|
İNFERTİL
ERKEĞİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Kaan
AYDOS
Çiftlerin
yaklaşık %15'i korunmaksızın geçen düzgün bir cinsel
hayata rağmen ilk 1 yıl içerisinde çocuk sahibi olamamaktadırlar.
Olguların %20'sinde erkek tek başına sorumlu bulunurken,
%30-40'ında kadın faktörüne eşlik eden bir patoloji
mevcuttur. İnfertilitede eğer erkeğe ait bir problem
söz konusu ise, bu sıklıkla sperm parametrelerinde bozulma
ile ortaya çıkar. Oysa sperm değerleri normal olsa da
cinsel fonksiyon bozuklukları ya da penil deformiteler
gibi sorunlar da infertilite nedeni olabilir. Ayrıca,
spermin kalitatif bozuklukları da her zaman standart
testlerle ortaya çıkarılamayabilir. Özellikle kromatin
hasarları fertilizasyon ve embriyo gelişim bozukluğu
durumlarında son yıllarda üzerinde sık durulan konular
arasındadır. Ortadan kaldırılması ile sağlıklı gebeliklerin
elde edilebileceği bir çok çevresel faktör, değişik
mekanizmalarla spermatozoanın kapasitasyonunu ve neticede
oosit ile etkileşimini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
Tedaviden
yeterli sonuç alınabilmesi için, tanının iyi konması
gerekir. Örneğin obstrüksiyon ve hipogonadotropik hipogonadizim
tedavi edilebilir patolojiler arasında sayılırken, viral
orşite bağlı sekonder bilateral testis atrofisi geri
döndürülemez hasardır. Ayrıca, bazı azoospermik erkeklerin
testislerinde aktif spermatogenez odakları mevcut olup,
tedavi ile sperm yapımı uyarılabilir. Eğer sperm analizindeki
bozulmanın nedeni ortaya konamaz ise "idiyopatik
infertilite" olarak tanımlanır. Tam değerlendirilmesi
neticesi düzeltilemeyecek bir patolojiye sahip olduğunun
anlaşılması, erkeğin gereksiz ve stres yaratacak uzun
tedavi protokolleri içerisine girmesini önler. Böyle
çiftler ejakulat spermi ya da epididim veya testislerden
elde edilecek spermlerin in vitro fertilizasyon (IVF)
/ intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI)'de kullanılması
ile çocuk sahibi olabilirler.
Bütün
bunlara ilaveten, altta yatan nedenin genetik olduğunun
bilinmesi, doğacak çocuğun maruz kalabileceği anomaliler
hakkında ailenin önceden bilgilendirilmesi bakımından
son derece önem taşır. Bütün bu nedenlerden dolayı infertilite
olgularında erkeğin detaylı bir şekilde değerlendirilmesi
çok önemlidir. Diğer yandan, sağlıklı bir gebeliğin
başarılabilmesi için optimal değerlendirme protokolü
içerisinde erkek faktörünün normal bulunmasının yanı
sıra kadında ovulasyon, tubaların açıklığı ve fonksiyonel
durumu, uterus kavitesinin durumu ile servikal faktörün
de ortaya konmuş olması gerekir.
İnfertilite
değerlendirilmesinde erkekte yapılan araştırmaların
amacı 1) potansiyel olarak düzeltilebilecek nedenlerin
ortaya çıkarılmasına; 2) tedavi ile düzeltilemeyecek
ve üremeye yardımcı tekniklerin (ÜYT) kullanılmasını
gerektirecek bir durumun varlığının belirlenmesine;
3) ÜYT'den de fayda görmeyerek donör inseminasyonu ya
da evlat edinmenin dışında bir çözüm kalmadığının saptanmasına;
4) infertilite ile birlikte görülen ve tedaviyi gerektiren
hayatı tehdit eden durumların belirlenmesine; veya 5)
ÜYT kullanılacaksa, çocuğun sağlığına etki edebilecek
genetik faktörlerin saptanmasına yöneliktir (Jarow 2002).
Eğer düzeltilebilir bir durum saptanır ve tedavi edilirse
fertilizasyon mümkün olabilir ve doğal yolla gebelik
sağlanılabilir. Ama tedavi edilemeyecek bir durumun
varlığı kanıtlanabilirse, etkinliği olmadığı gibi olası
yan tesirlerinin de bulunabileceği gereksiz tedavi yöntemlerin
vereceği stresten çiftler korunmuş olur. Eğer infertilite
nedeni genetik ise, çocukta ortaya çıkabilecek olası
anomaliler konusunda çiftlerin bilgilendirilmesi sağlanılabilir.
Son olarak,
infertilite erkekte testis kanseri ya da hipofiz tümörü
gibi altta yatan bir hayatı tehdit eden hastalığın tek
göstergesi olarak ortaya çıkmış da olabilir (Jarow 1994).
