|
ERKEKTE
İLERİ İNFERTİLİTE TESTLERİ
Dr.
Kaan Aydos
Sperm
fonksiyon bozuklukları fertilizasyonun gerçekleşmemesinde
en önemli nedenlerden birisi olarak uzun zamandır üzerinde
araştırılan bir konu olmuştur. Oysa erkek faktörü infertilitesinin
etyolojisinin ancak az bir kısmı anlaşılabilmiş olup,
semeni inceleyip etyolojiyi anlamada doğru tanı koyabilme
kapasitemiz de buna paralel olarak kısıtlanmaktadır.
Androlojistler için semenin kalitatif değerlendirimi
uzun yıllar boyunca tek unsur kabul edilmiştir. Başından
beri bu değerlendirimin ana dayanağı sperm sayısı olmuştur.
Sperm sayısının belirli bir eşik değerin altına inmesi
oligozoospermi olarak tanımlanmış olup, infertiliteden
sorumlu tutulmaktadır. Erkek faktörü infertilite ile
ilişkili olabilecek bozulmuş semen kalitesinin değerlendiriminde
diğer parametreler sperm motilite bozuklukları (astenozoospermi),
anormal morfoloji (teratozoospermi) ve aşırı lökosit
artımı (lökositospermi)'dır. Günümüzde erkeğin fertilite
durumunun değerlendirilmesinde bu testlerin kullanımı
ve tanımlanmaları dünya sağlık örgütü (WHO) tarafından
standardize edilerek bir rapor halinde yayınlanmıştır
(1). Burada testlerin yapılması tarif edilmiş ve normal
için eşik değerleri verilmiştir. Global standardizasyonun
sağlanmasında bu yayın son derece önemlidir. Diğer yandan,
her ne kadar WHO tarafından defalarca yenilenmiş, gözden
geçirilmiş ve standardizasyonları geniş çapta kabul
görmüş olsa da, erkek infertilitesinin tanısında rutinde
kullanılan semen analizi bizi yeteri kadar tatmin edici
yarara ulaşamamıştır. Rutin semen analizinde kullanılan
parametreler ile infertilite arasında ancak zayıf bir
ilişki kurulabilmektedir. Ne infertilitenin nedeni ne
de hastanın tedavisi konularında yeterli bilgi vermemektedir.
Gerçekten de, sperm sayısı <5 milyon/ml gibi patolojik
değerlere kadar baskılansa bile böyle erkekler hala
fertil olabilmektedirler (2). O halde, sperm konsantrasyonu
fertilite göstergesi olarak sınırlı öneme sahiptir.
Esas spermin fonksiyonel kapasitesi fertilizasyon
için anlam taşır.
Seminal
plazmanın görsel değerlendiriminin yetersiz kalması
üzerine, 1970 ve 1980'li yıllarda sperm fonksiyonlarını
değerlendiren testlerin geliştirilmesi çalışmaları başlamıştır.
Ama oositin fertilizasyonu, spermin birbiriyle çok da
ilişkisi bulunmayan birçok özelliğini ilgilendiren kompleks
bir olay olması nedeniyle, tek başına bir test ile tüm
sperm fonksiyonlarını değerlendirmek akılcı olamaz.
Bu nedenle, sperm fonksiyonlarının değişik yönlerini
ortaya koyan farklı testlerin bir arada kullanımı gerekmektedir.
Böylece sperm motilitesinin kompüterize sistemle araştırıldığı
(CASA) yöntemler ile servikal mukus penetrasyonu, sperm-zona
etkileşimi ve akrozom reaksiyonu değerlendirimi analizleri
geliştirilerek kullanılmaya başlanılmıştır. Bunların
hepsinin de prognostik önemi mevcut olup, tek başına
rutin semen analizinden elde edilemeyecek tanısal bilgiler
verebilmektedir (3). Her ne kadar bu testlerin teorik
olarak önemleri büyükse de, klinikte kullanımları iki
nedenden dolayı kısıtlıdır. Birincisi, fazla iş gücü
gerektirmeleri, pahalı olmaları ve teknik güçlükleri;
ikincisi ise ICSI'nin yaygın olarak kullanılmaya başlanılmasıyla
birlikte bu testlerin fazla önemsenmemesidir. Çünkü
ICSI'nin başarısının çoğunlukla gametlerin fonksiyonel
sağlamlılığıyla ilişki göstermediği düşünülmektedir
(4). Ancak, adı geçen testlerin analizleri aslında ICSI
başarısının spermin fonksiyonel durumu ile son derece
ilişkili olduğu yönünde bilgiler vermiştir.
Hatta
günümüzde, erkek infertilitesinin tanısında spermin
görsel ve fonksiyonel yönleriyle değerlendirildiği testlerden
sonra artık erkekte fertiliteyi araştıran daha ucuz,
daha basit ve kolaylıkla standardize edilebilecek biyokimyasal
kriterlerin geliştirildiği yeni bir dönem de başlamıştır.
Spermatozoanın fonksiyonel yeterliliğinin değerlendirilmesinde
biyokimyasal testler daha yardımcı görülmektedir. Bunlar
biyolojik testlere göre daha kolay yapılabilir ve standardize
edilebilirler. Aynı zamanda infertilitenin etyolojisi
konusunda da yeterli bilgi verebilir. Son yıllarda bu
amaçla 2 önemli konu üzerinde çalışılmaktadır: Oksidatif
stres ve Y-kromozom delesyonlarını da içeren DNA hasarları.
Spermin fonksiyonel ve biyokimyasal analizini yapan
testler anormal sperm fonksiyonlarının nedenleri hakkında
fikir verebilmelerinin yanı sıra, etkin tedavi yönteminin
seçilmesinde de yönlendirici olabilmektedir.
İnfertilite
araştırmasında sperm fonksiyonlarının değerlendirilmesi
gereken kademeler şunlardır:
1.
Sperm-servikal mukus etkileşimi
2. Sperm-zona etkileşimi
3. Sperm-oosit füzyonu
4. Oksidatif stres
5. Sperm DNA hasarları
Sperm-servikal
mukus etkileşimi
Doğal
yolla fertilizasyonun gerçekleşebilmesi için vajene
atılan spermatozoanın sağlıklı biçimde servikal kanaldan
geçmesi gerekir. Servikal kanalın içi mukus sekresyonu
ile doludur. Özellikle midsiklus sırasında mukusun akıcılığı
da artarak spermin geçişine olanak tanır. Servikal mukusun
sperm tarafından penetrasyonu normal gebeliğin sağlanmasında
o derece önemlidir ki, gestagenler kullanılarak bu mekanizmanın
bloke edilmesi esasına dayanan kontraseptif yöntemler
bile geliştirilmiştir (5). Servikal bariyerin fertilizasyondaki
önemi göz önüne alındığında, infertil erkeklerde spermin
fertilizasyon bölgesine taşınmasında bir bozukluğun
varlığının gösterilmesi oldukça önem kazanmaktadır.
Bu amaçla WHO in vitro ve in vivo sperm-servikal mukus
etkileşimini değerlendiren metodları standardize etmiştir
(1).
