|
ÇOCUK
SAHİBİ OLAMAMADA SON GELİŞMELER PRAG'DA YAPILAN 22.
ESHRE KONGRESİNDE TARTIŞILDI
Haziran
ayında düzenlenen ve yaklaşık 7000 kişinin katıldığı
kongrede, kök hücreden testislerden sperm elde edilmesine
kadar, erkeği ilgilendiren kısırlık tedavileri her yönüyle
ortaya konuldu.
Toplantının
en çok ilgi çekmesi beklenen konusu hiç kuşkusuz kısırlık
tedavisindeki yeni gelişmelerdi. Her ne kadar hastaları
tatmin edecek tedavi alternatifleri henüz ortaya konmamış
olsa da, bazı yeniliklerin ilerisi için umut verdiği
görüldü. Örneğin Avustralya'dan Alan Trounson, kök hücre
üzerine yaptığı konuşmasında doku rekombinasyon teknikleri
kullanılarak, embriyodan elde edilecek genital sisteme
ait mezanşimal hücrelerin uygun kültür ortamında prostat
dokusuna farklılaşabileceğini bildirmesi ilgi çekti.
Gerçekten de, bu tür uygulamalarla sonuçta bez yapısına
ve karakteristik prostat dokusuna sahip prostat bezinin
laboratuvar şartlarında geliştirilebildiği görüldü.
Bu önemli bir gelişmeydi, çünkü prostat bezi erkek üreme
sisteminin önemli bir parçasıdır ve hastalıklarında
fertiliteyi bozması mümkündür. Belki doğrudan kısırlık
tedavisinde büyük bir gelişme sağlayamayabilir, ama
benzer uygulamalara öncülük etmesi beklenilebilir.
Diğer
yandan, Hadassah Üniversitesi kök hücre araştırma merkezinden
Dr. Benjamin Reubinoff, insanda embriyondan elde edilen
mezoderm, ektoderm ve endoderm tabakalarına ait hücrelerin
laboratuvar şartlarında geliştitirilerek kalp hastalıkları,
Parkinson hastalığı, Diyabet ve Karaciğer yetmezliği
gibi hastalıkların tedavisinde kullanılabileceklerini
vurguladı.
Kök hücreler
henüz daha erken evredeyken embriyolardan elde edilirler.
Bu şekilde elde edilen hücreler daha sonra uygun laboratuvar
koşullarında uyarılarak, istenilen dokuya dönüşebilir.
Amerika'da Cornell Üniversitesinde henüz yeni bölünmeye
başlamış (8 hücreli blastomer evresi) hücrelerden de
embriyonel kök hücre serilerinin elde edildiği bildirildi.
Bu çalışmanın ilginç yönü, kök hücrelerin 2 günlük gibi
çok genç embriyolardan da sağlanabileceğinin gösterilmesiydi.
Ama yine, sperm ve yumurtanın birleşmesi, bir embriyonun
gelişmesi gerekliydi. Oysa İtalya Milano Üniversitesinde,
sadece kadın yumurtası oositlerin de partenogenetik
bölünmeleri sağlanarak kök hücre kaynağı olabilecekleri
gösterildi. Böylece, sperm ve yumurtanın birleştirilmesine
gerek kalmadan, sadece yumurtadan da kök hücre elde
etmenin mümkün olduğu anlaşıldı.
Siena
Üniversitesi'nden bir grup araştırıcı da tüp bebek öncesi
FSH verilen erkeklerde spermlerde anöploidi şekilnde
görülen genetik bozuklukların yaklaşık %30 civarında
azalacağına işaret ettiler. Yakın tarihte erkek üreme
hücrelerinden spermatogonium ve spermatositlerinde FSH
reseptörlerinin gösterilmiş olması, FSH verilmesinin
bozulmuş sperm üretiminini düzelebileceğine bir kanıt
teşkil etmektedir. Gerçekten de bu hücrelerin mitotik
ve mayotik bölünmelerinde FSH anahtar rol oynamaktadır.
Neticede araştırıcılar, tüp bebeğe hazırlanan çiftlerde
erkeğin hazırlanmasının önemli olduğu kanısı taşıdıklarını
belirtmişlerdir.
Tüp bebeğe
hazırlanan çiftlerde erkekte testiküler stimülasyonun
başarıyı artıracağı, bizim çalışmalarımızda da gösterilmişti
(Aydos 2000-2006).
Benzer şekilde İtalya, RomaIVF Merkezinden bildirilen
sonuçlarda da ICSI öncesi FSH kullanılan erkeklerde
gebelik oranlarını %20'den %42'ye çıktığı, düşük hızının
ise %43'den %15'e düştüğü bildirildi. Türkiye'den Bakırcıoğlu'nun
da hipogonadotropik hipogonadizimli hastalarda FSH kullanılmasının,
sperm çıkışını artırdığı ve bu şekilde gebelik şansını
yükseldiği yönünde sunumu dikkat çekti. Sonuç olarak
söylenebilir ki, tüp bebek öncesi erkeğin hazırlanması
son derece önemli olmakta. Bizim
merkezimizdeki uygulamalarda da erkeğin hazırlanmasına
önem verilmektedir.
Bir başka
önemli gözlem ise Almanya ve İngiltere'den biliminsanlarının
ortak yaptıkları bir çalışma ile sunuldu. Buna göre
spermlerin programlı ölümü olarak bilinen apopitoz,
sperm analizi sırasında yapılan morfoloji incelemesi
ile anlaşılabilmektedir. Gerçekten de, sperm apopitozu,
sperm şekil bozuklukları ile pozitif bir ilişki ortaya
koymaktaydı.
Fransa'dan
Dr. Menezo, oksidatif stres ve iltihap hücre birikiminin
sperm çekirdeğinde genetik hasara (DNA hasarı) yol açtığını
vurguladı. Sonuç olarak, sperm DNA hasarlarının araştırılmasının
erkeğin fertilite şansını belirlemede önemli bir parametre
olduğunu, dolayısıyla bu tür hastalıkların kısırlığa
neden olabileceğini belirtti.
İtalya
Milano San Paolo Hastanesinde Prof. Colpi'nin bulguları
ise azoospermik erkeklerde eğer testis biyopsisi Sertoli
Cell Only sonucundaysa, testislerinde bir tür kanser
gelişim riski olabileceği yönündeydi. Bu çeşit olgularda
tedavi öncesi testislerin dikkatli muayenesi ve ultrasonografik
incelemesi son derece öenm kazanmaktadır.
Yine Amerika
Cornell Üniversitesinden Dr. Schlegel ve arkadaşları,
mikroTESE ile elde edilen testis dokusunun laboratuvarda
dikkatli biçimde uzun süre araştırılmasının sperm elde
etme şansını artırdığını belirttiler. Her ne kadar uzun
süre sperm aranması spermde bazı dejenerasyonlar yapmaktaysa
da, sperm bulunduğu zaman gebelik başarısı değişmemekteydi.
Bizim merkezimizde ise süreyi fazla uzatmamak için enzimatik
ayrıştırma eklenmekte ve sonuçlarımız da sperm bulma
oranlarının artması şeklinde olmuştur.
Bunların
dışında daha bir çok çalışmada erkeğe yönelik tedavilerin
tüp bebek ile kısırlık tedavisinde önemli olduğu vurgulanmıştır.
Yine de bu konuda kesin konuşabilmek için daha geniş
çalışmalara ihtiyaç olduğu açıktır.
Prof.Dr.
Kaan AYDOS
|