|
DNA'NIN
YAPISI
Dr.
Kaan AYDOS
DNA'nın
yapısı
DNA'nın
çoğalması (replikasyonu)
Nükleotidler
Pürinler
nasıl ve nereden sentezlenirler
Pürinlerin
yıkımı
Diyetle
gelen nükleik asitlerin barsakta yıkımı
Pirimidinlerin
sentezi
Pirimidin
nukleotidlerinin yıkımı
RNA'dan
DNA oluşumu
RNA
sentez ve fonksiyonları
RNA'nın
yapısı
rRNA
tRNA
mRNA
RNA'nın
sentezi (transkripsiyon)
Promoter
bölgesi
RNA
polimerazlar
RNA'nın
transkripsiyon sonrası uğradığı değişiklikler
Protein
sentezi
Genetik
kod
Translasyon
işleminin özellikleri
Amino asitler
tRNA
mRNA
Amino asit - tRNA sentetazlar
Ribozomlar
Protein
faktörler
ATP
ve GTP enerji kaynakları
Protein
sentezi
Protein
sentezinin evreleri
Başlangıç
Uzama
Sonlama
Translasyon
sonrası polipeptid zincirlerinde meydana gelen modifikasyonlar
Kısalma
Fosforilizasyon
Glikozilasyon
Hidroksilasyon
DNA
yapısında bozuklukların meydana gelmesi, bunların
sonuçları ve teşhisi
Nokta
mutasyonu
Polimeraz
Zincir Reaksiyonu (PCR= Polymerase chain reaction)
İnsanın
varolması ve soyunu devam ettirebilmesi, hücrenin içinde,
nukleusunda bulunan genetik materyalin çalışması ile
gerçekleşir. Genetik bilgiler nükleik asitler içinde
saklanır. İki çeşit nukleik asit vardır: DNA (deoksiribonükleik
asit) ve RNA (ribonükleik asit). Organizmanın gelişmesi
için gerekli bilgiler DNA içerisinde bulunurlar ve burada
kodlanırlar. Burada kodlana bilgilerle hücre iki fonksiyonunu
yerine getirir: çoğalma (replikasyon) ve protein sentezi.
Çoğalan yani bölünen hücrenin ise özelliğine göre seçici
olarak belirli bilgileri ifade edebilmesi gerekir. Hücrenin
görevini yapabilmesi, sentezlediği proteinler ile diğer
hücreleri veya aracı maddeleri kontrol ederek gerçekleşir.
DNA içerisinde
depolanan bilgiler kodlandıktan sonra (transkripsiyon
işlemi) RNA tarafından değerlendirilir. RNA bu kodlanan
bilgileri sitoplazmaya taşıyarak burada protein sentezini
(translasyon) yaptırır.
DNA'nın
yapısı
DNA bir
polideoksiribonükleotid'dir, yani çok sayıda deoksiribonukleotid
bir araya gelerek DNA'yı oluşturur. Nükleotidler bir
pentoz şekerinin (DNA'da deoksiriboz, RNA'da bunun 2.
karbonuna bağlı bir hidroksil grubu eksiktir; riboz)
bir baz (pürin veya pirimidin bazlarından biri) ve bunu
diğer nükleotidlere 3'-5' fosfodiester bağı ile bağlayan
bir fosfat grubundan oluşur. Fosfodiester bağı ile bir
nükleotidin deoksipentozuna ait 5'-hidroksil grubu diğer
nukleotidin deoksipentozuna ait 3'-hidroksil grubuna
bir fosfat grubu aracılığıyla bağlanmıştır. İşte deoksiriboz-fosfat
iskeleti, DNA zincirinin ana çatısını oluşturur. DNA
iki zincir halinde ve iki zincir birbirine heliks yapacak
tarzda sarılı bulunur. İki zincirin ortasında ise bazlar
vardır. Her bir zincirdeki bazlar karşı zincirdeki sadece
bir çeşit bazla birbirlerine bağlanır: Daima Adenin-Timin
ile, Sitozin-Guanin ile eşleşir. Adenin ve Timin arasında
2, Guanin ve Sitozin arasında ise 3 hidrojen bağı vardır.
RNA'da DNA'dan farklı olarak timin yerine urasil bulunur.

Fosfodiester
bağları fosfodiesterazlar, ya da genel olarak adlandırıldığı
gibi nükleazlar tarafından parçalanırlar. Bazlar arasındaki
hidrojen bağları ise pH değişikliğinde veya ortamın
ısısı artarsa parçalanırlar ve iki heliks denatüre olarak
birbirinden ayrılır.
DNA'nın
çoğalması yani replikasyonu
DNA'nın
replikasyonu, iki zincirinin açılması ve her bir zincirin
polimeraz enzimi vasıtasıyla kalıp olarak kullanılarak
üzerine yeni bir zincirin eklenmesi şeklinde olur. Buna
semikonservatif replikasyon denir. Çünkü DNA'nın iki
zincirinden biri kalıp olarak kullanılır ve üzerine
yeni DNA zinciri sentezlenerek yeni bir DNA oluşturulur.
DNA replikasyonu
bir kez başladı mı, tüm genom bütünüyle replike oluncaya
kadar hücresel olaylar devam eder.
DNA'nın
replike olabilmesi için önce birbirine sarılmış olan
DNA zincirlerinin ayrılması gerekir. Çünkü polimerazlar
sadece tek DNA zincirini kalıpı olarak kabul ederler.
Önce ufak bir bölgede DNA zinciri açılır. DNA replikasyonunun
başladığı bu tek nukleotid dizisinin bulunduğu bölgeye
"replikasyon orijini" denir. Zincir açıldığı zaman burada
bir "replikasyon çatalı" oluşur. Ökaryotlarda replikasyon,
DNA heliksi boyunca bir çok orijinde aynı anda başlayabilir.
Replikasyon orijini daima Adenin-Timin baz çiftinin
bulunduğu yerden başlar, o nedenle bunlara "konsensüs
dizesi" denir.
DNA sarmalının
ayrılması için önce replikasyon orijini üzerine özel
proteinler bağlanır. Bu proteinlere DnaA proteinleri
denir 20-50 adet DnaA proteini Adenin-Timin baz çiftinin
bulunduğu replikasyon orijini üzerine bağlanarak ayrılma
işlemini başlatır ve birbirine bitişik olan DNA heliksi
eriyerek birbirinden ayrılmaya başlar.