Sperm-servikal
mukus etkileşiminin in vivo olarak değerlendirilmesi
postkoital test (PKT) ile yapılır. Testin prensibi;
kadın midsiklus evresindeyken koitten 9-24 saat sonra
servikal mukustan alınan bir damla sıvının mikroskop
altında incelenmesiyle spermatozoaların sayı ve motilitelerinin
ölçülmesi esasına dayanır. Endoservikste ileri-hızlı
tek bir motil spermatozoa gösterilmesi, çiftin infertilite
sorununda servikal faktörün sorumlu olmadığına işaret
eder. Her ne kadar PKT'in standardizasyonu ve yorumlanmasında
güçlükler bulunmaktaysa da, bazı tecrübeli merkezler
tarafından prognostik öneminin bulunduğu savunulmaktadır.
Örneğin yakın tarihli retrospektif bir çalışmada, 3
yılın altında infertilite yakınması bulunan çiftlerde
eğer test pozitif bulunmuşsa iki yıl içerisinde gebe
kalma şanslarının %68 olduğu, oysa negatif sonuç gelenlerde
bu oranın %17'de kaldığı gösterilmiştir (6). Ama infertilite
süresi 3 yılı geçerse, test pozitif bile gelse gebelik
oranları düşmektedir. Bu sonuçlar da infertilitenin
multifaktöriyel olduğunu ve PKT'in sınırlı değeri bulunduğunu
ortaya koymaktadır. Genel kanı normal sonuç alındığında
PKT'in tedaviyi yönlendirmede katkıda bulunacağı yöndedir.
Yine de PKT, yapılması kolay ve masrafsız olup IUI'un
mantıklı bir tedavi çözümü olacağına işaret etmesi bakımından
önem taşımaktadır (7).
Sperm-servikal
mukus etkileşiminin daha kontrollü değerlendirimi ancak
in vitro şartlar kullanılırsa başarılabilir (1). In
vitro testlerin, PKT en az 1 kez patolojik bulunmuşsa
yapılması önerilir. Donör spermi ve donör servikal mukusu
kullanılarak yapılan testlerden alınacak sonuçlar daha
fazla yönlendirici olur. Farklı skorlama prensiplerini
kullanan çok sayıda değişik servikal mukus penetrasyon
testi tanımlanmıştır (8,9). Eğer değerlendirme kriterlerinin
detaylarına bakılmazsa, servikal mukus penetrasyonu
ağırlıklı olarak spermatozoanın hareket karakterlerine
bağlıdır. Servikal mukusun penetrasyonunda özellikle
önemi bulunan sperm hareket karakterleri; ortalama hız
(path velocity) ve hareket traktının düzgünlüğü (linearity
and mean linear index)'dır. Bir diğer parametre ise
sperm başının lateral hareketidir. Gerçekten de bazı
infertilite olgularında erkekteki tek defekt sperm başının
lateral hareketinde amplitüd azalmasıdır. Böyle hastalarda
spermatozoa servikal mukusun penetrasyonunu başaramaz.
Çünkü sperm başının lateral hareket amplitüdü kuyruk
hareketinin amplitüdü ile ilişkili olup, bu da spermatozoa
servikal mukus ile karşılaştığında itici güç yaratmaktadır.
Servikal
mukus penetrasyon testinin yapılışının klinik güçlüğü,
kadında uygun zamanlamanın sağlanmasında tutarsızlıktır.
İn vitro test için kadından servikal mukus alınır ve
erkeğin spermi ile muamele edilir. Eğer anlamlı bir
sonuç almak isteniyorsa servikal mukus kadın tam siklusun
ortasındayken toplanmalıdır. Servikal mukus i) doğal
sikluslarda veya ii) gonadotropin tedavisi ile ovulasyon
indüksiyonu yapılan sikluslarda ya hastanın eşinden
ya da donör amaçlı toplanıyorsa inseminasyondan hemen
önce toplanır. En iyisi suni olarak hazırlanmış servikal
mukus kullanılmasıdır. Suni mukusun da spermatozoa ile
karşılaştırıldığı zaman aynı doğal koşullarda olduğu
gibi penetrasyon sırasında sperm hareketlerine yeterli
direnci göstermesi gerekir. Hyalüronik asit polimerleri
bu amaca en uygun materyal olarak önerilmektedir. Spermatozoanın
hyalüronik asidi penetrasyonu gerek insan gerekse sığır
servikal mukususunu penetre etmesi ile yakın benzerlik
gösterir ve sayı, morfoloji ve hareket gibi semen parametrelerine
aynı derecede bağımlıdır (10,11). Hem servikal mukusun
hem de hyalüronik asidin sperm tarafından penetrasyonu,
analiz edilen sperm hareket parametrelerinden ileri-hızlı
hareket ve başın lateral hareket amplitüdü karakterleri
ile aynı şekilde anlamlı bir bağımlılık ortaya koymaktadır.
Gerek
servikal mukus gerekse hyalüronik asit polimerleri kullanılarak
yapılan in vitro sperm-servikal mukus penerasyon testleri,
semen kalitesine bağlı olarak önemli derecede benzer
sonuçlar vermektedirler (correlation coefficient 0.7-0.8)(10).
Gerçekten de hyalüronik asit polimerleri, aynı servikal
mukusta olduğu gibi spermin geçişini yönlendirecek kanallar
oluşturabilmektedir (12). Spermatozoanın hyalüronik
asit polimerlerini penetrasyonu, spermatozoanın hareket
kabiliyeti ile o kadar yakından ilişkilidir ki, bu teknik
sayesinde spermin motilite özellikleri hakkında da oldukça
doğru derecede bilgi edinilebilir.
Servikal
mukus penetrasyon testinin özellikle immünglobülin A
(IgA) sınıfı antisperm antikorlara (ASA) bağlı immünolojik
infertilite olgularında da yararlı sonuçlar verdiği
görülmektedir. IgA molekülünün Fc kısmı servikal mukus
iplikçiklerine sıkıca tutunur. Spermatozoa bu tutunmadan
serbest kalmak için çırpındıkça, karakteristik shaking
(çırpınma) fenomeni görüntüsü ortaya çıkar. İşte bu
çırpınmanın görülmesi durumunda ya spermatozoanın üzerinde
ya da servikal mukusun kendisinde IgA antikorlarının
bulunduğu anlaşılır. Gerek servikal mukus gerekse hyalüronik
asit polimerlerinin kullanıldığı in vitro testler ile
ASA'ların varlığı anlaşılabilmektedir (12). Her ne kadar
in vitro sperm-servikal mukus etkileşim testleri kolay
ve ekonomik olsa da, spermin fertilizasyon potansiyelini
saptamada etkinlikleri konusunda daha fazla çalışmalara
ihtiyaç bulunmaktadır.
Teknik
İn vitro
sperm-servikal mukus penetrasyon testi üç şekilde yapılır:
1) Sperm-servikal mukus kontakt testi likefiye
olan spermden bir damla ile bir damla servikal mukusun
bir lam üzerinde karıştırılmasıyla yapılır. Spermatozoaların
mukus içerisinde normalde olduğu gibi ilerlemesi gerekir.
