|
ÜREMEYE
YARDIMCI TEKNİKLER UYGULANACAK ÇİFTLERDE ERKEĞİN HAZIRLANMASI
Dr.Kaan
AYDOS
Erkek
faktörü infertilite olgularında ÜYT'ler tedavinin önemli
bir kısmını oluşturmaktadır. ÜYT'ler uygulanacak erkeklerde
bu işlemlerin başarısını artırmak için bazı hazırlıkların
yapılması gereklidir. Burada amaç seminal parametrelerde
kantitatif bir düzelmeden çok, kalitatif özelliklerde
bir iyileşmenin sağlanmasıdır.
1.
Lökosperminin giderilmesi: WHO kriterlerine göre
semende 1 milyon/ml'den fazla lökosit görülmesi patolojiktir
(1). Ancak, lökositlerin immatür germ hücrelerinden
ayrılması standart yöntemlerle her zaman kolay olmamaktadır.
Monoklonal antikor tekniği (2) yada peroksidaz boyası
(3) bu amaçla sık kullanılan yöntemlerdir. Lökosperminin
ürerme fonksiyonları üzerine etkisi sperm sayı, motilite
ve morfoloji bozukluğu, postkoital test ve in-vitro
mukus penetrasyonunda negatif etkileridir (4). Ayrıca,
in-vitro fertilizasyonda da prognostik faktör olarak
öneme sahiptir. Her nekadar bakteriyal yada viral enfeksiyonlarla
birlikte görülebilirsede, olguların %80'inde bakteriyolojik
testler negatif çıkmaktadır (5). Burada hücresel immünite
rol oynuyor olabilir (6). Sigara içimi gibi çevresel
faktörler, anormal spermatogenez, uzun cinsel perhizler,
ya da varikosel lökospermiye neden olabilir. Lökositlerin
fertilizasyon bozukluğu yapmasındaki patofizyolojik
faktörler arasında sitokinler (g-interferon, TNF-a),
reaktif nitrojen aracıları ve serbest oksijen radikalleri
sayılabilir (7). Bunların yanısıra lökositler, HIV,
sitomegalo virüs ya da klamidya gibi patojenleri taşıyarak
da seksüel geçiş gösteren hastalıkların yayılmasında
etken olabilir. Bütün bu nedenlerden dolayı lökosperminin
giderilmesinden sonra ÜYT'in uygulanmasına geçilmesi
önemli bir tedbir olarak ele alınmalıdır.
2.
Enfeksiyonun tedavisi: Erkek genital sisteminde
en sık rastlanılan nongonokoksik enfeksiyon amili gram
(-) basiller ve özellikle E.coli'dir. Genellikle semptomatik
olup, bakteriüri ile birlikte seyrederler. Gram (-)
basiller sperm motilitesi ve canlılığı üzerine olumsuz
bir etkiye sahiptir. Spermatozoada aglütinasyona yol
açarlar. Genital bezlerin bu mikroorganizmalar ile enfekte
olmaları bunların sekresyonlarını da bozarak sperm fonksiyonlarını
etkileyebilir. Birlikte bulunan lökositlerinde oksidatif
strese ve sitotoksik sitokinlere bağlı olarak sperm
sayı, motilite ve morfolojisinde bozulma yapmaları da
mümkündür. Klinik olarak bakteriyel enfeksiyon bulunan
erkeklerde antibiyotik tedavisini takiben seminal parametrelerde
ve fertilitede düzelme elde edilebilir. İnfertil erkeklerin
önemli bir kısmında asemptomatik enfeksiyon bulunmaktadır
(8). Genital sistemin subklinik enfeksiyonlarının infertilitedeki
rolü kesin değildir. Semptomların yokluğu, seminal plazmanın
antibakteriyal etkisi, uretral mikroorganizmalarla kontamine
olmaları ve bütün potansiyel patojenlerin kültürlerindeki
güçlükler nedeniyle subklinik genital enfeksiyon tanısı
koymak güçtür. Klinik enfeksiyon belirtisi vermeyen
infertil erkeklerin sperm kültürlerinde %83'ünde üreme
bildirilmiştir (9). Ureaplasma urealyticum, asemptomatik
erkeklerin uretrasından sıklıkla izole edilebilir. Fertil
erkeklerin semen kültürlerinde %23 oranında ürerken,
infertillerde bu oran %85'e çıkmaktadır (10). Ureaplasma
sperm fonksiyonlarını, motilitesini ve fertilizasyon
kapasitesini bozarak infertiliteye neden olur. Ureaplasmaya
maruz kalmış spermlerin SPA sonuçları anlamlı derecede
düşmektedir (11). Ureaplasma urealyticumun tetrasiklin
ile tedavisini takiben %60 gebelik oranları bildirilmektedir
(12). Oysa bu ajanın sebat ettiği olgularda gebelik
oranları %5 civarında kalmaktadır. Benzer şekilde, klamidya
trakomatis ile enfekte erkeklerin de %10-25'i asemptomatiktir.
