|
SPERMATOZOA
BULUNAMAYAN AZOOSPERMİ OLGULARINDA ALTERNATİF GAMET
KAYNAKLARI VE KLONLAMA
Tsai MC,
et al: Opinion: Alternative sources of gametes: reality
or science fiction? Hum Reprod 2000: 15: 988'den özetlenmiştir.
Dr.
Kaan AYDOS
İnfertilitenin
gerek araştırılması gerekse tedavisinde büyük ilerlemeler
kaydedilmiş olmasına rağmen, hastaların hala önemli
bir kısmında gebelik sağlanamamaktadır. Olguların büyük
bir kısmında spermatogenez yetmezliği ve/veya oosit
yaşlanması sorumlu tutulmaktadır. Donör gametlerinin
kullanımı legal, etik ve sosyal bazı önemli problemleri
de beraberinde getirmiş olup, çiftlerin bu yolu seçmelerini
kısıtlamaktadır. Ancak, günümüzde üreme teknolojisinde,
özellikle eksperimental çalışmalarda kaydedilen hızlı
ilerlemeler sayesinde gametler için alternatif kaynak
bulunması ve bu şekilde çiftlerin kendi genetik materyallerinden
doğacak bir çocuk sahibi olabilmeleri konusunda umut
doğmuştur. ICSI kullanılarak insan oositlerinin spermatid,
hatta sekonder spermatosit gibi immatür sperm prekursörü
hücreler ile fertilizasyonu yapılarak sağlıklı bebekler
dünyaya getirilmiştir. Gebeliklerin bir kısmı in vitro
şartlarda yapılan spermatogenezden elde edilen spermatidler
kullanılarak başarılmıştır. Farelerde primer spermatositler
bile normal embriyogenez oluşturabilmektedir. Spermatogoniumun
hayvanlarda testise transplantasyonunun, hatta ksenotransplantasyonun
başarılmış olması, spermatogenez arresti bulunan veya
kanserli erkeklerin tedavilerinde bunun alternatif bir
kaynak olabileceğini ortaya koymaktadır. Somatik hücrelerin
nukleuslarının oosit içine transplante edilmeleri ve
burada haploid hale getirilebilmeleri, yaşa-bağlı anöploidinin
üstesinden gelinmesinde ve bu sayede sağlıklı oositler
elde edilmesinde pratik bir yol olarak görülmektedir.
Ama her şeyden önemlisi burada tanımlanan yöntemlerin
insanda uygulanmasına başlanılmadan önce güvenlirliliklerinin
ispatlanmasıdır. Bu yazıda ayrıca, bahsedilen uygulamalarda
sitoplazma kalitesi ve genetik imprinting'in etkileri
de tartışılmaktadır.
Yaklaşık
20 yıl öncesine kadar çocuk sahibi olabilmek ancak doğal
yolla gerçekleşebiliyordu. Önceleri üremeye yardımcı
teknikler (ÜYT) sadece donör spermi ile başarılı sonuçlar
verirken, homolog sperm kullanıldığında başarı düşük
kalmaktaydı. 1978'de insanda IVF ile ilk kez gebeliğin
elde edilebilmesi ile bu alanda radikal değişiklikler
başladı. Yine de infertil çiftlerin yaklaşık %40'ı sperm
kalitesindeki bozukluk nedeniyle çocuk sahibi olamamaktadır.
IVF ile başarılı olunamayan olgular içinse 1992'de Palermo
tarafından insanda ilk kez uygulanan ICSI ile önemli
oranda gebelik şansı doğmuş oldu. Çalışmalar ilerledikçe
ICSI azoospermik olgularda da başarıyla kullanılmaya
başlanıldı. Gerek etik bir sorun olmaması gerekse donör
spermine ihtiyaç bırakmaması nedeniyle ICSI artık geniş
çapta kullanılan bir yöntem haline gelmiştir.
Yine de
IVF ve ICSI, sorunları tamamen halletmiş değillerdir.
Artık kadının her yaşta çocuk sahibi olabilmesi gündeme
gelmiştir. Bu özellikle 40 yaş üzeri kadınlarda önemli
bir problem teşkil etmektedir. Her ne kadar ileri yaş
kadınlarda oosit bağışlanması ile çocuk sahibi olunabiliyorsa
da, çiftlerin çoğu kendi çocuklarına sahip olmayı istemekteler
ve üreme tıbbında günümüzde kaydedilen ilerlemeler sayesinde
artık bu konu üzerinde çalışılmaktadır.
İleri
yaş kadınlarda infertilite nedenleri arasında en önemli
kısmı koit sıklığındaki azalma, primordial folliküllerde
azalma ve özellikle yüksek orandaki oosit anöploidisi
oluşturmaktadır. Metafaz II oositlerde, primer olarak
mayoz I sırasında bivalent kromozomların ayrılamamasına
(non-disjunction) bağlı ortaya çıkan anöploidi sıklığı,
25-34 yaş grubu için %4.9, 35-39 için %11.5 ve 40-45
arasındakiler için %29.8 olarak bulunmaktadır. İleri
yaş kadınlarda düşük gebelik oranlarının en önemli nedenlerinden
biri anöploididir. Çünkü genç oosit donörleri ile daha
yüksek oranda gebelik elde edilebilmektedir. Şüphesiz
ki, ileri yaş gebelikler doğan çocukta otozomal trizomi
gelişmesi için predispoze bir faktördür.
Azoospermi
ve oosit anöploidisi için tedavi arayışları, özellikle
kendi genetik materyalleri ile çocuk sahibi olmak isteyen
infertil çiftlerde, spermatozoa ve oosit için başka
alternatif kaynakların bulunması konusunda araştırıcıları
stimüle etmiştir. Bu amaçla son yıllarda klonlama üzerinde
yoğun çalışmalar başlatılmıştır.
Spermatozoa yerine sperm
prekürsörleri kaynakları
Spermatidler
Taze ejakulat
spermatozoası ile yapılan ICSI'lerin etkinliği gözlendikten
sonra, obstrükte epididimden toplanan spermatozoalar
da ICSI'de kullanılmaya başlanmıştır. Ama obstrükte
olmayan azoospermi olgularında spermatozoa ancak testislerden
elde edilebilmektedir. Non-obstrüktif azoospermi olgularının
önemli bir kısmında spermatogenezde maturasyon arresti
söz konusudur. Bununla birlikte, maturasyon arrestinin
tüm tubüllerde değil de bazı tubüllerde bulunuyor olması,
diğer alanlarda ise normal spermatogenezin bulunması,
maturasyon arrestli bu olgularda ICSI'de kullanılmak
üzere spermatozoa elde edilmesini mümkün kılmaktadır.
Oysa bazı Sertoli cell only sendromlu olgularda germinal
aplazi tüm tubülleri tutabilmekte ve bunlarda hiçbir
şekilde germ hücresi bulma olanağı kalmamaktadır.
Azoospermik
olgularda spermatozoanın bulunamadığı durumlarda daha
immatür germ hücrelerinin kullanılması ile gebelik elde
edilmesi uğraşıları ilk olarak Ogura ve Yanagimachi
(1993) tarafından eksperimental temelde başlatıldı.
Oysa spermatogenezin gerekli bir sonucu haploidizasyondur,
yani fertilizasyonun olabilmesi için önce germ hücresinin
haploid hale gelmesi gerekmektedir. En erken oluşan
haploid hücre round (yuvarlak) spermatiddir. Tavşan,
hamster ve fare round spermatidleri mikroenjeksiyon
ile veya elektrofüzyon yoluyla oosit içerisine verildikleri
zaman, kendi DNA'larını replike edebilirler, syngamy
oluşturabilirler ve komplet gelişmeyi sağlayabilirler.
Hayvanlarda
elde edilen bu başarılı sonuçlar insanlarda da immatür
spermatogenetik hücrelerin oosit içerisine enjeksiyonunu
gündeme getirmiştir. Bu yolla round spermatidler kullanılarak
yapılan ICSI (ROSI) neticesi fertilizasyon ve erken
klivaj başarılabilirken, elongated (zamaya başlamış)
spermatidler ile de sağlıklı bir çocuk doğurtuldu (Vanderzwalmen
1995, Fishel 1995, 1997). Arkasından round spermatidler
ile de normal doğumlar bildirildi (Tesarik 1995, 1996).
Ama round spermatidler ile yapılan ICSI neticesi fertilizasyon
ve gebelik oranları çok düşük kalmıştır.
ROSI başarısının
düşüklüğü bazı soruları tartışmaya açmıştır. Acaba elongated
spermatidlerin başarısı round'lardan daha mı fazladır.
Ayrıca round spermatidler kullanılırken bu hücrenin
seçimi sırasında spermatosit, monosit ya da polimorf
nuklear lökositlerin round spermatidlerden ayrımı da
çok güç olmaktadır. Akrozomal granül her zaman kolay
ayırd edilememektedir. Son zamanlarda mikroskopi tekniğinde
bazı modifikasyonlar yapılarak, bu güçlüklerin giderilmesine
çalışılmaktadır (Verheyen 1998).