Zincir
ayrıldığı zaman yeniden kapanmaması için, heliks oluşmasını
önleyen bir takım proteinler gelerek, ayrılmış olan
zincirlerin üzerine yapışırlar. Bu proteinlere "tek
sarmallı DNA-bağlayan (TSB) proteinler denir. TSB proteinlerinin
başka bir görevi ise, nükleazların yeni oluşan tek DNA
zincirini parçalamalarını önlemektir.
Replikasyon
çatalının tam ortasına ise ayrı bir protein bağlanır:
DNA helikaz. DNA helikaz, iki zincirin birbirlerinden
ayrıldığı çatalın tam ortasına tutunarak zincirleri
birbirinden ayrılması için zorlar. Böylece zincir ileri
doğru birbirinden ayrılmış olur. Sarmallar bir kez ayrılınca,
hemen TSB proteinleri gelerek ayrılmış zincirlere tutunur
ve çift heliksin tekrar oluşmasına mani olurlar.
Çift
heliksi oluşturan iki sarmal birbirinden ayrıldıkça,
önde bulunan kromozom kısımları rotasyona uğrayarak
üst üste binerler ve süperkoil'leri oluşturur. Süperkoil
oluşması ise ilerideki zincirin ayrılmasını güçleştirir.
DNA heliksi açılırken süperkoillerin oluşmasını bazı
enzimler önler. Bunlara tip I ve tip II DNA topoizomerazları
denir. Bu enzimler ayrılacak olan DNA iplikçikleri üzerinde
kırılma ya da kertikler oluştururlar. Açılan bu uçlar
sayesinde heliksler serbestçe dönerek, katlantılar açıldıktan
sonra tekrar birbirine yapışarak zincirin bütünlüğü
sağlanmış olur.
DNA zincirleri
replikasyon orijininde birbirinden ayrıldıktan sonra,
DNA'nın başındaki nükleotid dizisi üzerine RNA primeri
gelerek yapışır. Bu primer, kalıp DNA'nın başındaki
nükleotid dizisine komplementer olarak oturan, ribonükleotidlerden
oluşmuş RNA parçasıdır. Primerin 3' ucunda bulunan hidroksil
grubu serbesttir. İşte DNA polimeraz bu serbest hidroksil
grubuna, kalıp DNA'daki nükleotide komplementer deoksiribonükleotidi
takar.
RNA primerlerinin
sentezlenmesini primaz denen enzimler sağlar. Kalıp
DNA üzerinde belli aralıklarla, RNA primer sentezini
sağlayan özgün nükleotid dizeleri vardır. Primer sentezlendikden
sonra DNA üzerinde ilgili nükleotid üzerine yapışır.
DNA polimeraz ise 3' ucuna, her seferinde bir tane olmak
üzere deoksiribonükleotidleri takar. Takılan bu yeni
nükleotidler, kalıp zincirindeki baz dizesine komplementerdir.
Ancak,
yeni DNA zincirinin uzama yönü 5' ucundan 3' ucuna doğrudur.
Bu durumda diğer zincirdeki ilerlemenin 3' ucunda 5'
ucuna doğru olması gerekir. Oysa DNA polimeraz bu yönde
sentez yapamaz. Bu nedenle bu zincir üzerine primaz
enzimi ile birlikte bir pre-primaz protein kompleksi
de bağlanır. Pre-primaz ve primaz enzimlerine birlikte
primozom adı verilir. Primozomlar, açılmış DNA zinciri
üzerinde bağlandıkları noktadan itibaren 5' ucundan
3' ucuna doğru yeni nükleotidleri sentezler, ama her
nukleotid yerleştikten sonra primozom geri doğru giderek,
diğer zincirle aynı yönde, yani 5' ucundan 3' ucuna
doğru sentezi gerçekleştirmiş olur.
DNA sentezini
gerçekleştiren enzim DNA polimeraz III'dür. Sentez işlemi,
önünde yeni bir RNA primeri takılı bölgeye gelene kadar
devam eder. Primere rastlayınca, DNA polimeraz I enzimi
bu RNA'yı ayırır ve yerine yeni bir DNA nükleotidi takar.
Bu nükleotidin, önünde daha önce oluşmuş nükleotide
bağlanmasını DNA ligaz enzimi gerçekleştirir. Böylece
sadece DNA'lardan oluşmuş zincir devamlı sentezlenmiş
olur.
Bu şekilde,
DNA çift heliksini oluşturan iki zincir birbirinden
ayrılmış ve üzerlerine yeni bir zincir eklenerek, iki
yeni DNA çift zincirli heliksi meydana gelmiş olur.
İnsan
hücresinde 46 adet kromozom vardır. Kromozomların toplam
uzunluğu yaklaşık 1 metredir. Hepsi nukleus içerisinde
paketlenmiştir. DNA replikasyon işlemini tek başına
yapamaz. Başka proteinlerle ilişki içinde bulunur. DNA
ve proteinler özel bir şekilde bir araya paketlenmiştir.
Bu proteinlere histon denir. DNA histonlara sıkıca tutunarak
nukleozom'ları oluşturur. Nukleozomlar bir iplik üzerinde
dizilmiş tespih taneleri gibi gözükür. İki nukleozom
arasında 50 nükleotidlik bir bağlayıcı DNA parçası bulunur.
Yani DNA histonlara (5 adet histon vardır: H1, H2A,
H2B, H3 ve H4; DNA sadece H1 dışındaki histonlara sarılır,
H1'in başka görevi vardır) sarılmış, kümeler halinde
görülür ve bu kümeler birbirine bağlayıcı DNA dizileri
ile birleşmişlerdir. DNA replikasyonu sırasında aynı
anda yeni histonlar da sentezlenirler.
Nükleotidler
DNA'nın
yapısında nukleotidler bulunur. Nukleotidler ise bir
baz, şeker olarak bir pentoz monosakkaridi, ve fosfat
grubundan meydana gelir. Bu şeker eğer riboz ise ribonukleozid
(RNA'da) deoksiriboz ise deoksiribonukleozid (DNA'da
olduğu gibi) meydana gelmiş olur (ribozun 2. karbonunda
hidroksil grubu yoksa buna deoksiriboz denir).
Bazlar
pürin veya pirimidin olmak üzere 2 grup halindedir.
Pürin bazları hem DNA hem de RNA'nın yapısında bulunurlar:
adenin ve guanin. Pirimidinlerden ise sitozin hem DNA
hem de RNA'da bulunurken, urasil sadece RNA'da timin
ise sadece DNA'da bulunur. Timin'de bir metil grubu
varken, urasil'de yoktur.
