|
İNFERTİL
ERKEĞİN DEĞERLENDİRİLMESİNDE KADIN FAKTÖRÜNÜN ARAŞTIRILMASI
Doç.Dr. Kaan AYDOS
İnfertilite Teşhis
ve Tedavi Uygulama ve Araştırma Merkezi ksaydos@superonline.com
Evli
çiftlerin yaklaşık %15'inde çocuk olmaması sorunu ortaya
çıkmaktadır. Özellikle son 3 dekat içerisinde bu olguların
tetkik ve tedavilerinde önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.
Yine de üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Bazıları
halen araştırılmakta olan yöntemlerin yanı sıra etkinliği
kanıtlanmış olanları ise yaygın olarak kullanılmaktadır.
Ancak, gerek tanı gerekse tedavi maksatlı uygulamaların
maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle mümkün olduğu
kadar etkinliği bilinen, invazivitesi minimal ve
maliyeti düşük olanları tercih edilmeye çalışılmaktadır.
Bu nedenle, infertilite nedeniyle baş vuran çiftlerde
erkeği muayene ederken kadına ait temel faktörlerin
de araştırılması, gerekirse bir jinekoloji uzmanına
danışılması hem tedavinin planlanması için yol gösterici
olacaktır hem de gereksiz uygulamaların yapılmasını
önleyecektir. Aşağıda androlojik açıdan kadının değerlendirilmesi
sırasında önerilen konular özetlenmeye çalışılmıştır.
İnfertilite
nedeniyle baş vuran çiftlerde erkeğe ait değerlendirimin
ve sperm analizi ile morfoloji analizinin yanı sıra
kadında yapılması gereken temel infertilite tetkikleri
şunlardır:
1. Ovulasyonun
değerlendirilmesi
2. Tuba
uterinaların (fallop tüpleri) açıklığının kontrolü (Histerosalpingografi)
3. Serviksin
değerlendirimi (Postkoital test)
4. Geç
luteal faz endometrium biyopsisi
5. Peritoneal
kavitenin değerlendirilmesi (laparoskopi)
Ovulasyonun
Değerlendirilmesi
Normalde
menstral siklus folliküler ve luteal faz olmak
üzere iki fazda gerçekleşir. Mensin ilk günü siklusun
birinci günü olarak kabul edilir. Folliküler faz siklusun
ilk gününden başlayarak ovulasyondan hemen önceki LH
yükselmesine kadar süren devredir. LH'nın pik yapmasından
36-38 saat sonra ovulasyon olur. Eğer ovulasyonda ovum
Graf follikülünden dışarı atılmışsa, geride kalan follikül
corpus luteum'u oluşturur. Corpus luteum ise progesteron
salgılar. Progesteron'un 3 ng/ml'nin üzerine
çıkmasıyla birlikte, vücut ısısında da bazale göre belirgin
yükselme başlar. Ancak vücut ısısındaki yükselme ovulasyonun
değerlendirilmesinde her zaman güvenilecek bir yöntem
değildir.
İnfertilite
olgularının yaklaşık %30-35'inde kadında ovulasyon bozukluğu
söz konusudur. Ovulasyonun sağlıklı biçimde gerçekleşip
gerçekleşmediğini ortaya koyacak çeşitli metodlar vardır.
En ucuz ama en fazla değişken sonuçlar vereni bazal
vücut ısısı (BBT)'nın saptanmasıdır. Kadının sabahları
uyandıktan hemen sonra ağız yoluyla vücut ısısını ölçmesi
şeklinde yapılır. Bu testin gerekçesi, eğer ovulasyon
gerçekleşmiş ise korpus luteum oluşacak ve buradan salgılanan
progesteron da vücut ısısını 1 derece yükseltecektir.