Bir diğer
problem ise oosit aktivasyonudur. Oosit aktivasyonunda
tetik mekanizmayı başlatan sinyal kalsiyum olup, sperm-oosit
füzyonu esnasında spermatozoa içerisinde bulunan bir
faktör oosit içerisine kalsiyum çıkışını başlatır. ICSI
başarısızlıklarının en önemli nedenlerinden birisi bu
aktivasyonun gerçekleşememesidir. Yada spermin penetrasyonunu
takiben suboptimal bir aktivasyonun olması fertilizasyonu
belli bir kademede durdurur. Komple spermatogenez yetmezliği
bulunan azoospermik erkeklerin testislerinden alınan
spermatidlerde bu aktivasyonun gelişememesi, ROSI'de
başarılı olunamamasının bir sebebi olabilir. Oysa spermatogenezi
normal devam eden bir erkekten alınan round spermatid
ile, aynı matür spermatozoada olduğu gibi, normal kalsiyum
sinyal mekanizması gerçekleşebilmektedir. Anormal kalsiyum
sinyal mekanizmasının ICSI ile oluşacak embriyolarda
kromozomal anormalliğe de neden olabileceği ileri sürülmektedir
(In't Veld 1995, Tesarik 1998).
Maturasyon
arrestli hastalarda apopitotik germ hücrelerinin sık
bulunması da ROSI'yi değişik mekanizmalarla bozabilir.
Örneğin bu sırada aktive olan hidrolazlar, spermatid
DNA'sında ve oosit aktive edici faktör gibi gelişimden
sorumlu sitoplazmik faktörlerde hasara yol açabilir.
Matür
spermatozoa enjekte edilmesine rağmen fertilize olamayan
oositler yüksek oranda prematür kromozom kondensasyonu
(PCC) gösterirler. Aynı olayı spermatidler kullanıldığında
da görmekteyiz. Matür spermatozoalarda, kondanse olmuş
-S-S- bağları ile stabilize hale getirilmiş protaminler,
sperm nukleusunun oosit metafaz promoting faktör tarafından
(MPF) erkenden metafaza girmesine mani olurlar. Oysa
round spermatidlerde kromatin dağınık halde bulunmaktadır
ve histon/protamin substitusyonu güçlükle başlayabilir.
Buradan yola çıkarak, nuklear matüritenin önemi anlaşılmakta
olup, aynı zamanda neden elongated spermatidlerin başarısının
round spermatidlerden daha iyi olduğunu da izah eder.
İlginç olanı, PCC her zaman bozuk gelişime neden olmaya
bilirde. Örneğin, farelerde round spermatidin enjekte
edildiği bir oositte aktivasyon gecikmesi olmasına rağmen,
normal doğumun başarılmış olması bunu desteklemektedir.
Oysa, PCC'nin immatür germ hücrelerinin, aynen somatik
hücre nukleuslarında gözlendiği gibi, nuklear programının
yeniden düzenlenmesinde yardımcı olmasının da söz konusu
olabileceği ileri sürülmektedir (Wells 1999).
Her ne
kadar ROSI ile sağlıklı bebekler dünyaya getirilmiş
olsa da, ROSI'nin azoospermik erkeklerde bir tedavi
biçimi olduğu bazı otörlerce kuşkuyla karşılanmaktadır.
Silber ve Johnson'a (1998) göre elongated spermatidlerin
bulunmadığı olguların hiç birisinde round spermatid
de bulunmamaktadır. Maturasyon arresti ise daima bir
mayoz defekti olarak ve daha ileri gelişim göstermeden
bulunmuştur. Yani maturasyon arresti olayı sadece basit
bir şekilde round spermatidin elongated spermatid durumuna
geçememesi değildir. Buradan çıkan sonuç şudur: eğer
spermatid kullanılarak ICSI yapılacaksa mutlaka matür
spermatozoa ya da elongated spermatidin bulunması gerekmektedir.
Aksi takdirde bulunan round spermatid ile yapılacak
bir ICSI başarısız kalacaktır.
Diğer
yandan eğer başarılı olduğu kanıtlanırsa ROSI, spermatozoa
bulacağız diye geniş çaplı biyopsilemenin yol açacağı
zararlara gerek bırakmayacak bir yöntemdir de. Çünkü
TESE sırasında testiste iskemi gelişebileceği gösterilmiştir.
Bu risk tunika albuginea üzerinde çok sayıda kesi yapıldığında
daha da artmaktadır. Üstelik, spermatid basamağında
komple maturasyon arresti de bulunabilir ve çoğu olguda
geç spermatidler ve spermatozoa bulunmamasına rağmen
sadece round spermatidler de bulunabilir. Bütün bu nedenler
göz önüne alındığında, round spermatidler kullanılacaksa
yöntemin düşük güvenilirliliği ve başarısının azlığı
konularında hastaların mutlaka bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Spermatositler
Sekonder
spermatositlerin oosit içerisine enjekte edildiklerinde
mayozlarını tamamlayacakları, farelerde gösterilmiştir.
Matür oosit içerisine sekonder spermatositlerin verilmesini
takiben 2. saatte bazı spermatosit nukleusları prematür
kromozom kondensasyonu ve mikrotubulü oluşumu göstermektedirler.
İçerisine spermatosit verilmiş oositlerin elektrik aktivasyonlarını
takiben hem oosit hem de spermatosit kromozomları iki
pronukleus ve iki polar cisim (biri anneden birisi de
babadan) oluşturacak şekilde mayozlarını tamamlamaktadırlar.
Böylece elde edilen 2 hücreli embriyolar anneye transfer
edildiklerinde %24'ünde full-term gebelik başarılabilmiştir.
Benzer şekilde, Sofikitis (1998), elektrikle aktive
edilmiş oosit içerisine sekonder spermatosit nukleusu
enjekte ederek, kadında ikinci polar cismin ve erkeğe
ait bir pseudo-polar cismin dışarı atıldığını, sonuçta
iki pronukleusun oluşarak embriyonun geliştiğini ve
sağlıklı bir çocuk dünyaya geldiğini bildirmiştir.
Her ne
kadar sekonder spermatositlere göre etkinliği daha düşük
olsada, fare primer spermatositlerinin de matür ya da
matüre olmak üzere olan oositler içerisine verildiklerinde
mayozlarını tamamlayabilecekleri bildirilmiştir (Kimura
1998, Sasagawa 1998). Elektrik ile aktive edilmiş matür
oositler içerisine primer spermatosit nukleusu enjekte
edildiğinde, MII evresine ulaşmaktalar ve iki polar
cisimlerini (oosit orijinli PbII ve spermatosit orijinli
PbI) atabilmektedirler. Spermatositten gelen polar cisim
bir diğer matür oosit içerisine verildiğinde ise erkek
pronukleusu oluşabilmekte, ve artık haploid hale gelmiş
olan bu primer spermatosit ile embriyo gelişimi başarılabilmektedir.
Aşağıda,
bahsedilen kopyalama tekniğinin eğer insanda uygulansa
nasıl önerildiğinin şematize edilmiş hali görülmektedir.
Şekil
1. Sağlıklı bir kadından elde edilen yumurtanın,
mikroskop altında çekirdeği çıkarılır.
Şekil
2. Kopyalanacak olan insanın uygun bir vücut hücresi,
hazırlanan yumurtanın içerisine enjekte edilir.
Şekil
3. Hazırlanan yumurta elektrik akımına tabi tutulur.
Şekil
4. Takiben hücre bölünmesi gerçekleşerek embriyo
oluşur, oluşan embriyo ise annenin rahmine nakledilir.
Benzer
şekilde, primer spermatosit nukleusu MII oosit içerisine
enjekte edilerek, artan MPF seviyesi sayesinde kromozom
kondensasyonu indüklenerek spindle formasyonu gelişebilmektedir.
Böyle oositler önce biri oosite diğeri spermatosite
ait 2 polar cisim atmaktalar, ve elektrikle aktive edilir
edilmez mayozlarını tamamlayarak iki pronukleus oluşturabilmekte
ve iki yeni polar cisim yaparak dışarı atabilmektedir.
Bununla birlikte, 2 hücre evresinde transfer edilen
böyle 258 embriyodan sadece 2'si normal gelişim gösterebilmiştir
(Sasagawa 1998).
Başarıdaki
bu düşüklüğün nedenleri araştırılmaktadır. Mekanik manipulasyon,
mediumların optimum olmaması veya yetersiz imprinting
ve DNA onarımı belki de başarısız kalınmasının sorumlu
faktörleridir. Primer spermatositlerle enjekte edilmiş
oositlerde kromozomal anormalite sıklığının yüksekliği
de etkili olmuş olabilir. Nukleusta haploidasyonun sağlanması
için MII oositler yerine immatür oositlerin kullanılması
ile biraz daha iyi sonuçların alındığı gözlenmektedir
(Ogura 1998).