Bir baz
ile pentoz şekeri birleşince bir nukleozid denir. Buna
fosfat grubu eklenince nukleotid adını alır. Fosfatlar
pentozun 5' ucundaki karbon atomuna bağlı OH grubuna
bağlanırlar. Aslında fosfat bağları iki nukleotidin
birbirine bağlanmasında rol alırlar ve bu nedenle bir
nukleotidin 5' ucundaki OH grubuna diğer nukleotidde
ise 3' ucundaki OH grubuna bağlanarak, iki nukleotidi
birleştirmiş olurlar.
Eğer
pentozun 5' ucuna 1 adet fosfat grubu eklenmişse nukleotid
monofosfat (örneğin AMP), 2 adet fosfat grubu eklenmişse
nukleotid difosfat (örneğin ADP), 3 adet fosfat grubu
eklenmiş ise nukleotid trifosfat (ATP) adı verilir.
Pürinler
nasıl ve nereden sentezlenirler
Pürin
bazını 9 adet atom oluşturur. Bu atomların her biri
ise değişik amino asitlerden (aspartik asit, glisin
ve glutamin) ve CO2 ile tetrahidrofolat gibi bileşiklerden
gelir. Yani aslında DNA'yı oluşturan nukleotidler, ortamda
hazır bulunan bir çok değişik bileşiklerden sentezlenmektedir.
Nukleotidler
sentezlenirken önce riboz şekeri kullanılarak ribonukleotidler
meydana getirilir daha sonra bundan deoksiribonukleotidler
yapılır.
Sentezleme
işlemi daha önce değişik reaksiyonlarla oluşmuş riboz-5-fosfat'dan
PRPP (fosforibozil pirofosfat)'ın meydana gelmesiyle
başlar.
PRPP'ye
ise glutamin eklenerek fosforibozilamin sentezlenir.
Buna
da yukarıda sayılan glisin eklenerek ve folat ile CO2'in
katalizörlüğü etkisiyle İMP (inozin monofosfat) meydana
gelir.
İMP'dan
ise sonuçta AMP ve GMP nukleotidleri oluşur.
AMP ve
GMP nukleozid monofosfatlardır (nukleozid monofosfat
demek, yapısında bir fosfat grubu taşıyan nukleotid
ile aynı anlama gelir). Bunlara ATP'den fosfatların
eklenmesi sonucu ADP ve GDP ile ATP ve GTP'lar meydana
gelir. Enzim adenilat (guenilat) kinazlardır.
Diğer
yandan, hücre içinde bulunan nükleik asitlerin yıkımından
ya da diyet ile gelen pürinlerden de tekrar pürinler
sentezlenebilirler (yan yol).
Pürinlerin
yıkılımı
Pürinler
yıkılınca sonuçta ürik asit oluşur. Ürik asitte idrar
ile atılır.
Yıkım
sırasında sırasıyla AMP, Adenozin, İnozin, Hipoksantin,
Ksantin ve Ürik asit meydana gelir. AMP aynı zamanda
İMP'ye dönüşerek de yıkılabilir.
GMP'dan
ise sırasıyla Guanozin, Guanin, Ksantin ve Ürik asit
meydana gelir.
İMP ise
sırasıyla İnozin, Hipoksantin, Ksantin ve Ürik asit'e
yıkılır.
Diyetle
gelen nükleik asitlerin barsakta yıkılımı
Besinlerin
içerisinde bulunan RNA ve DNA, midede düşük pH'da denatüre
olur ve önce pankreastan salgılanan nukleaz enzimleri
ile oligonukleotidlere ayrışırlar. Bunlarda yine pankreastan
gelen fosfodiesterazlarla daha ileri hidrolize uğrayarak
mononukleotidleri meydana getirir. Mononukleotidlerde,
nukleotidazlarla nukleozidlere, bunlarda nukleozidazlarla
nukleozidlere ayrıştırılır. Nukleozidler barsak epiteli
mukoza hücreleri tarafından absorbe edilirler. Ya da
nukleozidler önce yıkılarak serbest bazlar açığa çıkar,
sonra bu bazlar barsaktan emilirler.
Emilen
bazlar ya ince barsak mukoza hücreleri içerisinde ürik
asite dönüştürülerek idrarla atılır, ya da kan dolaşımına
geçerler. Bunlar çok az olarak doku nukleik asitlerinin
sentezinde kullanılırlar, genelde barsak florası tarafından
metabolize edilirler.
Pirimidinlerin
sentezi
Pirimidin
bazlarını oluşturan karbon ve azot atomları glutamin,
CO2 ve aspartik asitten gelir.
Önce
glutamin ve CO2 birleşerek karbamoil fosfatı yapar.
Bundanda
bir dizi reaksiyon neticesi orotik asit meydana gelir.
Orotik
asite, PRPP'dan gelen riboz-5-fosfat eklenerek orotidin
monofosfat (OMP) sentezlenir. Bundan da bir karboksil
grubu uzaklaşarak, üridin monofosfat (UMP) meydana gelir.
UMP,
ATP'den aldığı fosfat gruplarıyla UDP ve UTP'a dönüşür.
UTP'nin glutamin ile birleşerek aminasyonu neticesi
ise stidin mono-di-trifosfat (CMP, CDP, CTP) meydana
gelir.
Pirimidin
nukleotidlerinin yıkımı
Pirimidin
halkası önce açılır ve beta-alanin ile beta-aminoizobütirat
meydana gelir. Beta-alaninden asetil-CoA, beta-aminoizobütirattan
ise süksinil-CoA oluşur.
Ya da,
pirimidinler yan yollara girerek nukleotidlere dönüşebilirler.
RNA'dan
DNA oluşumu
Nukleotid
sentezinde önce ribonukleotidler (nukleotid difosfatlar
yani ADP, GDP, CDP, UDP) sentezlenir ve bunlardan ribonukleotid
redüktaz enzimi vasıtasıyla deoksiribonukleotidler (dADP,
dGDP, dCDP, dUDP) yapılır.
Timidin
DNA'da vardır ama RNA'da bulunmaz. Timidin monofosfat
(TMP) dUMP'dan sentezlenir. Urasilden farklı olarak
timidinde metil grubu bulunur. Zaten dUMP'da tetrahidrofolat'tan
bir metil grubu alarak TMP'ı yapar.