Bu mikroorganizmaların immünolojik olarak seminal parametreleri
süprese ettiği gösterilmiştir (13).
Bütün
bu veriler, infertil erkeklerin araştırılmasında subklinik
enfeksiyonların önemini vurgular niteliktedir. İn vitro
fertilizasyondaki negatif etkileri, lökospermi ve buna
bağlı sitotoksik ajanların ortama geçmesi ile immünolojik
sonuçları nedeniyle, spesifik yada ampirik enfeksiyon
tedavisi özellikle düşünülmesi gereken bir konudur.
3.
İmmünolojik infertilitenin tanısı ve tedavisi: İnfertil
çiftlerin yaklaşık %4-20'sinde immünolojik nedenler
bulunmaktadır. Antisperm antikorlar (ASA) serumda, seminal
plazmada, spermatozoa yüzeyinde ya da servikal mukusta
bulunabilirler. Bunların fertilite üzerine etkileri
sperm motilitesini bozarak, sperm ölümüne neden olarak,
sperm-mukus penetrasyonunu bozarak, kapasitasyon ve
akrozom reaksiyonunu etkileyerek yada sperm-oosit etkileşimini
bozarak olur (14). İki tip ASA tanımlanmıştır: immobilize
edici sitotoksik ASA ve aglütine edici ASA. Özellikle
sperm başı üzerinde lokalize olduklarında fertilizasyonu
etkileyebilmektedirler. Bununla birlikte, bütün immünolojik
infertilite olguları ASA varlığı ile izah edilememektedir.
Sperm antijenlerine karşı gelişen total immün yanıtta
ASA'ların rolü ancak küçük bir orandadır (6). Daha büyük
kısmını hücresel immün sistem ve buna bağlı sitokin
yapımı oluşturmaktadır. Sperm antijenlerine maruz kalan
T-lenfositlerin aktive olarak ortama g-interferon gibi
sitokin salgıladıkları gösterilmiştir. Neticede ortama
çıkan kemotaktik faktörler makrofajlar, granülositler
diğer dejeneratif hücrelerin de gelmesine neden olarak,
fagositoz, opsonizasyon ve liyzis ile germ hücrelerinde
hasar oluştururlar. Lökosperminin görüdüğü inflamatuvar
olaylarda fertilitenin bozulacağı daha önce izah edilmişti.
Spermlerin rekombinan g-interferon'a maruz kalmalarının
hamster yumurtalarında penetrasyon bozukluğuna yol açacakları
ortaya konulmuştur (15). Ayrıca, immün hücreler ortamda
serbest oksijen radikallerinin de artmasına sebep olurlar.