Eğer bifazik bir ısı eğrisi elde edilirse, bu ovulasyona
işaret eder. Her ne kadar ucuz ve kolay bir uygulama
olsa da çok sayıda çekinceleri de bulunur. Birincisi,
ovulasyondan önce folliküllerin boyutu hakkında bilgi
vermemektedir. İkincisi, retrospektif bilgi verdiği
için inseminasyon yada zamanlı koit için ileriye yönelik
bir program yapılması olanaksızdır. Üçüncü, follikül
gelişimi ve ovulasyon bakımından ultrasonografi ile
karşılaştırıldığında yeteri kadar uyum göstermediği
görülmektedir. Son olarak, oositin atıldığı ve follikülün
kollaps olduğu konusunda bir değeri de bulunmamaktadır.
Ovulasyonu
kontrol etmede bir diğer yöntem ise idrarda LH'nın yükseldiğinin
(LH piki) gösterilmesidir. LH, hipofizden, siklusun
folliküler fazı boyunca salgılanır ve ovulasyon olmadan
36-40 saat önce en yüksek değerine ulaşır. LH'nın bu
yükselişi hazır kitler kullanılarak idrarda saptanabilir.
Eğer idrarda LH'nın pik yaptığı gözlenirse bunun anlamı
24-36 saat içerisinde ovulasyonun olacağıdır. Bu gün
dikkate alınarak çifte o tarihte koitte bulunmaları
önerilir ya da inseminasyon işlemi o tarihte yapılabilir.
Aynı bazal vücut ısısı tayininde olduğu gibi bunda da
follikül dinamiği hakkında bir fikir edinmek mümkün
değildir.
Ancak
günümüzde daha sık kullanılan yöntem serumda progesteron
düzeyinin ölçülmesidir. Folliküler faz boyunca progesteron
overlerde granüloza hücreleri tarafından minimal düzeyde
salgılanır. LH'daki artışa paralel olarak bu hücrelerdeki
lüteinizasyon arttıkça, progesteron sekresyonları da
artar. Ovulasyonu takiben 7. günde progesteron en yüksek
değerine ulaşarak pik yapar. Progesteron pikinin saptanması
ovulasyonun gerçekleştiğine işaret eder. Ancak, progesteronun
eşik değeri konusunda kesin bir fikir birliği yoktur.
Sıklıkla 5 ng/ml'nin üzerine çıkması ovulasyonun olduğunu
bildirmesi bakımından yeterli kabul edilmektedir. Ancak,
tek ölçümde 10 ng/ml veya ardı ardına 3 ölçümün toplamının
30 ng/ml'nin altında olmasının ovulasyonda bir sorun
olduğunu bildirmesi bakımından anlamlı olacağı da önerilmektedir.
Bu da ovulasyon hakkında sadece retrospektif bir fikir
verir. Bazı yazarlar serum progesteron ölçümünün luteal
fazın değerlendirilmesinde endometrial biyopsiden daha
fazla bilgi verdiğini savunmaktadırlar (Jordan J, 1994).
Ovulasyon
hakkında en kesin bilgiyi seri halde yapılan ultrasonografi
verir. Transvajinal yolla yapılan ultrasonografi
ile follikülün gelişimi ve kollaps olması açıkça görülebilir.
Kollaps olan bir follikül ise ovulasyonun gerçekleştiğine
işaret eder. Tek sakıncası maliyetinin yüksek oluşudur.
Tuba
uterinaların değerlendirilmesi
Fallop
tüpleri geçirilmiş pelvik enfeksiyonlar, endometriyozis
veya abdominal-pelvik cerrahiler sonrasında hasar görebilir.
Mukus plaklar tarafından tıkanabilir de. Tubaların açıklığını
araştıran öncelikli test histerosalpingografi (HSG)'dir.
İnfertilite araştırmasının temel taşını oluşturur. Mens
kanamasından 2-5 gün önce yapılarak, erken gebelik riskini
elimine etmek gerekir. %1 enfeksiyon komplikasyonu gelişebilir.