RNA
(RiboNukleik Asit) sentez ve fonksiyonları
Bir organizmanın
genetik yapısını DNA üzerinde bulunan deoksiribonukleotid
dizeleri belirler. Ama bu genetik yapının fonksiyon
görebilmesi için, yani ifade edilebilmesi için, ribonukleik
asitler (RNA) gereklidir. Önce DNA üzerindeki genetik
bilgiler, RNA polimeraz enzimi aracılığıyla RNA molekülleri
üzerine kopyalanır (transkripsiyon işlemi). Bu RNA'lara
haberci RNA (mRNA) denir. mRNA'lar genetik bilgileri
sitoplazmaya taşırlar ve burada ribozomların üzerinde
yerleşirler. Ribozomlar ise ribozomal RNA (rRNA)'lardan
meydana gelmişlerdir. Ribozomlar üzerine yerleşen mRNA'lardaki
genetik bilgilere uygun olarak, sitoplazmada bulunan
aminoasitler, taşıyıcı RNA (tRNA) tarafından alınarak
mRNA üzerindeki uygun yerlere yerleştirilirler. Daha
sonra bu aminoasitler birbirleri ile birleşerek proteinleri
yapar (translasyon işlemi).
DNA üzerinde
RNA sentezinin nerede ve ne sıklıkla olacağı, nereye
kadar süreceği DNA dizelerinde bulunan bazı sinyaller
tarafından kararlaştırılır. Bir hücrede bulunan DNA
üzerindeki bazı genler transkripsiyona uğrayarak ifade
edilebilirlerken, aynı genler başka bir hücrede ifade
edilmeyebilirler. İşte bu nedenle farklı cins hücrelerin
fonksiyonları da farklıdır, yani hücrelerin fonksiyonel
olarak birbirinden farklı olması, DNA'daki transkripsiyon
olayının farklılığına bağlıdır.
RNA'nın
yapısı
RNA'lar
da DNA'lar gibi birbirlerine fosfodiester bağları ile
bağlanmış mononukleotidlerden meydana gelmişlerdir.
Ama şeker olarak deoksiriboz yerine riboz, baz olarak
ise timin yerine urasil içerirler.
rRNA
Bunlar
sitoplazmada ribozomlarda bulunurlar. Ribozomlar protein
sentezinin olduğu yerdir. Ökaryotik hücrelerin içerisinde
4 farklı büyüklükte rRNA bulunur: 28S, 18S, 5.8S ve
5S. Hücredeki RNA'ların %80'i rRNA'lardır.
Not:
S birimi (Svedberg), bileşiğin molekül ağırlığı ile
ilgili bir birimdir.
tRNA
4S büyüklüğündedir.
74-95 nukleotidden meydana gelmiştir. Sitoplazmada bulunan
aminoasitlerin mRNA üzerine taşınmasında görev alırlar.
Vücutta bulunan proteinlerin yapısında 20 adet aminoasit
bulunur. Her bir aminoasit için ayrı, özgün bir tRNA
vardır. Her tRNA kendine ait aminoasiti taşır. tRNA'nın
3' ucunda bir CCA dizesi bulunur. Aminoasit buraya bağlanır.
Sonra bu tRNA, kendine bağlanmış olan aminoasiti ribozoma
götürür ve burada mRNA üzerindeki genetik koda uygun
yere yerleşir. tRNA'nın mRNA üzerine yerleşen kısmına
antikodon denir. tRNA mRNA üzerine bağlandıktan sonra,
taşıdığı aminoasit yanındaki aminoasit ile birleşerek,
polipeptid zinciri uzar.
Tüm RNA'ların
%15'ini oluşturur.
mRNA
Molekül
ağırlıkları çok farklıdır. DNA'dan aldığı genetik bilgiyi,
sitoplazmadaki ribozomlara taşır. Burada protein sentezi
için bir kalıp görevi yapar. Tüm RNA'ların %5'ini oluşturur.
mRNA DNA'dan ilk sentezlendikten sonra bazı modifikasyonlara
uğrayarak, 3' ucuna çok sayıda adenin nukleotidinden
oluşmuş poli-A kuyruğu bağlanır, 5' ucuna ise trifosfat
bağı ile bir 7-metilguanozin bağlanır.
RNA'nın
sentezi, transkripsiyon
RNA'nın
sentezlenmesi için önce DNA çift ipliği gevşeyerek birbirinden
ayrılır. Bundan sonra RNA polimeraz ve bazı transkripsiyon
faktörleri (bu faktörler promoter bölgesinde veya yakınındaki,
RNA polimerazın bağlandıklarından farklı nukleotid dizelerine
bağlanırlar) DNA'daki özgün dizeleri tanıyarak buralara
bağlanırlar. Bağlanma işlemini takiben transkripsiyon
da başlar.
DNA'da
transkripsiyona uğrayacak gen kısmının başında bulunan
nukleotid dizesine promoter bölgesi adı verilir. RNA
polimeraz işte buraya bağlanır. Sonra DNA'nın bu kısmını
kalıp olarak kullanarak buna komplementer bir RNA oluşturur
(mRNA). DNA üzerindeki bazı belirli sonlanma bölgelerine
gelince, RNA polimeraz transkripsiyonu durdurur.
RNA'nın
sentezi, RNA'nın 5' ucundan 3' ucuna doğru olur. DNA
kalıbının kopyalanarak yeni bir RNA oluşması işlemi
aynı DNA'daki gibidir. Tek farkı adenin bazının timin
yerine urasil ile eşleşmesidir.
DNA üzerine
RNA polimeraz enzimi bağlanınca, DNA heliksinin o kısmı
lokal olarak ters yönde dönerek açılır. Ancak, enzimin
önünde ve arkasında, sarmalların üst üste birikmeleri
netcesi bazı süperkoiller de oluşmaktadır. Bu süperkoiller
topoizomeraz I (negatif süperkoillerin açılması için)
ve giraz (pozitif süperkoillerin gevşemesi için) enzimlerinin
buraya bağlanarak koparma-yapıştırma işlemleri yapmasıyla
gevşer ve açılırlar.
RNA sentezinin
sonlanması iki şekilde olabilir: 1) DNA üzerinde bazı
sonlanma bölgeleri vardır ve RNA polimeraz buraya gelince
bu nukleotidleri tanıyarak işlemi sonlandırır. 2) P-faktörü
denilen (ATPaz aktivitesi vardır) protein yapısında
bir sonlanma faktörü vardır ve sentezlenen RNA'nın DNA
kalıbından ve RNA polimeraz zincirinden ayrılmasını
ve salınmasını sağlar. P'den bağımsız sonlanmada, sentezlenen
RNA ipliği sona yaklaştıkça kendi üzerine kıvrılır ve
daha fazla ilerlemesine mani olur. Bu kıvrımın yapısında
bulunan guanin ve sitozin arasındaki 3'lü hidrojen bağları,
güçlü bir yapı oluşturarak, kıvrımın dayanıklılığı sağlanır.