Bunların atlanması ölüm ile neticelenebilecek ya da
doğabilecek çocukta problem çıkarabilecek çok önemli
sonuçlar doğurabilir. Erkekte infertilite ile seyredebilen
ve ciddi morbidite-mortaliteye sahip hastalıklar
3 grupta değerlendirilmelidir: i) Hipofiz tümörleri,
SSS tümörleri, adrenal karsinom, konjenital adrenal
hiperplazi, Leydig hücreli tümör, Klinefelter sendromu,
Androjen dirençli hastalıklar ve Kalmann sendromu gibi
endokrinolojik bozukluklar; ii) Testis tümörleri, varikosele
neden olan retroperitoneal tümörler, inmemiş testis
ve Kartagener sendromu gibi spermatogenez bozukluğu
ile kendini belli eden durumlar; iii) Diyabet, multipl
skleroz, spinal kord travmaları, retroperitoneal operasyonlar,
nörotoksik ilaçlar, vaz agenezi ile birlikte kistik
fibrozis, Young sendromu ve genitoüriner anomaliler
gibi ejakulasyonu etkileyen durumlar.
Yukarıda
sayılan hastalıklar infertil erkeklerde nadir görülmekle
birlikte, ortaya çıktıkları zaman hayati önem taşımaktadırlar.
Özellikle erken tanı konularak tedaviye gidilmeleri
şahıs için bir şanstır. Günümüzde ÜYT'deki ilerlemeler
infertil erkeğin araştırılmasında çoğu kez yeterli bir
muayenenin yapılmasının ihmal edilmesine neden olmuştur.
Tecrübesiz hekimler ya da konunun uzmanı olmayanlarca
hastanın değerlendirilmesi, bu hastalıkların gözden
kaçması ve tanıda gecikmelerle sonuçlanabilir. Buda
bize tek başına bir spermiyogram ile hastanın takip
edilmesi durumunda, eşlik eden ve hayati tehlikeye sahip
olabilecek önemli hastalıkların teşhis edilemiyeceğini
göstermektedir. Bu nedenle, erkek faktörü infertilite
ile baş vuran bütün erkekler bir üro- androloji uzmanı
tarafından komple değerlendirimden geçirilmelidir.
İnfertilite
yakınması ile gelen çiftlerde erkeğin araştırılmasına,
her hangi bir doğum kontrol yöntemi uygulanmamasına
ve 1 yıl geçmesine rağmen gebelik görülmemişse başlanılmalıdır.
Ama bilateral inmemiş testis, kadının >35 yaşında
olması gibi risk grubunda bulunması ya da erkeğin fertilite
potansiyeli hakkında bilgi edinme isteminde bulunması
durumlarında bu süre beklenmeksizin de araştırmaya başlanılabilir.
Temel
değerlendirme
Erkek
faktörü infertilitenin araştırmasına genel üreme
hikayesi alınarak ve peş peşe 2 semen analizi yapılarak
başlanılır. İki semen analizi arasında en az 1 ay süre
bulunmalıdır. Üreme hikayesinde 1) koit sıklığı ve zamanlaması;
2) infertilite süresi ve önceki fertilizasyon durumu;
3) çocukluk hastalıkları; 4) çocukluk ve puberte gelişimi;
5) sistemik hastalıkları (diyabet, üst solunum yolu
hastalıkları gibi) ve geçirdiği ameliyatlar; 6) cinsel
yaşamı; 7) cinsel yolla geçen hastalıklar; 8) ısı gibi
gonadal toksinlere maruziyeti sorgulanmalıdır. Daha
önce çocuk sahibi olmuş olsa bile bu durum sonradan
fertilizasyonunu bozabilecek bir faktör ile karşılaşmış
olma olasılığını dışarılamaz. Bu erkekler de aynı primer
infertil erkekler gibi rutin incelemeye alınmalıdır.
İleri
araştırma
Eğer erkekte temel değerlendirme sırasında üreme hikayesinde
şüpheli bir durum veya semen analizinde bir bozukluk
saptanırsa ileri araştırma yapılmalıdır. İzah edilemeyen
infertilite olgularında ya da kadının tedavi edilmesine
rağmen devam eden infertilite durumunda da erkeğin detaylı
araştırılması gerekir.
İleri
araştırmada tam detaylı medikal ve üreme hikayesi alınır,
fizik muayenesi ile >1 ay aralıklarla en az iki semen
analizi yapılır. Bunları takiben, spesifik problemleri
ya da hikaye, fizik muayene veya semen analizi sırasında
kaydedilen sorunları araştırmaya yönelik diğer ek testler
de istenmelidir.
Medikal
ve üreme hikayesi: Yukarıda anlatıldığı şekilde
üreme hikayesi alınır, diğer hastalıkları, geçirdiği
ameliyatlar, ilaç kullanımı, allerji, sistemlerin durumu,
ailesinin üreme hikayesi, geçirdiği enfeksiyon hastalıkları,
cinsel yolla bulaşan hastalıkları ve solunum yolu hastalıkları
sorgulanır.
Anamnez;
testis fonksiyonları hakkında değerli bilgiler verir.
Performans azalması, sakal çıkmaması ya da seyrek tıraş
olma ihtiyacı, ereksiyon sıklığı ve rijiditesi ile gece
ve sabah ereksiyonlarında azalma, cinsel istek azalması
androjen yetersizliği için uyarıcı olmalıdır. Testosteron
eksikliğine bağlı ereksiyon bozulması, libido azalması
ile birlikte ortaya çıktığı için tek başına ereksiyon
bozukluğu yapan diğer durumlardan ayırt edilebilir.