Serviksten girilerek uterus içerisine radyoopak bir
maddenin verilmesi şeklinde yapılır. Opak madde buradan
fallop tüplerine geçer. Fluoroskopi altında görüntüler
kaydedilir. 2 film alınması hastayı sadece 500 mRad
radyasyona maruz bırakır. Proksimal ve distal tubal
tıkanıklık bulunup bulunmadığını açık biçimde gösterir.
Ayrıca endometrial polipler, fibroidler, septa varlığı
ve diğer anomaliler gibi uterusun yapısal patolojileri
hakkında da fikir verir. İyi yapılırsa uterus ve tubaların
mobilitesini de ortaya koyabilir. Tanısal faydasının
yanı sıra, tedavi edici etkisi de bildirilmektedir (Soules
M, 1982).
Donör
inseminasyonu ile yapılan çalışmalarda, HSG normal bulunursa,
bunu takip eden dönemde gebelik gelişme şansı %46'dır.
Eğer uterusat bir anomali var ama her iki tüp de açıksa,
gebelik şansı %34, normal uterus ama tek taraflı tıkanıklık
da ise %40 bulunmuştur (Stovall DW, 1992).
Tubaların
durumu laparoskopi sırasında da değerlendirilebilir.
Buna kromotubasyon adı verilir. Laparoskopi yapılırken
aynı zamanda uterus içerisine bir kateter vasıtasıyla
indigo carmine veya metilen mavisi verilir ve laparoskop
ile fimbrialardan çıkışı gözlenir. Her ne kadar tubaların
açıklığını ortaya koymaktaysa da uterus kavitesinin
durumu hakkında bilgi vermediği için, birlikte histeroskopi'nin
de yapılması gerekmektedir. Laparoskopi + kromotubasyondan
elde edilecek bulguların HSG ile uyumluluğu %62'dir,
yani HSG'den daha fazla bilgi verir. Ama eğer HSG normal
ise, laparoskopi + kromotubasyon da olguların %96'sında
normal bulunacaktır (Adelusi B, 1995).
Tubal
açıklığı değerlendiren bir başka yöntem ise sonohisterografi'dir.
Bir çok çalışma uetrus kavitesini değerlendirmede faydalı
olarak görmekteyse de, tubaların durumu hakkında değeri
sınırlıdır.
Serviksin
değerlendirilmesi
Kadında
serviksin primer görevi siklus boyunca mukus yapmaktır.
Hormonlardaki fizyolojik değişikliklere bağlı olarak
mukusun karekteri ve miktarı da değişiklik gösterir.
Siklusun büyük kısmında mukus kalın, koyu olup, sperm
geçmesine müsaade etmez. Ama ovulasyona yaklaştıkça,
yani mid-siklus döneminde, belirgin değişiklik göstererek
ince, akıcı ve sulu bir karakter kazanır. Volümü de
artar. Bu özelliği spermin rahatça uterusa ve fallop
tüpleri içerisine geçmesini sağlar. Bol miktarda ve
sulu bir mukus, aynı zamanda sperm için bir depo da
oluşturarak sürekli olarak spermin uterus içerisine
verilmesini mümkün kılar.
Servikal
mukusun durumu ve spermin mukus içerisindeki fonksiyonları
postkoital test (PKT) ile anlaşılabilir. PKT,
ovulasyon döneminde (mid-siklus) eşlerin koitte bulunmalarını
takiben 2-8 saat içerisinde bir kateter vasıtasıyla
alınan mukus örneğinin incelenmesi şeklinde yapılır.
Normalde 0.1 ml'den fazla miktarda, açık renkli, sünme
derecesi (spinbarkeit testi) >8 cm ve içindeki lökosit
sayısı < 5/hpf olmalıdır. Her büyük büyütme alanında
en az 2 adet motil sperm içermelidir.
