|
AZOOSPERMİNİN
GÜNCEL TANIMI
Dr.Kaan
AYDOS
İnfertilite
yakınması olan erkeklerde azoospermi sık rastlanılan
bir durumdur. Spermiyogramı bozuk olan erkeklerin yaklaşık
%10-20'sinde bulunur. Son yıllarda infertilite kliniklerine
başvuran azoospermili olgu sayısında fark edilir bir
artış dikkat çekmektedir. Burada azoospermi etyolojisi
ve tedavisinde son yıllarda kaydedilen ilerlemelerin
yanı sıra, çocukluk veya adolesan döneminde kemoterapi
ya da radyoterapi almış erkeklerin yaşam sürelerinin
uzamış olması da önemli etkenlerdir. Geçmişte azoospermili
olguların prognozları yüz güldürücü değildi. Son yıllarda
yaygın olarak kullanıma giren intrasitoplazmik sperm
enjeksiyonu (ICSI) ile azoospermi olgularının tedavilerinde
anlamlı ilerleme kaydedilmiştir. Özellikle spermatogenez
bozukluğuna bağlı erkek infertilitesi üzerinde önceden
fazla bilimsel çalışmalar dikkat çekmemekteydi. Son
yıllarda moleküler biyoloji tekniklerindeki gelişmeler
bazı azoospermi olgularının genetik temelini açığa çıkarmıştır.
Azoospermili hasta sayısının artması beraberinde bu
konuyla ilgili etiolojilerin araştırılmasına ilgiyi
de arttırmıştır.
Azoosperminin
klasifikasyonu önceleri obstrüktif ve nonobstrüktif
olarak yapılmaktaydı ve halen genelde kabul edilmektedir.
Ama Sharif (2000)'de bunun yeterli olmadığını
ve pretestiküler - testiküler - posttestiküler
diye ayırmanın daha doğru olacağını, bir literatür taramasında
savunmuştur. Ancak yeni ICSI döneminde daha kapsamlı
bir klasifikasyonun gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Neden
obstrüktif veya non-obstrüktif azoospermi?
Her ne
kadar azoospermi genital kanalların obstrüksiyonu, spermatogenez
bozukluğu, ejakülatör kanal fonksiyon bozukluğu ya da
hipogonadizme bağlı olarak gelişirse de, genelde obstrüktif
veya non-obstrüktif olmak üzere iki kategoriye sığdırılmaya
çalışılınır. Bunun bir nedeni hipogonadotropik azoospermiye
ve ejakulatör kanal disfonksiyonu olgularına azoospermi
nedenleri arasında %2 gibi az bir sıklıkta rastlanılmasıdır.
Oysa spermatogenez bozukluğu değişik seriler değerlendirildiğinde
yaklaşık %58-60, genital kanalların obstrüksiyonu ise
%31-40 oranında görülmektedir. Diğer yandan, retrograd
ejakulasyon %7, endokrin sebepler ise %3 olguda bulunabilmiştir.
Endokrin
nedenli infertilite olguları genelde endokrinolojistler
tarafından takip edildiği için, infertilite kliniklerinde
hipogonadotropik azoospermi sıklığı %0.5'in altında
kalmıştır. İnfertilite kliniklerine başvuran kazanılmış
hipogonadotropik azoospermi olguları genelde radyasyon
tedavisi alan, kraniyofaranjiyoma yada prolaktinoma
gibi beyin tümörlü olgulardan oluşmaktadır. En sık rastlanılan
konjenital tipini 10 000 doğumda 1 görülen Kallmann
sendromu oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra, hipogonadotropik
azoospermi olgularında, aynı spermatogenez bozukluğu
olgularında olduğu gibi genelde testislerde atrofi de
bulunmaktadır. Oysa hipogonadotropik azoospermi olgularında
serum FSH düzeyi ya düşük ya da normal sınırlarda bulunur.
Azoospermiya
nadir de olsa ejakulatör kanal fonksiyon bozukluklarında
da rastlanılır. Bunlarda genellikle ejakulat volümü
azalmıştır ve sıklıkla oligozoospermi bulunur. Retrograd
ejakulasyon veya emisyon bozukluğu da azoosperminin
diğer nadir nedenleri arasında sayılabilir. Emisyon
yokluğunda azoospermi görülürken, retrograd ejakulasyonda
düşük semen volümü ve oligozoospermi de bulunabilir.