Ayrıca, klinik olarak şüphelenilen durumlarda ek sorgulamalar
da yapılmalıdır. Örneğin hipofiz tümöründen şüpheleniliyorsa
görme alanı muayenesi, Kallmann sendromu düşünülüyorsa
koku alma muayeneleri yapılmalıdır.
Pubertenin
başlangıcı, ses değişiklikleri, sakal çıkması kaydedilmelidir.
İnmemiş testis hikayesi ve bunun tedavisinde ilaç kullanımı
(hCG, GnRH) veya ameliyat (orkidopeksi) yaşı önemlidir.
Sonradan testislerde dejenerasyon yapabilecek fıtık
onarımı ameliyatı sorgulanmalıdır. Diyabet, karaciğer
ve böbrek hastalıkları gibi sistemik hastalıklarda hipogonadizim
ve/veya infertilite nedeni olabileceklerinden, ilgili
semptomlar kaydedilmelidir. Sık tekrarlayan bronşit
ve sinüzit atakları; Kartagener sendromu, Young sendromu
ya da kistik fibrozis gibi infertiliteye eşlik edebilen
solunum sistemi hastalıklarına işaret edebilir. Dramatik
klinik belirti versin ya da vermesin orşit veya epididimit,
androjen yetmezliğine ve neticede infertiliteye yol
açabilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkları (sifiliz,
gonore, AIDS vd.) ve tedavileri öğrenilmelidir. Diğer
aile bireylerinde hipogonadizim ve infertilite nedeni
olabilecek genetik hastalıkların varlığı sorgulanmalıdır.
Hastanın
kullandığı ilaçlar (sulfasalazin, anti-hipertansifler,
antibiyotikler, sitostatikler, anabolik hormonlar vd.)
infertilite nedeni olabilir. Özellikle çok sayıda ilacın
birlikte alınması androjen eksikliği ve infertilite
üzerinde etkilerini daha da artırır. Çalışma ortamında
aşırı sıcağa ya da kimyasal maddelere maruz kalınması
infertilite yapabilir. Gonadal toksinler spermatogenezi
ve testislerde testosteron yapımını bozabildiklerinden,
dikkatlice araştırılmalıdır. Atletik aktiviteleri, özel
alışkanlıkları, sigara ve alkol alışkanlıkları sorgulanmalıdır.
İnfertilite
her iki eşi de ilgilendiren bir problem olduğu için,
anamnez çiftin birlikte bulunduğu ortamda alınmalıdır.
Çocuk isteme süreleri, korunmasız koit süresi, koit
sıklıkları kaydedilmelidir. Seyahat ve benzeri nedenlerden
dolayı periyodik ayrılmaların olup olmadığına dikkat
edilmelidir. Kadında cinsel fonksiyonlar araştırılmalıdır.
Eşler arasında huzursuzluk nedeni olabilecek özel ya
da işe ait stres faktörleri sorulmalıdır. Kadının aynı
eşinden ya da önceki eşlerinden daha evvelki gebelik
hikayesi çok önemlidir. Ayrıca, bu nedenle aldığı tedaviler
ve muayene bulguları da kaydedilmelidir.
Fizik
muayene: Genel fizik muayeneye ek olarak, özellikle
penis, uretra ağzı, testislerin yerleşimi ve boyutları,
vaz deferenslerin varlığı ve epididimlerin kıvamı, varikosel
ve sekonder seks karakterleri (vücut durumu, saç-kıl
dağılımı, meme gelişimi, rektal tuşe) muayene edilir
(Tablo 1). Özellikle, vaz deferenslerin konjenital bilateral
agenezi (CBAVD) fizik muayene sırasında anlaşılır, bunun
için skrotal eksplorasyon genelde gerekmez.
Vücut
oranları, iskelet yapısı ve yağ dağılımı: Androjen eksikliği
durumunda epifizlerin kapanması gecikeceğinden, önük
yapıda uzun ekstremitelere sahip bir vücut yapısı ile
karşılaşılır. Üst ekstremite uzunluğu (açılmış pozisyonda
kollar arası mesafe) boydan daha uzun ve bacak boyu
da gövdeden daha uzun olacaktır. Dolayısıyla önük tipteki
erkeklerde boy oturur pozisyonda kısa (oturan cüce),
ayaktayken ise uzun (ayakta duran dev) olarak değerlendirilir.
Diğer yandan, eğer tiroid fonksiyonları ya da büyüme
faktörleri gibi santral bir bozukluk da eklenmiş ise
hastanın boyu da kısa kalabilir. Ama her halükarda ekstremite
oranları yukarıda tanımlandığı şekilde önük-uzun yapıda
gelişir. Androjen yetmezliği puberteden sonra ortaya
çıkarsa, vücut oranları değişmez ama kaslarda atrofi
görülür.
Uzun süreli
androjen eksikliği osteoporozis yaparak ciddi lumbago,
vertebralarda eğrilik ve kalça-femur boynu kırıkları
ile sonuçlanır. Androjen eksikliği direkt olarak cilt
altı yağ dokusunda artış yapmaz ama kadın tipi yağ dağılımı
(özellikle kalça ve alt abdomen bölümlerinde) meydana
gelir ve vücut kas kitlesi azalır.