Henüz
gelişim aşamasında olsa da, sıklıkla profaz sonunda
ortaya çıkan (primer spermatosit evresinde) spermatogenetik
arrest bulunan olgularda spermatositlerin kullanımının
bir gün, iyi bir tedavi seçeneği olacağı kanısı vardır.
Her ne kadar infertil erkeklerin %50'si ya zigoten evresinde
sinaps (kromozom pairing) ya da geç pakiten evresinde
desinaps (paired homologların erken separasyonu) anomalileri
gösterseler de, özellikle sağlıklı hücreler seçilebilirse,
spermatogenetik arrestin tedavisinde spermatositler
gelecekte alternatif bir tedavi seçeneği olabileceklerdir.
Gerçektende in vitro kültür, transmayotik farklılaşmasını
başarmış sağlıklı hücreleri seçebilme olanağı vermekte,
ve bu şekilde immatür germ hücrelerinin veya bunların
nukleuslarının oosit içerisine direkt enjeksiyonlarına
alternatif bir yöntem olma özelliği taşımaktadır (Tesarik
1998). Primer spermatosit evresinde maturasyon arrestine
bağlı olgularda bu tekniğin kullanılmasını takiben,
ilk 2 yavru doğurtulmuş olup, hiç birisinde sayısal
ya da yapısal kromozom anomalisi ortaya çıkmamıştır
(Tesarik 1999).
Genomik
imprinting
Diploid
hücrelerde allellerin eksklusyonu, bazı genlerin iki
allelinden birinin inaktivasyonuyla sonuçlanmaktadır.
Imprinting denilen maternal veya paternal allellerin
bu şekilde inaktivasyonu olayı, DNA'larının sitozin
rezidülerinin 5' pozisyonunda metilasyonu sonucu gerçekleşen
bir epigenetik modifikasyon şeklinde oluşmaktadır. Sessiz
kalan gen yeniden aktive olduğu zaman demetilasyon yoluyla
bu olay tersine dönebilir. Eksprese edilmedikleri dokuların
çoğunda dokuya spesifik genler metillenmişlerdir, eksprese
edildikleri dokularda ise bir modifikasyona uğramazlar.
Tersine, 5' CpG bölgesine bağlı evsahibi genler bütün
dokularda metillenmemiş haldedirler. Metilasyon keza,
kadın somatik hücrelerindeki inaktiv X kromozomu üzerinde
bulunan genlerin represyonlarının idamesinde de rol
alır.
Genomik
imprinting normal gelişim için çok önemlidir. Gametogenez
veya erken gelişim dönemi sırasında bozulması Prader-Willi
ve Angelman sendromları gibi bazı genetik hastalıklara
neden olabilir, ve çocukluk çağı malign tümörlerinin
gelişimini uyarabilir. Memelilerin gelişiminde genomik
imprinting'in önemi ilk olarak 1977'de anlaşılmıştır.
Gen inaktivasyonu konusunda yapılan çalışmalarda kadında
imprinte olan genlerin embriyonik büyümeyi, erkekte
imprinte olan genlerin ise plasental büyümeyi sağladıkları
ortaya konmuştur. Embriyo gelişiminin erken basamakları
sırasında dramatik metilasyon değişikliklerinin oluştuğu
gözlenmektedir. Erken blastomer DNA'larının çoğu metillenmemiştir,
ve totipotensleri bununla ilgilidir. Ama, implantasyonu
takiben yaygın bir de-novo metilasyon dalgası, evsahibi
genler dışında genomun büyük kısmını değiştirir. Aberran
metilasyon embriyo gelişimine zarar verir. Metiltransferaz
ekspresyonu düşük olan bazı hayvanların embriyolarının
miyadında gelişim gösteremedikleri gözlenmektedir. Diğer
yandan, transgenic farelerde H19 geninin aşırı ekspresyonu
geç dönem gestasyonel ölümlerine neden olmaktadır ve
Snrpn gen (paternal imprinte olmuş allel) bölgesinde
maternal duplikasyon farelerde postnatal ölümlere yol
açmaktadır. Ayrıca, tümör supresor gen promotor'unun
metilasyonu da tümör gelişimine katkıda bulunmaktadır.
Gametogenez
sırasında imprinting olaylarının kesin zamanlaması tam
kesinlik kazanmamış olmakla birlikte, bazı indirekt
kanıtlar ileri sürülmektedir (Tycko 1997). ICSI'de immatür
germ hücrelerinin kullanımı hangi evrelerde imprinting
olayının inkomplet olduğunu ortaya çıkarmaya yardımcı
olabilir. ROSI ile elde edilmiş olan fare embriyolarında,
çok sayıda paternal ve maternal imprinte olmuş genlerin
ekspresyonunda, kontrole göre bir fark bulunmadığı ortaya
konmuştur. Her iki sekste de erken gelişim dönemlerinde
germ hücrelerinde metilasyon farklılıkları gözlenmemiştir.
Spermatogenez sırasında, muhtemelen primordial germ
hücrelerinde veya replike olan gonositlerde, imprinting'de
mayozdan önce silinme görülür. DNA metiltransferaz aktivitesine
göre, imprinting'in tekrar gerçekleşmesinin geniş oranda
preleptoten, leptoten ve zigoten evrelerinde ortaya
çıkacağı savunulmaktadır. Ancak, round spermatidlerde
rezidü metiltransferaz aktivitesi bulgusu, imprinting'in
yalnızca mayozdan sonra tamamlanabileceğini düşündürmektedir.
Bunun bazı minör elementleri spermiasyondan sonra bile
inkomplet kalabilir, çünkü Pgk-2, ApoA1 ve Oct-3/4 gibi
genlerin metilasyonları spermin epididimden geçişi sırasında
gözlenmektedir.
Spermatogonium
transplantasyonu
1994'de
Brinster ve Zimmermann erkek stem hücrelerinin steril
farelerde seminifer tubüller içerisine enjeksiyonlarını
takiben testisde tekrar çoğalabileceklerini göstermişlerdir.
Hatta bu yöntem ile fertil spermatozoalar bile elde
edebilmişlerdir. Kolonizasyon, normal spermatogenezdeki
kompleks hücre birlikteliğinin rekonstrüksiyonunda daima
ümit verici bir ilgi alanı olmuştur. Nihayet, rat stem
hücrelerinin fare seminifer tubüllerinde kolonize olup
olmayacakları araştırılır hale gelmiştir.
Ratlardan
alınan hücreler immün yetmezlikli fare testislerine
transplante edildiğinde, farelerin epididmlerinde 110
günden sonraki bazı hayvanlarda normal morfolojide rat
spermatozoaları elde edilmiştir (Clouthier 1996). Bir
fare testisi içerisinde rat spermatogenezinin görülmesi,
başka türlere ait stem hücrelerinin transplante edilebileceğini
ispatlamış olup, insanda da stem hücreler kullanılarak
ksenogeneic (başka türe ait) spermatogenezisin başarılabileceği
ümidini doğurmuştur. Maymunda da otolog spermatogonial
transplantasyonu takiben 4. haftada seminifer tubüller
içerisinde spermatogenezis yeniden başlatılmıştır (Schlatt
1999).
İnsan
spermatogoniumlarının ksenogeneic transplantasyonu ICSI
ile birlikte uygulandığında, mayotik veya post-mayotik
germ hücrelerinin kullanılmasına alternatif bir tedavi
modeli olarak görülebilir. Örneğin, radyasyon sırasında
veya kemoterapi verilirken hücre proliferasyonunun supresyonu
ile stem hücrelerinin sensitivitesinin azaltılması amacıyla
hormonal baskılama yöntemi her zaman başarılı olmamaktadır.
Böyle olgularda germ hücrelerinin alınarak bunların
sonradan seminifer tubüller içerisine yeniden verilmeleri,
germinal epitelyumun yeniden hayatiyete geçirilmesinde,
özellikle puberte öncesi hastalarda, potansiyel değerli
bir yöntem olabilir.
Bir diğer
husus ise insan spermatogenezinin bu işlem için yeterliliğidir.
Çoğu hayvan ile karşılaştırıldığında insanda bu yeterlilik,
muhtemelen spermatogenezin uzun sürmesi, germ hücre
konsantrasyonunun düşüklüğü ve seminifer tubüllerin
kapladığı testis yüzdesinin azlığı nedenleriyle, kısmen
daha azdır. Ayrıca insanda, özellikle ikinci mayoz sırasında
%36-45'lere varan önemli ölçüde germ hücre dejenerasyonu
olmaktadır.
Her ne
kadar insan spermatogoniumunun fare testisine transplantasyonu
başarılmayı beklemekteyse de, bunun gerçekleşmesi insan
spermatogenezinin araştırılmasında, kemoterapi veya
radyoterapiye giren erkeklerde fertilitenin korunabilmesinde
ve maturasyon arrestli olguların kesin tedavilerinde
değerli bir teknik olabilir. Ayrıca, aynı ratlarda olduğu
gibi insanda da spermatogoniumlar dondurularak saklanabilir
ve bu teknik kullanılarak ileride gebelik sağlanılabilir.
