder (Burgos 1995).
Glikolizisde
rol alan hekzokinaz (glükokinaz) enzimi fibröz kılıf
dışında, sperm başı ve orta parçasında da bulunur. Oysa,
yine bir glikolizis enzimi olan gliseraldehit-3-fosfat
dehidrogenaz baş ve orta parçada bulunmaz, sadece esas
parçada fibröz kılıf yapısında lokalizedir. O halde
fibröz kılıfta bulunan hekzokinaz enzimi glükoz metabolizmasında
bir başka yoldan da kullanılmaktadır. Bu yol pentozfosfat
yolu (PPP), ya da hekzosmonofosfat yolu'dur. Sperm
başı ve orta parçada NADPH üzerinden enerji sağlanmasında
rol alır (Travis 1998). PPP aktivitesi sperm-oolemma
füzyonunda ve sperm başının oosit içerisinde dekondensasyonunda
kritik bir role sahiptir. Aynı zamanda glutatyon da
oluşturarak sperm membranının ve nukleusunun oksidatif
stresten korunmasına da yarar (Storey 1998).
Özet olarak,
spermin kuyruk bölgesinde glikolizis yolu kullanılarak
hekzokinazlar tarafından ATP açığa çıkarılır ve buda
adenil siklaz enziminin aktivasyonunu ya da fosforilizasyon
olaylarının gerçekleşmesini sağlar. Diğer yandan, hekzokinaz
enzimi aynı zamanda PPP yolunu da kullanarak NADPH açığa
çıkarır ve buda yine proteinlerin fosforilizasyonunda
kullanılır. ATP ve NADPH enerji kaynaklarıdır.
Hücre içerisine giren kalsiyum ve bikarbonatın uyardığı
metabolik reaksiyonlar bu enerjilerin sayesinde gerçekleşir.
Neticede de kapasitasyon düşünülürse, proteinler fosforilize
olarak akrozom reaksiyonu veya hiperaktif motilite meydana
gelir.
Bütün
bu yapılanma dikkate alındığında, spermin en uzun bölgesi
olan esas parçası üzerinde glikolizis yolu ile üretilen
ATP'nin kapasitasyon ve sperm motilitesinde son derece
önemli olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan, glikolizis
enzimleri ile hücre içi proteinleri arasında sinyal
taşıyan adenil siklaz gibi moleküllerin bir arada yakın
ilişki halinde lokalize bulunmaları da sperm fonksiyonlarının
koordinasyonunda son derece önemlidir. Ama esas önemli
olan, sperm başı ve kuyruk bölgesi arasında fonksiyonların
koordinasyonudur. Mademki sitoplazmik transport molekülleri
kısıtlı, kompartmanlar arasındaki ilişki başka yollarla
sağlanmalıdır. Bunu yapan ise membranda bulunan kaveolin-1
proteininden zengin kaveolalardır. Kaveolin-1; baş kısmında
akrozomal ekzositozu idare eden G-proteinine bağlı sinyal
yolu ile füzyonda önemli PPP yoluna ait aracı molekülleri
bağlar. Kuyruk bölgesinde ise kaveolin-1, hem fibröz
kılıftaki glikolizis yolu ile ilgili protein kinazları
hem de metabolik proteinleri plazma membranına bağlı
tutar.
Yukarıda
anlatılan mekanizmaların hepsi, sperm fonksiyonlarının
işlemesinde membran yapısının ne kadar önemli olduğunu
vurgulamaktadır. Metabolik olayların ve sinyal iletiminin
büyük kısmı membran içinde ya da membran yapısında bulunan
enzimler sayesinde gerçekleşmektedir. O halde infertilite
araştırmasında dikkatli bir sperm morfoloji analizi
son derece önemli bilgiler verecektir.
Kapasitasyon
sürecine başlamış olan sperm güçlü ve aktif motilite
özellikleri ile oosite yaklaştığında, sperm üzerindeki
zona reseptörleri zona pellusida'da bulunan zona
pellusida proteini ZP3'e sıkı bir şekilde bağlanır.
