|
Sperm membran reseptörleri ve kapasitasyon ilişkisi
Hücrelerde
dışarıdan gelen uyarıların hücre içinde biyolojik bir
etki oluşturabilmesi için bu uyarı sinyallerinin hücre
içi ortama taşınması gerekir. Bu taşıma işlemi ise reseptörler
aracılığıyla gerçekleşir. Bir grup hormon ya da nörotransmitter
(D-vitamini, steroid hormonlar, tiroksin gibi) hücre
membranından geçerek sitozol veya nukleusta ilgili reseptörlerine
bağlanırlar. Reseptör-agonist kompleksi oluşturarak,
DNA'daki spesifik bölgelere bağlanır ve neticede spesifik
genlerin ekspresyonunu başlatırlar. Bunlar da istenen
proteinleri sentezleyerek bir biyolojik etkinin ortaya
çıkması gerçekleşir.
İkinci
grup reseptörler ise hücre membranında yerleşmişlerdir.
FSH, LH hormonları, insülin ve epinefrin bunlara örnektir.
Dışarıdan gelen ligand, reseptörün hücre dışında kalan
bölümüne bağlanır. Bu tip reseptörler gen ekspresyonunu
direkt başlatmazlar. Sekonder mesajcı molekülleri uyarırlar,
bunlarda sinyali hücre içine taşırlar.
Sperm
yüzeyinde bulunan reseptörler 3 tiptir: 1) Voltaj bağımlı
kalsiyum kanalları; 2) G-proteini kullanan reseptörler;
ve 3) cAMP bağımlı kalsiyum kanalları.

Voltaj
bağımlı kalsiyum kanalları (VOCC); hücreye bir uyarı
geldiğinde nonspesifik iyon kanallarının açılmasıyla
aktive olur. Hücre membranında meydana gelen depolarizasyon
sonucu kalsiyum kanalları açılarak kalsiyumun sperm
içine girmesi sağlanılır. Bu tip reseptörlere lgand-kaplı
iyon kanalları adı verilir. Yani reseptör ile iyon kanalı
tek bir multimoleküler yapı oluştururlar. Örneğin bir
nörotransmitter bu reseptörlere bağlanırsa, spesifik
anyon ve katyonlara seçici geçirgen olan iyon kanalları
saniyenin binde biri gibi kısa bir süre içerisinde açılırlar.
Konsantrasyon farkı nedeniyle bu iyonlar hücre içi veya
dışına kaçarlar. Membran potansiyeli değişir ve bu da
kalsiyum kanallarının açılarak, kalsiyumun hücre içine
girmesini sağlar.
G-proteinine
bağlı reseptörlerde ise; reseptör
G-proteini adı verilen özelleşmiş trimerik proteinler
aracılığıyla uyarıyı hücre içine iletirler. G-proteinleri
membranı yedi kez kateden protein zincirlerinden oluşur.
Ligand reseptöre bağlanınca, G-proteinleri de GDP (guanosin
difosfat)'ye bağlanır. GDP GTP'ye değişerek reseptör-protein
kompleksi aktive olur. G-proteininin alfa-alt birimi
bağlı olduğu GTP ile birlikte adenilat siklaz enzimine
doğru hareket eder. Adenilat siklaz enzimi ise aktifleşerek,
ATP'den cAMP oluşur. G-proteini-GTP kompleksinin
etki süresi kısadır, çünkü G-proteini yapısal olarak
GTPaz aktivitesine de sahip olduğundan GTP hızla GDP'ye
hidrolize olarak reseptör tekrar inaktif formuna döner.
cAMP protein kinaz A'yı (PKA) regülatör ve katalitik
alt birimlerine ayırır. Katalitik alt birimler ATP'den
fosfatı ayırarak protein substratlarındaki serin ve
treoninlere transfer eder. Fosforillenmiş proteinler
ise hem hücrenin iyon kanallarına etki ederek kalsiyumun
içeri girmesini sağlarlar hem de DNA üzerindeki promoter
bölgelerine bağlanarak spesifik genlerin ekspresyonuna
neden olurlar. Spermde böyle fosforillenmiş proteinler
akrozom reaksiyonu ve motilitede görev alırlar. Spermde
cAMP ile uayrılarak hücre içine kalsiyumun girişini
sağlayan ayrı bir iyon kanalı bulunduğu önerilmektedir.
Bunlara cAMP-gated kalsiyum kanalları adı verilir.
Fosforillenmiş
proteinlerin bir kısmı tirozin-spesifik protein kinazı
(Tirozin kinaz-TK) aktive ederler. Buda hedef proteinlerin
yapısında bulunan tirozine, ATP'den ayırdıkları bir
fosfatın bağlanmasını sağlar. Fosforillenen protein
aktifleşerek fosfolipaz C'yi uyarır ve buda aşağıda
açıklandığı şekilde PIP2 üzerinden etki gösterir.
Adenilat
siklaz enzimi dışında G-proteinleri ayrıca fosfolipaz-C
enzimini de aktive edebilirler. Bu enzim ise membrana
bağlı fosfoinozitol bifosfatı (PIP2) parçalayarak,
inozitol trifosfat IP3) ve diaçilgliserol (DAG)'ü
meydana getirir. Bu moleküller ikinci mesajcı moleküller
olarak sinerjik etkiya sahiptirler. IP3
endoplazmik retikulum veya akrozom üzerindeki reseptörlere
bağlanarak hücre içi depolardan kalsiyumun açığa çıkmasına
neden olurlar. Çıkan kalsiyum kalmoduline bağlanarak
taşınır.
DAG ise
yine membrana bağlı bulunan proteni kinaz C'yi
(PKC) uyarır. PKC'nin aktif olarak görev yapabilmesi
için kalsiyuma ihtiyaç vardır. İşte IP3'ün açığa çıkardığı
kalsiyum bu rolü yerine getirir. PKC de proteinlerin
treonin-serin aminoasitlerini fosforiller. Fosforillene
proteinler ise ilgili fonksiyonları yerine getirir.
Spermde VOCC'larını aktive ederek, hücre dışından içeriye
kalsiyum girişini uyarır. Aynı zamanda akrozom reaksiyonunun
başlamasını sağlar. Kalsiyum girişi ise sperm motilitesini
oluşturur.

Spermin
akrozom reaksiyonu göstermesi ve hiperaktif motilitesini
başlatabilmesi için öncelikle hedef proteinlerin fosforillenmesi
gerekir. Bunun içinse hücre içerisinde kalsiyumun artması
sağlanmalıdır. Hücre içinde kalsiyum kaynakları 3 yolla
sağlanılır: 1) VOCC; 2) cAMP-gated kalsiyum kanalları;
ve 3) Hücre içi depolarda kalsiyumun açığa çıkması.
İşte yukarıda tanımlanan 3 tip reseptör bu görevi yerine
getirir. Bu reseptörlerin uyarılması ise ZP3 ve progesteron
ile uyarılma sonucu aktive olurlar. ZP3 ve progesteronun
reseptörleri uyarabilmesi için öncelikle membrandaki
kolesterolün ortamda bulunan albumine bağlanarak membrandan
uzaklaştırılması gerekir. Ancak bundan sonra ilgili
enzimler aktive olarak kapasitasyonu başlatabilirler.
Konu
ile ilgili diğer şekiller için
|