Örneğin kemoterapi sonrasında olduğu gibi, germ hücrelerini
kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalan erkeklerde
dondurularak saklanan spermatogoniumların radyasyon
uygulanmış testis içerisinde yeniden kolonizasyonu yapılarak
elde edilecek spermatidler, ileride ICSI'de kullanılabileceklerdir
de.
Bu güne
kadar insanda germ hücrelerinin transplantasyonu başarılı
sonuçlar vermemiştir (Reis 2000). İnsanda testis biyopsilerinden
ya da orkiektomi materyallerinden izole edilen spermatogonium,
spermatosit ve spermatidlerden oluşan miks hücre populasyonları
W/Wv fare testislerine (sadece birkaç primitif evre
germ hücrelerinin bulunduğu steril fareler) transfer
edilmişlerdir. Bu şekilde insan donör germ hücrelerinin
enjeksiyonu yapılan fareler, 48-230 gün takip edildiklerinde,
farelerin testisleri içerisinde spermatogenez yeniden
başlatılamamıştır (Reis 1999). İnsan spermatogoniumunun
başka hayvanlara transplantasyonunun başarılı olabilmesi
için, uygun bir alıcı hayvan türünün bulunması gerekmektedir.
Oosit
kaynakları
Hayvanlarda
denenen klonlama insanda da uygulanmaya çalışılmaktadır.
Ama bir çok ülkede insan klonlaması yasaklanmıştır.
Yine de, klonlamadan elde edilen yeni bilgiler ile nuklear
transfer gibi teknikler üreme tıbbında bu gün karşılaştığımız
önemli problemlere bir çözüm olarak görülmektedir.
Klonlamada
anahtar evre bir karyoplastın (kromozom kompleksi) izolasyonu
ve bununda nukleusu çıkarılmış bir ooplast (oosit sitoplazması)
içerisine transferidir. Oositin nukleusu, bir cam mikropipet
kullanılarak mikromanipülasyon ile ya da kimyasal tedavi
ile çıkarılabilir. Sonra içerisine karyoplast enjekte
edilir ve elektrik stimülasyonu verilerek veya viral
ajanlar kullanılarak, nukleusu çıkarılmış alıcı ooplast
ile bu karyoplastın füzyonu sağlanılabilir.
Embriyonik
ve somatik hücrelerin kullanıldığı nuklear transplantasyon
çalışmaları, sağlıklı bir embriyo gelişiminin başarılabilmesi
için maturasyon promoting faktör (MPF) tarafından yönetilen
nüklear bir yeniden programlanmanın gerekliliğini ortaya
çıkarmıştır. MPF, hücre siklusunda major sitoplazmik
kontrol faktörlerinden birisi olup, bir cyclin B, bir
regülatör komponent ve katalitik bir subunit olan p34cdc2'den
meydana gelir. Hücre siklusu esnasında p34cdc2'nin konsantrasyonu
değişmez, halbuki cyclin'lerin konsantrasyonu değişir.
Germinal vezikül parçalanmaya başlamadan hemen önce
oosit sitoplazmasında MPF aktivitesi artmaya başlar,
ve metafaz I (MI) süresince hep yüksek düzeyde kalır.
Anofaz ve telofazda MPF tekrar düşmeye başlar, ama hücre
MII'ye girdiğinde yeniden yükselir. Takiben, fertilizasyon
ya da oosit aktivasyonu olur olmaz MPF'de hızlı bir
düşme gözlenir. Transplantasyonda yüksek MPF aktivitesi
taşıyan sitoplazma içerisine transfer edilen tüm nukleuslarda
nukleus membranları parçalanır ve kromozomlar dekondense
hale geçer. Elektrik uyarısı ya da etanol veya strontium
içeren bir medyum ile muamele edilme gibi uygun bir
artifisyal uyarı verilerek hücre siklusu yeniden başlatılır.
Ancak, gelişecek hücrenin normal bir ploidi gösterebilmesi
için, donör nukleusu ve alıcı sitoplazmasının içinde
bulunduğu hücre siklusunun evresi de önemli bir faktördür.
Donör nukleusun füzyonu için oosit aktivasyonunun zamanlamasını
değiştirmek, her iki hücre siklusunun senkronizasyonunun
sağlanmasında önemli olanaklar sunar.
İnsanda
gebeliklerin en az %5'inde rastlanılan kromozomal anöploidinin
bir sebebi olarak maternal yaş gösterilmektedir. Bu
yaşa-bağlı anöploidi, yaşlı kadınlarda gözlenen yetersiz
embriyo implantasyonunda esas nedendir, çünkü yaşlı
infertil kadınlarda genç donör oositleri kullanıldığı
zaman daha yüksek gebelik oranları elde edilmektedir.
Mayozda anormal spindle gelişiminden yaşlı ooplazm sorumlu
tutulmaktadır. Spindle anomalilerinde MI sırasında kromozom/kromatid
segregasyonu bozuk olmaktadır. Böyle oosit defektlerinin
düzeltilmesinde kullanılan bir yaklaşım, immatür oosit
nukleusunun daha genç bir kadının sitoplazması içerisine
transplantasyonudur (Zhang 1999).
Farelerde
yapılan çalışmalarda, germinal vezikül (GV) karyoplastları
izole edildikten sonra immatür alıcı sitoplazması içine
transfer edilmişlerdir. Olguların %90'ından fazlasında
oosit integrasyonunun yeniden sağlandığı izlenmiştir.
Düzelen bu oositlerin %90'ı da bir polar cisimlerini
dışarı atabilmişlerdir. Dışarı atılan bu polar cisimler
incelendiklerinde hepsinin de normal bir kromozom yapısına
sahip oldukları ortaya konmuştur. Bu çalışmalar göstermiştir
ki, farelerde nuklear transplantasyon yüksek bir etkinliğe
sahiptir ve genetik bir hasara yol açmamaktadır (Takeuchi
1999). Aynı yöntem insan oositlerinde uygulandığında
ise oositlerde GV evresindeki düzelme oranları da yine
%80'in üzerinde olmaktadır ama maturasyon oranları ancak
%60'larda kalmaktadır. Buradaki düşük başarının nedeni
in vitro maturasyon için kullanılan kültür ortamlarının
kalitesinin yetersiz oluşuna bağlanmaktadır. Her ne
kadar yaşlı bir nukleusun genç bir sitoplazma içerisine
nakli neticesi gelişecek oosit hakkında daha fazla sitogenetik
bilgiye ihtiyaç varsa da, bu teknik yaşa bağlı anöploidilerin
tedavisinde tek tedavi seçeneği gibi görülmektedir.
Teknik, oosit yaşlanmasının tedavisinde kullanılabilecek
bazı düzenlemeler ile daha başarılı hale getirilebilir.
Son zamanlarda
ooplazmik kusurların bulunduğu gelişimsel bozukluklu
embriyoların normal gelişimlerinin sağlanmasında, sitoplazma
transferi üzerinde çalışılmaktadır. Özellikle embriyo
genomunun transkripsiyonunun minimal olduğu erken klivaj
sırasında, zigotun normal gelişimini sürdürebilmesinde
ooplazmik faktörlerin önemi üzerinde durulmaktadır.
Bozulmuş bir embriyonun yeniden düzeltilmesi konusunda
yapılan bir çalışmada, MII evresindeki bir donör oositinin
sağlıklı ooplazması aspire edilerek, daha önce defalarca
üremeye yardımcı teknikler denenmiş ama kötü embriyo
gelişimi nedeniyle hep başarısız kalınmış bir hastanın
oositleri içerisine enjekte edilmiş, ve bu yöntemle
normal bebekler doğurtulabilmiştir (Cohen 1998). Ama
bu yöntem MII oositlerde yapıldığı için, erken mayoz
döneminde ortaya çıkabilecek kromozom dengesizliklerini
düzeltmeyecektir.
Nuklear
ve ooplazmik transferlerin önemli bir problemi, oositi
kullanılacak olan 40 yaş üzerindeki yaşlı kadınların
çok az sayıda oosit yapıyor olmalarıdır. Ancak, klonlama
sayesinde (yaşlı kadının bir somatik hücresinin nukleusunun
alınarak daha genç bir kadının nukleusu çıkarılmış oosit
ooplazması içerisine taşınması) yeterli sayıda oosit
elde edilebilir. Somatik hücrelerden canlı gametlerin
elde edilmesinden özellikle yaşlı kadınlar, prematür
ovaryan yetmezlikli kadınlar ve ovaryan cevap yetmezlikli
kadınlar fayda göreceklerdir.