Ses, koku
algılaması, saç, deri değişiklikleri: Normal puberte
gelişiminden önce hipogonadizim gelişmişse larinks gelişimi
de geri kalacağından erkek tipi ses oluşmaz. Yaşın ilerlemesine
rağmen kız tipi ses çıkarırlar. Puberteden sonra gelişen
androjen eksikliğinde seste bir değişiklik görülmez.
Alın saç
çizgisi düz kalır, sakal çıkmaz, sakal tıraşı olmadıklarını
veya nadiren ihtiyaç duyduklarını belirtirler. Pubik
kıllanmaları kadın tipinde ve düz bir hat şeklinde belirir.
Şakaklarda saç dökülmesi ya da androjenik kellik ortaya
çıkmaz. Sekonder seksüel kıllanma ve vücut kıllanması
azalır.
Ağız çevresi
ve göz etrafında erken dönemde ince kırışıklıklar belirir.
Yağ bezlerinin uyarımı da azaldığından, cilt kurudur.
Ciltte kan dolaşımında azalma ve anemiye bağlı olarak
hastalar soluk görünümlüdürler.
Hiposmia
ya da anosmia Kalmann sendromunun önemli bir bulgusudur.
| Etkilenen organ/fonksiyon |
Puberteden önce |
Puberteden sonra |
| Larinks |
Erkek tipi ses değişimi
olmaz |
Erkek tipi ses değişimi
olmaz |
| Saç, kıl dağılımı |
Horizontal pubik
kıl hattı
Düz alın saç çizgisi Sakal gelişiminde yavaşlama |
Sekonder vücut kıllanmasında
azalma |
| Cilt |
Sebum yapımı olmaması
Akne çıkmaması Solukluk ve cilt kırışıklıkları |
Sebum yapımında azalma
Akne çıkmaması Solukluk ve cilt kırışıklıkları |
| Kemikler |
Önük vücut yapısı
Osteoporoz |
Osteoporoz |
| Kemik iliği |
Düşük derecede anemi |
Düşük derecede anemi |
| Kas |
Az gelişmiş |
Atrofi |
| Prostat |
Az gelişmiş |
Atrofi |
| Penis |
İnfantil |
Ölçülerinde değişiklik
olmaz |
| Testisler |
İnmemiş testis
Küçük volüm |
Volüm azalması |
| Spermatogenez |
Başlamaz |
Geriler |
| Libido ve potens |
Gelişmez |
Kaybolur |
Tablo
1. Ortaya çıkış yaşına göre hipogonadizim semptomları.
Jinekomasti:
Erkekte meme bezlerinin aşırı gelişimine jinekomasti
denir. Çoğu kez bilateraldir. Özellikle tek taraflı
jinekomasti durumlarında, palpasyon bulguları da eşlik
ediyorsa olası bir meme kanserine karşı mammografi istenmelidir.
Göğüsler dokunmakla çok hassastır. Yine de çoğu kez
bir belirti vermez.
Normalde
puberte döneminde, 14 yaş civarında sıklıkla jinekomasti
görülür ve 2-3 yıl içerisinde kaybolur. Klinik belirti
vermeksizin jinekomastinin erişkin yaşta da devam etmesi
nadirdir. Yaşlanan erkekte görülebilir. Birlikte küçük,
sert testislerin de olması Klinefelter sendromunda tipiktir.
Primer hipogonadizimin diğer formlarında ve androjen
hedef organ hastalıklarında da jinekomasti mevcut olabilir.
Hiperprolaktinemide görülen jinekomasti genelde hormonun
kendisinden çok, tabloya eşlik eden hipogonadizime sekonder
ortaya çıkar.
Jinekomasti
hızla gelişmişse akla testislerde hormonal aktif bir
tümörün varlığı gelmelidir (Braunstein 1993). Jinekomasti,
libido kaybı ve testis tümörü üçlüsü karakteristiktir.
Tüm jinekomasti olgularında testislerin dikkatlice palpasyonu
ve ultrasonografi şarttır. Testis tümörlerinde (Leydig
hücreli tümör, embriyonik karsinom, teratokarsinom vd.)
direkt olarak ya da hCG'yi artırarak Leydig hücrelerinden
östrojen yapımını stimüle ederler. Karaciğer sirozu,
ileri evre böbrek yetmezliği, hipertroidizim gibi kronik
hastalıklarda da jinekomasti gelişebilir. Jinekomastinin
bir diğer nedeni ise bazı ilaçlardır.
Testisler:
Normalde testislerin sıkı bir yoğunluğu vardır. FSH
ve LH uyarımı kaybolduğunda ise yumuşak ve küçük kalırlar.
Sert, küçük testisler Klinefelter sendromu için tipiktir.
Flüktasyon hissedilen, gevşek elastik yoğunlukta testislerde
hidrosel düşünülerek ultrasonografi yapılmalıdır. İki
taraf testisi arasında volüm farkı olması ya da düzensiz
olarak palpe edilmeleri testis tümörünü akla getirir.
