|
OBSTRÜKTİF
AZOOSPERMİDE GÜNCEL TANI ŞEMASI
Kaan
AYDOS
Normal
testis volümü, normal serum FSH düzeyi ile birlikte
azoospermi bulunması obstrüktif azoospermi için
en önemli tanı bulgularıdır. Palpasyonla epididimlerde
sertlik, vaz deferenslerde aplazi ya da hipoplazi saptanabilir.
Skrotal ultrasonografi ile epididimler görüntülenebilirken,
prostat ve seminal vezikül bölgeleri hakkında (enfeksiyona
bağlı değişiklikleri, anomalileri ya da kistleri) transrektal
ultrasonografi ile bilgi edinilebilinir.
Obstrüksiyon
tanısı koymada genital bezlere ait seminal markırlar
arasında en fazla kullanılanları epididim için alfa-glükozidaz,
seminal veziküller için früktoz ve prostat için çinko'dur.
Bilateral obstrüksiyon durumunda obstrüksiyonun üzerindeki
seviyede bulunan markırlar ejakulatta gösterilemiyecektir.
Oysa distalinde kalan bezlere ait sekretuvar markırlar
ejakulatta çıkmaya devam ederler. Ancak, tek taraflı
ya da parsiyal obstrüksiyon olgularında tanı daha güçtür.
Bu amaçla spermatogenezin gösterilmesinde bilateral
testis biyopsisi yardımcı olur. Örneğin testis volümlerinin
ve serum FSH düzeylerinin normal bulunabildiği maturasyon
duraklaması olgularının tanınmasında biyopsi önemli
bir yol gösterici olup, gereksiz yere rekonstrüktif
mikrocerrahi yapılmasını önler.
Non-invaziv
tanı yöntemleri
Semen
analizi
WHO kriterlerine
göre, aralıkları 2.5 ay'dan az olmayacak şekilde en
az 2 spermiyogram yapılmalıdır. Azoospermi demek için
ejakulatın 400 g'de santrifüj edilmesini takiben yapılan
incelemesinde hiç spermatozoa bulunmaması gerekir. Semen
volümünün 1.5 ml'den az olması, asit pH ve düşük früktoz
ejakulatör kanal obstrüksiyonunu ya da bilateral vaz
agenezi (CBAV) akla getirmelidir.
Ejakulat
volümü düşük ise ejakulasyon sonrası idrarda spermatozoa
aranması mutlaka yapılmalıdır. Spermatozoa bulunması
retrograd ejakulasyon olduğunu gösterir. Epididimal
veya vazal (fıtık operasyonları, vazektomi) obstrüksiyon
gibi sonradan edinilmiş bir obstrüksiyon düşünülüyorsa,
MAR veya IBT testleri ile antisperm antikor (ASA) araştırılmalıdır.
Etyolojisi bilinmeyen epididimal obstrüksiyon veya CBAV
olgularının yaklaşık %10'unda ASA pozitif bulunmaktadır
(Yamamoto 1996).
Klinik
hikaye
Azoospermi
olgularında erkekte özellikle aşağıdaki durumlar sorgulanmalıdır:
- Semen volümünde azalma
- Hematospermi
- Ejakulasyon sonrası
ağrı
- Geçirilmiş ya da mevcut
uretrit
- Prostatit
- Obstrüktif veya iritatif
miksiyon yakınmaları
- Geçirilmiş skrotal
kitle, ağrı, ameliyat
- İnguinal fıtık operasyonu
- Skrotal veya perineal
travma
- Kronik sino-pulmoner
enfeksiyonlar
- Schistosomiasis bulunan
yerlerde kalmış olması
- Seksüel ilişki ile
geçiş gösteren mikroorganizma bulaşmış olma riski
Fizik
muayene
Aşağıdaki
bulgular azoosperminin nedeninin obstrüksiyon olabileceğini
düşündürür.
- En azından 1 testisin
volümünün 15 ml'den büyük olması. Ancak, obstrüktif
azoospermi ve birlikte parsiyel testis yetmezliği
bulunan bazı olgularda daha küçük bir testis volümü
de bulunabileceği unutulmamalıdır.