Başlangıçta ve 30 dakika sonra spermin >%25'inin
"titreme" şeklinde hareket göstermesi pozitif
kabul edilir. 2) Basit lam testi için bir damla
servikal mukus örneği lam üzerine konularak üzeri lamel
ile örtülür. Tercihan lam lamel arasına içerisinde 100µm
boncuklar bulunan silikon yağ konulması, yeterli derinliğin
sağlanması açısından önerilmektedir. Lamelin her iki
tarafına da semen damlaları bırakılır. Semen lamelin
altından kapiller etki ile servikal mukus içerisine
doğru yayılır. Bu şekilde hazırlanan preparat 37oC ısıda
30 dk inkübe edilir. Daha sonra mikroskop altında incelenir.
Sperm
ile servikal mukusun temas yüzeyinde birkaç dakika içerisinde
parmak şeklinde çıkıntılar oluşarak mukus içerisine
penetrasyon başlar. Servikal mukus içerisine giren spermatozoalar
gelişi güzel yönde dağılarak ilerlerler. Sonucun yorumlanması
tamamen subjektiftir, çünkü temas yüzeyinin genişliğini
standardize etmek mümkün değildir. 4 kategoride değerlendirme
yapılır:
i. Spermatozoaların
%90'dan fazlası mukus içinde hareketli olup belirgin
ilerleme gösterirler (Normal sonuç).
ii. Spermatozoalar mukus içerisinde temas yüzeyinden
itibaren en fazla 500 µm (yaklaşık 10 sperm uzunluğu)
ilerleyebilirler (Kötü sonuç).
iii. Spermatozoalar mukus içerisinde hızla hareketlerini
kaybederler ya da titreme tarzında hareket etmeye başlarlar
(ASA'a bağlı kötü sonuç).
iv. Spermatozoalar mukus içerisine penetre olamazlar
ve hemen temas yüzeyinin semen tarafında birikirler
(Anormal sonuç).
3)
Kapiller tüp testinde spermatozoaların kapiller
bir tüpteki servikal mukus kolonuna penetre olma yeteneği
ölçülür. Kremer'in tarif ettiği şekliyle 5 cm uzunluğunda,
3 mm genişliğinde ve 0.3 mm derinliğinde düz tüpler
kullanılır. Önce bu tüplerin içerisine servikal mukus
aspire edilir. Bir ucu plastik tıkaçla kapatılır. Açık
ucu, içerisinde semen örneği bulunan bir rezervuara
horizontal olarak daldırılır. Nemli ortamda petri kutusu
içerisine alınan düzenek 37oC'da bekletilir. 2 ve 24
saat sonra en önde giden spermatozoanın aldığı yol,
tüpün ağzından 1 ve 4.5 cm uzaklıktaki sperm yoğunlukları
mikroskop altında değerlendirilir (1).
Akrozom
reaksiyonu
Akrozom
reaksiyonu spermatozoanın zona ile temasının hemen arkasından
ortaya çıkan ekzositotik bir olaydır. Bu olayın, daha
spermatozoa oosit çevresini penetre edip fertilizasyon
başlamadan gerçekleşmesi gerekir. Akrozom reaksiyonunu
başlatan esas uyarı, kalsiyumun hücre içine girmesidir.
İşte spermin akrozom reaksiyonuna girebilme durumunu
değerlendirecek testlerin temelinde de kalsiyumun hücre
içerisine akışını sağlayacak iyonofor A23187 ya da progesteron
gibi ajanlarla kalsiyum girişinin uyarılması bulunmaktadır.
Ancak, fizyolojik koşullarda akrozom reaksiyonunu başlatan
diğer faktörler tam olarak aydınlatılamadığı için, testin
in vivo geçerliliği tartışmalıdır.
Önceleri
triple stain veya trypan blue gibi boyalarla akrozom
incelenmekteyken, günümüzde artık floresan mikroskopisi
ön plana geçmiştir (13). Aynı zamanda flow sitometri
yapılarak da daha fazla sayıda hücre kısa zamanda incelenebilir.
Bu amaçla floresanla işaretlenmiş lektinler ve monoklonal
antikorlar kullanılmaktadır. Peanut lektinler dış akrozom
membranını, pea lektin akrozom içeriğini, CD46 antikoru
ise iç akrozom membranını işaretlemek amacıyla kullanılırlar
(14). Testin ilk basamağında spermin akrozom reaksiyonu
uyarılır. Normalde bu uyarı sperm zona pellusidaya temas
ettikten sonra başlar. İn vitro koşullarda bu olay A23187
ya da progesteron ile taklit edilir. Daha sonra supravital
boyalar kullanılarak nonspesifik işaretlenmiş olan ölü
spermler ayırt edilirler. Arkasından, akrozomun değişik
kompartmanları yukarıda tanımlanan ajanlarla işaretlenir,
sonuçlar floresan mikroskopu veya flow sitometri ile
değerlendirilir.
Gerek
lektinler gerekse antikorlar kullanılarak yapılan uyarılmış
akrozom reaksiyonu testleri fertilizasyon kapasitesi
hakkında uyumlu sonuçlar verirler (15).
Sperm-zona
etkileşimi
Sperm-zona
etkileşimini ölçmede kullanılacak bir testin geliştirilmesindeki
esas sorun bu olayın tamamıyla türe spesifik gelişmesidir.
Yani, insan spermatozoasının zona pellusida'ya bağlanması
incelenecek ise, mutlaka insan zonası kullanılmalıdır.
Zona pellusidayı her zaman taze olarak hazırlamak mümkün
olmayabilir. Ancak, insan zona pellusidasının magnezyum
klorür ve dekstran içeren tuz solüsyonları içerisinde
biyolojik aktivitelerini kaybetmeden saklanabilmeleri
bu sorunu kısmen çözmüştür (16).
Testte
kullanılacak zona parçaları IVF programında kullanılmayan
fazla oositlerden elde edilir. İnsan zonaları arasındaki
farklılıkları gidermek içinse hemizona testi
tanımlanmıştır. Bu yöntemde zona iki parçaya kesilir.
Biri hasta diğeri donör spermi ile inkübe edilir. Zonalara
bağlanan spermatozoa sayıları hesaplanır. Böylece hastanın
spermatozoasının zonaya bağlanma kapasitesi anlaşılmış
olunur (17). Bu yöntemi kullanan geniş seriler hemizona
testi ile IVF başarısı arasında anlamlı bir ilişkinin
varlığını ortaya koymuştur. Bu testte amaç, spermatozoa
üzerinde zona pellusidanın ZP3 reseptörleri ile reaksiyona
girebilecek bağlanma bölgelerinin aktif olarak bulunup
bulunmadığının anlaşılmasıdır. Ancak, test amacıyla
zona pellusida teminindeki güçlükler, biyolojik olarak
aktif rekombinan insan ZP3'ünün geliştirilmesiyle
çözülmeye çalışılmaktadır (18). ZP3, zona pellusida
üzerinde bulunan glikoproteinler olup, spermatozoa buraya
bağlandıktan sonra zonayı geçebilir. Bu teknik sayesinde
spermin zona pellusidadaki belirli bağlanma bölgelerini
tanıyabilme kapasitesi basit ve standardize bir yöntemle
test edilmiş olacaktır. Ama spermin zonayı geçmesinde
esas olan bir diğer özelliği de hiperaktif motilitesi
sayesinde güçlü bir itici güç oluşturmasıdır. Oysa sadece
ZP3 proteinine bağlanmasının test edildiği böyle yöntemlerle
bu itici gücün derecesi anlaşılamamaktadır.
