|
HUMORAL
VE HÜCRESEL İMMÜNOLOJİK İNFERTİLİTENİN TEDAVİSİ
Kaan
AYDOS
İnfertil
erkekte ASA saptandığında ve eşi tamamen sağlıklı ise
immünolojik infertilite tedavi edilmelidir. ASA'lar
sıklıkla genital sisteme ait başka patolojiler ile birlikte
görüldüğünden, öncelikle bu faktörler araştırılarak
düzeltilmelidir. Spermlerin %50'den azı antisperm antikor
taşıyorsa, postkoital test yapıldığında fertillerle
aynı sonuç alınmaktadır (Bronson 1984). Bu nedenle,
ASA testlerinde >%50 sperm antikor bağlamışsa tedavi
edilmesi önerilir. Ayrıca, sperm başı ve orta parçasına
yönelik antikorlar sperm-oosit etkileşimini bozarak
fertilizasyonu engellediklerinden, baş ve orta parçaya
bağlı antikorlar kuyruk bölgesine bağlı antikorlara
göre daha önemli görülmektedir (Peters 1992). Tedavi
seçiminde problemin şiddeti, hastanın genel sağlık durumu
ve tedavinin yan etkileri birlikte değerlendirilmelidir.
Tedavide iki seçenek vardır: i) antikor oluşumunun baskılanması,
ii) oluşan antikorların spermden uzaklaştırılması ya
da antikor bağlanmamış spermin seçilerek üremeye yardımcı
tekniklerde kullanılması.

İmmünsupresyon
Kortikosteroidler
ile immünsupresyon tedavisinin mekanizması tam olarak
izah edilmiş değildir. Steroidler inflamasyon hücrelerinin
kemotaksisini ve sitokin salınmasını önlerler, antikor
yapımını azaltırlar. Her ne kadar bu konuda çok sayıda
çalışma bildirilmiş ise de, uygulamanın yolu, dozu,
dozlar arasındaki süre ve tedavi süresi standardize
olmuş değildir. Gebelik oranları %6 ile %50 arasında
değişmektedir (Alexander 1983; Hendry 1986; Haas 1987;
Smarr 1988; Hendry 1990). Büyük kısmında antikor titresinin
steroid verilmesini takiben düştüğü bildirilmiştir.
Ancak, antikor düzeyindeki düşmeye paralel olarak gebelik
oranlarında anlamlı bir artış her zaman gözlenmemektedir.
Steroid tedavisinin yan etkileri: akne, dispepsi, deri
döküntüleri, sıvı retansiyonu ve psikolojik değişiklikler
olup, olguların yaklaşık %60'ında ortaya çıkmaktadır
(Hendry 1990). Nadir de olsa aseptik kalça eklemi nekrozu
bildirilmiştir (Shulman 1982). Aseptik nekroz, doz bağımlı
olmayıp idiyosinkratik bir reaksiyon sonucu ortaya çıkar.
Plasebo
kontrollü çift-kör iki çalışmada; Haas ve Manganiello
(1987) 7 günlük siklik aralıklı uygulamalarında 3 ay
süreyle 96 mg yüksek doz metilprednizolon kullanarak
semen parametreleri ve gebelik oranlarında anlamlı bir
fark bildirmemişlerdir. Oysa Hendry (1990), 9 ay süreyle
orta doz siklik prednizolon (eşinin siklusunun 1 ve
10. günleri arasında 20 mg/günde 2 kez ve takip eden
2 gün 5 mg/gün) kullanmış, sonuçta çalışma grubunda
%31, kontrol grubunda ise %9 gebelik gözlemiştir. Günümüzde
yüksek doz steroid uygulaması fazla kullanılmamakta
olup, genellikle orta doz siklik tedavi şeması tercih
edilmektedir.