Germinal
vezikül evresindeki bir oositin sitoplazması, gerek
germ hücrelerinden gerekse farklılaşmış somatik hücrelerden
alınan nukleuslarda mayoz benzeri redüksiyon bölünmesini
başlatabilme kapasitesine sahiptir (Kubelka 1997). Her
ne kadar somatik hücre nukleusunun haploid hale getirilmesi
işlemi klonlamaya benzer görülse de, sonuçta meydana
gelen haploid oositlerin biparental progeny yapabilmesi
için paternal gamete de ihtiyacı vardır. Yani somatik
hücre nukleusunun kromozom sayısı in vitro şartlarda
yarıya indirildikten sonra, her iki ebeveyne ait genetik
materyal ile bir embriyo oluşabilmesi için oosite de
ihtiyacı bulunmaktadır. Klonlamada ise tek hücre genomu
yeterli olmaktadır. Takeuchi 1999'da immaür oosit içerisine
somatik hücre nukleusu enjekte ederek somatik hücreyi
haploid hale getirmeyi başarmışdır.
Bütün
bunların yanısıra, yeni yapılandırılan oosit içerisindeki
sentrozomun fertilizasyon ve embriyo klivajı üzerine
etkisinin daha geniş kapsamlı araştırılması gerekmektedir.
Ayrıca, somatik hücrenin in vitro kültürü ile elde edilen
bir gametin imprinting procesinin, sperm veya oositten
gelen nukleus ile uyuşup uyuşmayacağı da henüz bilinmemektedir.
Diğer yandan, somatik hücre nukleusu nakli ile doğurtulan
koyunlarda telomer boyunun kısa bulunması nedeniyle,
somatik hücrelerden elde edilerek doğacak bir çocuğun
yaşam süresi ve kalitesi üzerine bu yöntemin nasıl etkileri
olur, araştırılması gereken bir diğer konudur.
Hayvanlarda
yapılan klonlama işleminde epigenetik ve sentrioler
hatalardan dolayı embriyo ve fötus ölüm oranlarının
yüksek seyretmesi, fertilizasyon için kullanılmak üzere
yeni bir oosit oluşturmak amacıyla somatik hücre haploidasyonu
yapılan hücrelerde de aynı sonuçlar ile karşılaşılabileceği
olasılığını düşündürmektedir. Ama spermin oosit içerisine
girişi ve sperm fonksiyonları bu sonuçlar üzerine etkili
olacaktır, çünkü bu yöntemde (sperm nukleusunun oosit
içerisinde haploidizasyonu işlemi) basit bir klonlamadan
farklı olarak tamamen yeni bir sistem yaratılmaktadır.
Yakın tarihte, 4 hücre evresindeki fare embriyosundan
alınan metafaz nukleusları kullanılarak yeni fare klonları
oluşturulmuştur (Kwon ve Kono 1996). Bu klonlamanın
sonuçları (blastosiste kadar embriyo gelişme oranı %83,
bunun %57'sinde ise canlı doğum başarılmıştır) somatik
hücre nukleusu kullanılan teknikden daha iyi olarak
bildirilmiştir. Bütün bu sonuçlar ortaya koymaktadır
ki, embriyo gelişimini ve düzgün genomik imprinting'i
sürdürebilmede sitoplazmanın etkinliği, fertilize olmuş
embriyolar ile partogenetik 1 hücreli embriyolar arasında
belirgin farklılık göstermektedir. Ancak şu anda fötus
kayıplarının nedenleri tam olarak anlaşılıncaya ya da
bu yöntemin faydası eksperimental çalışmalarla ispatlanıncaya
kadar, erkekte adult nukleusların kullanılması işlemleri
ertelenmelidir.
Sitoplazmik
implikasyonlar
Trombositler
ve oositler dışında insan dokularının hepsinde her mitokondri
2-10 adet mitokondrial DNA (mtDNA) kopyası içermektedir.
Oositlerde ise her mitokondride sadece 1 adet mtDNA
kopyası bulunur. mtDNA'nın mutasyonlara olan hassasiyeti
nuklear DNA'dan 20 kat daha fazladır, çünkü mtDNA reaktif
oksijen radikallerinin oluşum yerine daha yakın lokalizasyonda
bulunur ve mtDNA içinde koruyucu histonlar bulunmamaktadır.
Mitokondri, kendi DNA'sının oksidatif hasarlarını onarabilme
özelliği taşır. Genom boyunca mutasyon oranları değişir.
Bazı bölgeleri nuklear DNA'nınkine benzer şekilde nukleotid
substitusyon (yenileme, destekleme) hızına sahipken,
nukleusta bulunan DNA'ya göre, sinonim bölgeler ve küçük
rRNA 20 kat, tRNA ise 100 kat daha hızlı mutasyona uğramaktadırlar.
Bazı hastalık durumlarında hastanın hücreleri mutant
ve wild-tip (normal) mtDNA'ları bir arada taşımaktadırlar.
Hücrelerin bu heterojen durumlarına heteroplazmi adı
verilir. Pür mutant ya da pür normal mtDNA içeren homojen
hücre durumlarına ise homoplazmi denir. Mitokondrial
hastalıkların fenotipik ekspresyonlarında önemi bulunan
bir faktör, normal ve mutant mtDNA'ların birbirlerine
göre oranlarıdır. Ayrıca, mutant mtDNA dozunun fenotipin
şiddeti üzerinde de önemli etkisi vardır. Mutant mtDNA
düzeyleri dokudan dokuya farklı olup, organın oksidatif
metabolizması ile ilgili olarak zamanla değişim de gösterir.
Nuklear
DNA'nın aksine mtDNA daima maternal geçiş gösterir.
Erken gelişim sürecindeki ve embriyo dayanıklılığının
anne yaşına bağlı düşüşündeki rolleri nedeniyle mtDNA
son yıllarda dikkat çeker duruma gelmiştir. Ayrıca mitokondri,
bir çok herediter hastalığın da kaynağıdır. İnsanda
mtDNA'nın segregasyonu ve kalıtabilirliliğini kontrol
eden mekanizmalar tam anlamıyla anlaşılmış değildir.
Mitokondrial
hastalıkların geçişi, genomu maternal kaynaklı olmuş
olsa bile, hep aynı şekilde olmaz. mtDNA mutasyonu,
maternal geçişli nokta mutasyonları şeklinde gelişebileceği
gibi, familiyal bir geçiş olmasa bile de novo yolla
da oluşabilir. Mitokondrial hastalıklar, mtDNA'da değişik
delesyonlara neden olan otozomal dominant kalıtım örneği
gösterebilirler. Veya, belirgin sitokrom oksidaz yetmezliğine
yol açan otozomal resesif bir kalıtım da olabilir. Bir
diğer kalıtım şeklide X'e bağımlı geçişdir.
Anneden
çocuğa geçen mutant mtDNA oranı genetik özelliklere
bağlı olarak değişiklik gösterir. Örneğin, erken embriyogenez
sırasında germ hücreleri gelişirken mitokondri sayısı
100 kat artar (oogonium başına 1000'den oosit başına
100.000'e çıkar). Oysa aynı dönem içinde mtDNA'daki
artış sadece 10 kattır (10.000'den 100.000'e). Sonuç
olarak, her bir organel, 5-10 yerine ancak 1 adet mtDNA
molekülü almış olur. Böylece geç dönem oogenezde ancak
az sayıda mtDNA molekülü (yaklaşık 100.000 mtDNA molekülü)
replike olarak, komplet sitoplazmik genotip düzeyine
erişmiş olur. Bu tek molekül restriksiyon/amplifikasyon
olayı yaşlanma sırasında mtDNA birikimine karşı, ki
bu birikim oositler içinde de görülür, gereken bir çözümdür.
Klivajdaki mitoz bölünme sırasında ve sonrasında, hem
mutant hem de normal mtDNA yeni oluşan hücrelere düzensiz
biçimde dağılırlar ve bu hücrelerde ileride fötus ve
onun germ hücrelerini oluşturacaktır.
Günümüzde
mitokondrial hastalıklarının etkili bir tedavisi yoktur.
Normal mtDNA'nın mutasyona uğramış mtDNA taşıyan bir
hücre içerisine sitoplazma füzyonu metodu kullanılarak
taşınmasını takiben, anormal mtDNA'nın patolojik düzeyin
altına dilüsyonu, defektif mitokondrinin hem biyokimyasal
hem de morfolojik fenotiplerinin düzeltilmesinde etkin
bir yol olacağı savunulmaktadır (Kagawa ve Hayashi 1997).
Aynı mantıkla, insan germ hücrelerine nuklear transplantasyon
yapılarak normal mitokondri elde edilmesinde bu teknik,
en azından nokta mutasyonu bulunan hastalıklarda, çekici
bir tedavi alternatifi olarak da düşünülebilir. Teorik
olarak, sağlıklı donör sitoplazması kullanılarak oositlerin
yenilenmesi defektif mtDNA geçişini de azaltabilecektır.