Testis volümü palpasyonla tahmin edilebilir veya Prader
orkidometrisi gibi boyutları belli modellerle karşılaştırılarak
hesaplanır. Eğer ultrasonografi yapılıyorsa, üç boyutu
ölçülerek 0.52 ile çarpılmasıyla da volüm hesaplanabilir.
Avrupa ölçülerine göre ortalama bir testisin volümü
18 ml olup, 12 ile 30 ml arasında değişir. Daha fazla
olmasına megalotestis denilir (Meschede 1995). Kesin
olmamakla birlikte testiküler volümün sperm yapımı ile
ilişkisi bulunduğu için, testis volümünün normal sınırlarda
ölçüldüğü azoospermik erkeklerde seminal kanallarda
tıkanıklık düşünülmelidir.
İnmemiş
testis ya da anorşi durumları özellikle kaydedilmelidir.
Kriptorşidizimde testisler karın içinde ya da retroperitoneal
bölgede inguinal kanalın yukarılarında lokalize olup,
palpe edilemezler. İnguinal testisler ise inguinal kanal
içinde yerleşmişlerdir. Retraktil testisler inguinal
halka hizasında bulunup, zaman zaman skrotuma inerler,
koit ya da soğuk ortamda skrotum ve inguinal kanal arasında
yer değiştirirler. Ektopik testisler, normal iniş yolları
dışında lokalize edilen testislerdir.
Testisler
hasta ayaktayken palpe edilmelidirler. Palpe edilemiyor
ya da zor hissediliyorlarsa supin pozisyonunda muayeneye
geçilir. Kremasterik reflekse neden olarak testisleri
yukarı kaçırmamak için ortamın soğuk olmasından ve hastayı
irrite etmekten kaçınılmalıdır. İnmemiş testislerde
ultrasonografi çok değerlidir. Bilateral kriptorşidizim
veya ektopik testis olgularında anti-Muellerian hormon
(AMH) ölçülerek ya da hCG testi yapılarak anorşi ekarte
edilemeye çalışılır. Palpe edilemeyen testislerde MRI
tercih edilecek bir görüntüleme yöntemidir.
Epididimler:
Normalde testisin postero-lateralinde lokalize yumuşak
bir bezdir. Distal obstrüksiyonlarda kistik distansiyonu
gelişir. Gonore ya da epididimit gibi durumlara bağlı
obstrüksiyon durumlarında üzerinde sertlikler palpe
edilir. Spermatosel gergin, elastik, küresel oluşumlardır.
Sıklıkla epididimin baş kısmında lokalize olurlar. Epididmlerin
ağrılı şişlikleri akut veya kronik inflamasyonun belirtisidir.
Nadir tuberkülom durumlarında yumuşak tümöral şişlikler
ele gelir.
Pampiniform
pleksus: Pampiniform venöz pleksusun dilatasyonuyla
karakterize varikosel, sıklıkla sol tarafta ortaya çıkar
ve hasta ayaktayken yapılan dikkatli bir palpasyonla
anlaşılır. Valsalva manevrası sırasında karın içi basıncının
artmasıyla venlerde dilatasyon da belirgin hale gelir.
Sadece Valsalva ile anlaşılan varikosel hafif (evre
1); Valsalva manevrası yapılmaksızın palpasyon sırasında
anlaşılan varikosel orta (evre 2); ve gözle bile fark
edilebilen varikosel ise ileri (evre 3) derece varikosel
olarak sınıflandırılır.
İleri
evre varikosel kolayca tanınabilirken, diğerleri genelde
muayene eden doktorun değerlendirimine bağlı kalır.
Ayrıca, geçirilmiş ameliyatlar, hidrosel ya da inmemiş
testis olgularında palpasyon güçleşir. Bunlarda ultrasonografi/Doppler
incelemesi yardımcı olur.
Vaz
deferensler: Vaz deferenslerin gelişmemesi obstrüktif
tipte azoospermiye neden olur. Epididim ve/veya vaz
deferenslerin konjenital anomalisine bağlı (konjenital
bilateral veya unilateral vaz deferens agenezi, CBAVD)
obstrüktif azoospermi infertilite kliniklerine başvuran
erkeklerin yaklaşık %2'sinde bulunur. Kesin tanı koyabilmek
için bazen skrotumun cerrahi eksplorasyonu gerekebilir.
Penis:
Normal puberte gelişiminden önce hipogonadizim varsa,
penis gelişimi infantil kalır. Puberteden sonra gelişen
hipogonadizim olgularında ise peniste boyut değişikliği
görülmez. Avrupa ölçülerine göre ereksiyon durumunda
penisin boyu 11-15 cm arasındadır (Behre 2001). Muayene
sırasında uretra ağzının açıldığı yere dikkat edilmelidir,
çünkü hafif hipospadias formları bile infertilite nedeni
olabilir. Prepus geri çekilerek fimozis araştırılmalıdır.
Koite engel olabilecek penis eğrilikleri sorgulanmalı,
gerekirse fotoğraf çekilerek belgelenmelidir.
Prostat
ve seminal veziküller: Rektal muayene sırasında
prostat düzgün yüzeyli at kestanesi şeklinde palpe edilir.