Kortikosteroidlerle
immünosupresyon tedavisine alternatif bir diğer uygulama
ise siklosporin A'dır. Siklosporin A T-hücre aktivitesini
inhibe eder, humoral immüniteyi baskılar ve sitokin
oluşumunu önler (Wiesinger 1980). Bir çalışmada siklosporin
A'nın 6 ay süreyle 5-10 mg/kg/gün kullanılmasını takiben
%33 gebelik bildirilmiştir (Bouloux 1986). Ancak olguların
antisperm antikor düzeylerinde her hangi bir değişiklik
ortaya çıkmamıştır. Bu tedavinin yan etkileri reverzibl
olup, kreatinin klerenste düşme görülmektedir. Yine
de, immünolojik infertilitenin ideal tedavisinde sitokin
ve antikor oluşumunu spesifik olarak inhibe eden ve
yan etkileri minimal ilaç arayışlarına ihtiyaç bulunmaktadır.
Sperm
yıkama
Seminal
plazmadan antikorların uzaklaştırılması amacıyla bir
çok metod tarif edilmiş olmakla birlikte sonuçları tatminkar
değildir. Ejakulasyonu takiben hemen spermin yıkama
solüsyonu içine alınması ve arkasından yıkanması ile
serbest antikorlar uzaklaştırılabilirse de, sıkı bağlanmış
antikorların spermden ayrılmaları yetersiz kalmaktadır
(Adeghe 1987). Diğer yandan, sperm 18 kez yıkansa da
antikor seviyesinin değişmediği bildirilmektedir (Haas
1988). Antijen-antikor kompleksinin ayrıştırılabilmesi
için pH ya da iyonik yöntemler denenmiş, ama bunlarda
sonuçta spermde hasar yaratarak immotiliteye neden olmuşlardır
(Alexander 1990). Daha umut verici bir teknikte, IgA
proteazı kullanılarak molekülün Fc kısmının spermden
ayrılması başarılabilmiştir (Bronson 1987). Ancak burada
da IgA'nın ayrıştırılması her semen örneğinde aynı derecede
olmamakta, bireysel farklılıklar ortaya çıkmakta ve
immünglobulin molekülünün asıl bağlantı bölgesi sperme
bitişik kalarak oosit ile etkileşimini bozabilecek kanısı
vermektedir. Yine de IgA proteazı katılması, sperme
immün partiküllerin yapışmasını azaltmakta ve servikal
mukus penetrasyonunu düzeltmektedir. Ancak, sperm antijenlerinin
daha iyi karekterizasyonu yapıldıkça immünolojik infertilitenin
tedavisinde bu teknik ümit vermektedir.
İntrauterin
inseminasyon (IUI)
ASA'ların
sperm taşınması ve servikal mukus penetrasyonu üzerine
olumsuz etkilerinden sakınmak için spermin intrauterin
inseminasyonu önerilmiştir. Bu yöntem aynı zamanda servikal
mukusta lokalize kadından kaynaklanmış ASA'ların etkisinden
korunmak için de faydalıdır. IUI immünsupresyondan daha
az yan etkiye sahip olup, erkek faktörü infertilite
olgularının başka formlarında da yaygın olarak kullanılmaktadır.
İmmünolojik infertilitede IUI tedavisini takiben gebelik
görülme sıklıkları %0 ile %100 arasında değişmektedir
(Noci 1986; Perino 1986; Toffle 1985). En geniş iki
seride gebelik oranları %25 ve %14 olarak bildirilmiştir
(Ulstein 1973; Shulman 1978). Agarwal (1992) ASA tanısı
ile 45 çiftte IUI sonuçlarını, diğer nedenlerle yapılan
IUI sonuçlarıyla karşılaştırdığında, immünolojik infertilitede
gebelik oranlarının %33 olurken, diğer grupta %19'da
kaldığını gözlemiştir.
Görüldüğü
gibi immünolojik infertilitede IUI'nin etkisi tartışmalıdır.
Bu yol ile her ne kadar servikal mukus faktörü ortadan
kaldırılmış olmaktaysa da, ne uterus kavitesi içinde
spermin haraplanması ne de sperm-oosit etkileşimi ya
da fertilizasyon sonrası olaylar üzerinde ASA'ların
etkilerini önleme bakımından bir faydası bulunmamaktadır.