Servikal
mukus incelemesinde patolojik bulunması geçirilmiş serviks
ameliyatlarından, biyopsilerden, kryoterapiden, lazer
ablasyonundan veya konizasyondan kaynaklanabilir. Renk
bozukluğu enfeksiyonu düşündürmelidir. Spinbarkeit testinin
azalması sıklıkla testin uygun zmanda yapılmamasından
kaynaklanır. Östrojen yetersizliği (anovulasyonda olduğu
gibi) ya da klomifen gibi antiöstrojenik ilaç kullanımı
da bunda etken olabilir. İçindeki sperm sayı ve motilite
bozuklukları ise sperm patolojisine veya enfeksiyona
ya da antisperm antikorların varlığına bağlı olabilir.
Fazla lökosit bulunması ise serviks ya da vajende bir
enfeksiyon veya enflamasyona işaret eder.
PKT'in
patolojik bulunması en sık olarak testin ovulasyondan
çok önce veya çok sonrasında yapılması gibi zamanlama
hatasından kaynaklanmaktadır. Yine de servikal mukusun
normal olduğunu ve enfeksiyon ya da antisperm antikor
bulunmadığını ortaya koymak için rutin takipte kullanılması
önerilmektedir (Collins JA,1984). Sperm tahilil normal
olmasına rağmen PKT'te sperm görülememesi, sperm motilitesinin
bozuk olması veya aglütinasyon izlenmesi, antisperm
antikor aranması için endikasyon teşkil eder.
Geç
luteal faz endometrium biyopsisi
Menstrual
siklusun folliküler döneminde östrojen salgısı
artar ve neticede endometrium büyür. Luteal dönemde
ise korpus luteumdan salgılanan progesteron etkisiyle
endometrium oluşacak embriyonun yerleşmesi (implantasyonu)
için hazırlanır. Ovulasyonun olup olmaması endometrial
fazı da etkiler. Ovulasyon ve endometrial değişikliklerin
her ikisinin senkronize çalışması gerekir. Eğer bu senkronizasyon
bozulursa, luteal faz defektinden söz edilir. Tekrarlayan
düşüklerde luteal faz defektleri sorumlu tutulmaktadır.
Luteal
dönemde endometriumdan alınan biyopsilere bakılarak
hem ovulasyonun gerçekleşme durumu hem de oluşacak embriyonun
yerleşmesi için endometriumun gelişimi incelenmiş olunur.
Biyopsi sırasında myometriuma kadar tüm tabakaların
kürete edilmesi gerekir. Biyopsi örnekleri Noyes, Hertig
ve Rock kriterleri kullanılarak değerlendirilir. Burada
da zamanlama çok önemlidir. Pratikte mens kanaması başlamadan
1-2 gün önce yapılması gerekir. Bu da siklusun 27-28.
günlerine karşılık gelir. Eğer bir sonraki siklusun
başlayacağı tarih biliniyorsa bundan 2 gün önce biyopsi
yapılır. Normal siklus 28 gün olarak kabul edilir. O
halde bu biyopsinin 26. güne uyan bulgular vermesi beklenir.
Ama 24. veya 21. güne uyan bulgular veriyorsa bunun
26. günden 2 veya 5 gün saptığı anlaşılır. Bu sapma
3 veya daha fazla gün ise sonuç patolojik kabul edilir.
Endometrial
biypsi ile luteal fazın değerlendirilmesinde kullanılan
bir diğer yöntem ise seri ultrasonlar ile veya diğer
metodlarla ovulasyon zamanının saptanmasıyla yapılır.
Biyopsi, ovulasyondan 10-13 gün sonra, idrarda LH pikinin
gözlenmesinden ise 11-14 gün sonra yapılmalıdır. Değerlendirim
aynıdır.
Endometrial
biyopsilerin 20-24. günlerde yani erken luteal dönemde
yapılmasının, blastosist implantasyonu için endometriumun
durumunu da ortaya koyması bakımından daha faydalı olacağı
da ileri sürülmektedir (Blasco L, 1994).