Ama bulbouretral bezlere ait sekresyon nedeni ile düşük
de olsa bir miktar ejakulat çıkmasına rağmen azoospermisi
vardır. Retrograd ejakulasyona azoospermi olguları arasında
%18 oranında rastlanılabileceği bildirilmektedir.
Bütün
bunların yanı sıra, spermatogenez bozukluğu ve genital
sistem obstrüksiyonları azoosperminin en sık rastlanılan
nedenleridir.
Klinik
protokoller azoosperminin klasifikasyonu için yeterlimidirler?
Azoosperminin
değişik formları için hazırlanmış farklı protokoller
çok sayıda klinik tarafından kullanılmaktadır. Bunlardan
birisi Ezeh'in tanımladığı protokoldür. Pretestiküler
- testiküler - posttestiküler şeklindeki Sharif (2000)
protokolünden en önemli farkı idiyopatik azoospermi
olgularını da değerlendiriyor olmasıdır. Çünkü idiyopatik
azoospermi azoospermi olguları arasında önemli bir yer
tutmaktadır. Bunların non-obstrüktif azoospermi olgularının
yaklaşık %48-50'sini oluşturmaktadırlar. Son çalışmalar
göstermiştirki, idiyopatik olarak değerlendirilen azoospermi
olgularının önemli bir kısmı aslında genetik etiolojiye
sahiptir. Bu nedenledir ki idiyopatik azoosperminin
spermetogenez bozukluğu grubu içine alınması uygun görülmektedir.
Klinik
protokollerin yapılmasının esas faydası, değişik azoospermi
formundaki erkeklerin tedavi ve araştırılmalarını kolaylaştırmasıdır.
Tedaviye başlanılmadan önce hastanın hangi gruba girdiğinin
bilinmesi son derece önemlidir. Çünkü her grubun kendine
göre bir tedavisi bulunmaktadır. Örneğin, her ne kadar
testiküler ve epididimal kaynaklı spermlerin kullanılmasıyla
yapılan ICSI sonuçları aynı olsa da, obstrüktif azoospermi
olgularında epididimal spermlerin kullanılması tercih
edilir. Çünkü bunların hazırlama tekniklerine dayanıklılığı
daha fazladır. Epididimal spermlerin mikrocerrahi yöntemle
(MESA) yada perkütan (PESA) olarak elde edilmesi kolaydır.
Fibrozis ya da agenezi nedeniyle epididimal spermlerin
alınamadığı durumda testislerden alınan spermler kullanılır.
Spermatogenez bozukluklu olgularda spermatogenez odaklarının
testis içerisinde fokal dağılımı nedeniyle testislerden
multipl biyopsilerle çıkarılan ya da daha büyük tek
bir parçanın çıkarılmasıyla elde edilen dokuda sperm
ekstraksiyonu yapılması (TESE), perkütan sperm aspirasyonuna
(TESA) tercih edilir. Retrograd ejakulasyon olgularında
adrenerjik ilaçlarla antegrad ejakulasyon sağlanabileceği
gibi, ejakulasyon sonrası mesane içerisine geçen spermatozoaların
hazırlanarak üremeye yardımcı tekniklerde (IUI veya
IVF, ICSI) kullanılması da mümkündür. Hipogonadizme
bağlı azoospermilerde ise pulsatil GnRH veya gonadotropinler
ilk seçenek olmalıdır.
Azoosperminin
nedeninin spermatogenez bozukuluğu mu yoksa genital
sisteme ait obstrüksiyon mu olduğunu anlamanın gold
standardı skrotal eksplorasyonla birlikte veya tek başına
testis biyopsisi ile histolojik inceleme yapılmasıdır.
Biyopsinin normal gelmesi durumunda obstrüksiyondan
şüphelenilirken, hipospermatogenez, maturasyon aresti,
Sertoli cell only sendromu ya da tubuler skleroz gelmesi
spermatogenez bozukluğuna işaret eder. Ancak testis
biyopsisinin de ilk muayenede çoğu zaman daha önce yapılmış
bir biyopsi sonucunun bulunmaması ve tekniğin invaziv
olması gibi bazı klinik kısıtlamaları vardır. Bu nedenle
hastaya uygulanacak seprm elde etme yönteminin seçimi
sıklıkla klinik parametrelere dayandırılmakta, özellikle
serum FSH düzeyi ve testis volümü önem kazanmaktadır.