- Kauda veya kaput epididmde
genişleme, sertlik
- Vaz deferensin nodüler
olması, parsiyel atrezisi veya bulunmaması
- Üretrit
- Prostatın sert ve nodüler
olması (özellikle genç erkeklerde granülomatöz seminal
kanal inflamasyonunu akla getirir).
Hormonlar
Serum
FSH'nın normal olması nonobstrüktif azoospermiyi (örneğin
spermatogenez duraklaması) ekarte ettirmez. Tersine,
bir taraf testis atrofik diğer taraf ise normal olup
obstrüksiyonun eşilik ettiği hastalarda ya da bilateral
obstrüksiyon bulunan ve bilateral testiküler yetmezliğin
eşlik ettiği hastalarda normalin yarısından daha düşük
bir FSH da bulunabilir (Jarow 1989).
Kistik
fibrozis gen mutasyonunun araştırılması
Testis
(TESE) veya epididimden (MESA) elde edilecek spermatozoalar
ile ICSI yapılmasına karar verilen CBAV bulunan erkekler
ile eşlerinde kistik fibrozis gen mutasyonu da araştırılmalıdır
(Oates 1994).
Transrektal
ultrasonografi (TRUS)
Proksimal
veya distal seminal kanallarda obstrüksiyondan şüphelenilen
tüm olgularda, tercihan yüksek rezolüsyonda ve yüksek
frekanslı biplan cihazlar ile, standart bir cinsel perhiz
süresini takiben TRUS yapılmalıdır. Özellikle semen
volümünün 1.5 ml'nin altında olduğu olgularda, seminal
veziküllerde genişleme (ön-arka çapın 15 mm'den büyük
olması) (Kuligowska 1992) ve anekoik yuvarlak gölgelerin
bulunması sıklıkla ejakulatör kanal obstrüksiyonuna
işaret eder (Colpi 1997).
Obstrüktif
azoosperminin diğer nedenleri arasında müller kanalı
kistleri veya ürogenital sinüs-ejakülatör kanal kistleri
ve ejakülatör kanal kalsifikasyonları bulunur (Meacham
1993). Orta hatta bulunan intraprostatik kistlerin ejakülatör
kanallar ile ilişkisi bulunup bulunmadığının ayırt edilmesi
kist içeriğinin ultrason eşliğinde transrektal aspirasyonu
ile yapılabilir. Kist sıvısında spermatozoa bulunması,
kistin seminal kanallar ile ilişkili olduğunu gösterir.
Eğer kist ile seminal kanallar arasında bir bağlantı
yoksa ya da bağlantı olup aynı zamanda bilateral epididimal
bir tıkanıklık da eşlik ediyorsa, o zaman kist sıvısında
spermatozoa bulunmayacaktır (Shabsigh 1989). Kist aspire
edilerek boşaltıldıktan sonra hastaya ejakulasyon yaptırılır.
Hemen arkasından TRUS tekrarlanır. Kist hala boş olarak
gözleniyorsa seminal kanallar ile bir iştiraki yoktur,
aksine, yeniden dolmuş ise kistin seminal kanallarla
irtibatlı olduğu anlaşılır. Epididimal obstrüksiyon
bulunan olgularda epididimo-vazostomi yapmadan önce
TRUS ile kontrol edilmeleri şarttır. Çünkü, prostat
ve seminal veziküllerde ultrasonografik olarak bir patolojinin
de bulunması ameliyatın sonucunu olumsuz etkileyecektir.
İnvaziv
yöntemler
İnvaziv
girişimlerin rekanalizasyon ameliyatları ile aynı seansta
yapılması gerekir.