Sperm-zona
penetrasyonu konusunda daha kullanışlı testlerin geliştirilmesi
üzerinde çalışmalar devam etmektedir (19). Örneğin kompetitif
bağlanma testi'nde hasta ve donör spermleri farklı
floresan boyalarla (FITC ile yeşil, TRITC ile kırmızı)
işaretlendikten sonra zona ile inkübe edilirler. Hasta/donör
spermlerinin bağlanma oranlarından hasta sperminin bağlanma
kapasitesi hesaplanabilir.
İnsan
zona pellusidası, zonaya bağlanmış spermatozoanın akrozom
reaksiyonunu geçirip geçirmediği konusunda fikir edinmek
amacıyla da kullanılabilmektedir. Böylece, spermi zonaya
bağlanan ama akrozom reaksiyonu defekti bulunan infertil
bir erkek grubunun varlığı da anlaşılmıştır (20). Her
ne kadar bu olgular ICSI ile tedavi edilmekteyseler
de, infertilitelerinin etyolojisinin akrozom reaksiyonunda
bozukluk olduğunun saptanması ileriye yönelik araştırmaların
yönlendirilmesinde hiç kuşkusuz yardımcı olacaktır.
Diğer yandan, akrozom reaksiyonunu tamamlamamış spermatozoaların
kullanıldığı ICSI olgularında sperm kromatin dekondensasyonunda
defekt oluşarak fertilizasyonu bozduğu da bildirilmiştir
(21).
Sperm-oosit
füzyonu
Sperm
fonksiyonlarının değerlendirilmesinde en çarpıcı testlerden
biri de zonası çıkarılmış hamster oosit penetrasyon
testi'dir. Hamsterlerden ovulasyon stimülasyonu
ile elde edilen çok sayıdaki oosit kumulus hücreleri
ve zonadan sırasıyla hyalüronidaz ve tripsin kullanılarak
temizlenir. Sadece akrozom reaksiyonunu tamamlamış spermatozoa
oolemmaya bağlanabileceği için bu reaksiyonu indüklemek
üzere spermler iyonofor A23187 içinde kısa süreli ya
da bir gece bekletilirler. Daha sonra zonası çıkarılmış
oositlerle bir arada bırakılırlar. Oolemmaya bağlanan
ve oosit içerisine giren spermatozoa sayılarına göre
sonuçlar değerlendirilir.
Bu test
ile akrozom reaksiyonunu tamamlamış spermatozoanın oositin
plazma membranına bağlanabilme potansiyeli analiz edilmiş
olur. Çünkü normalde bu bağlanmanın arkasından iki membranın
(sperm ve oosit plazma membranlarının) füzyonu ve neticede
sperm nukleusunun ooplazma içerisine penetrasyonu gerçekleşir.
Sperm-oosit etkileşiminin en son basamağı hakkında bilgi
verir. Her ne kadar burada kullanılan gametler farklı
türlere aitlerse de, füzyon olayının ultrastrüktürel
ve moleküler detayları homoloji göstermektedir. Gerçekten
de, akrozom reaksiyonunu tamamlamış spermatozoanın ekvatoral
segmentinin üzerini örten plazma membranı hamster oositi
ile birleşmeyi aynı homolog gametlerde olduğu şekilde
başlatabilmektedir (23). Ancak teknik olarak güçlüğü,
pahalı olması ve standardizasyonundaki zorluklar bu
yöntemin kullanılabilirliliğini kısıtlamaktadır. Standardizasyonundaki
güçlük spermin kapasitasyonunu sağlayacak ve akrozom
reaksiyonunu başlatacak koşulların sağlanmasındaki farklılıklardan
kaynaklanmaktadır. Örneğin, spermin kapasitasyonu albumin
ya da egg-yolk içeren medyumlar içerisinde 4oC'da bir
gece bekletilmesi (22) veya albumin içeren medyumlarda
37oC'da 2-24 saat bekletilmesi (23), hatta NADPH ya
da fosfodiesteraz inhibitörleri (pentoksifilin, oksipentifilin)
gibi ajanlarla kapasitasyonun suni olarak uyarılması
(24) gibi farklı yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmektedir.
Böyle farklılıklar şüphesiz sonuçların standardizasyonunda
ortak bir kanıya erişilmesini önlemektedir.
Benzer
şekilde, akrozom reaksiyonunu uyaracak işlemlerde de
farklılıklar vardır. Örneğin progesteron, 4oC'dan 37oC'a
ani ısı değişimi, elektrik şoku, divalen katyonik iyonoforlar
ve lizofosfatidilkolin bu amaçla kullanılan metodlardır
(25,26). Zonası çıkarılmış hamster oosit penetrasyon
testini kısmen standardize etmek amacıyla WHO iki değişik
preinkübasyon metodu tanımlamıştır (1). Birincisi albumin
içeren dengeli tuz solüsyonu içerisinde spermatozoanın
37oC ısıda 18-24 saat bırakılması, ikincisi ise spermatozoanın
divalent katyon iyonofor A23187 ile muamele edilmesidir
(27). İyonofor A23187 sperm membranında kanallar oluşturarak
dışarıdan kalsiyumun hücre içerisine girişini artırır.
Artan kalsiyum ise akrozom reaksiyonunu uyarır. Standart
semen analizi ile bir kanıya varılamayan idiyopatik
infertilitesi bulunan erkeklerde A23187 kullanılarak
yapılan sperm-oosit füzyonu testi sonuçları gebelik
sonuçları ile anlamlı tutarlılık göstermektedir (3).
Aynı tekniğin, IVF sonuçlarını tahmin etmede de etkili
olduğu önerilmektedir (28).
Sonuç
olarak, akrozom reaksiyonu uyarılarak yapılan sperm-oosit
füzyon testleri spermatozoanın hareket yeteneği ile
birlikte sperm plazma membranının oosit plazma membranı
ile birleşmeye uygunluğu konusunda yeterli bilgi vermektedir.
Oksidatif
stres
İnsan
spermi oksidatif strese özellikle aşırı duyarlıdır.
Çünkü spermatozoa membranı doymamış yağ asitleri bakımından
çok zengindir. Doymamış yağ asitleri ise serbest oksijen
radikallerine çok hassastırlar (29). Aynı zamanda sperm
hücrelerinin kendileri de reaktif oksijen türevleri
(ROS) yapabilirler ve sitoplazmalarının çok az olmasından
dolayı ROS'un zararalı etkisinden koruyacak olan antioksidan
enzimler bakımından da son derece fakirdirler.