FSH ve testis volümünün normal bulunması obstrüktif
bir olayı düşündürürken, testislerde atrofi bulunması
ve birlikte FSH'nın yükselmesi spermatogenez bozukluğunun
bir göstergesi olabilir. Gene de, maturasyon arresti
bulunan olgularda bile %57'sinde bu iki parametre normal
olabilmektedir. Bu nedenle sadece serum FSH ölçümü ve
testiküler atrofi, maturasyon aresti bulunan hastaların
önemli bir kısmının yanlış değerlendirilmesine sebep
olacaktır. Neticede, azoospermili hastalarda spermin
hangi yolla elde edileceğine karar vermek için daha
detaylı klinik protokollere ihtiyaç olduğu açıkca görülmektedir.
Burada
en önemli soru hiç kuşkusuz klasik obstrüktif veya non-obstrüktif
azoospermi şeklinde yapılan klasifikasyon yerine hangi
gruplandırmanın yapılmasının doğru olacağıdır. Şu ana
kadar yukarıda belirtilen Sharif ve Ezeh tarafından
tanımlanmış olan 2 ayrı protokolü ve klasik sınıflandırmayı
karşılaştıran bir çalışma bildirilmemiştir. Klinik protokollere
dayanılarak bir hasta seçimi yapılması başka bakımlardan
da güçlük göstermektedir. Her ne kadar serum FSH düzeyi
ve testis volümlerinin normal bulunması obstrüktif bir
patolojiyi düşündürürüse de, FSH'daki bir yükselme genital
sistemde bir obstrüksiyonu da ekarte etmez. Bunun tersi
de geçerlidir. Örneğin, bir çalışmada serum FSH'sında
önemli yükselme gösteren bir grup erkekte testis biyopsileri
normal bulunmuştur ve bunlara skrotal eksplorasyon yapıldığında
epididim ya da vaz deferenslerde obstrüksiyon bulunduğu
görülmüştür. Normal FSH ve bununla birlikte obstrüksiyonu
olan olguların %9.5'inde ise testis biyopsilerinde defektif
spermatogenezin varlığı ortaya konmuştur. Daha önce
vazektomi yapılıp, daha sonra kemoterapi alımına bağlı
testiküler bozukluk gelişen olgular da bildirilmiştir.
Böyle kompleks olguların klasik azoospermi klasifikasyon
protokolleri ile değerlendirilmeleri imkansızdır. Bunlarda
TESE, TESA ya da MESA'ya karar vermeden önce, serum
FSH ölçümü ve testis volümleri dışında başka klinik
parametrelerin de devreye sokulmaları gerekmektedir.
Ayrıca, spermatogenez bozukluğu olduğuna karar verdiren
parametrelerin, moleküler seviyede bir patoloji yaratarak
spermatogenez bozukluğuna neden olan durumları göstermede
de fikir vermeleri gerekir.
Azoosperminin
genetik sınıflandırması
Ciddi
erkek faktörü infertilite olgularının yaklaşık %30'unda
genetik problemler söz konusudur. Azoospermi yada oligozoospermi
olgularının yaklaşık %13-20'sinde Y kromozomunun distal
ucunda AZF bölgesinde bazı genlerde delesyon bulunmaktadır.
3 tip AZF bölgesi tanımlanmıştır: AZFa, AZFb, AZFc.
Bu bölgelerde bulunan DAZ (deleted in azoospermia),
RBM (RNA-binding motif), DBY (dead box on the Y), DFFRY
(Drosophila fat-facet-related Y) gibi çok sayıda gen
tanımlanmıştır. Ayrıca, otozomal kromozomlar üzerinde
de spermatogenez ile ilgili bazı genlerin varlığı bilinmektedir.
Örneğin, DAZL1 (DAZ-like) geni DAZ'ın homoloğu bir gen
olup, 3 numaralı kromozom üzerinde lokalizedir. DAZL1
DAZ ile aynı değildir, çünkü DAZ'ın 7-16 tekrarı bulunurken,
DAZL1'in sadece 24 aminoasitlik bir adet sekansı mevcuttur.
İnfertil
ve fertil erkeklerin fertilite potansiyellerinin genetik
değerlendirme sonuçlarına göre sınıflandırılmaları konusunda
çalışmalar yapılmaktadır. Y mikrodelesyonu bulunmayan
erkeklerin DNA'ları PCR ile değerlendirilerek, şahıslar
I, II, III ve IV olmak üzere 4 halotip grubuna ayrılmışlardır.