Daha ucuz
ama kısmen aynı sonucu verebilecek bir diğer yöntem
ise, ovulasyon ile takip eden mens kanamasının ilk günü
arasındaki günlerin sayısının hesaplanmasıdır (luteal
faz süresi). Bu luteal faz süresinin 11 gün ya da daha
az olması luteal fazda bir anormallik bulunduğuna işaret
eder. 12 gün ya da daha fazla olması böyle bir patolojiyi
ekarte eder. Daha gerçekçi bir yaklaşım, önce luteal
faz süresini tespit etmek ve eğer bu süre kısalmış bulunursa
o zaman luteal faz biyopsisi yapılmasıdır. Luteal faz
endometrium biyopsisi günümüzde herkes tarafından kabul
edilen ve rutin uygulanan bir yöntem değildir.
Periton
kavitesinin değerlendirilmesi
Klasik
infertilite araştırmasında kadında önerilen en son tetkik
laporoskopi ile endometriozisin ve diğer pelvik patolojilerin
araştırılmasıdır. İnfertilite nedeniyle araştırılan
kadınların %25-65'inde endometriyozis bulunur (Cramer
DW, 1987). Endometriyozisin derecesi ile semptomları
her zaman uyumlu olmayabilir. İleri derecede endometriyozise
rağmen klinik belirti vermeyebilir. Endometriyozis tuba-ovarial
ilişkiyi anatomik olarak bozarak, tubalarda tıkanma
yaparak veya salgıladığı sitokinlerle tubaların motilitesini,
oosit ve sperm fonksiyonlarını bozarak etki gösterir.
Kadında
endometriyozis ile infertilite arasındaki ilişki halen
tartışma konusudur. Özellikle evre 3 ve 4 endometriyozisin
infertiliteye neden olabileceği kabul edilirken, daha
hafif formları olan evre 1 ve 2'de bu ilişki şüpheli
karşılanmaktadır. Evre 1 ve 2 hastalığı olan kadınlarda
cerrahi tedavi sonrasında %31 gebelik elde edilirken,
tedavi edilmeyenlerde bu oran %18'de kalmıştır (Marcoux
S, 1997). Diğer yandan tedavi edilen ve edilemeyenler
arasında bir fark bulunmadığını bildiren çalışmalar
da vardır (Gruppo Italiano, 1999).
Endometriyozisin
yanı sıra, pelvik yapışıklıklar da fertiliteyi bozabilirler.
Özellikle geçirilmiş enfeksiyonlar ve cerrahi girişimler
tuba-ovarial anatomiyi ve oositin fimbriyalar tarafından
tutulmasını engelleyecek adezyonlara yol açabilirler.
Böyle patolojiler laparoskopik olarak tanınabilir ve
tedavi edilebilirler. Laporoskopi ile hem endometriyozis
odakları rezeke veya vaporize edilebilir, hem de yapışıklıklar
açılabilir, aynı seansta tubal açıklığı değerlendirmek
için kromotubasyon yapılabilir.
Her ne
kadar laporoskopi infertilite araştırmasının önemli
bir parçası olarak görülmekteyse de bu işlemin belirli
hasta grupları için sınırlandırılması önerilmektedir.
Örneğin HSG ile tubalarında bir patoloji tespit edilen,
endometriyozis belirtileri veren, geçirilmiş pelvik
enfeksiyon, PID ve operasyonlar tanımlayan kadınlar
ile ultrasonografide endometriyozis ve diğer pelvik
patolojiler saptanan kadınlar laporoskopi için aday
olabilirler.
İnfertilite
araştırmasında kadında yapılacak ileri tetkikler
Temel
infertilite testleri dışında yapılacak ileri tetkikler
konusunda bir fikir birliği yoktur. Bu testler araştırılan
çiftlerde spesifik bir neden bulunduğunda ya da temel
testlerle bir sonuca varılamamış ve kesin olarak izah
edilemeyen infertilite tanısı koymak için yapılmalıdırlar.