Reaktif
oksijen türevleri aslında elektronlarını kaybetmiş oksijen
metabolitleridir. Bunlar arasında en önemlileri süperoksit
anyonu, hidrojen peroksit, hidroksil radikali, hidroperoksil
radikali ve nitrik oksit sayılabilir. Fazla
miktarda olduklarında hücre yağlarında, proteinlerinde
ve DNA'da oksidatif hasara neden olurlar. Çoğu hücreler
ya enzimatik antioksidan sistemleriyle (örneğin süperoksit
dismutaz, glutatyon peroksidaz ve katalaz) ya da nonenzimatik
antioksidanlarla (vitamin C ve E) korunurlar. Bu koruyucu
mekanizmaların bozulması da oksidatif stresin ortaya
çıkmasıyla sonuçlanabilir.
Ejakulatta
oksidatif stresin iki kaynağı vardır: seminal lökositler
ve anormal spermatozoa (30). Semeni infiltre
eden lökositler ROS üretiminde spontan aktiviteye sahip
olup, potansiyel olarak oksidatif stres yaratırlar.
Eğer semende lökosit konsantrasyonu 3 milyon/ml'yi geçerse
fertilizasyonda anlamlı bozulma gözlenir (31). Gerçekten
de, bu değerin altındaki olgularda sperm kalitesi bozulmamakta
hatta aksi sonuçlar da elde edilebilmektedir (32). O
halde, patolojik değerlerdeki lökositospermi durumlarında
fertilizasyonla anlamlı bir ilişki aranmalıdır. Lökositosperminin
fertilizasyon üzerine olumsuz etkisi ya genital bezlerin
fonksiyonlarında neden oldukları bozukluklardan ya da
oksidatif stresin gametlerde yaptığı defekten kaynaklanmaktadır.
Ancak, seminal plazma spermatozoayı oksidatif stresten
koruyacak önemli miktarda antioksidan güce sahiptir
(29). Bu nedenle, spermatozoa seminal plazma içerisinde
kaldığı müddetçe, lökositosperminin yaratacağı oksidatif
stresten bir dereceye kadar korunabilecektir. Ne zaman
ejakulat yıkanarak seminal plazma uzaklaştırılır, bu
durumda oksidatif stres etkin duruma geçer ve sperm
fonksiyonları da bozulmaya başlar (33).
ROS'un
ikinci kaynağı spermatozoanın kendisidir. Aslında spermatozoa
kapasitasyonu için sinyal iletim mekanizması sırasında
faydalanılmak üzere az miktarda süperoksit anyonu ve
hidrojen peroksit üretmektedir (34). Ama bazı koşullarda
spermatozoanın ROS yapım hızı artar, buda sonuçta oksidatif
stres yaratır. Spermatozoanın ROS yapımını artırdığı
bazı olası mekanizmalar vardır. Örneğin xenobiotiklerin
redoks siklusu, antioksidasyon sisteminde bozukluk,
oksidasyon aktivitesinde artış veya hücresel immünite
bunlar arasında sayılabilir. Ama spermatozoada oksidatif
stresin bilinen en önemli kaynağı matürasyonundaki bozulmadır.
Maturasyonu bozulan spermatozoa spermiyogenezin son
evresinde fazla sitoplazma artığını atamaz. Bu
defektin neticesinde spermatozoa normalden daha fazla
ROS yapar ve oksidatif stres belirtileri verir (35).
Bunun altında yatan mekanizma tam anlamıyla açıklanmış
değildir. Bu mekanizmalardan birisi, fazla sitoplazmik
artık taşıyan hücrede aşırı miktarda NADPH yapımıdır
(36). Fazla sitoplazma içerisinde aşırı miktarda laktikasit
dehidrogenaz, süperoksit dismutaz ve kreatin kinaz gibi
sitoplazmik enzimler üretilir. Bu enzimler ise glükoz
6-fosfat dehidrogenaz enzimi üzerinden NADPH ortaya
çıkarırlar. NADPH ise NADPH oksidaz tarafından yıkıldığında
ortama ROS çıkar. ROS da sperm fonksiyonlarını bozar.
Ejakulatta
oksidatif stresi çok sayıda metodla ölçmek mümkündür.
Birincisi, hücrede açığa çıkan ROS metabolitlerinin
ölçümüdür. Ancak burada problem, lökosit kontaminasyonunun
saptanan ROS düzeylerine etkisidir. Çünkü lökositlerin
ROS üretim kapasitesi spermden 100 kat daha fazladır.
Bu nedenle, spermatozoanın ROS üretim kapasitesini değerlendirmek
için ortamda bulunan lökositlerin uzaklaştırılması gerekir.
Her ne kadar gradiyent ayrıştırma sistemleri yardımcı
olmaktaysalar da, tek başına tüm lökositlerin elimine
edilmesinde tam anlamıyla yeterli olamamaktadır (30).
En ideali spermi üzeri lökosit antijeni CD45'e karşı
oluşturulmuş monoklonal antikorlarla kaplanmış
paramanyetik tanecikler veya ferrofluid ile inkübe etmek
ve böylece lökositleri uzaklaştırmaktır (37). Arkasından
FMLP (N-formyl-methionyl-leucyl-phenylalanine) provokasyon
testi yapılarak lökositlerin elimine edildiği ortaya
konulmalıdır (38). Eğer lökositlerin yeteri kadar temizlendiğine
karar verilirse spermatozoa forbol ester ile muamele
edilerek ROS yapımı uyarılır. Forbol esterin immatür,
defektif spermatozoadan ROS üretimini artırıcı etkisi
gösterilmiştir (39). Bu etkisi matür, normal spermlerde
ortaya çıkmamaktadır.
Serbest
radikallerin saptanmasında bir diğer yöntem ise luminol
ve lucigenin gibi probları kullanarak yapılan kemiluminesens
metodudur (40). Her ne kadar bu probların kullanımında
spesifisiteleri ile ilgili bazı problemler bulunmaktaysa
da, kemiluminesens yöntemi spermatozoadan kaynaklanan
serbest radikal sinyallerini ölçmek için gerekli sensitiviteye
sahiptir.
Daha spesifik
bir teknik ise asetile ferrisitokrom c redüksiyon
metodu olup, tanısal olarak faydalanılabilecek yeterli
sensitiviteye sahip değildir.
Oksidatif
stresi ölçen biyokimyasal bir başka metod tiobarbitürik
asit testi'dir (TBA). Bu test lipid peroksidasyon
ürünleri için spesifik olmamakla birlikte, oksidatif
strese bağlı bozulmuş sperm fonksiyonlarının saptanmasında
bir kriter olarak kullanılabilir (41). TBA testinde
esas reaktan malondialdehit olup, lipid peroksidasyonunun
gösterilmesinde sıklıkla kullanılmaktadır (42,43). Çok
daha spesifik bir yöntem ise lipid peroksidasyon oluşumunun
spektrofotometrik yolla ölçümüdür. Erkek infertilitesinde
kullanılan tanısal testler arasında oldukça etkin olduğu
önerilmektedir (39).