Hipogonadizim olgularında volümünde yaşa bağlı büyüme
görülmez ve küçük kalır. Hamur gibi yumuşak yoğunlukta
bulunması prostatite, bütün halinde büyümesi beniğn
prostat hiperplazisine (BPH), düzensiz ve sert nodüllerin
palpe edilmesi ise kanserine işaret eder. Prostat ve
seminal veziküllerin daha detaylı ileri tetkiki transrektal
ultrasonografi ile mümkün olur.
Semen
analizi: İnfertil erkeğin araştırılmasında semen
analizi temel testtir. Erkek faktörünün şiddetini değerlendirmeye
yardımcı olur. Standart olarak 2-3 günlük cinsel perhizi
takiben toplanan ejakulatın incelenmesi şeklinde yapılır.
Örnek öncelikle laboratuvarda alınmalı ya da dışarıdan
getirilebilir. Masturbasyonla alınabilir veya sperme
zararlı olduğu bilinen lateks kauçuk gibi maddeler içermeyen
sperm toplamaya özel kondomlar kullanılarak yapılan
cinsel ilişki sırasında toplanabilir. Alınan örnek oda
ısısında veya vücut ısısında bekletilerek en geç 1 saat
içerisinde incelenmelidir. Sperm analizi sonuçlarının
doğruluğundan emin olunmalıdır. Bu nedenle laboratuvarın
Clinical Laboratory Improvement Amendmends (CLIA) tarafından
tanımlanan kalite kontrol programlarına uyması önerilir
(CLIA web sitesi).
Sperm
analizinde semen volümü, sperm konsantrasyonu, motilitesi
ve morfolojisi değerlendirilir. Azoospermi tanısı koymak
için, ejakulatın 3000g hızda 15 dk santrifüjünü takiben
pellette hiç sperm hücresi görülmemesi gerekir. Normal
sperm morfolojisi için WHO'nun tanımladığı değerler,
Kruger (Tygerberg) kesin kriterleri ile aynıdır (Kruger
1988). Sperm morfolojisinin kesin kriterlere göre değerlendirilmesi
standart IVF ile fertilizasyon şansının düşük ya da
ICSI ile daha iyi fertilizasyon şansına sahip erkeklerin
seçilmesi amacına yöneliktir (Pisarska 1999). Kesin
kriterlere göre normal morfolojinin <%4 olduğu ve
bunun da büyük kısmını baş anomalisinin oluşturduğu
olgularda, ICSI başarısı da düşük kalmaktadır (Osawa
1999). Böyle olgularda sperme ait kromozom anomalilerinin
fertilizasyon bozukluğundan sorumlu olabileceği önerilmektedir.
Özellikle amorf ve uzamış baş anomalisi taşıyan spermlerin
yapısal kromozom anomali sıklığı da artmaktadır (Lee
1996).
Normal
sperm parametreleri WHO tarafından tanımlanmıştır (Tablo
2) (WHO 1999). Bu değerlerin dışında bulunması durumunda
ek klinik ve/veya laboratuvar araştırmaların yapılması
gerekir. Ancak unutulmamalıdır ki, bildirilen referans
değerler gebeliğin sağlanması için gerekli olan minimum
değerler değildir. Bu değerlerin dışında da olunsa erkek
fertil olabilir. Aksine, sperm parametreleri normal
sınırlar içerisinde bulunan erkeler de infertil olabilirler.
| Volüm |
1.5-5.0 ml |
| Sperm aglütinasyonu |
<2 (Skala 0-3) |
| Viskozite |
<3 (Skala 0-4) |
| pH |
>7.2 |
| Konsantrasyon |
>20X106/ml |
| Total sperm sayısı |
>40X106/ejakulat |
| İleri-hızlı Motilite
(a+b) |
>%50 |
| Normal morfoloji |
>%14 |
Tablo
2. Semen analizinin referans değerleri (WHO 1999)
Diğer tetkikler:
İnfertilite
etyolojisini aydınlatmak amacıyla yapılabilecek diğer
tetkikler sperm analizinin tekrarlanması, endokrin inceleme,
ejakulasyon sonrası idrarda sperm aranması, ultrasonografi,
sperm ve semene ait spesifik testler ile genetik analizdir.
Endokrin
inceleme: Erkekte istenecek temel hormonlar serum
FSH, testosteron ve östradiol'dür. Özellikle yakın zamanda
testosteron/östrojen oranının yükselmesi ile karakterize
bir endokrinopatinin tanımlanması nedeniyle östradiolün
de kontrolü önerilebilir (Pavlovich 2001). Testosteron
düşük bulunursa total ve serbest testosteron ölçümlerinin
tekrarı yanı sıra LH ve prolaktine de bakılmalıdır.