Halotip II'de bulunan erkekler en düşük sperm sayısına
sahiptirler. Diğerlerinde idiyopatik azoospermiye yatkınlık
yapabilecek HLA tip 1 antijen defekti sorumlu tutulmaktadır.
İdiyopatik infertil erkeklerde HLA-A33, B13 ve B44 görülme
sıklığı anlamlı derecede yükselmiştir. Normozoospermik
ve infertil erkekler arasında HLA tip II alel yapılarında
farklılık da gözlenmektedir.
Azoospermi
sayısal (Klinifelter gibi) ya da yapısal (translokasyonlar
gibi) kromozomal anormalliklere, veya mitokondri veya
androjen reseptör genlerinde mutasyon yapan çok sayıda
monogenik patolojilere de bağlı olarak gelişebilir.
Neticede, spermatogenez bozukluklarının çeşitli genetik
bozukluklara bağlı olabileceği görülmektedir. Ancak
bu genlerin spermatogenezi nasıl etkiledikleri tam anlamıyla
ortaya konmuş değildir.
Genetik
bozukluklar aynı zamanda bazı obstrüktif azoospermi
olgularına da neden olabilmektedir. Konjenital vaz deferens
yokluğu obstrüktif azoospermi olgularının en az %6'sından
sorumlu olup, erkek infertilitesinde %1-2 oranında rastlanılırlar.
Konjenital vaz deferens yokluğu bulunan erkeklerin %60'ında
CFTR geninde veya 5T alelinde mutasyon vardır. Genelde
bu mutasyonların her ikisine birlikte rastlanılır. Ayrıca,
Kalmann sendromundan sorumlu genetik defektler de tanımlanmıştır.
Burada olfaktor ve GnRH'nın olfaktor bölgeden septal-preoptik
nukleusa axonal migrasyonundan sorumlu bir proteini
kodlayan KALIG-1 geninin delesyonu mevcuttur. Gelecekte
erkekte değişik infertilite formlarına neden olan çok
sayıda başka genetik hastalıkların keşfedileceği görüşü
hakimdir.
Sonuç
Azoosperminin
obstrüktif ve non-obstrüktif olarak sınıflandırma sisteminin
artık modifiye edilmesi gereği doğmuştur. Gerek tedavi
gerekse araştırma amacıyla olsun, uygun hasta seçiminin
yapılabilmesi ancak iyi bir klinik sınıflandırma ile
mümkün olmaktadır. Yine de hangi protokolün daha faydalı
olduğuna karar vermek için kesin bir kanaat edinilmemiştir.
İnfertilitenin genetik nedenleri daha yeni araştırılan
bir alandır Genetik bozuklukların doğacak çocuğa da
geçme olasılığı göz önüne alınarak, tedavi şekli değişebilir.
Bu nedenle erkekte infertilitenin genetik bir sınıflandırması
da gündeme gelebilir.
Tablo.
Ezeh tarafından önerilen azoospermi sınıflandırması
ve karşılık gelen tedavi seçenekleri.
| Azoospermi kategorisi |
Klinik bulgular |
Tedavi |
| Obstrüktif azoospermi |
Vazektomi
Vazektomi onarımı
Testislerde büyüme
Epididimde distansiyon
Vaz deferens yokluğu
Epididim yokluğu
Semen pH <7
ASA varlığı |
MESA, PESA, TESa,
TESE |
| Ejakulatör kanal
disfonksiyonuna bağlı azoospermi |
Düşük semen volümü
<1 ml
Diyabet
Retroperitoneal lenfadenektomi
Mesane boynu cerrahisi
Spinal travma |
Alkalinize edilmiş
semen kullanılarak IUI veya IVF |
| Hipogonadotropik
azoospermi |
Kallmann sendromu
Endokrin bozukluklar
FSH / LH düşüklüğü |
Gonadotropinler veya
pulsatil GnRH pompası |
| Primer testiküler
yetmezlik |
İdiyopatik
Kemoterapi
Radyoterapi
Malinite
Kriptorşidizm
Orkidopeksi
Torsiyon
Kabakulak orşiti
Karyotip bozukluğu
Testis atrofisi <13 ml
Y kromozom delesyonu |
TESE |
Tavsiye edilen kaynak: Ezeh
UIO: Beyond the clinical classification of azoospermia.
Hum Reprod 2000: 15: 2356-2359.
|