DNA
hasarları
Oksidatif
hasara maruz kalan tek hücre komponenti sperm membranı
değildir. Bu tür hasarlara spermin nukleusu ve mitokondirisi
de oldukça duyarlıdır. Erkek infertilitesinde yüksek
oranda sperm nukleusu DNA kırıklarına rastlanılmaktadır
(44). DNA hasarları semen kalitesi, özellikle sayısı,
ile şiddetli bir korelasyon gösterir. DNA'daki kırıklar
spermatozoa tarafından ROS üretiminde artış ile de yakın
ilişkilidir. Ayrıca, oksidatif DNA baz hasarları da
ortaya konmuştur (45). Böyle oksidasyona bağlı DNA kırılmaları
IVF ile tedavi edilmeye çalışılan erkek infertilitesi
olgularında fertilizasyon ve gebelik oranlarını olumsuz
yönde etkilemektedir (46). Oksidatif stres seviyesindeki
artışla paralellik gösteren DNA hasarlanması, sperm
fonksiyonlarında daha fazla bozulmaya yol açarak fertilizasyon
potansiyelini düşürür (47). Neticede, oksidatif stresin
erkekte germ hücrelerinde DNA hasarlanmasını artırıcı
potansiyeli, in vitro veya in vivo fertilizasyon sonrasında
doğacak çocuğa da bu defektlerin aktarılma potansiyeli
bulunduğu kanısını vermektedir.
Sperm
DNA hasarlarının önemi özellikle son zamanlarda sigara
alışkanlığı olan erkeklerin fertilizasyon potansiyellerini
inceleyen çalışmalarla ortaya konmuştur. Aşırı sigara
tüketen erkekler oksidatif strese maruz kalmaktadırlar
ve C ve E vitamini gibi sistematik antioksidan seviyelerinde
de belirgin düşüş gözlenmektedir (48). Gerçekten de,
spermatozoa DNA'sında meydana gelen hasarlanmanın bir
neticesi olarak, aşırı sigara tüketen erkeklerin doğacak
çocukları 4 kat daha fazla çocukluk dönemi kanserlerine
yakalanma riski taşırlar (49). Bu bakımdan, DNA hasarı
yapan nedenlerin ortaya konması önem taşır, çünkü sigara
içmeyen erkeklerde de bu tür hasarlar görülmektedir.
DNA hasarlanması sperm kalitesinde bozulmayla doğrudan
ilişkili olduğu için, ICSI'de kullanılan gametlerin
çoğunun da hasarlı olduğu ortaya çıkmaktadır. Bazı çalışmalarda
DNA hasarlarının fertilizasyon ve gebelik oranlarını
anlamlı derecede azalttığı gösterilmiştir (50, 51).
Diğer yandan, hasarlı DNA'nın ICSI sırasında yeni oluşacak
embriyoya da geçebileceği ve neticede doğacak çocukta
ortaya çıkması olası yan etkilerin önemi konusunda da
ciddi şüpheler öngörülmektedir (50, 52, 53).
Germ hücrelerinde
DNA hasarlarının çeşitli teknikler kullanılarak gösterilmesi
mümkündür. En duyarlı olanı tek-hücre elektroforez
(COMET) metodudur (54). Ancak bu testin kontrolü
zor olup, sonuçların yorumlanması karışık bilgisayar
proglamlamasını gerektirmektedir. TUNEL (terminal
transferase-mediated dUTP nick end labeling) testi
ise yapımı daha kolay olup, COMET ile tutarlı sonuçlar
vermektedir (55). Bu testlerin bir üstünlüğü, sonuçların
flow sitometri ile alınması ve dolayısıyla binlerce
hücrenin değerlendirilebilmesine olanak tanımasıdır.
Aslında flow sitometri, germ hücrelerinde sperm kromatin
strüktür analizi testinde DNA stabilitesinin ölçülmesinde
de kullanılmaktadır. Bu testte sperm DNA'sının düşük
pH ortamında denatürasyona uğrama hassasiyeti ölçülmekte
olup, COMET ile benzer sonuçlar alınabilmektedir (56).
Sperm kromatin strüktür analizi testinde elde edilen
sonuçlar IVF başarısını tahmin etmede öneme sahiptir
(57).
Erkek
germ hücrelerinde DNA kırılması sonuçta fertilizasyon
potansiyelini azaltıcı ve doğacak çocukta çocukluk dönemi
malinite riskini artırıcı öneme sahiptir. Oksidatif
DNA hasarlarının bir diğer sonucu ise doğacak çocukta
da infertilite riski yaratmasıdır. DNA çift zincirinde
bir hasarın belirmesi neticesi ortaya çıkan genetik
enformasyondaki eksilmeler homolog rekombinasyon adı
verilen bir tamir mekanizması ile onarılmaya çalışılır.
Bu mekanizmanın esası kaybolmuş genetik materyalin homolog
kromozomlardan alınan ve taşınan hasara karşılık gelen
DNA sekanslarının kullanılması şeklinde izah edilmektedir.
Ancak tanımlanan mekanizma bütün genom için geçerli
olmakla birlikte, sadece Y-kromozomunun uzun kolu üzerinde
yerleşmiş genlerde işlemez. Çünkü bu genlerin homologları
yoktur. Sonuçta, Y-kromozomunun DNA çift zincirindeki
böyle gen delesyonları bu DNA'dan oluşacak yeni nesilde
de görülecektir. Spermatogenezden sorumlu çok sayıdaki
gen bu bölgede lokalize olduğu için ve de yerine konulamadığından
sonuçta spermatogenez yetmezliği ve infertilite ortaya
çıkacaktır. Nonobstrüktif azoospermisi bulunan erkeklerin
yaklaşık %14'ü Y-kromozomu uzun kolunda gen delesyonları
taşırlar (58). Son zamanlarda multipleks polimeraz zincir
reaksiyon kitleri kullanılarak böyle hastaların teşhis
edilmeleri üzerinde çalışılmaktadır.
Sonuç
Spermin
fonksiyonel analizi şüphesiz standart semen analizinin
profilini genişletecek ve fertilite potansiyelinin değerlendirilmesinde
daha yararlı olacaktır. Ama fonksiyonel testlerin pahalı
olması ve sonuçlarındaki standardizasyon eksiklikleri
henüz çözümlenmiş değildir. Oysa erkek faktörü infertilite
sorunu yaşayan çiftlerin çoğu doğrudan IVF merkezlerine
baş vurmakta ve sıklıkla ICSI tedavisine alınmaktadırlar.
Eğer spermin fonksiyonel testlerinin faydası ispatlanır
ve yaygın olarak kullanılmaya başlanılırsa, fertilizasyon
bozukluğunun etyolojisi de açık olarak ortaya konulabilecek,
uygun tedavi planları yapılabilecektir. Örneğin sperm-oosit
füzyonunda bir bozukluk saptanırsa, bu olgularda sıklıkla
oksidatif stresin sorumlu olabileceği düşünülerek tedavi
de buna yönelik gerçekleştirilebilir. Oksidatif stres
sadece erkek infertilitesinin önemli bir nedeni olmayıp,
aynı zamanda doğacak çocukta malinite geliştirme riski
ve infertiliteye neden olabilecek Y-kromozom delesyonlarına
neden olma gibi yan etkileriyle de önemlidir. Mutlaka
oksidatif stres erkek infertilitesinin tek nedeni değildir.