Spermatogenezi bozuk erkeklerin çoğunda serum FSH normal
bulunmakla birlikte, FSH aşırı yükselmiş ise büyük olasılıkla
spermatogenez bozukluğuna işaret eder. Her ne kadar
serum gonadotropin düzeyleri pulsatil salınımlarından
dolayı değişkenlik göstermekteyse de, hastanın endokrinolojik
yönden klinik durumunu aydınlatmada sabah tek ölçümleri
yeterli olabilir. Testosteron, FSH, LH ve prolaktin
arasındaki ilişki klinik durum hakkında bilgi verir
(Tablo 3).
| Klinik durum |
FSH |
LH |
Testosteron |
Prolaktin |
| Normal spermatogenez |
Normal |
Normal |
Normal |
Normal |
Hipogonadotropik hipogonadizim |
Düşük |
Düşük |
Düşük |
Normal |
| Spermatogenez bozukluğu* |
Yüksek/normal |
Normal |
Normal |
Normal |
| Total testiküler
yetmezlik / hipergonadotropik hipogonadizim |
Yüksek |
Yüksek |
Normal/düşük |
Normal |
| Prolaktin salgılayan
hipofiz tümörü |
Normal/düşük |
Normal/düşük |
Düşük |
Yüksek |
Tablo
3. Serum hormonları ile erkekte klinik bulgular arasındaki
ilişki.
* Spermatogenezi bozuk erkeklerin çoğunda serum FSH
normal bulunmakla birlikte, FSH aşırı yükselmiş ise
büyük olasılıkla spermatogenez bozukluğuna işaret eder.
Özellikle
sperm sayısının düştüğü (< 10X106/ml) veya morfoloji
bozukluğu görülen sperm analizi bozukluklarında, cinsel
fonksiyon bozukluğu yakınması olan ya da spesifik bir
endokrinopatiye işaret eden hastalığın varlığı durumlarında
hormonal inceleme gereklidir. Sperm analizi normal olan
erkeklerde endokrinolojik bir bozukluk çok nadir görülür.
Bazı araştırıcılar infertil erkeklerin tetkikinde endokrin
değerlendirmenin rutin olarak yapılmasını önermekteyseler
de, bu konuda fikir birliği yoktur. Ancak, aralarındaki
rölatif denge bozukluğunun laboratuvar sonuçları dışında
herhangi bir klinik göstergesi bulunmadığı için, testosteron
ve östradiolün rutin araştırılması faydalı olabilir.
Ejakulasyon
sonrası idrarda sperm aranması: Bilateral vaz agenezi
ya da klinik olarak hipogonadizim belirtileri bulunmayan
erkeklerde, ejakulat volümü <1 ml ise ejakulasyon
sonrası idrarda sperm aranmalıdır. Azoospermik veya
aspermik bir hastada bu idrarda sperme rastlanılması
retrograd ejakulasyona işaret eder. Ejakulat volümünde
düşüklük ya da aspermiye, retrograd ejakulasyon dışında
emisyon yokluğu, ejakulatör kanalların tıkanıklığı,
hipogonadizim ve bilateral vaz deferens agenezi olgularında
da rastlanılır.
Ejakulasyon
sonrası idrarda sperm aranması için bütün idrar 300g
hızda 10 dk santrifüj edilerek, pellet mikroskop altında
400x büyültmede incelenir. Bu sırada en az bir sperm
görülmesi retrograd ejakulasyona işaret eder. Ama düşük
ejakulat volümlü oligozoospermik erkeklerde retrograd
ejakulasyon tanısı koymak için idrarda bol miktarda
sperm görülmesi gerekir.
Transrektal
ultrasonografi (TRUS): Vaz deferensleri palpe edilen
ve ejakulat volümü azalmış azoospermik erkeklerde ejakulatör
kanal tıkanıklığını araştırmak amacıyla TRUS yapılır.
Normalde seminal veziküllerin ön-arka çapı <1.5 cm'dir
(Carter 1989). TRUS sırasında seminal veziküllerde,
ejakülatör kanallarda dilatasyon ve/veya prostat içinde
orta hat kisti saptanması parsiyal ya da komplet ejakülatör
kanal tıkanıklığı için kesin olmasa da olası bir tanı
koydurur (Jarow 1993).
Total
ejakulatör kanal tıkanıklığı olan erkekler düşük volümlü,
früktoz negatif, asit pH'lı, azoospermik ejakulat çıkarırlar.
CBAVD'li olgular da sıklıkla seminal vezikül agenezine
ya da atrofisine sahip olduklarından, aynı bulguları
gösterebilirler. Düşük ejakulat volümlü, oligozoospermik
ve spermin ileri motilitesi bozulmuş bazı erkeklerde
parsiyal ejakulatör kanal darlığı bulunabilir. Bu nedenle,
düşük ejakulat volümlü, vaz deferensleri palpe edilebilen
ve normal testis volümü bulunan oligozoospermik erkeklerde
de parsiyal ejakulatör kanal darlığı düşünülerek TRUS
istenilebilir.
Skrotal
ultrasonografi/Doppler: Varikosel, spermatosel,
vaz yokluğu, epididimlerde sertlik ve testiküler kitleler
gibi skrotal patolojilerin çoğu fizik muayene sırasında
anlaşılabilir. Testislerin yukarı pozisyonda lokalize
olduğu ya da küçük skrotumu bulunan ve fizik muayene
bulgularının şüphede bıraktığı durumlar ile, skrotum
ve spermatik kordonun muyenesini engelleyen hidrosel
ya da diğer anatomik anormallik durumlarında da skrotal
ultrasonografi yapılması gerekir. Skrotal ultrasonografi
testislerde kitle bulunan olgularda da endikedir. Her
ne kadar muayene ile saptanamayan varikoseller skrotal
ultrasonografi/Doppler ile tanınabilirse de, bunların
klinik önemleri tartışmalıdır.