Humoral
immüniteyi ortaya çıkaracak MAR (mixed antiglobulin
reaction) ve IMB (immunobead test) gibi kolay ve güvenilir
testler geliştirilmiş olmakla birlikte, hücresel immüniteyi
teşhis etmek henüz rutin uygulanıma girmemiştir. Bu
amaçla agarose jel lökosit migrasyon testi ileri sürülmüştür
(16). ASA'lar tespit edildiğinde immunosupresyon yada
ÜYT kullanılarak tedavi edilebilirlerse de, tanısındaki
güçlükler gözönüne alındığında, hücresel immünite için
antiinflamatuvar tedavi ya da immunosupresyon ancak
ampirik olarak uygulanabilir. Sonuç olarak, IUI veya
IVF-ET uygulanacak erkeklerde immünolojik faktörlerin
elimine edilmeleri başarılı bir tedavi için açıkça gerekli
koşullar olarak görülmektedir. Bu nedenle üzerinde özellikle
durulması gerekli bir faktördür.
4.
Serbest oksijen radikalleri (ROS)'nin etkisizleştirilmesi:
Lökosit ve immatür germ hücrelerinden salınan ROS'lar
sperm plazma membranındaki poliansature yağ asitlerinde
peroksidasyon yaparak, membran yapılarında bozulmaya
yol açabilirler (17). Spermatozoalar çok miktarda unsatüre
yağ asitleri içerdikleri ve superoksid dismutaz yada
glutathione peroksidaz gibi koruyucu enzimlerden nisbeten
fakir olduklarından, bu hasara özellikle duyarlıdırlar.
Neticede, sperm motilitesinde bozulma, akrozom reaksiyonunda
yetersizlik ve bunlara bağlı olarak sperm-oosit füzyonunda
bozulmalar meydana gelir. Alpha-tocopherol (E vitamini)
peroksidatif atakları önleyen antioksidan bir ajan olarak
infertil erkeklerde kullanılmış ve değişik sonuçlar
bildirilmiştir. Seminal parametreler üzerinde düzeltici
bir etkisi bulunmadığını bildiren çalışmaların yanısıra
(18), plasebo kontrollu çift kör çalışmasında Suleiman
et al., 6 aylık E vitamini tedavisini takiben, sperm
motilitesinde ve gebelik oranlarında anlamlı artış bulmuştur
(19).
5.
Testiküler stimülasyon: Seminal
parametreleri bozuk olan erkeklerde spermatogenezin
FSH ve/veya hCG etkisinde ilaçlarla uyarılması fertilizasyon
ve gebelik başarısını artırabilir. Ancak hormon kullanımı
bir endikasyon varsa yapılmalıdır. Eğer tüm değerler
normal ise önce erkeğin "hormon responder"
olup olmadığı test edilmelidir. İnhibin-B testi bunu
ayırd edebilir. Eğer responder olduğuna karar verilirse
HMG/FSH etkili bir ilaç ile stimülasyona başlanılabilir.
Bu amaçla endikasyonuna göre HMG, pür FSH, hp FSH, rekombinant
FSH, anastrazole, tamoksifen ya da klomifen kullanılabilir.
Stimülasyonun
süresi de önemlidir. Spermatogenez siklusu 64 gün sürer.
Bu süre içerisinde 4 sıra oluşturarak lümene doğru ilerlerler
ve en son matür spermatid/spermatozoa oluşarak lümene
dökülür. Dolayısıyla 4X16 gün (64 gün) içerisinde spermatogoniumdan
matür-elongated spermatid meydana gelmiş olur. İşte
stimülasyonun süresi buna göre hesaplanmalıdır. Eğer
seminifer tubüllerde germ hücreleri spermatosit evresine
kadar gelişmemiş ise en az 3-4X16 (48-64) gün stimülasyona
devam edilmeli ki, erken evre hücreden spermatid oluşabilsin.