Benzer başka faktörler de sperm fonksiyonlarında bozukluk
yapabilirler ve neticede sperm-servikal mukus penetrasyon
bozukluğu, zona ile uyarılmış akrozom reaksiyonu yetmezliği
veya zona penetrasyonunda başarısızlık gibi değişik
kademelerde fetilizasyonu bozabilirler. Bu konular üzerinde
daha fazla araştırılmaların yapılması gerekmektedir.
Kaynaklar
1. World Health Organization:
World Health Organization Laboratory Manual for the
Examination of Human Semen and Sperm-Cervical Mucus
Interaction. 4th ed, Cambridge University Press, Cambridge,
1999.
2. Wallace EM, Aitken
RJ, Wu FC: Residual sperm function in oligozoospermia
induced by testosterone enanthate administered as a
potential steroid male contraceptive. Int J Androl.
1992; 15: 416-24.
3. Aitken RJ, Irvine DS,
Wu FC: Prospective analysis of sperm-oocyte fusion and
reactive oxygen species generation as criteria for the
diagnosis of infertility. Am J Obstet Gynecol. 1991;
164: 542-51.
4. Twigg JP, Irvine DS,
Aitken RJ: Oxidative damage to DNA in human spermatozoa
does not preclude pronucleus formation at intracytoplasmic
sperm injection. Hum Reprod. 1998; 13: 1864-71.
5. Kovacs GT, Hendricks
J, Summerbell D, Baker HW: A pre-coital pill? A preliminary
in vitro study. Br J Fam Plann. 2000; 26: 165-6.
6. Glazener CM, Ford WC,
Hull MG: The prognostic power of the post-coital test
for natural conception depends on duration of infertility.
Hum Reprod. 2000; 15: 1953-7.
7. Farhi J, Valentine
A, Bahadur G, Shenfield F, Steele SJ, Jacobs HS: In-vitro
cervical mucus-sperm penetration tests and outcome of
infertility treatments in couples with repeatedly negative
post-coital tests. Hum Reprod. 1995; 10: 85-90.
8. Katz DF, Overstreet
JW, Hanson FW: A new quantitative test for sperm penetration
into cervical mucus. Fertil Steril. 1980; 33: 179-86.
9. Mortimer D, Pandya
IJ, Sawers RS: Relationship between human sperm motility
characteristics and sperm penetration into human cervical
mucus in vitro. J Reprod Fertil. 1986; 78: 93-102.
10. Mortimer D, Mortimer
ST, Shu MA, Swart R: A simplified approach to sperm-cervical
mucus interaction testing using a hyaluronate migration
test. Hum Reprod. 1990; 5: 835-41.
11. Aitken RJ, Bowie H,
Buckingham D, Harkiss D, Richardson DW, West KM: Sperm
penetration into a hyaluronic acid polymer as a means
of monitoring functional competence. J Androl. 1992;
13:44-54.
12. Tang S, Garrett C,
Baker HW: Comparison of human cervical mucus and artificial
sperm penetration media. Hum Reprod. 1999; 14: 2812-7.
13. Aitken RJ, Brindle
JP: Analysis of the ability of three probes targeting
the outer acrosomal membrane or acrosomal contents to
detect the acrosome reaction in human spermatozoa. Hum
Reprod. 1993; 8: 1663-9.
14. Fenichel P, Hsi BL,
Farahifar D, Donzeau M, Barrier-Delpech D, Yehy CJ:
Evaluation of the human sperm acrosome reaction using
a monoclonal antibody, GB24, and fluorescence-activated
cell sorter. J Reprod Fertil. 1989; 87: 699-706.
15. Fenichel P, Donzeau
M, Farahifar D, Basteris B, Ayraud N, Hsi BL: Dynamics
of human sperm acrosome reaction: relation with in vitro
fertilization. Fertil Steril. 1991; 55: 994-9.
16. Yanagimachi R, Lopata
A, Odom CB, Bronson RA, Mahi CA, Nicolson GL: Retention
of biologic characteristics of zona pellucida in highly
concentrated salt solution: the use of salt-stored eggs
for assessing the fertilizing capacity of spermatozoa.
Fertil Steril. 1979; 31: 562-74.
17. Franken DR, Oehninger
S, Burkman LJ, Coddington CC, Kruger TF, Rosenwaks Z,
Acosta AA, Hodgen GD: The hemizona assay (HZA): a predictor
of human sperm fertilizing potential in in vitro fertilization
(IVF) treatment. J In Vitro Fert Embryo Transf. 1989;
6: 44-50.
18. van Duin M, Polman
JE, De Breet IT, van Ginneken K, Bunschoten H, Grootenhuis
A, Brindle J, Aitken RJ: Recombinant human zona pellucida
protein ZP3 produced by chinese hamster ovary cells
induces the human sperm acrosome reaction and promotes
sperm-egg fusion. Biol Reprod. 1994; 51: 607-17.
19. Liu DY, Baker HW:
A new test for the assessment of sperm-zona pellucida
penetration: relationship with results of other sperm
tests and fertilization in vitro. Hum Reprod. 1994;
9: 489-96.
20. Liu DY, Baker HW:
A simple method for assessment of the human acrosome
reaction of spermatozoa bound to the zona pellucida:
lack of relationship with ionophore A23187-induced acrosome
reaction. Hum Reprod. 1996; 11: 551-7.
21. Hewitson LC, Simerly
CR, Tengowski MW, Sutovsky P, Navara CS, Haavisto AJ,
Schatten G: Microtubule and chromatin configurations
during rhesus intracytoplasmic sperm injection: successes
and failures. Biol Reprod. 1996; 55: 271-80.
22. Johnson AR, Syms AJ,
Lipshultz LI, Smith RG: Conditions influencing human
sperm capacitation and penetration of zona-free hamster
ova. Fertil Steril. 1984; 41: 603-8.
23. Aitken RJ, Elton RA:
Application of a Poisson-gamma model to study the influence
of gamete concentration on sperm-oocyte fusion in the
zona-free hamster egg penetration test. J Reprod Fertil.
1986; 78: 733-9.
24. Aitken RJ, Harkiss
D, Knox W, Paterson M, Irvine DS: A novel signal transduction
cascade in capacitating human spermatozoa characterised
by a redox-regulated, cAMP-mediated induction of tyrosine
phosphorylation. J Cell Sci. 1998; 111: 645-56.
25. Aitken RJ: Diagnostic
value of the hamster oocyte penetration assay. Int J
Androl. 1984; 7: 273-5.
26. Tarin JJ, Trounson
AO: Zona-free sperm penetration assay and inducers of
the acrosome reaction: a model for sperm microinjection
under the zona pellucida. Mol Reprod Dev. 1993; 35:
95-104.
27. Aitken RJ, Ross A,
Hargreave T, Richardson D, Best F: Analysis of human
sperm function following exposure to the ionophore A23187.
Comparison of normospermic and oligozoospermic men.
J Androl. 1984; 5: 321-9.
28. Aitken RJ, Clarkson
JS: Cellular basis of defective sperm function and its
association with the genesis of reactive oxygen species
by human spermatozoa. J Reprod Fertil. 1987; 81: 459-69.
29. Jones R, Mann T, Sherins
R: Peroxidative breakdown of phospholipids in human
spermatozoa, spermicidal properties of fatty acid peroxides,
and protective action of seminal plasma. Fertil Steril.