Ancak, transplante edilen nukleus ince bir sitoplazma
tabakasını da birlikte taşıyacağından, değişik sayıda
mitokondrinin bu yolla taşınması da söz konusu olabilir
(Takeuchi 1999). Bununla birlikte, içinde ihmal edilecek
kadar az mitokondri taşıyan 1. polar cisim karyoplazması
kullanılarak mtDNA geçişinin minimale indirilmesiyle
bu sorun halledilebilir (Tsai 1999). Birinci polar cismin,
nukleusu çıkarılmış matür fare oositi içerisine ICSI
yöntemiyle enjeksiyonunu takiben, singami oluşturulmuş
ve normal bir yavru dünyaya getirilmiştir (Wakayama
ve Yanagimachi 1998).
mtDNA
replikasyonu ve ekspresyonu için gerekli olan hemen
hemen bilinen bütün aktiviteler nukleus tarafından kodlanan
gen ürünleridir. Bu nedenle bu iki hücre içi kompartımanının
iletişim içerisinde bulunması gerekir. Perinuklear bölgeye
daha yakın bulunan mitokondrilerin nukleustan uzakta
bulunanlara göre daha erken evrede replike oldukları
ya da replikasyonu başlattıkları, sonuçta oluşacak hücrelerde
daha yüksek oranda karyoplast kaynaklı mitokondrial
genotip bulunduğu gözlenmiştir (Davis ve Clayton 1996).
Aynı gözlem, farelerde pronuklear transplantasyon ve
takiben karyoplast kaynaklı mtDNA elde etme çalışmaları
ile de desteklenmiştir (Meirelles ve Smith 1998). Ayrıca,
diğer bazı türlerde de perinuklear mitokondrilerin daha
aktif replike olarak fötusun somatik hücrelerine dağıldıkları,
oysa subkortikal yerleşimli grubun ise primordial germ
hücreleri içinde lokalize kaldıkları gözlemlenmiştir
(D'Herde 1995).
Karyoplast
kaynaklı mitokondrilerin replikasyon üstünlüğü hayvanlarda
kanıtlanmış olmakla birlikte, bunu insanda uygulamadan
önce türler arasındaki farklılıkların çözümlenmesi gerekmektedir.
Yakın tarihli bir çalışmada nuklear transfer ile oluşturulan
hayvanlarda, alıcı hücrenin sitoplazmasından alınan
mtDNA genotipinin dominant mtDNA kategorisini oluşturduğu
bildirilmektedir (Takeda 1999). 21 hayvandan 20'sinin
genotipi alıcı hücrenin sitoplazmasındaki mtDNA'nınki
ile aynıydı.
Nuklear
transplantasyon ile elde edilen çocukta karyoplast kaynaklı
mtDNA'nın kesin katkısı nedir? Germinal vezikül karyoplastı
kullanılan nuklear transplantasyon olgularında, maternal
mutant mtDNA'nın geçişi gerçekten azalmaktamıdır? mtDNA
dağılımının önceden bilinememesi ve fenotipik ekspresyonda
eşik değerin değişken olması, bu konuda kesin bir kanıya
varılmasını önlemektedir.
Sitoplazma
ve nukleusun oosit içine transferi güvenilir ve etkin
bir yöntem olarak bulunursa, IVF ile sonuç alamayan
kadınlarda, kendi genetik materyali ile çocuk sahibi
olma konusunda yeni bir ufuk açılmış olacaktır. Embriyonun
gelişim potansiyelini düzeltmeye yönelik bir tedavi
şekli olarak sitoplazma transferi, doğacak çocuğun genetik
yapısı üzerinde çok az etkiye neden olacaktır, çünkü
burada çok az mtDNA olaya karışmaktadır. Nuklear transplantasyon
yönteminde ise yeniden yapılandırılan oositin her iki
ebeveyne ait özellikler taşıması sosyal, psikolojik
ve legal önemli tesirlere sahip olabilir. Donör ve alıcı
mitokondrilerinin doğacak çocuktaki katkılarını kesin
olarak anlamak için karyoplast içerisinde nakledilen
mitokondrinin ve perinuklear mtDNA'nın tercihli replikasyonunun
önemlerinin daha iyi araştırılması gerekmektedir.
Sonuç
Alternatif
gamet kaynakları sadece bir bilim saplantısı değil,
aynı zamanda gerçek bir ihtiyaçtır da. Günümüzde manipülasyonların
çoğu, erkekte üremeye yardımcı tekniklerin kullanılmasında
akut bir major tesirde bulunacak görünümü vermemektedir.
Ancak, öncelikle çocuğun genetik olarak normal olduğunu
ve yöntemlerin hayvanlarda test edildikten sonra güvenilirliliklerinin
ispatlanması öncelikle kesin olarak ortaya konmalı.
İleride yapılacak çalışmalar bu konuda cesaret verici
olacaktır.
Azoospermik
erkeklerde immatür germ hücrelerinin kullanımı günümüzde
çoğu olguda tek tedavi olasılığı olarak durmaktadır.
Her ne kadar bu yöntemin başarısı düşük olsa da, ROSI
ile sağlıklı bebekler de bildirilmektedir. Demekki singami
için sperm oluşumunda morfolojik basamakların hepsinin
tamamlanmasına mutlak gerek yoktur. Eksperimental olarak
primer ve sekonder spermatositlerin kullaılmasıyla,
insanda ise sekonder spermatositin kullanıldığı bir
çalışmada, spermatogenetik hücre prekürsörlerinin normal
gelişimi sağlayabildikleri artık bilinmektedir. Diğer
yandan, immatür germ hücrelerinin kullanımı yetersiz
genetik imprinting, yaşam sürecinin izah edilemiyen
kısalığı ve bazı çocuklarda, özellikle ileri derece
immatür germ hücreleri (primer spermatositler gibi)
kullanıldığı zaman doğan fare yavrularında görülen gelişim
geriliğinin sonuçları konularında önemli tartışmalar
ortaya çıkarmıştır.
İnsan
spermatogoniumunun ksenogenik testiküler transplantasyonunun
spermatogenetik arrest olgularının tedavisindeki değeri
bir gün ispatlanabilecektir. Günümüzde fare seminifer
tubülleri içerisinde insan spermatogoniumlarının çoğaltılamaması,
daha uygun bir hayvan modeli bulunması gereğini ortaya
çıkarmıştır. Oysa maymunlarda otolog spermatogonium
transplantasyonu yapıldığında seminifer tubüller içerisinde
spermatogenez başlatılabilmiştir (Schlatt 1999). Buda
göstermektedirki, spermatogoniumların otolog transplantasyonu,
onkolojik hastalarda kemoterapi yada radyoterapiden
sonra, daha önce dondurularak saklanmış kendi stem hücreleri
kullanılarak spermatogenezin yeniden başlatılabilmesini
mümkün kılabilir.
Nuklear
transplantasyonun yüksek etkinlikte bir yöntem olduğu
farelerde gösterilmiş, ve kullanılan oositlerin %90'ından
fazlasında bir polar cisim atılmış olup, kromozomal
yapının normal olduğu gözlenmiştir. İnsan oositleri
kullanıldığında ise, maturasyon oranları daima düşük
kalmaktadır. Bunu nedeni belkide oositlerin in vitro
maturasyonunda kullanılan tekniğin yetersiz kalmasıdır.
Her ne olursa olsun, nüklear transplantasyonun, özellikle
hormona yetersiz yanıt veren kadınlarda ve yaşlılarda
görülen yaşa-bağlı anöploidinin tedavisinde çekici bir
yöntem olduğu elbette ortaya konulacaktır.
Gametlerin
manipülasyonu ile, teorik olarak somatik hücrelerin
nukleuslarının çıkarılarak haploid hale getirilmeleri
her yaş ve her zaman için mümkün olabilecek bir uygulama
haline gelebilir. Ama somatik hücre haploidizasyonunun
potansiyel klinik değerinden emin olmak için, işlenmiş
olan oositin genetik değerlendirimi kadar sentrozomun
da iyi yorumlanması gerekmektedir.
Son olarak,
doğacak çocuğun mitokondrial fenotipinin meydana gelmesinde
karyoplast-kaynaklı mtDNA'nın rolü kesin olmamakla birlikte,
rutin bir uygulama haline gelmeden önce karyoplast transferinin
etik ve sosyal etkileri de göz önüne alınmalıdır.
KAYNAKLAR
Amer,
M., Soliman, E., El-Sadek, M. et al. (1997) Is complete
spermiogenesis failure a good indication for spermatid
conception? Lancet, 350, 116.
Antinori,
S., Versaci, C., Dani, G. et al. (1997) Fertilization
with human testicular spermatids: four successful pregnancies.
Hum. Reprod., 12, 286-291.
Ariel,
M., Cedar, H. and McCarrey, J. (1994) Developmental
changes in methylation of spermatogenesis-specific genes
include reprogramming in the epididymis. Nature Genet.,
7, 59-63.
