|
HÜCRESEL
İMMÜNİTE VE LÖKOSİTLER
Kaan
AYDOS
Hücresel
immün cevap, bir patojen tarafından uyarılan T lenfositlerin
konağa kazandırdığı ve serumla nakledilemeyen bir immün
yanıt şeklidir (Özbal 2000). Konağa ilk kez giren yabancı
ajan önce antijen sunucu hücreler (makrofaj, monosit,
B-lenfosit) tarafından tutulur. Patojenin antijenik
determinantları işlendikten sonra, antijenik peptid
parçaları hücre içi veziküllerde MCH-II (major histokompatibilite
kompleksi) moleküllerine bağlanarak hücre yüzeyine taşınırlar.
MHC-II genleri HLA-DR, HLA-DQ ve HLA-DP antijenlerini
yöneten gen bölgelerini tanımlarlar. Burada, patojene
ait antijenik peptid ile yüklü MHC-II molekülleri inflamatuvar
TH lenfositlerde bulunan TCR/CD3 ve CD4 reseptörlerine
bağlanırlar. TH (T-helper cell) lenfositleri uyarıldıkları
zaman IL-2, IL-3, GM-CSF, INF-gama, beta-TNF, MIF (monosit
migrasyon inhibe edici faktör) ve MCF (makrofaj kemotaktik
faktör) gibi sitokinler salar. Böyle sitokinler tarafından
aktive olan makrofajlar, hücre içindeki patojeni elimine
eder. Diğer yandan, aktive olan TH lenfositlerinden
açığa çıkan IL-2, bu lenfositleri bellek T lenfositleri
şekline farklılaştırır.
Aynı antijen
ile ikinci kez karşılaşıldığı zaman, makrofajlar tarafından
salınan monokinler fagositik hücreleri, K ve NK (natural
killer hücreler) lenfositleri aktive ederler. Antijenin
ilk uyarımı ile aktive olmuş TH lenfositleri de salgıladıkları
lenfokinler yoluyla B lenfositleri uyararak immünglobülin
sentezi için plazma hücrelerine farklılaştırırlar. Neticede
hücreye bağımlı ve antikora bağımlı olmak üzere iki
değişik yolla hedef patojen öldürülür. Hücreye bağımlı
sitotoksisiteden Tc (sitotoksik T hücreleri), NK ve
makrofajlar sorumludur. Antikora bağımlı hücre eliminasyonu
ise nötralizasyon, sitolizis ve opsonizasyon neticesi
makrofaj ya da monositler tarafından parçalanarak fagositoz
yolu ile olur.
Her ne
kadar ASA'ların infertilitedeki rolleri ortaya konmuş
olsa da, immünolojik infertiliteden şüphelenilen bütün
olgular tek başına ASA ile izah edilememektedir. Örneğin
vazovazostomi sonrasında serum ve seminal plazmada antikor
titreleri çok yükselse bile, yeteri kadar gebelik görülebilmektedir.
Ya da, testis travmalarında bol miktarda antijenin immün
sistem ile karşılaşmasına rağmen ASA titrelerinde anlamlı
bir yükselme ortaya çıkmayabilmektedir. O halde ASA'nın
varlığı her zaman fertilite veya infertilite durumlarıyla
korelasyon vermemektedir. Çünkü, sperm antijenlerine
karşı oluşan immün yanıtta ASA yapımı total immün reaksiyonların
sadece küçük bir kısmını oluşturmaktadır (Turek 1994).
Oysa sperme karşı immün yanıtın önemli bir kısmı hücresel
immün sistemden ve sonuçta sitokin yapımından
kaynaklanmaktadır.
Hücresel
immünite son yıllarda üzerinde geniş araştırmaların
yapıldığı önemli bir alan olmuştur. Bunun en güzel örneği
homolog sperm ya da testis antijenlerinin enjeksiyonu
ile oluşturulan deneysel allerjik orşit çalışmasında
gösterilmiştir. Sonuçta testislerde hücre infiltrasyonu
gelişerek germ hücreleri haraplanmakta, aspermi ile
neticelenmektedir. İşte bu hayvanlardan alınan testis
antijenleri ile aktive olmuş T-lenfositleri başka hayvanlara
enjekte edildiğinde, yine aynı orşit tablosu bunlarda
da ortaya çıkmaktadır. T hücrelerinin bu hayvanlarda
orşit yapabilmesi için daha önceden uyarılmış olmaları
gerektiği düşünülürse, spermin hücresel bir immün mekanizmayı
stimüle ettiği bunun da testisleri haraplayabileceği
anlaşılmaktadır (Mahi-Brown 1987).