Testis
biyopsisi
Obstrüktif
azoospermi olgularında testis biyopsisi, obstrüksiyona
eşlik eden testiküler bir yetmezlikten şüphe ediliyorsa
yapılmalıdır. Burada da aşağıda tanımlanacağı gibi,
sadece biyopsi alınarak değil aynı seansta hem TESE
yapılarak hem de eğer spermatozoa bulunursa dondurulup
saklanmasıyla birlikte biyopsi alınmalıdır. Gerekirse
rekonstrüktif mikrocerrahi yapılacakmış gibi hazırlıklı
olunmalıdır. Biyopsi tecrübeli bir patolog tarafından
değerlendirilmeli ve spermatogenezin kalitatif ve kantitatif
parametreleri detaylı bir şekilde tanımlanmalıdır. Aynı
seansta testiküler sperm ekstraksiyonu (TESE) da yapılarak,
rekanalizasyonun yapılamadığı olgularda veya başarısız
kalındığı durumlarda sonradan ICSI'de kullanılmak üzere
dondurularak saklanılmalıdır. Tanısal amaçlı biyopsilerde
her testisten sadece tek bir parça çıkarılması, aksi
halde testislere fazla zarar verilebileceği unutulmamalıdır.
Testis
biyopsilerinin değerlendirilmesi kantitatif olarak yapılmalıdır.
Bugün için rutin uygulamada en yaygın kullanılan skorlama
Johnsen skorlama sistemi'dir (Johnsen 1970).
Biopside izlenen her seminifer tübülüs için skor verilerek
bunların toplamı biopside izlenen seminifer tübülüs
sayısına bölünmelidir. Aşağıda testis biyopsisinde tubüllerin
histolojik bulgular ve buna karşılık gelen skorları
verilmiştir (Tablo 2). Normal testis için Johnsen skoru
ortalaması: 9.39, en az %60 tubulusun skoru 10 olmalı.
10: Germinal
epitel çok sıralı, çok sayıda spermatazoa var
9: Germinal
epitel disorganize ve lümene doğru yığılma, spermatozoa
var
8: Germinal
epitel çok sıralı ancak lümende 10'dan az spermatozoa
var
7: Spermatozoa
yok, çok sayıda spermatid var
6: Spermatozoa
yok, spermatid 10'dan az
5: Spermatozoa
yok, spermatid yok, spermatosit var
4: Spermatozoa
yok, spermatid yok, spermatosit 5'den az
3: Germ
hücre olarak sadece spermatogonia var
2: Germ
hücresi yok, sadece Sertoli hücresi var
1: Seminifer
tubulus içinde hiç hücre yok
Tablo
2. Testis biyopsisinin Johnson skorlama sistemi
ile değerlendirilmesi.
Seminifer
tubüllerdeki matür spermatid sayısı ile ejakulatta çıkan
spermatozoa sayısı arasında doğrudan korelasyon bulunduğu
gösterilmiştir (Silber 2000). Gerçekten de, en az 20
tubül sayılarak yapılan analizde tubül başına düşen
spermatid sayısı 40 ise ejakulatta çıkan spermatozoa
konsantrasyonu da en az 60 milyon/ml bulunmaktadır.
Spermatid sayısının 45'in üzerine çıkması durumunda
ise spermatozoa konsantrasyonu 85 milyon/ml'ye ulaşmaktadır.
Sperm analizlerinde < 3 milyon hücre bulunan erkelerde
ise seminifer tubüllerinde ortalama 6-10 matür spermatid
görülmektedir.
Şekil
1. Seminifer tubüllerdeki ortalama matür spermatid
sayısı ile ejakulatta çıkan spermatozoa sayısı arasında
belirli bir ilişki vardır. Seminifer tubül başına düşen
ortalama matür spermatid sayısı 3-6 arasındaysa ejakulatta
da en azından bir spermatozoa görülür. 6-10 arasında
spermatid varsa, ejakulattaki spermatozoa konsantrasyonu
< 3 milyon/ml'dir, yani ileri derecede oligozoospermi
(Silber SJ, et al: Hum Reprod 1997; 12: 2422'den alınarak
tercüme edilmiştir).
Silber'e
göre ejakulatta en az 1 spermatozoa çıkabilmesi için
seminifer tubüllerde ortalama > 3 matür spermatid bulunmalıdır
(Şekil 1). Bunun önemi oligozoospermi olgularında eşlik
edebilecek bir obstrüksiyonun varlığının anlaşılmasındadır.
