|
İNFERTİLİTE
TANI VE TEDAVİSİNDE GÜNCEL ANDROLOJİ
Erkek
faktörü infertilite olgularında ÜYT tedavinin önemli
bir kısmını oluşturmaktadır. ÜYT uygulanacak erkeklerde
bu işlemlerin başarısını artırmak için bazı hazırlıkların
yapılması gereklidir. Burada amaç seminal parametrelerde
kantitatif bir düzelmenin yanı sıra, kalitatif özelliklerde
bir iyileşmenin de sağlanmasıdır. Sperm
değerlerinde kantitatif ve kalitatif düzelme sağlayabilecek
bu uygulamalar ancak doğru endikasyonla uygulandıklarında
başarılı olurlar.Örneğin patolojik değerlerde
lökospermi yoksa, gereksiz yere antiinflamatuvar kullanılması,
tüm lökositlerin ortamdan çekilmesine ve neticede fagositotik
aktivitenin bozularak dejeneratif hücre sayısında artışa,
bu da aşırı ROS üretimine yol açabilecektir. Aşağıda
bu konunun önemini vurgulamak amacıyla lökospermi, enfeksiyon,
immünolojik infertilite ve oksidatif stres ürünleri
(ROS) gibi bazı noktalara dikkat çekilmiştir.
Lökosperminin
tanımı yapıldığında; WHO kriterlerine göre semende 1
milyon/ml' den fazla lökosit görülmesi patolojiktir
(10). Ancak, immatür germ hücrelerinin lökositlerden
ayırt edilmesi gerekir. Monoklonal antikor tekniği (11)
ya da peroksidaz boyası (12) bu ayrımı yapmada sık kullanılan
yöntemlerdir. Lökosperminin üreme fonksiyonları üzerine
etkisi sperm sayı, motilite ve morfoloji bozukluğu,
postkoital test ve in vitro mukus penetrasyonunda negatif
etkileridir (13). Ayrıca, in vitro fertilizasyonda da
prognostik faktör olarak öneme sahiptir. Her ne kadar
bakteriyal
ya da viral enfeksiyonlarla birlikte
görülebilirse de, olguların %80'inde bakteriyolojik
testler negatif çıkmaktadır (14). Burada
hücresel immünite rol oynuyor olabilir (15).
Sigara
içimi gibi çevresel faktörler,
anormal spermatogenez, uzun cinsel perhizler, ya da
varikosel lökospermiye neden olabilir. Lökositlerin
fertilizasyon bozukluğu yapmasındaki patofizyolojik
faktörler arasında sitokinler (-interferon,
TNF-), reaktif nitrojen aracıları ve serbest
oksijen radikalleri sayılabilir (16). Bunların yanı
sıra lökositler, HIV, sitomegalo virüs ya da klamidya
gibi patojenleri taşıyarak da seksüel geçiş gösteren
hastalıkların yayılmasında etken olabilir. Bütün bu
nedenlerden dolayı lökosperminin giderilmesinden sonra
ÜYT'in uygulanmasına geçilmesi önemli bir tedbir olarak
ele alınmalıdır.
ÜYT'e
karar verilen erkekte uygulama öncesinde dikkat edilmesi
gereken bir diğer durum ise semende enfeksiyon
bulunmasıdır. Erkek genital sisteminde en sık rastlanılan
nongonokoksik enfeksiyon amili gram (-) basiller ve
özellikle E. coli'dir. Genellikle semptomatik olup,
bakteriüri ile birlikte seyrederler. Gram (-) basiller
sperm motilitesi ve canlılığı üzerine olumsuz bir etkiye
sahiptir. Spermatozoada aglütinasyona yol açarlar. Genital
bezlerin bu mikroorganizmalar ile enfekte olmaları bunların
sekresyonlarını da bozarak sperm fonksiyonlarını etkileyebilir.
Birlikte bulunan lökositlerinde oksidatif strese ve
sitotoksik sitokinlere bağlı olarak sperm sayı, motilite
ve morfolojisinde bozulma yapmaları da mümkündür. Klinik
olarak bakteriyel enfeksiyon bulunan erkeklerde antibiyotik
tedavisini takiben seminal parametrelerde ve fertilitede
düzelme elde edilebilir. Diğer yandan, infertil erkeklerin
önemli bir kısmında asemptomatik enfeksiyon bulunabileceği
de unutulmamalıdır (17). Ancak, genital sistemin subklinik
enfeksiyonlarının infertilitedeki rolü kesin değildir.
Semptomların yokluğu, seminal plazmanın antibakteriyal
etkisi, uretral mikroorganizmalarla kontamine olmaları
ve bütün potansiyel patojenlerin kültürlerindeki güçlükler
nedeniyle subklinik genital enfeksiyon tanısı koymak
güçtür. Klinik enfeksiyon belirtisi vermeyen infertil
erkeklerin sperm kültürlerinde %83'ünde üreme bildirilmiştir
(18).