Sperm-zona bağlanmasıyla ilgili olarak sperm yüzeyinde
çok sayıda proteinin ve şeker bağlarının varlığı tanımlanmıştır
(Töpfer-Peterson 1999). Bu reseptörlerin protein yapıları
integral membran proteinleri tipinde olup, taşıdıkları
şeker ekleri olarak N-asetil glukozamin ve
mannoz molekülleri en önde gelenleridir (Brandelli
1996; Benoff 1997). Reseptör proteinlerinin bir kısmı
testiküler spermatozoa üzerinde mevcut iken, diğerleri
epididim sekresyonundan gelirler. Kapasitasyonun başlatılmasında
progesteron'un direkt olarak sperm yüzeyine bağlanmasının
ya da spermin diğer akrozomal ekzositotik stimüluslara
duyarlı hale gelmesine yardımcı olmasının da etkisi
bulunabilir (Revelli 1998). Progesteron reseptörlerindeki
non-genomik bozuklukların infertilite nedeni olabilecekleri
bildirilmektedir (Tesarik 1992).
ZP3'ün
karbonhidrat ve protein gruplarının birlikte etkileri
neticesi, sperm içinde kalsiyumun, pH'nın ve cAMP konsantrasyonunun
artması ile tirozin kinazlar tarafından transmembran
fosfoproteinlerinin fosforillenmesi gibi bazı hücre
içi olayların başlamasını takiben akrozomal ekzositoz
olayı tetiklenmiş olur (Visconti 1998).
Resim.
Akrozom reaksiyonu sırasında hücre membranı ve dış akrozom
membranı birleşerek veziküller oluşur. Bu sırada vezikül
içinde soluble halde ve akrozom iç membranına bağlı
enzimler açığa çıkarlar. Ekvatoral bölgede membran ise
kaybolmaz, ama füzyona hazırlanmak üzere moleküler yapısında
bazı değişiklikler meydana gelir.
Zona
pellusidanın penetrasyonunda akrozom reaksiyonu en önemli
olaydır (Cross 1988). Eğer akrozom reaksiyonu kumulus
hücrelerine ulaşmadan gerçekleşecek olursa, sperm oositi
çevreleyen hücre tabakalarını ve zonayı geçemez. Zaten
akrozom reaksiyonu geçiren spermatozoanın ömrü çok kısadır.
Akrozom
reaksiyonunda sperm başını çevreleyen membran yapılarında
belirgin değişiklikler gerçekleşir. Önce plazma membranı
ile dış akrozomal membran birbiriyle birleşerek, hibrid
veziküller meydana getirirler ve bu veziküller de sperm
zona içerisinde ilerledikçe ortama dökülürler ve böylece
hem eriyik halde bulunan hem de iç akrozom membranına
bağlı tripsin-benzeri proteazlar (akrozin) açığa çıkmış
olur. Akrozin ise zonayı parçalayarak spermin
geçmesini sağlar. Zonanın geçilmesinde spermin kazandığı
kuvvetli kuyruk hareketlerinin (hiperaktivasyon) de
etkisi bulunur. Her bir spermin zonada açtığı geçitten
(penetrasyon yarığı), diğer spermlerin de oositin perivitellin
boşluğuna ulaşması gerçekleşir. Zonanın geçilmesinde
sadece spermin artmış motilitesinin de yeterli olacağı,
akrozomal enzimlerin gerekmediği görüşü de ileri sürülmüş
olmakla birlikte, alfa-akrozinin (proakrozin)
bir zona'ya bağlanan protein olduğu ve akrozom reaksiyonunu
takiben açığa çıkarak ZP2 zona proteinine bağlanmayı
sağladığı, bunun da zonanın daha fazla penetrasyonunda
önemi bulunduğu önerilmektedir (Bedford 1998; Green
1997). Gerek zonası tripsin ve akrozine dirençli hale
getirilmiş hayvanlarda, gerekse proakrozin geni baskılanan
akrozin aktivitesi bulunmayan transgenik hayvanlarda
zonanın spermatozoa tarafından fertilize edilebilmesi,
enzimatik penetrasyon görüşünü tartışılır duruma getirmiştir
(Baba 1994; Adham 1997). Bu verilere göre ne akrozin
ne de proakrozin fertilizasyon için gerekli enzimler
değildirler. Diğer yandan, bir yüzeyel hyaluronidaz
olan PH-20 veya bir akrozomal hyaluronidaz
zonayı eriten diğer olası enzimler ve reseptörler
olarak ileri sürülmüşlerdir, ya da sadece spermin fiziksel
aktivitesi zona penetrasyonunda yeterli olmaktadır.