Benzer
immün reaksiyonların insanda testislerde de geliştiğini
gösteren kanıtlar vardır. Örneğin testis dokusu içinde
makrofajlar, lenfositler ve granülositler bulunur. Semende
de aynı hücreler görülmektedir. Ama bu hücrelerin sperm
fonksiyonlarını ne şekilde etkiledikleri tam anlamıyla
bilinmemektedir. Semende lökosit miktarının artması
ile infertilite arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır.
Lökosperminin hücresel immünitenin bir göstergesi olarak
infertilitede ortaya çıkabileceği, üzerinde ilgiyle
çalışılan bir konudur (Anderson 1990).
Hücresel
immün yanıtın testislerde sperm fonksiyonlarını bozmasının
mekanizması halen araştırılmaktadır. Kan-testis bariyerinin
bozulması neticesi ya da bol miktarda antijenin dolaşıma
karışması ile testis antijenlerine maruz kalan T-lenfositleri
aktifleşerek gama-interferon gibi sitokinler salgılamaya
başlarlar. Bu travmalar sırasında T-lenfositleri de
ekstravaze olarak vücut dokuları arasına karışmaktadır.
Antijenik uyarılar etrafında birikerek bir inflamasyon
odağı oluştururlar. Kemotaktik faktörler salgılayarak
diğer hasar yapıcı inflamasyon hücrelerinin ortama gelmesine
neden olurlar. Böylece antijenik sperm fagositoz, opsonizasyon
ya da T-hücresi bağımlı lizis neticesi parçalanır (Mahi-Brown
1988).
İnfertil
erkeklerde hücresel immün yanıtın derecesi araştırılmıştır.
Opere edilmiş inmemiş testis olgularında makrofaj migrasyon
inhibisyon testi (hastanın makrofajlarının homolog sperm
ile karşılaştırılmasını takiben gelişen reaktivitenin
gösterilmesi) ile tek taraflı ve çift taraflı olgularda
sırasıyla %45 ve %80 erkekte sperme karşı otoreaktif
immün hücrelerin geliştiği gösterilmiştir (Singer 1988).
Bu çalışma, infertilite nedeni olabilecek hastalıklarda
hücresel immün reaksiyonların potansiyel rolünü vurgulamaktadır.
İnfertilitenin
bir nedeni olarak lökospermi ve enfeksiyon önerilmektedir.
İnfertil erkeklerin %23'ünde lökositlerde (>1X106),
%15'inde makrofajlarda (>5X105) ve %11'inde T-lenfositlerde
(>5X105) yükselme görülmektedir (Anderson 1990).
İnfertil erkeklerin semenlerinde böyle yüksek miktarlarda
inflamatuvar hücrelerin bulunması, erkek genital sisteminde
hücresel immün mekanizmanın belirgin olduğunu düşündürmektedir.
Zaten lökospermik spermlerle yapılan hamster oosit penetrasyon
testlerinde de penetrasyon oranlarının düşük bulunması,
immün infiltrasyonun fertilizasyonu bozmada rolünü vurgulamaktadır
(Maruyama 1985).
İmmün
hücre çeşitlerinin sperm analizi sonuçları ile korelasyonu
yapıldığında; sperm sayı ve motilite bozukluklarında
granülosilerde artış daha belirgin olup, ejakulat volüm
düşüklüğünde makrofajlar artmaktadır. İleri motilite
azalması ise sıklıkla T-lenfosit artışıyla paralellik
gösterir (Anderson 1990). Bu bulgular da, lökositlerle
sperm fonksiyon bozuklukları arasında yakın ilişki bulunduğuna
işaret etmektedir.
İnflamatuvar
hücrelerin sperm fonksiyonlarını bozma mekanizması olarak
lökositlerden açığa çıkan bazı mediatörler ve sitokinler
ileri sürülmektedir. İlginç bir gözlem, vazektomize
erkelerden alınan lenfositlerin sperm antijenleri ile
karşılaşmaları durumunda sitokin yaptıkları, oysa normal
erkeklerin lenfositlerinin aynı antijenlere karşı sitokin
yapmadıklarıdır (Anderson 1982). Bir başka araştırmada
ise spermin ?-interferon, TNF ve aktive lenfosit ekstreleri
ile karşılaştıkları zaman motilite ve penetrasyonlarının
bozulduğu gösterilmiştir ((Hill 1987). İnflamasyon,
enfeksiyon ya da otoimmünite varlığında genital sistemdeki
immün hücreler reaktif oksijen türevleri, nitrojen metabolitleri
ve sitokinler yaparak ortama verirler. Bu sitokinler
ise sperm ile karşılaştıklarında semen parametrelerini
bozarak, subfertiliteye neden olabilirler. Son zamanlarda
seminal plazmada interlökin-1 ve 2, ?-interferon gibi
sitokin düzeylerinin ölçülmesi çalışmaları yapılmakta
olup, ileriye yönelik ümit vermekle birlikte henüz standardize
edilmiş değildirler.
KAYNAKLAR
|