Avarbock,
M.R., Brinster, C.J. and Brinster, R.L. (1996) Reconstruction
of spermatogenesis from frozen spermatogonial stem cells.
Nature Med., 2, 693-696.
Aumuller,
G., Fuhrmann, W. and Krause, W. (1987) Spermatogenic
arrest with inhibition of acrosome and sperm tail development.
Andrologia, 19, 9-17.
Barlow,
D.P. (1995) Gametic imprinting in mammals. Science,
270, 1610-1613.
Battaglia,
D.E., Goodwin, P., Klein, N.A. et al. (1996) Influence
of maternal age on meiotic spindle assembly in oocytes
from naturally cycling women. Hum. Reprod., 11, 2217-2222.
Bergman,
Y. and Mostoslavsky, R. (1998) DNA demethylation: turning
genes on. Biol. Chem., 379, 401-407.
Bird,
A. (1986) CpG-rich islands and the function of DNA methylation.
Nature, 321, 209-213
Bohr,
V. A. and Dianov, G.L. (1999) Oxidative DNA damage processing
in nuclear and mitochondrial DNA. Biochimie, 81, 155-160.
Boulet,
L., Karpati, G. and Shoubridge, E.A. (1992) Distribution
and threshold expression of the tRNA(lys) mutation in
skeletal muscle of patients with myoclonic epilepsy
and ragged-red fibers (MERRF). Am. J. Hum. Genet., 51,
1187-1200.
Brinster,
R.L. and Zimmermann, J.W. (1994) Spermatogenesis following
male germ-cell transplantation. Proc. Natl Acad. Sci.
USA, 92, 11298-11302.
Brunkow,
M.E. and Tilghman, S.M. (1991) Ectopic expression of
the H19 gene in mice causes prenatal lethality. Genes
Dev., 5, 1092-1101.
Campbell,
K.H.S., Ritchie, W.A. and Wilmut, I. (1993) Disappearance
of maturation promoting factor and the formation of
pronuclei in electrically activated in vitro matured
bovine oocytes. Theriogenology, 39,199.
Cattanach,
B.M., Barr, J.A., Evans, E.P. et al. (1992) A candidate
mouse model for Prader-Willi syndrome which shows an
absence of Snrpn expression. Nature Genet., 2, 270-274.
Chen,
X., Prosser, R., Simonetti, S. et al. (1995) Rearranged
mitochondrial genomes are present in human oocytes.
Am. J. Hum. Genet., 57, 239-247.
Cibelli,
J.B., Stice, S.L., Golueke, P.J. et al. (1998) Cloned
transgenic calves produced from nonquiescent fetal fibroblasts.
Science, 280, 1256-1258.
Clouthier,
D.E., Avarbock, M.R., Maika, S.D. et al. (1996) Rat
spermatogenesis in mouse testis. Nature, 381, 30.
Cohen,
J., Scott, R., Alikani, M. et al. (1998) Ooplasmic transfer
in mature human oocytes. Mol. Hum. Reprod., 4, 269-280.
Cortopassi,
G.A., Shibata, D., Soong, N.W. et al. (1992) A pattern
of accumulation of somatic deletion of mitochondria
DNA in aging human tissues. Proc. Natl Acad. Sci. USA,
89, 7370-7374.
Czolowska,
R., Modlinski, J.A. and Tarkowski, A.K. (1984) Behavior
of thymocyte nuclei in nonactivated and activated mouse
oocytes. J. Cell Sci., 69, 19-34.
Dailey,
T., Dale, B., Cohen, J. et al. (1996) Association between
nondisjunction and maternal age in meiosis-II human
oocytes. Am. J. Hum. Genet., 59, 176-84.
Davis,
A.F. and Clayton, D.A. (1996) In situ localization of
mitochondria DNA replication in intact mammalian cells.
J. Cell Biol., 135, 883-893.
D'Herde,
K.M., Gallebaut, F., Roels, B. et al. (1995) Homology
between mitochondriogenesis in avian and amphibian oocyte.
Reprod. Nutr. Dev., 35, 305-311.
Dym, M.
and Clermont, Y. (1970) Role of spermatogonia in the
repair of the seminiferous epithelium following X-irradiation
of testis. Am. J. Anat., 128, 265-282.
Edwards,
R.G. and Beard, H. (1998) How identical would cloned
children be? An understanding essential to the ethical
debate. Hum. Reprod. Update, 4, 791-811.
Ewing,
L.L., Davis, J.C. and Zirkin, B.R. (1980) Regulation
of testicular function: a spatial and temporal view.
Int. Rev. Physiol., 22, 41-115.
Fishel,
S., Green, S., Bishop, M. et al. (1995) Pregnancy after
intracytoplasmic injection of spermatid. Lancet, 345,
641-642.
Fishel,
S., Aslam, I. and Tesarik, J. (1996) Spermatid conception:
a stage too early, or a time too soon? Hum. Reprod.,
11, 1371-1375.
Fishel,
S., Green, S., Hunter, A., et al. (1997) Human fertilization
with round and elongated spermatids. Hum. Reprod., 12,
336-340.
Fissore,
R.A., Reis, M.M. and Palermo, G.D. (1999) Sperm-induced
calcium oscillation. Isolation of the Ca2+ releasing
component(s) of mammalian sperm extracts: the search
continues. Mol. Hum. Reprod., 5, 189-192.
Gaulden,
M. (1992) The enigma of Down syndrome and other trisomic
conditions. Mutat. Res., 269, 69-88
Hassold,
T.J. and Jacobs, P.A. (1984) Trisomy in man. Ann. Rev.
Genet., 18, 69-97.
Hauswirth,
W. and Laipis, P. (1985) Transmission genetics of mammalian
mitochondria: a molecular model and experimental evidence.
In Quagliarello, E. (ed.), Achievements and Perspectives
of Mitochondrial Research. Vol 2. Elsevier, Amsterdam,
The Netherlands, pp. 49-59.
Homa,
S.T., Swann, K. (1994) A cytosolic sperm factor triggers
calcium oscillations and membrane hyperpolarizations
in human oocytes. Hum. Reprod., 9, 2356-2361.
In't Veld,
P., Brandenburg, H., Verhoeff, A. et al. (1995) Sex
chromosomal abnormalities and intracytoplasmic sperm
injection. Lancet, 346, 773.
Jarow,
J.P. (1991) Clinical significance of intratesticular
arterial anatomy. J. Urol., 145, 777-779.
Johnson,
L., Chaturvedi, P.K. and William, J.D. (1992) Missing
generation of spermatocytes and spermatids in seminiferous
epithelium contribute to low efficiency of spermatogenesis
in humans. Biol. Reprod., 47, 1091-1098.
Kagawa,
Y. and Hayashi, J.I. (1997) Gene therapy of mitochondrial
diseases using human cytoplasts. Gene Therapy, 4, 6-10.
Kimura,
Y. and Yanagimachi, R. (1995) Development of normal
mice from oocytes injected with secondary spermatocyte
nuclei. Biol. Reprod., 53, 855-862.
Kimura,
Y., Tateno, H., Handel, M.A. et al. (1998) Factors affecting
meiotic and developmental competence of primary spermatocyte
nuclei injected into mouse oocytes. Biol. Reprod., 59,
871-877.
Kono,
T. (1997) Nuclear transfer and reprogramming. Rev. Reprod.,
2, 74-80.
Kubelka,
M. and Moor, R.M. (1997) The behavior of mitotic nuclei
after transplantation to early meiotic ooplasts or mitotic
cytoplasts. Zygote, 5, 219-227.
Kwon,
O.Y. and Kono, T. (1996) Production of identical sextuplet
mice by transferring metaphase nuclei from four-cell
embryos. Proc. Natl Acad. Sci. USA, 93, 13010-13013.
Lange,
R., Krause, W. and Engel, W. (1997) Analyses of meiotic
chromosomes in testicular biopsies of infertile patients.
Hum. Reprod., 12, 2154-2158.
Liu, L.,
Day, Y. and Moor, R.M. (1997) Nuclear transfer in sheep
embryos: the effect of cell-cycle coordination between
nucleus and cytoplasm and the use of in vitro matured
oocytes. Mol. Reprod. Dev., 47, 255-264.
Lyon,
M.F. and Glenister, P.H. (1977) Factors affecting the
observed number of young resulting from adjacent-2 disjunction
in mice carrying a translocation. Genet. Res., 29, 83-92.
MacCarrey,
J.R. and Dilworth, D.D. (1992) Expression of Xist in
mouse germ cells correlates with x-chromosome inactivation.
Nat. Genet, 2, 200-203.
Martin-Du
Pan, R. and Campana, A. (1993) Physiopathology of spermatogenic
arrest. Fertil. Steril., 60, 937-945.
Marchington,
D.R., Macaulay, V., Hartshorne, G.M. et al. (1998) Evidence
from human oocytes for a genetic bottleneck in an mtDNA
disease. Am. J. Hum. Genet., 63, 769-775.