Eğer testislerde yeteri kadar spermatid üretimi gösterilebilirse
ve buna karşılık gelen miktarda spermatozoa da ejakulatta
çıkmıyorsa bu durumda bir obstrüksiyondan şüphe edilmelidir.
Eğer spermatid sayısı da düşük ise o zaman bir spermatogenez
patolojisi tanısı konulabilir. Vazoepididimostomi yapılan
ve başarılı olunamayan olguların önemli bir kısmında
temelde bir spermatogenez defekti de bulunmaktadır.
Bu nedenle anastomoz sağlam da olsa yeteri sayıda spermatozoa
çıkışı elde edilemeyecektir. Netice olarak, testis biyopsisi
sonucunda seminifer tubüllerde kalınlaşma, spermatosit
sayısında artma ve seminifer tubüllerde ortalama sadece
2-3 adet matür spermatid gözlenmiş ise, azoosperminin
nedeninin obstrüksiyon olmadığına karar verilerek, gereksiz
yere rekonstrüktif cerrahi yapılmadan TESE-ICSI uygulamasına
geçilebilinir.
Tanısal
amaçlı sitolojik incelemede veya ICSI'de kullanılmak
üzere spermatozoa elde etmek için, açık biyopsi tekniğine
alternatif olarak testiküler ince iğne aspirasyonu
(FNA) da önerilmektedir (Tournaye 1998). Ama bunlarda
hücre elde etme oranları açık tekniğe göre oldukça düşük
kalır.
Biyopsi
materyali çok dikkatli bir şekilde elde edilmeli ve
Bouin ya da Zenker solüsyonu içerisinde fikse edilmelidir.
En az 20 tubuli değerlendirilmeli.
Skrotal
eksplorasyon
Azoospermi
olgularında testisin ve proksimal seminal kanalların
direkt incelenmesi için skrotal eksplorasyon yapılmalıdır.
Bu sırada tunika vajinalis mümkün olduğunca küçük ve
atravmatik biçimde açıır. Epididim dikkatlice muayene
edilir. Genişlemiş epididim kanalları beyaz-sarı-mavi
renkli alanlar halinde seçilirler. Bunların görülmesi
ya da kist bulunması obstrüksiyona işaret eder.
Bilateral
vaz agenezi olan olgularda epididm tubüllerinden (MESA)
(Silber 1988) veya testislerden (TESE) spermatozoa elde
edilerek, sonradan ICSI'de kullanılmak üzere dondurularak
saklanılabilir.
İşlem
tamamlandığında tunika vajinalis çok dikkatli kapatılmalı,
kenarları everte olmamalıdır. İyi bir hemostaz yapılmalıdır.
Tunika vajinalis yaprakları arasına heparin veya kortikosteroid
enjekte ederek, yapışıklıkların oluşması engellenebilir.
Distal
seminal kanalların tetkiki
Seminal
kanalların distal bölümü ya skrotal eksplorasyon sırasında
kontrol edilebilir ya da TRUS ile araştırılır. Aslında
ejakulat volümü, pH'sı ve früktoz içeriği tıkanıklığın
ejakulatör kanallar veya daha gerisinde mi bulunduğu
konusunda öncü bilgi verebilir. Bunu teyid etmek amacıyla
da görüntüleme yöntemlerine baş vurulur. Skrotal eksplorasyon
sırasında distal seminal kanalların açıklığının kontrol
edilmesinde 3 faktör araştırılır:
1. Distalde
seminal kanalların açık olduğu
2. Vaz
deferens içerisinde spermatozoa bulunup bulunmadığı
3. Varsa
obstrüksiyonun lokalizasyonu
Teknik
olarak, vaz deferens izole edildikten sonra, uygun bir
kelebek iğne (25 G) ile lümen içerisine girilir. 0.5
ml %10 metilen mavisi ile karıştırılmış 20 ml salin
yavaşça enjekte edilir. Solüsyon kolay gidiyorsa artık
kontrast madde verilmesi ve radyolojik inceleme gerekmez.