Bu konu henüz tam anlamıyla açıklığa kavuşmuş değildir.
Bütün
bunların yanı sıra, spermde normal akrozom reaksiyonunun
gerçekleşmemesi, veya spermin zonaya girememesi, ya
da yetersiz penetrasyonu birer infertilite nedeni olarak
bilinmektedir (Liu 1994; Bedford 1994).
Kapasite
olan spermde bir yandan kuyruk hareketlerinde hiperaktivasyon
olarak adlandırılan kuvvetli atımlar ortaya çıkarken,
diğer yandan da sperm başında membran yapısında belirgin
değişiklikler meydana gelir. Baş kısmının proksimalinde
meydana gelen olaylar akrozom reaksiyonudur. Ancak,
daha distalde akrozomun ekvatoral bölgesinde ve
post-akrozomal bölgede de bazı önemli değişiklikler
görülür. Akrozomal reaksyonun aksine, ekvatoral bölge
membranında bir vezikülasyon olmaz. Ekvatoral bölge
spermatozoanın oosit plazma membranı ile temas ettiği
bölgedir (Yanagimachi 1994). Bu bölgede akrozomu çevreleyen
plazma membranı akrozom reaksiyonu sırasında kaybolmayarak,
oosit ile füzyonda görev alır.
Sperm
akrozom reaksiyonuna uğradıktan sonra, perivitellin
boşluğa girer. Böylece, perivitellin boşluğa girmiş
sperm akrozom reaksiyonun geçirmiş, ekvatoral ve post-akrozomal
bölgeleri füzyon için hazır hale gelmiş durumda bulunur.
Zaten subzonal sperm enjeksyonu (SUZI) yapılan olgularda,
perivitellin boşluğa bırakılan spermlerin burada akrozom
reaksiyonlarını tamamladıktan sonra oosit içerisine
girebildikleri önerilmektedir.
Füzyon
sırasında sperm yüzeyinde bulunan integrin-bağlayan
ligandlar (disintegrinler) oosit plazma membranında
bulunan adezyon molekül reseptörleri (integrinler)
ile etkileşime girerler. Sperm yüzeyinde bulunan bu
ligandlar yapılarında RGD (arg-gly-asp) aminoasit
dizeleri içeren peptidler bulundururlar. İşte bu peptidler,
akrozom reaksiyonu geçirmiş spermin oosit plazma membranı
ile reaksiyona girmesinde rol alırlar. Kapasite olmuş
spermatozoanın, akrozomun oolemma ile füzyona uğrayacak
ekvatoral segmenti üzerinde RGD-içeren adezyon proteinleri
eksprese ettikleri ortaya konmuştur (Bronson 1996).
Sperm akrozom reaksiyonuna uğrasa bile, füzyon reaksiyonu
gerçekleşmemiş ise infertilite görülecektir (Tesarik
1993).
Kaynaklar
Adham
IM, Nayernia K, Engel W. Spermatozoa lacking acrosin
protein show delayed fertilization. Mol Reprod Dev 1997
Mar;46(3):370-6.
Aitken
RJ, Harkiss D, Knox W, Paterson M, Irvine DS. A novel
signal transduction cascade in capacitating human spermatozoa
characterised by a redox-regulated, cAMP-mediated induction
of tyrosine phosphorylation. J Cell Sci 1998 Mar;111
( Pt 5):645-56.
Baba T,
Azuma S, Kashiwabara S, Toyoda Y. Sperm from mice carrying
a targeted mutation of the acrosin gene can penetrate
the oocyte zona pellucida and effect fertilization.
J Biol Chem 1994 Dec 16;269(50):31845-9.
Baldi
E, Luconi M, Bonaccorsi L, Krausz C, Forti G. Human
sperm activation during capacitation and acrosome reaction:
Role of calcium, protein phosphorylation and lipid remodelling
pathways. Front Biosci 1996 Aug 15;1:d189-205.