Kıvrımın hemen yakınında ise bol miktarda urasil bazı
bulunur. Urasil bazları ise adenin ile zayıf 2'li hidrojen
bağları yaptıkları için, bu RNA dizesinin kalıptan kolayca
ayrılmasını sağlar.
Promoter
bölgesinden sonlama bölgesine kadar uzanan DNA kısmına
"transkripsiyon birimi" denir. RNA polimeraz tarafından
sentezlenen yeni ürüne ise "primer transkript" adı verilir.
Primer transkriptler daha sonra post-transkripsiyonel
değişikliklere uğrarlar ve fonksiyonel özgünlükte RNA
haline gelirler.
Promoter
bölgesi
RNA polimerazın
ilk bağlandığı DNA dizeleridir. Transkripsiyonu yapılacak
genin genellikle başında bulunur. mRNA'nın ilk bazının
kodlandığı nukleotid dizelerinin bulunduğu yer transkripsiyonun
başladığı yerdir. Promoter bölgesi ise bu noktadan itibaren
geriye doğru uzanan çok sayıda nukleotidden meydana
gelmiştir. Transkripsiyona başlanan yerden 25 baz geride
özel bir nukleotid dizesi vardır: Hogness box denilir
ve TATA (timin-adenin-timin-adenin) şeklinde 4 nukleotidden
oluşmuştur. Bunun da gerisinde, yani başlangıç nukleotidinden
yaklaşık 70-80 baz geride bir diğer özel bölge bulunur
ki bunada CAAT box adı verilir.
İşte,
promoter bölgesinde bulunan bu özelleşmiş nukleotid
dizeleri, RNA polimeraz ve transkripsiyon faktörleri
için tanınma bölgeleri olarak görev yaparlar. Yani RNA
polimeraz ve transkripsiyon faktörleri önce gelerek
buraya bağlanırlar. Ancak, transkripsiyon faktörleri
özgün DNA dizelerine bağlandıkları gibi, RNA polimeraza
veya kendilerine de bağlanabilirler. Bir de DNA üzerinde
"hızlandırıcılar" denilen ve RNA polimerazın transkripsiyona
başlama hızını arttıran özel nukleotid dizeleri vardır.
Bunlar transkripsiyon başlangıç noktasından önce veya
sonra yerleşmiş olabilirler. Lokalizasyonları çok uzaklarda
da bulunabilir.
RNA
polimerazlar
Ökaryotlarda
3 tip RNA polimeraz vardır. RNA polimeraz I rRNA prekürsörlerini,
polimeraz II mRNA ve küçük nükleer RNA (snRNA)'ları,
polimeraz III ise tRNA'ları ve bazı küçük rRNA'lar ile
snRNA'ları sentezlerler.
RNA'nın
transkripsiyon sonrası uğradığı değişiklikler
DNA'dan
sentezlenen ilk RNA dizesi, yani primer transkript,
DNA'nın özgün bir kopyasıdır. Bu RNA'ların daha sonra
bazı işlemler geçirmesi gerekmektedir.
rRNA'lar
sentezlendikten sonra RNAaz denilen enzimler ile daha
küçük parçalara ayrılırlar ve neticede 28S, 18S, ve
5.8S'lik rRNA'lar meydana gelir. Bunlar da ayrıca bazı
proteinlerle etkileşime uğrarlar.
tRNA'lar
ise yine aynı enzimle belirli yerlerinden kırılarak
daha küçük molekülleri meydana gelir. 3' ucuna da nukleotidiltransferaz
enzimi vasıtasıyla bir CCA dizesi eklenir. Bu uca aminoasitler
bağlanacaktır. tRNA'nın antikodon bölümü ise mRNA üzerinde
kendine uygun nukleuotid dizesine bağlanmaktadır.
mRNA
ise polimeraz II enzimi tarafından nukleusta sentezlendikten
sonra (heterojen nukleer RNA, hnRNA) 3 önemli değişime
uğrar. 1) 5' ucuna 7-metil guanozintrifosfat eklenir.
Bunun guanozintrifosfatını guaniltransferaz enzimi takar.
Metil grubu ise S-adenozil metioninden gelir ve metiltransferaz
enzimi vasıtasıyla buraya eklenir. 2) 3' ucuna 40-200
adet adenin nukleotidi eklenir (poli-A kuyruğu). Bu
poli-A kuyruğu DNA'dan gelmez. Transkripsiyon işlemi
tamamlandıktan sonra poli-A polimeraz enzimi tarafından
yapılır. mRNA'ya bu kuyruğun takılması için sinyal,
DNA üzerindeki poliadenilasyon sinyal dizesi tarafından
gönderilir. 3) Son olarak, mRNA'nın yapısında bulunan
ve protein kodlamayan intron kısımları çıkarılarak,
protein kodlama özelliği taşıyan eksonlar tekrar uç
uca birleştirilirler. Bu işlemi küçük nukleer ribonukleoproteinler
(snRNA) gerçekleştirir.
Ancak
yukarıda belirtilen modifikasyonlar yapıldıktan sonra
RNA'lar sağlıklı fonksiyon yapabilir hale gelirler.
RNA'ların fonksiyon yapabilmeleri için sadece DNA'dan
sentezlenmeleri yetmemekte, çevrede bulunan diğer proteinler
ya da enzimlerle de etkileşime uğramaları gerekmektedir.
Protein
Sentezi
Kromozomlarda
DNA içinde depolanan genetik bilgi, DNA'nın replikasyonu
ile yavru hücrelere iletilir. Bu hücrenin bu genetik
bilgiyi ifade edebilmesi için ise bir peptid, ya da
protein, sentezlemesi gerekir. İşte bu polipeptid zincirinin,
DNA'dan oluşabilmesi için de önce transkripsiyon ile
mRNA sentezlenmesi gerekir. mRNA, DNA'dan aldığı genetik
kopyayı sitoplazmadaki ribozomlara götürür, ribozomlardada
tRNA'ların getirdiği aminoasitler yan yana dizilerek,
polipeptid zinciri meydana gelmiş olur.