Eğer kadında
ovulasyon bozukluğu saptanmış ise bir sonraki basamak
efektif tedavinin yapılabileceği bir nedenin ortaya
konmasıdır. Bu amaçla serum FSH, LH, prolaktin, TSH,
testosteron ve DHEA-S bakılması önerilmektedir (Speroff
L, 1983). Ancak son yayınlar bu testlerin hastadaki
semptomlara göre istenmesi yönündedir. Örneğin hipogonadotropik
hipogonadizimden şüpheleniliyorsa FSH, LH ve östradiol
istenmelidir. Menapoza yaklaşmış kadınlarda da FSH istenilebilir.
35 yaş ve üzeri kadınlarda overlerin rezervini tayin
etmek için siklusun 3. günü serum FSH ve östradiol ölçümleri
yapılabilir (Toner JP, 1991).
Testosteron
ve DHEA-S ise hirsutizimli kadınlarda endikedir. Her
ne kadar prolaktin ovulasyon bozukluklu tüm kadınlarda
istenmekteyse de, TSH sadece klinik olarak hipotiroidizim
veya hiperprolaktinemi belirtileri veren kadınlarda
araştırılmalıdır.
Fertilizasyon
için gerekli olan sperm-oosit etkileşimini araştırmaya
yönelik fonksiyon testleri de önemlidir. Örneğin hemi-zona
testi, mannoz bağlanması ve zonası çıkarılmış hamster
yumurtası-sperm etkileşim testi bu amaçla kullanılabilir.
Hiç kuşkusuz spermin ileri değerlendirimi, morfolojik
analizi ve ultrastrüktürel yapısı da bu konuda yardımcı
olacaktır.
Kadında
histeroskopi genellikle ileri evre bir tetkik
yöntemi olarak kabul edilmektedir. HSG ve histerosonografiden
daha detaylı bilgi verir. Bunlarda gözden kaçırılmış
intrauterin patolojiler saptanabilir. Eğer HSG veya
sonohisterografide bir patoloji görülmüş ise tanısal
ve operativ histeroskopi yapılabilir.
Bazı izah
edilememiş infertilite olgularında antisperm antikorların
rolü üzerinde durulması nedeniyle, immünolojik testlerin
yapılması da gerekir. Bu testler hem erkekte hem de
kadında yapılmalıdırlar.
İzah
edilmemiş infertilite
Yukarıdaki
testlerin hiç birisiyle nedeni izah edilememiş infertilite
olgularında idiyopatik infertilite söz konusudur.
İnfertil çiftlerin yaklaşık %10-15'inde bir neden ortaya
konamamaktadır (Crosignani PG, 1993). Bunlarda prognoz
yaş ve süre ile yakın ilişkilidir. Çünkü, normalde
her ay gebe kalma şansı %25 iken, izah edilemeyen infertilite
olgularında beklemekle her siklusta %1.5-3'ünde spontan
gebelik görülebilmektedir. Genel olarak değerlendirildiğinde
böyle çiftlerde sabır ve zamanın geçmesi sonucunda
%60'ında gebelik elde edilebilir (Verkauf BS, 1983).
Bu nedenle, eğer bir neden bulunamaz ise ampirik uygulamalardan
kaçınarak beklemek de bir tedavi alternatifi olarak
düşünülebilir. 3 yıl içinde hala gebelik elde edilememiş
ise klomifen sitrat, daha iyisi hMG veya FSH ile stimülasyon
yapılarak IUI düşünülebilir. 4-6 ay geçmesine rağmen
yine de gebelik olmamış ise IVF-ICSI denenebilir. Bu
tedavi şeması ile, kümülatif değerlendirim sonuçlarına
göre 6 siklus ovulasyon indüksiyonu yapılmasını takiben
veya 3 siklus IVF yapıldıktan sonra izah edilemeyen
infertilite olgularının %40'ında gebelik sağlanabilmektedir
(Simon A, 1993).