Ureaplasma
urealyticum, asemptomatik erkeklerin uretrasından sıklıkla
izole edilebilir. Fertil erkeklerin semen kültürlerinde
%23 oranında ürerken, infertillerde bu oran %85' e çıkmaktadır
(19). Ureaplasma sperm fonksiyonlarını, motilitesini
ve fertilizasyon kapasitesini bozarak infertiliteye
neden olur. Ureaplasmaya maruz kalmış spermlerin SPA
sonuçları anlamlı derecede düşmektedir (20). Ureaplasma
urealyticumun tetrasiklin ile tedavisini takiben %60
gebelik oranları bildirilmektedir (21). Oysa bu ajanın
sebat ettiği olgularda gebelik oranları % 5 civarında
kalmaktadır. Benzer şekilde, klamidya trakomatis ile
enfekte erkeklerin de %10-25'i asemptomatiktir. Bu mikroorganizmaların
immünolojik olarak seminal parametreleri süprese ettiği
gösterilmiştir (22). Bütün bu veriler, infertil erkeklerin
araştırılmasında subklinik enfeksiyonların önemini vurgular
niteliktedir. İn vitro fertilizasyondaki negatif etkileri,
lökospermi ve buna bağlı sitotoksik ajanların ortama
geçmesi ile immünolojik sonuçları nedeniyle, spesifik
olarak mikroorganizma üretilen ya da lökospermi saptanan
olgularda enfeksiyonun tedavisi özellikle düşünülmesi
gereken bir konudur.
Üçüncü
önemli husus ise semende immün sistem hücrelerinin bulunmasıdır.
İnfertil çiftlerin yaklaşık %4-20'sinde immünolojik
nedenler bulunmaktadır.
Antisperm antikorlar (ASA) serumda, seminal
plazmada, spermatozoa yüzeyinde ya da servikal mukusta
bulunabilirler. Bunların fertilite üzerine etkileri
sperm motilitesini bozarak, sperm ölümüne neden olarak,
sperm-mukus penetrasyonunu bozarak, kapasitasyon ve
akrozom reaksiyonunu etkileyerek ya da sperm-oosit etkileşimini
bozarak olur (23). İki tip ASA tanımlanmıştır: immobilize
edici sitotoksik ASA ve aglütine edici ASA. Özellikle
sperm başı üzerinde lokalize olduklarında fertilizasyonu
etkileyebilmektedirler. Bununla birlikte, bütün immünolojik
infertilite olguları ASA varlığı ile izah edilememektedir.
Sperm
antijenlerine karşı gelişen total immün yanıtta ASA'ların
rolü ancak küçük bir orandadır (15). Daha büyük kısmını
hücresel immün sistem ve buna bağlı sitokin
yapımı oluşturmaktadır. Sperm antijenlerine maruz kalan
T- lenfositlerin aktive olarak ortama -interferon
gibi sitokin salgıladıkları gösterilmiştir. Neticede,
ortama çıkan kemotaktik faktörler makrofajların, granülositlerin
ve diğer dejeneratif hücrelerin de gelmesine neden olarak
fagositoz, opsonizasyon ve liyzis ile germ hücrelerinde
hasar oluştururlar. Lökosperminin görüldüğü inflamatuvar
olaylarda fertilitenin bozulacağı yukarıda izah edilmişti.
Benzer şekilde, spermlerin rekombinan -interferon'a
maruz kalmalarının da hamster yumurtalarında penetrasyon
bozukluğuna yol açacakları ortaya konulmuştur (24).
Ayrıca, immün hücreler ortamda serbest oksijen radikallerinin
de artmasına sebep olurlar. Humoral immüniteyi ortaya
çıkaracak MAR (mixed antiglobulin reaction) ve IMB (immunobead
test) gibi kolay ve güvenilir testler geliştirilmiş
olmakla birlikte, hücresel immüniteyi teşhis etmek henüz
rutin uygulanıma girmemiştir. Bu amaçla agarose jel
lökosit migrasyon testi ileri sürülmüştür (25).
ASA'lar
tespit edildiğinde immunosupresyon ya da ÜYT kullanılarak
tedavi edilebilirlerse de, tanısındaki güçlükler gözönüne
alındığında, hücresel immünite için antiinflamatuvar
tedavi ya da immunosupresyon ancak ampirik olarak uygulanabilir.
Sonuç olarak, IUI veya IVF-ET uygulanacak erkeklerde
lökospermi gibi immünolojik faktörlerin elimine edilmeleri
başarılı bir tedavi için açıkça gerekli koşullar olarak
görülmektedir. Bu nedenle üzerinde özellikle durulması
gerekli bir faktördür.
Lökosit
ve immatür germ hücrelerinden salınan reaktif oksijen
türevleri (ROS) sperm plazma membranındaki poliansature
yağ asitlerinde peroksidasyon yaparak, membran yapılarında
bozulmaya yol açabilirler (26). Spermatozoalar çok miktarda
doymamış yağ asitleri içerdikleri ve superoksid dismutaz
ya da glutathione peroksidaz gibi koruyucu enzimlerden
nispeten fakir olduklarından, bu hasara özellikle duyarlıdırlar.
Neticede, sperm motilitesinde bozulma, akrozom reaksiyonunda
yetersizlik ve bunlara bağlı olarak sperm-oosit füzyonunda
bozulmalar meydana gelir.
Alpha-tocopherol
(E vitamini) peroksidatif atakları önleyen antioksidan
bir ajan olarak infertil erkeklerde kullanılmış ve değişik
sonuçlar bildirilmiştir. Seminal parametreler üzerinde
düzeltici bir etkisi bulunmadığını bildiren çalışmaların
yanı sıra (62), plasebo kontrollü çift kör çalışmasında
Suleiman ve ark., 6 aylık E vitamini tedavisini takiben
sperm motilitesinde ve gebelik oranlarında anlamlı artış
bulmuştur (8).
1-2-3-4-5-6
|