Ama testislerde round-immatür spermatid mevcut ise,
1-2X16 (16-32) gün stimülasyon yeterli olur. Sadece
spermiyogenezin stimülasyonu isteniyorsa 16 gün yeterli
olur. Bazı in vitro çalışmalarda kültür ortamına FSH
± T eklenmesinin immatür germ hücrelerinin gelişmesini
sağladığı, yuvarlak spermatidlerin kuyruk çıkardıkları
bildirimiştir. Buna dayanarak, ICSI/TESE öncesinde 3
gün hastaya HMG/FSH verilerek hem bu maturasyonun in
vivo oluşturulmaya çalışılması hem de spermin/testis
dokusunun laboratuvarda hazırlanması sürecinde FSH uyarımına
maruz bırakılması uygun görülebilir. Kendi gözlemlerimiz
TESE/ICSI öncesi 3 kez, gün aşırı 150 IU FSH/HMG kullanılmasının
etkin bir uygulama olduğunu önermektedir.
Testiküler
stimülasyona başlanmış ise, sonuç alınana kadar devam
edilmelidir. Eldeki veriler en fazla 6 ay kullanıldığı
yönündedir. Bu süre spontan gebelik beklenmesi durumunda
kabul edilebilir. En fazla 6 ay içerisinde spontan gebelik
elde edilememiş ise tedavi kesilmeden üremeye yardımcı
teknikler (IUI, ICSI) uygulanmalıdır. Tedavi kesildiğinde
sperm kalite ve kantitesi eski değerlerine düşebilir.
Stimülasyon kalıcı bir tedavi sağlamaz. Bazı
çalışmalarda etkisinin 3 ay sürebildiği belirtiliş ise
de bu güvenilir bir yaklaşım olmaz. Bu nedenle, tedaviye
başlamadan önce kadının da hazırlanması gerekir. Eğer
spontan gebelik sağlanamamışsa hemen takibinde, daha
stimülasyon tedavisi devam ederken IUI veya ICSI hazırlıkları
tamamlanmış olmalıdır. Aksi takdirde aradan süre geçtikten
sonra IUI/ICSI yapılırsa, stimülasyona yeniden başlanması
gerekebilir.
Testiküler
stimülasyon amacıyla hangi grup ilacın kullanılacağı
(FSH/HMG grubu; antiöstrojenler grubu; aromataz inhibitörleri;
hCG) bazı testlerle kararlaştırılmalıdır. Eğer
T/E dengesizliği endokrinopatisi saptanırsa aromataz
inhibitörleri kullanılmalıdır. Bunlarda kanıtlanmamış
olmakla birlikte, FSH'nın yüksek olması durumunda da
tedavinin verilmesi faydalı olabilir. Leydig hücre fonksiyon
bozukluklarında hCG verilebilir. FSH, testosteron ve
T/E normalken stimülasyon yapılacaksa antiöstrojenler
kullanılabilir. T/E normal olan infertil erkeklerde
aromataz inhibitörlerinin kullanımını destekleyen bir
veri yoktur. Ama T/E düşük bulunmuşsa esas tedavi aromataz
inhibitörleri olmalıdır. GnRH testi kolay bir uygulamadır.
Hipofizin GnRH'a yanıt bozukluğu olduğunu ortaya koyar.
FSH istenen düzeye çıkamıyordur ya da pulsatilitesi
bozulmuştur. Dışarıdan FSH verilmesi bu durumu düzeltebilir.
Yukarıda
anlatılan uygulamalar henüz sınırlı sayıda olgu üzerinde
çalışılmış olup, kanıtlanmış değildir. Bazıları için
karşı görüşler de mevcuttur. Ama fizyopatolojik bakımdan
değerlendirildiğinde geçerliliği kabul edilebilir görülmekte.
Kendi gözlemlerimiz de bunu destekler niteliktedir.
Sonuçların fertilizasyon ve gebelik üzerine etkileri
ise geniş serilerden alınacak sonuçları beklemektedir.
6.