İmmünolojik infertilitede IUI'un endikasyonu postkoital
test ya da sperm-mukus kontakt testi ile ortaya konmuş
izole servikal mukus problemi görülen olgulardır. Eğer
spermin oosit ile etkileşimi ve penetrasyonu da bozuksa,
o zaman IUI'dan da fayda görmeyecektir.
İn
vitro fertilizasyon (IVF) ve İntrasitoplazmik sperm
enjeksiyonu (ICSI)
IVF için
az sayıda spermin yeterli olması nedeniyle, erkek faktörü
bir çok infertilite olgusunda başarıyla kullanılmaktadır.
Erkekte immünolojik infertilite tanısı ile yapıldığı
zaman IVF'den alınan sonuçlar, genellikle kadın faktörü
infertilite olgularına yapılan IVF'den alınan sonuçlardan
daha düşük kalmaktadır (Tablo 3).
| |
Fertilizasyon |
Gebelik |
| Elder
1990 |
21.6 |
10 |
| Rajah
1993 |
50.5 |
37.5 |
| DeAlmedia
1989 |
38.9 |
26.6 |
| Lahteenmaki
1993 |
27.6 |
36.3 |
| Pagidas
1994 |
52 |
32 |
Tablo
3. Erkek immünolojik infertilitesinde IVF ile alınan
sonuçlar.
ICSI
immünolojik infertilite tedavisinde yeni bir umut kaynağı
olmuştur. İmmünolojik infertilitede sperm-oosit etkileşimindeki
bozulmanın en önemli iki lokalizasyonu olan zona pellusida
ve oosit membranı, ICSI yönteminde bypass edilerek geçilmektedir.
MAR testi ile ASA pozitifliği gösterilen erkeklerde
ICSI ile elde edilen fertilizasyon oranları IVF'den
daha fazla bulunmuştur (sırasıyla %79 ve %44) (Lahteenmaki
1995). Ancak yine aynı çalışmada ASA pozitif ya da negatif
çiftler arasında ICSI ile fertilizasyon oranları değişmemekteydi
(sırasıyla %79 ve %68). ASA pozitif erkeklerde ICSI
ile başarılı sonuçlar alındığı başka araştırıcılar tarafından
da bildirilmektedir (Nagy 1995). Buna karşılık, ICSI
yapılan erkeklerde ASA tipi, sperm üzerinde lokalizasyonu
ve konsantrasyonu ile fertilizasyon, embriyo gelişimi
ve gebelik oranları arasında anlamlı bir ilişki bulunmayabileceği
de ileri sürülmektedir (Nagy 1998). Diğer yandan, çalışmaların
büyük kısmında ASA pozitif erkeklerde ICSI yapıldığında
embriyo kalitesi bozulmaktadır. O halde, antikorların
varlığı fertilizasyon sonrası etkileşimlerde de olumsuz
sonuçlar doğurabilmektedir.
Tedaviden
elde edilen sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde,
günümüzde immünolojik infertilitede en etkin kabul edilen
tedavi seçeneği ICSI olarak görülmektedir (Lombardo
2001; Mardesic 2001). Belki ICSI öncesinde ASA'ların
immünosupresif tedavisinin yapılması, embriyo gelişimi
ve implantasyon oranlarında bir düzelme verebilir. Her
ne kadar ICSI immünolojik infertilite olgularında etkileyici
sonuçlar vermekteyse de, bu yöntem hastalara sunulmadan
önce ekonomik yönü ve genetik riskleri bakımından çiftlerin
detaylı bilgilendirilmeleri önemlidir. Hücresel immün
faktörlerin eliminasyonuna yönelik uygulamalar üzerinde
halen çalışılmaktadır. Lökospermi saptanırsa daha önceden
bunun immünosupresif veya antiinflamatuvar tedavilerle
elimine edilmesi de fertilizasyon başarısını artırabilir.
Bu konuda kesin karar verebilmek için daha geniş çalışmalara
ihtiyaç bulunmaktadır.
KAYNAKLAR
|