Hangi
aminoasitlerin seçileceği, mRNA üzerinde bulunan genetik
kod ile belirlenmiştir. Genetik kod ise nukleik asit
dizelerinden, nukleotidlerden oluşmuştur. Bu nukleotidlerin
dizilişine göre de proteinleri oluşturan aminoasitlerin
seçimi yapılır. Böylece bir protein sentezlenmiş olur.
Nukleotidlerin
dizilmesinde bir bozukluk olursa, neticede polipeptid
zincirine yanlış bir aminoasitin bağlanmasına yol açacak,
bu da hastalığa neden olabilecektir.
Genetik
kod
Genetik
kod, bir nukleotid baz dizesinin karşılık geldiği aminoasit
dizesini belirtir. Üç tane nukleotid bazı bir kodon
oluşturur. Her bir kodon da bir aminoasiti gösterir.
Ne kadar kodon varsa, o kadar uzunlukta protein sentezlenir.
Yani, kodonlar hep birlikte genetik kodu tayin ederler.
Kodonları
mRNA üzerinde bulunan adenin, guanin, sitozin ve urasil
bazları oluşturur. Her kodonda bu bazlardan 3 tanesi
bulunur. Kodonları yazarken, mRNA''ın 5' ucundan 3'
ucuna doğru yazılır. Toplam 64 değişik kodon vardır.
Vücutta 20 aminoasit bulunur. Demekki, aynı aminoasit
birden fazla kodon tarafından da kodlanabilmektedir.
Genetik
kodun tercüme edilerek protein sentezlenmesi işlemine
translasyon denir. Örneğin CAU kodonu histidini kodlar.
AUG ise metionin aminoasitini kodlar. Bu aminoasitlerde
yan yana gelerek polipeptid zincirini, yani proteini
oluşturur.
mRNA'lar
ribozomlara gelip, üzerindeki kodonlara uygun aminoasit
seçimi yapılırken, bazı kodonlara gelince bu sentez
işlemi sona erer. Yani protein sentezinin bittiğini
gösteren bazı kodonlar vardır. Bunlara sonlanma kodonları
adı verilir. UAG, UGA ve UAA böyle sonlanma kodonlarıdır
ve herhangi bir aminoasit kodlamazlar. Sadece sentezin
bittiğine işaret ederler.
Translasyon
işleminin özellikleri
Bir proteinin
sentezlenebilmesi için öncelikle bunu oluşturacak aminoasitlerin,
aminoasitleri kodlayan ve taşıyan mRNA ve tRNA'nın,
üzerinde polipeptid zincirinin oluşturulduğu ribozomların,
bütün bu işlemler sürecinde kullanılan protein faktörlerin,
enzimlerin ve enerji kaynaklarının sitoplazma içinde
bulunması gerekmektedir.
Amino
asitler: Sentezlenecek olan proteinin yapısında
bulunan amino asitlerin hepsinin bu sırada ortamda hazır
bulunmaları gerekmektedir. Eğer diyette bu amino asit
az bulunuyor veya yoksa, o zaman eksik olan amino asiti
kodlayan yerde tRNA bunu bulamıyacağı için, protein
zinciri sentezi o noktada aksar. Bu nedenle diyette
esansiyel amino asitlerin mutlaka bulunması zorunluluğu
vardır.
tRNA:
mRNA'daki şifreye uygun olarak sitoplazmadan amino asitleri
alarak ribozomlara taşır. İnsanda en az 50 çeşit tRNA
bulunmaktadır. Ama bunların taşıyacağı sadece 20 amino
asit mevcuttur. Çünkü bir amino asite ait birden fazla
tRNA bulunur. 3' ucunda amino asitin tutunduğu CCA kodonu
bulunur. Antikodon denen özel bir üçlü nukleotid dizesi
içerirler. Bu anti kodon, mRNA üzerinde bulunan kendine
ait kodonu tanır ve buraya tutunur. İşte bu tutunma
noktasında, tRNA üzerindeki amino asit peptid zincirine
katılır.
mRNA:
Protein sentezinde mRNA bir kalıp olarak kullanılır.
Üzerinde DNA'dan aldığı şifreler bulunur. Bu şifrelere,
yani kod'lara, uygun amino asitleri ise tRNA sitoplazmadan
toplayarak getirir, ribozomlar içinde bu amino asitler
yan yana eklenerek polipeptid zinciri, protein, oluşmuş
olur.
Amino
asit-tRNA sentetazlar: Amino asitlerin kendi
tRNA'larına 3' uçlarından bağlanmalarını sağlar.
Ribozomlar:
Protein ve rRNA'lardan oluşmuşlardır. Protein sentezi
burada gerçekleşir. Biri büyük diğeri ise küçük iki
alt birimden oluşmuşlardır. Alt birimde ise A ve P olmak
üzere iki bölge bulunur. Bu bölgelere tRNA bağlanır.
A ve P bölgeleri aynı zamanda mRNA'nın da peş peşe iki
kodonunu kaplar. mRNA, A bölgesi içinden geçerken, mRNA'nın
burada bulunan kodonuna uygun tRNA sitoplazmadan ilgili
amino asiti alarak buraya gelir ve kodonun üzerine oturur.
Amino asitler birbirleri ile birleşerek peptid zincirini
oluşturur. Oluşan peptid zincirini taşıyan tRNA ise
artık ribozomun P bölgesine geçer.
Protein
faktörler: Protein sentezinde rol alan başlangıç,
uzama ve sonlanma (salınım) faktörleridir.
ATP
ve GTP enerji kaynakları: Polipeptid zinciri
sentezlenirken enerji ATP ve GTP'lerin hidrolizlerinden
sağlanılır.
Protein
sentezi
tRNA
amino asiti ile birlikte, kendi anti kodonuna uyan nukleotid
dizesi içeren mRNA kodonu üzerine bağlanır. Bazı amino
asitler birden fazla kodon ile kodlanmıştır. Bu durumda
bu amino asite özgün tRNA'nın birden fazla kodonu tanıması
gerekir. Bu tanıma işlemi "wobble hipotezi" ile açıklanmaktadır.
Protein
sentezi yani translasyon aynı zamanda tercüme anlamına
da gelir, çünkü protein sentezi esnasında nukleotid
alfabesi amino asit alfabesine çevrilmektedir. mRNA'da
5' ucundan başlayarak 3' ucuna doğru nukleotid dizeleri
okunurken, buna paralel olarakda protein sentezi amino
ucundan karboksil ucuna doğru ilerler. İnsanda bir mRNA
zinciri sadece bir tane peptid zincirini yapabilir.