GENETİK RİSKLER VE DANIŞMANLIK:
1992 yılında
ICSI'nin kullanıma girmesiyle birlikte, erkek infertilitesinin
tedavisinde de yeni bir dönem başlamış oldu. Daha önce
çocuk sahibi olamayan çiftlerin önemli bir kısmında
sağlıklı gebelikler başarılabilir hale gelmiştir. Eğer
spesifik tedaviler ile başarılı olunamamış ise, ICSI
faydalı bir alternatif olarak düşünülmektedir. Bununla
birlikte ICSI beraberinde genetik risk faktörlerini
de gündeme getirmiştir.
Şiddetli
oligozoospermi ve azoospermili erkeklerin önemli bir
kısmında neden genetik temele dayanmaktadır. Sıklıkla
3 çeşit genetik bozukluk erkekte infertilite
nedeni olabilir: konjenital bilateral vaz deferens agenezine
(CBAV) yol açan kistik fibrozis transmembran regülatör
(CFTR) gen mutasyonları, Y- kromozom mikrodelesyonları,
ve Klinefelter sendromu gibi karyotip bozukluklar. CBAV'li
erkeklerin %80'inde CFTR geninde mutasyona uğramış en
az bir allel bulunur. ÜYT'e geçmeden önce hem erkek
hem de kadında kistik fibrozis için mutasyona uğramış
genlerin araştırılması şarttır. CBAV'li erkeklerin %20'sinde
ise CFTR mutasyonu bulunamaz ve bunlar ya tanımlanamamış
mutasyonlara sahiptirler ya da farklı bir etyoloji söz
konusudur.
Azoospermik
erkeklerin %16'sında kromozom anomalileri söz konusu
olup, bunun da %13'ünü Klinefelter sendromu oluşturur.
Oligozoospermili erkeklerde ise karyotip anomalileri
görülme sıklığı %5-6 arasında olup, çoğu otozomal Robertsonian
ve resiprokal translokasyonlardır. Somatik karyotip
normal bulunmuş olsa bile, hasta yüksek oranda anöploidi
taşıyan spermatozoa çıkarabilir. Yapılan çalışmalar,
TESE ile elde edilen spermlerde ve şiddetli oligoastenoteratozoospermi
olgularında anöploidi ve diploidi oranlarının normallerden
yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Böyle spermler kullanılarak
yapılan ICSI uygulamaları sonucu doğacak çocuklarda
anöploidik doğum riski her zaman akılda tutulmalıdır.
Y
kromozom delesyonuna azoospermi olgularının %10-20'sinde,
şiddetli oligozoospermilerin ise %5-6'sında rastlanılmaktadır.
Bu defektin ICSI ile erkek çocuğa da geçme riski söz
konusudur.
Spermatogenezde
androjenler, özellikle testosteron esastır. Androjenlerin
fonksiyonları androjen reseptörleri tarafından idare
edilir. Androjen reseptör geninin 1 numaralı eksonu
üzerinde iki tane son derece polimorfik CAG ve GGN mikrosatellit
dizeleri bulunur. Kennedy hastalıklı erkeklerde CAG
dizesinin tekrar sayısı 40'ı aşmakta olup, neticede
androjen reseptör mutasyonu ortaya çıkar. Kennedy
hastalığı ise X'e bağımlı bir tür spinobulber musküler
atrofi durumudur. İnfertil erkeklerde CAG tekrar sayısı
ile sperm sayısı arasında bir ilişkinin bulunabileceği
ileri sürülmüş olmakla birlikte aksi veriler de mevcuttur.
Her ne olursa olsun, bazı trinukleotid dizelerinin uzaması
nöromusküler hastalık, spino-bulber musküler atrofi
veya Kennedy hastalığı için risk getirmektedirler. Androjen
reseptör geni Xq11-12 numaralı X kromozomu üzerinde
bulunduğundan, CAG trinukleotid tekrar dizelerinin Kennedy
hastalığını ICSI sonrasında ileri nesillere geçirme
riski bildirilmiştir. Bu konunun araştırılarak ailelere
bildirilmesi önem gösterir.
