|
KADININ
DEĞERLENDİRİLMESİ
İnfertil
çiftlerin yaklaşık dörtte üçünde kadına ait bozukluklar
söz konusudur. Üroloğun kadın üreme fizyolojisi, kadın
infertilitesi nedenleri ile bu problemlerin tanı ve
tedavi yaklaşımları konularında da genel bir bilgi birikimi
olmalıdır. Kadında en sık karşılaşılan hastalıklar;
olguların yaklaşık %30'unda ovulasyon bozuklukları,
%25'inde tubal anormallikler, %5'inde endometriyozis
ve %4 oranlarında da servikal mukus bozuklukları ile
hiperprolaktinemidir. Kadında yaklaşım erkektekine benzer;
detaylı bir hikaye, fizik muayene ve bunu takip eden
uygun testlerden oluşur.
Ovulasyonun
Değerlendirilmesi
Menstural
siklusların düzenli olarak 21 ile 35 gün arasında sürüyor
olması, ovulasyonun varlığına işaret ederken, düzensiz
sikluslar ovulasyon disfonksiyonunu düşündürür. Bazal
vücut ısısı takipleri ve midluteal faz serum progesteron
düzeylerinin tespiti, ovulasyon olduğunu belirler. Her
ne kadar bazal vücut ısısı takibi ovulasyonun gerçekleştiğini
belirlemekteyse de, ovulasyon zamanını saptamak için
kullanılmaz. Üriner ya da plazma lüteinize edici hormon
(LH) düzeyleri ve transvajinal ultrasonografi ile follikül
takibi ovulasyon zamanının saptanmasında daha etkili
metotlardır.
Ovulasyonun
yeterliliğini ve sıklığını saptamak için genellikle
bu metotlar birlikte kullanılarak çok sayıda siklus
takibi yapılır. Normalde bazal vücut ısısı takiplerinde,
ovulasyonu takiben 12-15 gün boyunca en az 0.4oF ısı
artışı gözlenir. Bu yükselmeden önce ısıdaki düşme ovulasyon
zamanı ile uyumludur. Ama bu düşüşü ovulasyondan önce
belirlemek daha zordur. Luteal faz defektleri; vücut
ısısındaki yükselmenin 11 günden daha az sürmesi, faz-dışı
endometrium biyopsi bulguları ve anormal midluteal progesteron
seviyesi ile karakterizedir. Serum progesteron ölçümü
midluteal dönemde alınır. Yeterli progesteron seviyesinin
oluşabilmesi için ovulasyona ve corpus luteum fonksiyonuna
ihtiyaç vardır. Endometriyum biyopsisi genellikle beklenen
mensturasyon zamanından birkaç gün önce yapılır. Bir
luteal faz defektini teşhis etmek ve ovulasyonun olduğunu
ispatlamak için kullanılır. Over ultrasonu ise ovulasyondan
önce yapılır ve follikül gelişimi ile oosit atılımını
değerlendirmede kullanılır. Ovulasyon zamanını saptamada
over ultrasonu sıklıkla üriner LH testiyle birlikte
istenilir.
Ovulasyon bozukluklarında tedavi seçimi, altta yatan
nedene bağlıdır. En sık kullanılan tedavi yöntemi klomifen
ya da gonadotropinler gibi ilaçlarla ovulasyon indüksiyonu
yapılmasıdır.
Fallop
Tüplerinin Değerlendirilmesi
Tubal
hastalıklar; pelvik inflamatuvar hastalık, endometriyozis,
geçirilmiş abdominal inflamasyon ya da ameliyatlardan
sonra gelişebilir. Tubaların lümenini ve uterus kavitesini
görüntülemek için, serviksten kontrast madde enjekte
edilerek histerosalpingografi yapılır. Bu teknik ile
uterus kavitesinin normal olduğu ve fallop tüplerinin
açıklığı ortaya konmuş olur. Histerosalpingografi,
fertilize olmuş ovumu radyasyona maruz kalmaktan korumak
amacıyla sıklıkla mensturasyon siklusunun erken folliküler
fazında yapılır. Hem yağ- hem de su-bazlı kontrast maddeler
kullanılır. Her ne kadar yağ-bazlı histerografi çalışmasını
takiben bulunulan cinsel ilişkilerle daha yüksek gebelik
oranları elde edildiğine dair sınırlı sayıda veri bulunmaktaysa
da, bu konu halen tartışmalıdır.
Histerografide,
kornuların spazmı proksimal tubal obstrüksiyonu taklit
edebilir. Tubal obstrüksiyonun ileri araştırması için
sıklıkla laparoskopi yapılmasından dolayı, obstrüksiyon
tanısını kesinleştirmek amacıyla iki ayrı salpingografi
yapılması önerilir. Eğer daha önceki testler uterus
leomiyomu, pelvik yapışıklıklar veya endometriyozis
gibi pelviste patolojik bir olayı düşündürmekteyse yine
laparoskopi yapılabilir. Her ne kadar diğer bütün tetkiklerin
normal bulunması durumunda laparoskopi sıklıkla yapılmaktaysa
da, bazı kanıtlar böyle olgularda anlamlı bir patoloji
bulma olasılığının düşük olduğunu önermektedir. Tubal
patolojiler ya cerrahi onarım ya da IVF ile tedavi edilirler.
Yukarıda
tanımlanan kadına ait testlerin ve uygulamaların genellikle
mensturasyon siklusunun belirli dönemlerinde
yapılması gerektiğinden, kadının değerlendirilmesi erkeğinkinden
daha uzun zaman alır. Tedaviyi planlarken kadının
yaşının da göz önüne alınması önemlidir. 35-39 arası
yaş grubunda gebelik oranları daha hızlı düşüş gösterir.
Çoğu fertilite merkezleri 35 yaş üzeri kadınlarda klomifen
challenge testi yaparak ya da erken folliküler fazda
follikül stimüle edici hormon (FSH) ve östradiol düzeylerine
bakarak over rezervi azalmış hastaları ayırt ederler.
Böyle bir yaklaşımla, kadının 40 yaşına yaklaştığı çiftlerde
daha agresiv, daha gençler de ise daha yavaş, basamak
basamak doz ayarlamasının yapıldığı tedavi şemalarının
önerilmesi genel bir kanıdır. Kadına ait temel değerlendirme
sonuçları hakkında bilgi sahibi olan ürolog, hem erkeğe
hem de kadına ait infertilite faktörlerini bilerek,
çifte daha bilinçli olarak en uygun tedaviyi sunabilir.
|