Sperm
ve semene ait spesifik testler: Erkek infertilitesinin
standart araştırmasında sperme ait spesifik testlerin
yapılması gerekmez. Ama sperm analizi de her zaman erkeğin
fertilite potansiyelini tam olarak yansıtmayabilir.
Bu durumlarda tanı koyabilmek için diğer spesifik testlere
ihtiyaç vardır. İzah edilemeyen infertilite olgularında
erkek faktörünün de eşlik edip etmediğini ortaya koymak
için ya da ÜYT ile tedavi seçimi yapılmasında sperm
ve semene ait spesifik testler yararlı olabilirler.
Bu testler arasında; semende lökosit konsantrasyonunun
tayini (Wolff 1988), antisperm antikor tayini (Ayvaliotis
1985), sperm vitalite testleri (WHO 1999), sperm-servikal
mukus etkileşim testleri (Glatstein 1998), zonası çıkarılmış
hamster oositleri penetrasyon testi (Smith 1987), spermin
kompüterize analizinin (WHO 1999) yanı sıra, akrozom
reaksiyonunu ölçen testler (Fenichel 1991), insan zonasına
bağlanma oranının ölçülmesi-HZA (Franken 1989), sperm
kreatin kinaz ölçümü (Huszar 1992), ROS tayini (Kim
1998), sperm yüzeyinde mannoz reseptör tayini (Benoff
1993) gibi diğer nadiren gereken testler bulunur. Eğer
tedavinin yönlendirilmesinde faydalı olacaksa bu testlerin
yapılması önerilir.
Genetik
araştırma: Azoospermi ve şiddetli oligozoospermi
ile birlikte genetik bozukluklar da bulunabilir. Genetik
bozukluklar sperm yapımını bozarak veya spermin taşınmasını
engelleyerek erkekte infertiliteye neden olabilirler.
Erkek infertilitesiyle ilişkili olarak 3 genetik
faktör bilinmektedir: i) konjenital vaz agenezi
nedeni olan kistik fibrozis gen mutasyonları; ii) testis
fonksiyonlarını bozan kromozom anomalileri; ve iii)
İzole spermatogenez defekti yapabilen Y-kromozom mikrodelesyonları.
Konjenital
bilateral vaz agenezi ile kistik fibrozis transmembran
konduktans regülatör gen (CFTR) mutasyonları arasında
anlamlı ilişki bulunmaktadır (Chillon 1995). Klinik
olarak kistik fibrozisi bulunan erkeklerin hemen tamamında
vaz deferenslerin konjenital yokluğu da söz konusu olup,
kistik fibrozisin başka klinik bulgusunun bulunmadığı
bilateral vaz agenezi olgularının ise sadece 2/3'ünde
günümüzde kullanılan testler ile CFTR gen mutasyonu
saptanabilmektedir. Dolayısıyla, konjenital bilateral
vaz agenezi bulunan erkeklerin CFTR genlerinde de bir
anormallik taşıyabilecekleri akılda tutulmalıdır. Bu
nedenle, böyle bir erkeğin spermi kullanılarak ÜYT uygulanacaksa,
CFTR gen mutasyonu bakımından eşinin de test edilmesi
önem taşır. Konjenital bilateral vaz agenezli bir erkeğin
spermi kullanılmadan önce kadından CFTR mutasyonlarına
yönelik genetik analiz istenmelidir.
Azoospermik
erkeklerin %10-15'inde, oligozoospermik erkeklerin %5'inde,
normal erkeklerin ise <%1'inde karyotip analizinde
bozukluk bulunur (De Braekeleer 1991).
Y-kromozom
mikrodelesyonuna azoospermik veya şiddetli oligozoospermik
erkeklerin %10-15'inde rastlanılır (Pryor 1997). Bu
nedenle, nonobstrüktif azoospermisi ya da şiddetli oligozoospermisi
bulunan erkeklerin, kromozom anomalisi veya Y-kromozomu
mikrodelesyonu taşıyabilecekleri konusunda bilgilendirilmeleri
gerekir. Böyle erkeklerden spermleri ICSI'de kullanılmadan
önce karyotip analizi ve Y-kromozom mikrodelesyonu testleri
istenmelidir. Erkek ya da kadında genetik bir bozukluktan
şüphelenilirse, genetik danışmanlık önerilebilir ama
böyle bir bozukluk kesin olarak ortaya konmuş ise genetik
bilgilendirme mutlaka yapılmalıdır.
Sonuç
olarak; ister doğal yolla gebelik beklensin isterse
ÜYT kullanılsın, infertilite tedavisinde başarılı olabilmek
için erkeğin iyi bir klinik muayenesinin ve laboratuvar
testlerinin yapılması şarttır. Bununla birlikte kadının
da eş-zamanlı değerlendirilmesi gerekir. Ancak bu şekilde
gereksiz girişimlerden ve istenmeyen yan etkilerinden
kaçınılarak uygun tedavi seçimi yapılabilir.
KAYNAKLAR
|