İşte bütün
bu nedenler göz önüne alındığında, üremeye yardımcı
teknikler uygulanacak çiftlerde androlog tarafından
erkeğe ait risklerin aileye izah edilmesi ve gerekli
testlerin yapılması son derece önemlidir. Aksi takdirde
gerek tıbbi gerekse legal bazı sorunlarla karşılaşılabilir.
KAYNAKLAR
1. World
Health Organization: WHO semen manual for the examination
of human semen and cervical mucus. Cambridge, Cambridge
University Press, 1997.
2. Eggert-Kruse
W, Bellmann A, Rohr g, tilgen W, Runnebaum B: Differentiation
of round cells in semen by means of monoclonal antibodies
and relationship with male infertility. Fertil Steril,
58: 1046-1050, 1992.
3. Wolff
: Methods for the detection of male genital tracy inflammation.
Andrologia, 30 (Suppl 1): 35-39, 1998.
4. Wolff
H: The biologic significance of white blood cells in
semen. Fertil Steril, 63: 114-119, 1995.
5. Wolf
H, Poltich JA, Martinez A, et al: Leukocytospermia is
associated with poor semen quality. Fertil Steril, 53:
528-534, 1990.
6. Turek
PJ, Lipshultz LI: Immunologic infertility. Urol Clin
North Am, 21: 447-469, 1994.
7. Hill
JA, Haimovici F, Politch JA, et al: Effects of soluble
products of activated lymphocytes and macrophages (lymphokines
and monokines) on human sperm motion parameters. Fertil
Steril, 47: 460-465, 1987.
8. Bar-Chama
N, Goluboff E, Fisch H: Infection and pyospermia in
male infertility: is it really a problem? Urol Clin
North Am, 21: 469-475, 1994.
9. Eggert-Kruse
W, Pohl S, Naher H, et al: Microbial colonization and
sperm-mucus interaction results in 1000 infertile couples.
Hum Reprod, 7: 612-620, 1992.
10. Gnarpe
H, Friberg J: Mycoplasma and humanreproductive failure.
I. The occurrence of different mycoplasmas in couples
with reproductive failure. Am J Obstet Gynecol, 114:
727-731, 1972.
11. Busolo
F, Zanchetta R: The effect of Mycoplasma hominis and
Ureaplasma urealyticum on hamster egg in vitro penetration
by human spermatozoa. Fertil Steril, 43: 110-114, 1985.
12. Toth
A, Leser ML, Brooks C, et al: Subsequent pregnancies
among 161 couples treated for T-mycoplasma genital tract
infection. N Eng J Med, 308: 505-507, 1983.
13. Hollanders
JMG, Carver-Ward JA: Male infertility from A to Z. Studies
in profertility series. vol. 4, p. 27, The Parthenon
Pub. New York, 1996.
14. Marshburn
PB: The role of antisperm antibodies in infertility.
Fertil Steril, 61: 799-811, 1994.
15. Anderson
DJ: Cell-mediated immunity and inflammatory processes
in male infertility. Arch Immunol Ther Exp, 38: 79-85,
1990.
16. Dimitrov
DG, Sedlak R, Nouza K, et al: A quantitativa objective
method for the evaluation of antisperm cell mediated
immunity in humans. J Immunol Methods, 154: 147-153,
1992.
17. Aitken
J, Fisher H: reactive oxygen species generation and
human spermatozoa: the balance of benefit and risk.
Bioessays, 16: 259-264, 1994.
18. Rolf
C, Cooper TG, Yeung CH, Nieschlag E: Antioxidant treatment
of patients with asthenozoospermia or moderate oligoasthenozoospermia
with high-dose vitamin C and vitamin E: a randomized,
placebo-controlled, double-blind study. Hum Reprod,
14: 1028-1033, 1999.
19. Suleiman
SA, Ali ME, Zaki ZM, el Malik EM, Nasr MA: Lipid peroxidation
and human sperm motility: protective role of vitamin
E. J Androl, 17: 530-537, 1996.
|