Bedford
JM. Mammalian fertilization misread? Sperm penetration
of the eutherian zona pellucida is unlikely to be a
lytic event. Biol Reprod 1998 Dec;59(6):1275-87.
Benoff
S, Hurley IR, Mandel FS, Cooper GW, Hershlag A. Induction
of the human sperm acrosome reaction with mannose-containing
neoglycoprotein ligands. Mol Hum Reprod 1997 Oct;3(10):827-37.
Bedford
JM. The status and the state of the human epididymis.
Hum Reprod 1994 Nov;9(11):2187-99.
Brandelli
A, Miranda PV, Tezon JG. Voltage-dependent calcium channels
and Gi regulatory protein mediate the human sperm acrosomal
exocytosis induced by N-acetylglucosaminyl/mannosyl
neoglycoproteins. J Androl 1996 Sep-Oct;17(5):522-9.
Bronson
RA, Fusi FM. Integrins and human reproduction. Mol Hum
Reprod 1996 Mar;2(3):153-68.
Bunch
DO, Welch JE, Magyar PL, Eddy EM, O'Brien DA. Glyceraldehyde
3-phosphate dehydrogenase-S protein distribution during
mouse spermatogenesis. Biol Reprod 1998 Mar;58(3):834-41.
Burgos
C, Maldonado C, Gerez de Burgos NM, Aoki A, Blanco A.
Intracellular localization of the testicular and sperm-specific
lactate dehydrogenase isozyme C4 in mice. Biol Reprod
1995 Jul;53(1):84-92.
Burks
DJ, Carballada R, Moore HD, Saling PM. Interaction of
a tyrosine kinase from human sperm with the zona pellucida
at fertilization. Science 1995 Jul 7;269(5220):83-6
Chen Y,
Cann MJ, Litvin TN, Iourgenko V, Sinclair ML, Levin
LR, Buck J. Soluble adenylyl cyclase as an evolutionarily
conserved bicarbonate sensor. Science 2000 Jul 28;289(5479):625-8.
Cross
NL, Morales P, Overstreet JW, Hanson FW. Induction of
acrosome reactions by the human zona pellucida. Biol
Reprod 1988 Feb;38(1):235-44.
de Lamirande
E, Gagnon C. Capacitation-associated production of superoxide
anion by human spermatozoa. Free Radic Biol Med 1995
Mar;18(3):487-95.
Dragileva
E, Rubinstein S, Breitbart H. Intracellular Ca(2+)-Mg(2+)-ATPase
regulates calcium influx and acrosomal exocytosis in
bull and ram spermatozoa. Biol Reprod 1999 Nov;61(5):1226-34.
E Töpfer-Petersen
Carbohydrate-based interactions on the route of a spermatozoon
to fertilization Human Reproduction Update, Volume 5,
Issue 4, pp. 314-329.
Fisher
HM, Brewis IA, Barratt CL, Cooke ID, Moore HD. Phosphoinositide
3-kinase is involved in the induction of the human sperm
acrosome reaction downstream of tyrosine phosphorylation.
Mol Hum Reprod 1998 Sep;4(9):849-55.
Florman
HM. Sequential focal and global elevations of sperm
intracellular Ca2+ are initiated by the zona pellucida
during acrosomal exocytosis. Dev Biol 1994 Sep;165(1):152-64.
Green
DP. Three-dimensional structure of the zona pellucida.
Rev Reprod 1997 Sep;2(3):147-56.
Halangk
W, Troger U, Bohnensack R. Quantification of aerobic
energy turnover in epididymal bull spermatozoa. Biochim
Biophys Acta 1990 Feb 2;1015(2):243-7.
Holappa
K, Mustonen M, Parvinen M, Vihko P, Rajaniemi H, Kellokumpu
S. Primary structure of a sperm cell anion exchanger
and its messenger ribonucleic acid expression during
spermatogenesis. Biol Reprod 1999 Oct;61(4):981-6.
Leclerc
P, de Lamirande E, Gagnon C. Interaction between Ca2+,
cyclic 3',5' adenosine monophosphate, the superoxide
anion, and tyrosine phosphorylation pathways in the
regulation of human sperm capacitation. J Androl 1998
Jul-Aug;19(4):434-43.