Mesaneye geçen solüsyon bir Foley kateter ile toplanarak,
içinde spermatozoa bulunup bulunmadığı mikroskopik olarak
kontrol edilir (seminal kanal yıkaması) (Colpi
1994). Azoospermik bir erkekte bu yolla çok miktarda
spermatozoa bulunması ya her iki ejakülatör kanala bası
yapan Müller kanal kistine ait bir obstrüksiyonu ya
lümende debrislere bağlı tıkanıklığı ya da fonksiyonel
bir tıkanıklığı düşündürür.
Eğer spermatozoa
bulunmamışsa ve testis biyopsisi de normal gelmişse,
intratestiküler veya epididimal bir obstrüksiyon akla
gelmelidir.
Solüsyonun
gitmesinde ciddi bir engelle karşılaşılıyorsa, muhtemelen
enjeksiyon sahasına yakın bir lokalizasyonda vaz tıkanıklığı
bulunuyor demektir. Bu sırada enjektör içerisine beyaz-kahverengi
bir sıvı geri basınçla doluyorsa total ejakulatör kanal
obstrüksiyonu olabilir. Sadece birkaç mililitre solüsyon
gönderilebilmişse, ejakülatör kanalların inflamatıvar
tıkanıklığından veya ejakülatör kanalların içerisine
boşaldığı kör sonlanan kistten şüphelenilmelidir. İşte
bu 3 durumda obstrüksiyonu tanımlamak için vazovezikülografi
gerekir. Bunda %37'lik non-iyonik bir kontrast madde
lümen içerisine enjekte edilirken, dijital anjiyografi
cihazı ile görüntüler alınır. Vazovezikülografi vaz
deferens için travmatik bir uygulamadır. Gerek kesi
gerekse kullanılan opak madde vazda sekonder obstrüksiyona
neden olabilir. Çok gerekmedikçe vazovezikülografi yapılmamalı,
eğer yapılacaksa vazın mikrocerrahi yöntemle kesilerek
mikroskop altında kanülüzasyonu yapılmalıdır. İşlem
bittiğinde de vaz mikroskop altında dikkatli bir biçimde
kapatılmalıdır. Mümkün olduğunca klinik bulgulara ve
TRUG'ye dayanarak tanı konulması tercih edilmelidir.
Vazovezikülografi günümüzde sıklıkla uygulanan bir yöntem
durumunda değildir.
Yukarıdaki
tekniğe bir alternatif de proksimal vaz deferensin x
15 büyültme altında mikrocerrahi yöntemle transvers
kesilmesi ile yapılan uygulamadır. Lümenden gelen sıvı
bir lam üzerine alınarak mikroskopta incelenir. Sperm
bulunmaması, aynı zamanda testis biyopsisi normal ya
da hafif değişiklikler gösteriyorsa, epididimal bir
obstrüksiyona işaret eder. Aksine, proksimal vaz deferens
içerisinde spermatozoa görülmüşse distal kanallarda
obstrüksiyon düşünülmelidir. Bu durumlarda, 24G bir
anjiokateter seminal veziküller istikametinde lümene
ilerletilir ve metilen mavisi içeren salin solüsyonu
enjekte edilir. Solüsyon rahat gidiyorsa veya uretral
kateterden metilen mavisi çıkıyorsa vazografi gerekmez
ve emisyon yokluğu ya da distal kanallarda fonksiyonel
obstrüksiyon tanısı konabilir. Solüsyonun gönderilmesinde
güçlükle karşılaşılıyorsa veya gönderilemiyorsa, ejakülatör
kanalların anatomik bir obstrüksiyonu ya da vaz obstrüksiyonu
akla gelmelidir. Her iki durumda da tıkanıklığın lokalizasyonu
ve yapısını aydınlatmak için vazografi gerekir. Yine,
işlemin sonunda vaz deferensin iki tabaka halinde mikrocerrahi
yöntemle kapatılması yapılmalıdır.
|