Pratikte
infertilite araştırması
Daha önceki
veriler ve literatür bulguları değerlendirildiğinde,
aynı sonuçları verecek ama daha ekonomik algoritimler
geliştirilmeye çalışılmıştır. İnfertilite konusunda
uzman 473 doktorun verileri değerlendirildiğinde, hangi
tetkikin ne sıklıkta istendiği aşağıda verilmiştir (Collins
JA, 1988):
| Semen analizi |
%99.9 |
| Ovulasyonun değerlendirilmesi |
%98 |
| Histerosalpingografi |
%96 |
| Laparoskopi |
%89.1 |
| Postkoital test |
%79 |
| Prolaktin tayini |
%66.4 |
| Endometrial biyopsi |
%62.5 |
| Luteal progesteron
ölçümü |
%60.4 |
| TSH |
%58.9 |
| Bazal vücut ısısı
tayini |
%55.3 |
| Ultrasonografi |
%54.5 |
| FSH ölçümü |
%54.3 |
| Histeroskopi |
%53.2 |
| Klamidya araştırması |
%54.3 |
| Antisperm antikor
araştırması |
%23.9 |
Buradan
da anlaşılacağı üzere kadın faktörü açısından değerlendirime
başlanıldığında, doktorların en az %89'u semen analizi,
ovulasyon takibi, HSG ve laporoskopi yapmakta, %79'u
PKT istemekteler.
Kaynaklar
Adelusi
B, Alnuaim L, Makanjuola D, Khashoggi T, Chowdhury N,
Kangave D: Accuracy of hysterosalpigography and laparoscopic
hydrotubation in diagnosis of tubal patency. Fertil
Steril 63: 1016-20, 1995.
Blasco
L: Dyssynchrony in the maturation of endometrial glands
and stromae. Fertil Steril 61: 596-7, 1994.
Collins
JA, So Y, Wilson EH, et al: The post-coital test as
a predictor of pregnancy among 355 infertile couples.
Fertil Steril 41: 703, 1984.
Collins
JA: Diagnostic assessment of the infertile female partner.
Curr Probl Obstet Gynecol Fertil 11: 1, 1988.
Cramer
DW: Epidemiology of endometriosis. In: Wilson EA (ed)
Endometriosis. New York, Alan R, Liss Inc., 5-22, 1987.
Crosignani
PG, Collins J, Cooke ID, Diczfaulsy E, Rubin B: Unexplained
infertility. Hum Reprod 8: 977-980, 1993.
Gruppo
Italiano Per lo Studio Dell'Endometriosi. Ablation of
lesions or no treatment in minimal mild endometriosis.
Hum Reprod 14: 1332, 1999.
Jordan
J, Craig K, Clifton DK, Soules MR: Luteal phase defect:
the sensitivity of diagnostic methods in common clinical
use. Fertil Steril 62: 54-62, 1994.
Marcoux
S, Maheux R, Berube S, et al: Laparoscopic surgery in
infertile women with minimal or mild endometriosis.
N Engl J Med 337: 217, 1997.
Simon
A, Laufer N: Unexplained infertility: a reappraisal.
Assist Reprod Rev 3: 26-31, 1993.
Soules
M, Spadoni L: Oil versus aqueous media for hysterosalpingography:
a continuing debate based on many opinions and few facts.
Fertil Steril 38: 1, 1982.
Speroff
L, Glass RH, Kase NG: Clinical Gynecologic Endocrinology
and Infertility. 3th ed, Baltimore, MD Williams Wilkins,
1983.
Stovall
DW, Christman GM, Hammond MG, Talbert LM: Abnormal findings
on hysterosalpingography - effects on fecundity in a
donor insemination program using frozen semen. Obstet
Gynecol 80: 249-52, 1992.
Toner
JP, Philput CB, Jones GS, et al: Basal follicle stimulating
hormone level is a better predictor of in vitro fertilization
performance than age. Fertil Steril 55: 784, 1991.
Verkauf
BS: The incidence and outcome of single-factor, multifactorial
and unexplained infertility. Am J Obstet Gynecol 147:
175-81, 1983.
|