Protein
sentezinin evreleri
Protein
sentezinin 3 aşaması vardır:
Başlangıç
Önce
mRNA gelerek ribozomun bir alt birimindeki, kendine
uyan rRNA'sına bağlanır. mRNA üzerinde bu bağlanmanın
gerçekleştiği özel bir bölge bulunur. mRNA üzerinde
ilk amino asiti kodlayan nukleotid dizesi AUG yapısındadır.
İşte bu kodondan biraz daha 5' ucuna yakın bir lokalizasyonda
bu bağlanmayı gerçekleştirecek nukleotid dizesi vardır.
Bu bağlanma bölgesi nukleotidleri, ribozomun alt biriminde
rRNA'nın 3' ucuna yakın bir loklaizasyondaki, kendine
komplementer bir nukleotid dizesine bağlanır. Yani,
mRNA'nın 5' ucu ile, rRNA'nın 3' ucu arasında komplementer
bir baz eşleşmesi gerçekleşir.
Bu bağlanmayı
takiben, mRNA'nın başında bulunan ilk kodon olan AUG,
özel bir başlangıç tRNA'sı tarafından tanınır. tRNA'lara
amino asitler 3' ucundan bağlanırlar. Başlangıç tRNA'sında
bu uca N-formil methionin amino asiti bağlanmıştır.
Bütün
bu bağlanma ve başlangıç işlemleri protein yapısındaki
özel faktörler tarafından hızlandırılır.
Uzama
Translasyon
mRNA'nın 5' ucundan başlar ve ribozom mRNA molekülü
üzerinde kayarak ilerler. Bu sırada mRNA üzerinde ribozom
5' ucundan 3' ucuna doğru, her seferinde 3 nukleotid
yani bir kodon atlayarak ilerler (translokasyon). İlerleme
sırasında mRNA'nın hangi kodonu üzerine geldiyse, buraya
uyan amino asiti taşıyan tRNA gelir ve bağlanır. tRNA'nın
üzerindeki amino asit ise kendinden önce oluşmuş polipeptid
zincirinin karboksil ucuna eklenir. Ribozom mRNA üzerinde
hareket ettikçe, amino asitlerin birbirine eklenmesiyle
polipeptid zinciri de uzamaya devam eder. Uzama faktörleri
bu işlemi stimüle ederek hızlandırır. Peptid bağlarının
oluşmasını peptidil transferaz enzimi sağlar. Bu enzim
rRNA'nın yapısında bulunur. Üzerindeki amino asit peptid
zincirine eklenmesiyle yüksüz hale gelen tRNA ise tekrar
sitoplazmaya salınır.
Sonlanma
UAG,
UGA ve UAA üç tane sonlanma kodonudur. Translasyon esnasında,
ribozomun A bölgesi mRNA'daki bu sonlanma kodonlarından
biri üzerine gelince peptid zincirinin sentezi durur.
Bazı sonlanma faktörleri bu bölgeleri tanır ve buraya
gelince hem mRNA'yı hem de proteini ribozomdan ayırır.
Ortama serbestleşen polipeptid zinciri daha sonra bazı
modifikasyonlara uğrayabilir.
Peptid
zincirinin sentezi tamamlandıktan sonra, ribozom, mRNA,
tRNA ve protein faktörler tekrar serbestleşerek yeni
bir protein sentezi için kullanılırlar.
Translasyon
sonrası polipeptid zincirlerinde meydana gelen modifikasyonlar
Polipeptid
zinciri sentezlenirken ya daha ribozomdan ayrılmadan
önce ya da ayrıldıktan sonra, bazı amino asitler ayrılabilir
(kısalma) veya bazı kimyasal gruplar polipeptid zincirine
bağlanırlar (fosforilizasyon, glikozilasyon, hidroksilasyon,
diğer kovalan bağlanmalar).
Kısalma
Bazı
proteinler ilk sentezlendikleri zaman büyük, inaktif
moleküller halindedirler. Endoproteaz enzimleri ile
bazı kısımları kesilerek, daha kısa ama aktif hale geçerler.
Bu kesilme işlemi endoplazmik retikulum, Golgi cismi
veya sekretuvar veziküller içerisinde gerçekleşebilir.
Proteinler ya hücre içindeyken kısalmaya uğrarlar ya
da daha inaktif haldeyken hücreden çıkarlar ve etki
gösterecekleri dokuya gittikten sonra burada kısalma
işlemine maruz kalırlar. İnaktif halde salınan bu protein
prekürsörlerine zimogen adı verilir.
Fosforilizasyon
Serin,
treonin ve tirozin fosforilizasyona uğrayan amino asitlerdir.
Fosforilizasyon olayı protein kinaz'lar tarafından katalizlenir.
Fosfatazlar ise fosforilizasyonu bozarlar. Fosforilizasyon
sonucu proteinin fonksiyonel aktivitesi artabilir veya
azalır.
Glikozilasyon
Hücre
zarının yapısında bulunan veya dışına salgılanan proteinlerin
çoğuna karbonhidratlar bağlanır. Karbonhidratlar serin,
treonin ve asparajin amino asitlerine bağlanırlar.
Hidroksilasyon
Kollagenin
yapısında bulunan prolin ve lizin amino asitleri hidroksillenirler.
DNA
yapısında bozuklukların meydana gelmesi,
bunların sonuçları ve teşhisi
Nokta
mutasyonu
RNA zinciri
üzerinde bir nukleotid bazı değişirse buna nokta mutasyonu
denilir. Bu durumda 3 sonuç gelişebilir. 1) Kodonun
yapısı değişir, ama yeni oluşan kodon da aynı aminoasiti
sentezler, neticede bir değişiklik olmaz (sessiz mutasyon);
2) Kodonun yapısı değişince sentezlediği aminoasit de
değişir, neticede oluşan proteinin yapısı değişmiş olur,
yani patolojik protein ortaya çıkar (yanlış mutasyon,
missense mutasyon); 3) Baz değişikliği sonucu oluşan
kodon, sonlanma kodonu haline gelirse, translasyon işlemi
bu noktada kalır ve protein sentezi eksik olmuş olur
(saçma mutasyon, nonsense mutasyon).
Mutasyon
eğer önemli ise organizma ölebilir ya da hastalık durumları
ortaya çıkar.