1979; 31: 531-7.
30. Aitken RJ, West KM:
Analysis of the relationship between reactive oxygen
species production and leucocyte infiltration in fractions
of human semen separated on Percoll gradients. Int J
Androl. 1990; 13: 433-51.
31. Wolff H, Politch JA,
Martinez A, Haimovici F, Hill JA, Anderson DJ: Leukocytospermia
is associated with poor semen quality. Fertil Steril.
1990;5 3: 528-36.
32. Kaleli S, Ocer F,
Irez T, Budak E, Aksu MF: Does leukocytospermia associate
with poor semen parameters and sperm functions in male
infertility? The role of different seminal leukocyte
concentrations. Eur J Obstet Gynecol Reprod Biol. 2000;
89: 185-91.
33. Aitken RJ, Clarkson
JS: Significance of reactive oxygen species and antioxidants
in defining the efficacy of sperm preparation techniques.
J Androl. 1988; 9: 367-76.
34. de Lamirande E, Gagnon
C: A positive role for the superoxide anion in triggering
hyperactivation and capacitation of human spermatozoa.
Int J Androl. 1993; 16: 21-5.
35. Gomez E, Buckingham
DW, Brindle J, Lanzafame F, Irvine DS, Aitken RJ: Development
of an image analysis system to monitor the retention
of residual cytoplasm by human spermatozoa: correlation
with biochemical markers of the cytoplasmic space, oxidative
stress, and sperm function. J Androl. 1996; 17: 276-87.
36. Aitken RJ, Fisher
HM, Fulton N, Gomez E, Knox W, Lewis B, Irvine S: Reactive
oxygen species generation by human spermatozoa is induced
by exogenous NADPH and inhibited by the flavoprotein
inhibitors diphenylene iodonium and quinacrine. Mol
Reprod Dev. 1997; 47: 468-82.
37. Aitken RJ, Buckingham
DW, West K, Brindle J: On the use of paramagnetic beads
and ferrofluids to assess and eliminate the leukocytic
contribution to oxygen radical generation by human sperm
suspensions. Am J Reprod Immunol. 1996; 35: 541-51.
38. Krausz C, West K,
Buckingham D, Aitken RJ. Krausz C, West K, Buckingham
D, Aitken RJ: Development of a technique for monitoring
the contamination of human semen samples with leukocytes.
Fertil Steril. 1992; 57: 1317-25.
39. Gomez E, Irvine DS,
Aitken RJ: Evaluation of a spectrophotometric assay
for the measurement of malondialdehyde and 4-hydroxyalkenals
in human spermatozoa: relationships with semen quality
and sperm function. Int J Androl. 1998; 21: 81-94.
40. Aitken RJ, Buckingham
DW, West KM: Reactive oxygen species and human spermatozoa:
analysis of the cellular mechanisms involved in luminol-
and lucigenin-dependent chemiluminescence. J Cell Physiol.
1992; 151: 466-77.
41. Aitken RJ, Harkiss
D, Buckingham DW: Analysis of lipid peroxidation mechanisms
in human spermatozoa. Mol Reprod Dev. 1993; 35: 302-15.
42. Aydos K, Soygur T,
Kupeli B, Unsal A, Tolunay O, Erdem E, Guven C, Kupeli
S: Testicular effects of vasectomy in rats: an ultrastructural
and immunohistochemical study. Urology. 1998; 51: 1051-6.
43. Aydos K, Kupeli B,
Soygur T, Unsal A, Erden E, Tulunay O, Kupeli S: Analysis
of the relationship between histologic alterations and
the generation of reactive oxygen species in vasectomized
rat testes. Urology. 1998; 51: 510-5.
44. Irvine DS, Twigg JP,
Gordon EL, Fulton N, Milne PA, Aitken RJ: DNA integrity
in human spermatozoa: relationships with semen quality.
J Androl. 2000; 21: 33-44.
45. Shen HM, Chia SE,
Ong CN: Evaluation of oxidative DNA damage in human
sperm and its association with male infertility. J Androl.
1999; 20: 718-23.
46. Host E, Lindenberg
S, Smidt-Jensen S: The role of DNA strand breaks in
human spermatozoa used for IVF and ICSI. Acta Obstet
Gynecol Scand. 2000; 79: 559-63.
47. Aitken RJ, Gordon
E, Harkiss D, Twigg JP, Milne P, Jennings Z, Irvine
DS: Relative impact of oxidative stress on the functional
competence and genomic integrity of human spermatozoa.
Biol Reprod. 1998; 59: 1037-46.
48. Fraga CG, Motchnik
PA, Wyrobek AJ, Rempel DM, Ames BN: Smoking and low
antioxidant levels increase oxidative damage to sperm
DNA. Mutat Res. 1996; 13: 199-203.
49. Ji BT, Shu XO, Linet
MS, Zheng W, Wacholder S, Gao YT, Ying DM, Jin F: Paternal
cigarette smoking and the risk of childhood cancer among
offspring of nonsmoking mothers. J Natl Cancer Inst.
1997; 89: 238-44.
50. Lopes S, Sun JG, Jurisicova
A, Meriano J, Casper RF: Sperm deoxyribonucleic acid
fragmentation is increased in poor-quality semen samples
and correlates with failed fertilization in intracytoplasmic
sperm injection. Fertil Steril. 1998; 69: 528-32.
51. Benchaib M, Braun
V, Lornage J, Hadj S, Salle B, Lejeune H, Guerin JF:
Sperm DNA fragmentation decreases the pregnancy rate
in an assisted reproductive technique. Hum Reprod. 2003;
18: 1023-8.
52. Sun JG, Jurisicova
A, Casper RF: Detection of deoxyribonucleic acid fragmentation
in human sperm: correlation with fertilization in vitro.
Biol Reprod. 1997; 56: 602-7.
53. Ahmadi A, Ng SC: Fertilizing
ability of DNA-damaged spermatozoa. J Exp Zool. 1999;
284: 696-704.
54. Irvine DS, Twigg JP,
Gordon EL, Fulton N, Milne PA, Aitken RJ: DNA integrity
in human spermatozoa: relationships with semen quality.
J Androl. 2000; 21: 33-44.
55. Donnelly ET, O'Connell
M, McClure N, Lewis SE: Differences in nuclear DNA fragmentation
and mitochondrial integrity of semen and prepared human
spermatozoa. Hum Reprod. 2000; 15: 1552-61.
56. Aravindan GR, Bjordahl
J, Jost LK, Evenson DP: Susceptibility of human sperm
to in situ DNA denaturation is strongly correlated with
DNA strand breaks identified by single-cell electrophoresis.
Exp Cell Res. 1997; 236: 231-7.
57. Larson KL, DeJonge
CJ, Barnes AM, Jost LK, Evenson DP: Sperm chromatin
structure assay parameters as predictors of failed pregnancy
following assisted reproductive techniques. Hum Reprod.
2000; 15: 1717-22.
58. Pryor JL, Kent-First
M, Muallem A, Van Bergen AH, Nolten WE, Meisner L, Roberts
KP: Microdeletions in the Y chromosome of infertile
men. N Engl J Med. 1997; 336: 534-9.
|