Liu DY,
Baker HW. Disordered acrosome reaction of spermatozoa
bound to the zona pellucida: a newly discovered sperm
defect causing infertility with reduced sperm-zona pellucida
penetration and reduced fertilization in vitro. Hum
Reprod 1994 Sep;9(9):1694-700.
Mandal
A, Naaby-Hansen S, Wolkowicz MJ, Klotz K, Shetty J,
Retief JD, Coonrod SA, Kinter M, Sherman N, Cesar F,
Flickinger CJ, Herr JC. FSP95, a testis-specific 95-kilodalton
fibrous sheath antigen that undergoes tyrosine phosphorylation
in capacitated human spermatozoa. Biol Reprod 1999 Nov;61(5):1184-97.
Naz RK.
Involvement of protein serine and threonine phosphorylation
in human sperm capacitation. Biol Reprod 1999 Jun;60(6):1402-9.
Okamoto
T, Schlegel A, Scherer PE, Lisanti MP. Caveolins, a
family of scaffolding proteins for organizing "preassembled
signaling complexes" at the plasma membrane. J Biol
Chem 1998 Mar 6;273(10):5419-22.
Revelli
A, Massobrio M, Tesarik J. Nongenomic actions of steroid
hormones in reproductive tissues. Endocr Rev 1998 Feb;19(1):3-17.
Roldan
ER. Role of phospholipases during sperm acrosomal exocytosis.
Front Biosci 1998 Nov 1;3:D1109-19.
Santi
CM, Santos T, Hernandez-Cruz A, Darszon A. Properties
of a novel pH-dependent Ca2+ permeation pathway present
in male germ cells with possible roles in spermatogenesis
and mature sperm function. J Gen Physiol 1998 Jul;112(1):33-53.
Smith
TT: The modulation of sperm function by the oviductal
epithelium. Biol Reprod. 1998 May;58(5):1102-4. Review.
Storey
BT, Alvarez JG, Thompson KA. Human sperm glutathione
reductase activity in situ reveals limitation in the
glutathione antioxidant defense system due to supply
of NADPH. Mol Reprod Dev 1998 Apr;49(4):400-7.
Tesarik
J, Mendoza C. Defective function of a nongenomic progesterone
receptor as a sole sperm anomaly in infertile patients.
Fertil Steril 1992 Oct;58(4):793-7.
Tesarik
J, Thebault A. Fertilization failure after subzonal
sperm insertion associated with defective fusional capacity
of acrosome-reacted spermatozoa. Fertil Steril 1993
Aug;60(2):369-71.
Travis
AJ, Foster JA, Rosenbaum NA, Visconti PE, Gerton GL,
Kopf GS, Moss SB. Targeting of a germ cell-specific
type 1 hexokinase lacking a porin-binding domain to
the mitochondria as well as to the head and fibrous
sheath of murine spermatozoa. Mol Biol Cell 1998 Feb;9(2):263-76.
Urner
F, Sakkas D. Characterization of glycolysis and pentose
phosphate pathway activity during sperm entry into the
mouse oocyte. Biol Reprod 1999 Apr;60(4):973-8
Visconti
PE, Galantino-Homer H, Moore GD, Bailey JL, Ning X,
Fornes M, Kopf GS. The molecular basis of sperm capacitation.
J Androl 1998 Mar-Apr;19(2):242-8.
Visconti
PE, Ning X, Fornes MW, Alvarez JG, Stein P, Connors
SA, Kopf GS. Cholesterol efflux-mediated signal transduction
in mammalian sperm: cholesterol release signals an increase
in protein tyrosine phosphorylation during mouse sperm
capacitation. Dev Biol 1999 Oct 15;214(2):429-43.
Walensky
LD, Snyder SH. Inositol 1,4,5-trisphosphate receptors
selectively localized to the acrosomes of mammalian
sperm. J Cell Biol 1995 Aug;130(4):857-69.
Yanagimachi
R: Fertility of mammalian spermatozoa: its development
and relativity. Zygote. 1994 Nov;2(4):371-2. Review.
Zarintash
RJ, Cross NL.Unesterified cholesterol content of human
sperm regulates the response of the acrosome to the
agonist, progesterone. Biol Reprod 1996 Jul;55(1):19-24.
|