Genetik
kod belirli bir başlangıç noktasından, nukleotid'den,
itibaren okunmaya başlar ve kesintisiz olarak devam
eder. Yani okunurken olduğu gibi üçlü gruplar halinde
birbirlerinden ayrılmamışlardır. Aradan bir baz çıkar
(delesyon) ya da fazladan bir baz eklenirse, bu noktadan
sonraki kodonların içeriği de değişmiş olur ve sonuçta
mutasyona uğrayan noktadan itibaren yanlış aminoasitler
bir araya gelir, proteinin yapısı bozulur (çerçeve kayması
mutasyon). Ama, 3 baz birden değişmiş yada eklenmişse
bir çerçeve kayması olmaz, peptidden, bu üçlü nukleotid
dizesinin kodladığı, sadece bir aminoasit eksilmiş veya
eklenmiş olur.
Polimeraz
Zincir Reaksiyonu (PCR= Polymerase chain
reaction)
DNA zinciri
üzerinde meydana gelen, nukleotidlere ait değişikliklerin
saptanması için kullanılan bir laboratuvar yöntemidir.
Belli
bir DNA dizesinin laboratuvarda çoğaltılması esasına
dayanır. Böylece bir nukleotid dizesinden milyonlarcasını
birkaç saat içerisinde çoğaltmak mümkün olmaktadır.
Burada amaç, o DNA zinciri içerisinde aranılan bazların,
ya da nukleotidlerin, eksilmiş olup olmadığını bulmaktır.
Eğer tek bir DNA zinciri üzerinde bunu araştırmak istesek,
materyal azlığından dolayı mümkün olmamaktadır. Veya
klonlama ile vektörler içerisinde bu DNA kısımları çoğaltılmaya
çalışılmakta olup, buda fazla zaman ve emek gerektirmektedir.
PCR bu bakımdan son derece faydalı, pratik ve kolay
bir yöntem olarak geniş çapta kabul görmüştür.
PCR tekniğinde,
içinde eksik olup olmadığı (veya mutasyona uğrayıp uğramadığı
ya da var olup olmadığı) araştırılacak DNA dizesi önce
ısıtılarak denatüre edilir ve iki sarmal birbirinden
ayrılır. Sonra ortama aranan nukleotid dizesini belirleyen
primerler eklenir. Bu primerler her bir DNA zincirine
tutunarak, onu kopyalarlar ve 2 zincirli yeni bir DNA
sarmalı meydana getirirler. Arkasından bu DNA sarmalı
da ısıtılarak iki zinciri birbirinden ayrılır, her zincire
tekrar primer yapışır, tekrar DNA sarmalı sentezlenir,
ve bu şekilde işlem tekrarlayarak, kısa süre içerisinde
istenen nukleotid dizesinden bol miktarda elde edilir.
Sonra bu nukleotid dizeleri jel elektroforez yöntemi
ile ayrıştırılır. Eksik olan ya da aranan nukleotid
dizesi burada kendini gösterir. Sonuçta aranan nukleotid
dizesinin yokluğundan yani delesyonundan bahsedilebilir,
veya varlığı gösterilmiş olunur.
DNA üzerinde
araştırılan nukleotid dizeleri, ortama konulan sentetik
primerler ile belirlenir. Bunun için aranan nukleotide
ait her iki ucunda bulunan "kanat dizeleri"nin bilinmesi
gerekir. Bunlar önceden bellidir. Yaklaşık 20-35 nukleotid
uzunluğunda dizelerdir. Sentetik primerler bu dizelere
komplementerdir. DNA sarmalı ısıtılarak birbirinden
ayrıldıktan sonra, soğutulur. Bu sırada ortama konulan
primerler, kendilerine ait kanat dizelerine gidip tutunurlar.
O zaman ortama DNA polimeraz konularak, bu primerlerin
yeni DNA zinciri sentezlemeleri başlatılır. Sentez için
gerekli olan 4 çeşit deoksiribonukleotid trifosfatlar
da ortama eklenilir. DNA polimeraz, primerin 3' ucuna
ortamdan aldığı nukleotidleri ekler. Ekleme işlemi hedef
DNA boyunca devam eder.
Yeni
oluşan her DNA çift sarmalı tekrar ısıtılarak denatüre
edilir ve ayrılır, böylece oluşan yeni zincirlere tekrar
primer bağlanır, yeniden DNA sentezlenir, bu işlem sürekli
tekrarlanır. Birkaç saat içerisinde 20-30 kez bu döngü
tekrarlanır. Sonuçta milyonlarca kopye elde edilmiş
olunur.
PCR tekniğinin
bir çok alanda yeri vardır. Örneğin mutasyonların veya
delesyonların (Y kromozom delesyonunda olduğu gibi)
gösterilmesi gibi. Adli tıpta da önemli faydaları bulunur.
Erkek infertilitesinin tetkikinde PCR tekniği yaygın
olarak kullnılmaktadır. Olguların %30'una yakınında
Y kromozomu üzerinde spermatogenezden sorumlu bazı nukleotidlerin
eksik olduğu bilinmektedir. İşte bu nukleotidlerin eksikliğinin
(delesyonunun) ortaya konulması PCR ile yapılmaktadır.
Ama çok sayıda sorumlu gen bulunması nedeniyle, her
bir gen için ayrı bir primerin kullanılması gerekmektedir.
Hangi genlerin araştırılması gerektiği konusunda henüz
bir fikir birliği oluşmamıştır. Bu konuda çalışmalar
halen devam etmektedir. Bazı genlerin delesyonunda testislerde
hiç germ hücresi bulunmayacağı ya da belli bir evrede
spermatogenezde duraklama olacağı ortaya konmuş olduğu
için, bu olgularda TESE yapıp yapmamaya karar vermede,
PCR ile o genlerin varlığının araştırılması çok önemlidir.
Ayrıca, bu delesyona uğramış genleri içeren DNA'ların,
doğacak çocuğa geçmesi durumunda aynı şekilde infertilitenin
de doğacak çocukta görülme olasılığı bulunduğundan,
üremeye yardımcı teknikler uygulanacak ailelerin bu
konuda bilgilendirilmesi bakımından da, Y kromozom delesyonlarının
tetkiki ayrıca önemlidir.
Faydalanılan
Kaynaklar:
Alberts
B: The Cell, Garland Pub, New York, 1994
Lewin B: Genes, Oxford University Press, Oxford, 1997
Champe PC, Harvey RA: Biochemistry, Lippincott, (çev.
Tokullugil A ve ark, ed, Nobel, 1997) 1994
Passarge E: Color Atlas of Genetics, Thieme, New York,
1995
|