Meirelles,
F. and Smith, L.C. (1998) Mitochondrial genotype segregation
during preimplantation development in mouse heteroplasmic
embryos. Genetics, 148, 877-883.
Moomjy,
M., Sills E.S., Rosenwaks, Z. et al. (1998) Implication
of complete fertilization failure after intracytoplasmic
sperm injection for subsequent fertilization and reproductive
outcome. Hum. Reprod., 13, 2212-2216.
Newman,
N.J., Lott, M.T. and Wallace, D.C. (1991) The clinical
characteristic of pedigrees of Leber's hereditary optic
neuropathy with the 11778 mutation. Am. J. Ophtalmol.,
111, 750-762.
Ogura,
A. and Yanagimachi, R. (1993) Round spermatid nuclei
injected into hamster oocyte form pronuclei and participate
in syngamy. Biol. Reprod., 48, 219-225.
Ogura,
A, Yanagimachi, R. and Usui, N. (1993) Behavior of hamster
and mouse round spermatid nuclei incorporated into mature
oocytes by electrofusion. Zygote, 1, 1-8.
Ogura,
A, Matsuda, J. and Yanagimachi, R. (1994) Birth of normal
young after electrofusion of mouse oocytes with round
spermatids. Proc. Natl Acad. Sci. USA, 91, 7460-7462.
Ogura,
A., Suzuki, O., Tanemura, K. et al. (1998) Development
of normal mice from metaphase I oocytes fertilized with
primary spermatocytes. Proc. Natl Acad. Sci. USA, 12,
5611-5615.
Ogura,
A., Inoue, K. and Matsuda, J. (1999) Mouse spermatid
nuclei can support full term development after premature
chromosome condensation within mature oocytes. Hum.
Reprod., 14, 1294-1298.
Ozil,
J.P. and Swann, K. (1995) Stimulation of repetitive
calcium transients in mouse eggs. J. Physiol., 483,
331-346.
Palermo,
G., Joris, H., Devroey, P. et al. (1992) Pregnancies
after intracytoplasmic injection of single spermatozoon
into an oocyte. Lancet, 340, 17-18.
Palermo,
G.D., Cohen, J., Alikani, M. et al. (1995a) Development
and Implementation of Intracytoplasmic Sperm Injection
(ICSI). Reprod. Fertil. Dev., 7, 211-218.
Palermo,
G.D., Cohen, J., Alikani, M. et al. (1995b) Intracytoplasmic
sperm injection: A novel treatment for all forms of
male factor infertility. Fertil. Steril., 63, 1231-1240.
Palermo,
G.D., Cohen, J. and Rosenwaks, Z. (1996) Intracytoplasmic
Sperm Injection: a powerful tool to overcome fertilization
failure. Fertil. Steril., 65, 899-908.
Palermo,
G.D., Avrech, O.M., Colombero, L.T. et al. (1997) Human
sperm cytosolic factor triggers Ca2+ oscillations and
overcomes activation failure of mammalian oocytes. Mol.
Hum. Reprod., 3, 367-372.
Palermo,
G.D., Schlegel, P.N., Hariprashad, J.J. et al. (1999)
Fertilization and pregnancy outcome with intracytoplasmic
sperm injection for azoospermic men. Hum. Reprod., 14,
741-748.
Pesole,
G., Gissi, C., De Chirico, A. et al. (1999) Nucleotide
substitution rate of mammalian mitochondrial genomes.
J. Mol. Evol., 48, 427-434.
Poulton,
J. (1996) New genetics of mitochondrial DNA diseases.
Br. J. Hosp. Med., 55, 712-716.
Razin,
A. and Shemer, R. (1995) DNA methylation in early development.
Hum. Mol. Genet., 4, 1751-1755.
Reis,
M.M., Schlegel, P.N. Takeuchi, T. et al. (1999) Xenogeneic
transplantation of human spermatogonia. Gynecol. Endocrinol.,
13 (Suppl. 3), 24.
Reis,
M.M., Tsai, M.C., Schlegel, P.N. et al. (2000) Xenogeneic
transplantation of human spermatogonia. Zygote, (in
press).
Re, M.,
Carpini-Familari, G., Iannitelli, M. and Vicari, A.
(1979) Ultrastructural characteristics of idiopathic
spermatidic arrest. Arch. Androl., 2, 283-289.
Remy,
C. and Martin-Du Pan, M.D. (1993) Physiopathology of
spermatogenic arrest. Fertil. Steril., 60, 937-945.
Robin,
E.D. and Wong, R. (1998) Mitochondrial DNA molecules
and virtual number of mitochondria per cell in mammalian
cells. J. Cell Physiol., 136, 507-513.
Russell,
L.D., Ettlin, R.A., Hikim, A.P. et al. (1990) Histological
and Histopathological Evaluation of the Testis. Cache
River Press, Clearwater, FL, pp. 1-40.
Sasagawa,
I., Kuretake, S., Eppig, J.J. et al. (1998) Mouse primary
spermatocytes can complete two meiotic divisions within
the oocyte cytoplasm. Biol. Reprod., 58, 248-254.
Shamanski,
F.L., Kimura, Y., Lavoir, M.C. et al. (1999) Status
of genomic imprinting in mouse spermatids. Hum. Reprod.,
14, 1050-1056.
Shiels,
P.G., Kind, A.J., Campbell, K. H.S. et al. (1999) Analysis
of telomere lengths in cloned sheep. Nature, 399, 316-317.
Schlatt,
S., Rosiepen, G., Weinbauer, G.F. et al. (1999) Germ
cell transfer into rat, bovine, monkey and human testes.
Hum. Reprod., 14, 144-150.
Schlegel,
P.N. and Su, L.M. (1997) Physiological consequences
of testicular sperm extraction. Hum. Reprod., 12, 1688-1692.
Schmiady,
H., Tandler-Schneider, A and Kentenich, H. (1996) Premature
chromosome condensation of sperm nucleus after intracytoplasmic
sperm injection. Hum. Reprod., 11, 2231-2245.
Silber,
S.J. and Johnson, L. (1998) Are spermatid injections
of any clinical value? Hum. Reprod., 13, 509-523.
Silber,
S.J., Nagy, Z., Devroey, P. et al. (1997) Distribution
of spermatogenesis in the testicles of azoospermic men:
the presence or absence of spermatids in the testes
of men with germinal failure. Hum. Reprod., 12, 2422-2428.
Sousa,
M., Mendonza, C., Barros, A. et al. (1996) Calcium responses
of human oocytes after intracytoplasmic injection of
leucocyte, spermatocyte and spermatids. Mol. Hum. Reprod.,
2, 853-857.
Sofikitis,
N.V., Miyagawa, I., Agapito, E. et al. (1994) Reproductive
capacity of the nucleus of the male gamete after completion
of meiosis. J. Assist. Reprod. Genet., 11, 335-341.
Sofikitis,
N., Mantzavino, T., Loutradis, D. et al. (1998) Ooplasmic
injection of secondary spermatocytes for non-obstructive
azoospermia. [Letter.] Lancet, 351, 1177-1178.
Stice,
S.L. and Robl, J.M. (1988) Nuclear reprogramming in
nuclear transplant rabbit embryos. Biol. Reprod., 39,
657-664.
Takeuchi,
T., Ergun, B., Huang, T.H. et al. (1998) Preliminary
experience of nuclear transplantation in human oocytes.
Fertil. Steril., 70 (Suppl. 1), S86-S87.
Takeuchi,
T., Ergün, B., Huang, T.H. et al. (1999a) A reliable
technique of nuclear transplantation for immature mammalian
oocytes. Hum. Reprod., 14, 1312-1317.
Takeuchi,
T., Tsai, M.C., Gong, J. et al. (1999b) Cytogenetic
analysis of reconstituted human oocytes after nuclear
transplantation. [Abstr. no. O-057.] Hum. Reprod., 14
(Abstract Book 1), 31.
Takeuchi,
T., Tsai, M.C., Spandorfer, S.D. et al. (1999c) An alternative
source of oocytes. [Abstr. no. O-013]. Hum. Reprod.,
14 (Abstract Book 1), 7.
Tesarik,
J. (1996) Fertilization of oocyte by injecting spermatozoa,
spermatids and spermatocytes. Rev. Reprod., 1, 149-152.
Tesarik,
J. (1998) Oocyte activation after intracytoplasmic injection
of mature and immature sperm cells. Hum. Reprod., 13
(Suppl. 1), 117-127.
Tesarik,
J. and Mendoza, C. (1996) Spermatid injection into human
oocytes. I. Laboratory techniques and special features
of zygote development. Hum. Reprod., 11, 772-779.
Tesarik,
J., Sousa, M. and Testart, J. (1994) Human oocyte activation
after intracytoplasmic sperm injection. Hum. Reprod.,
9, 511-518.
Tesarik,
J., Mendoza, C. and Testart, J. (1995) Viable embryos
from injection of round spermatids into oocytes. [Letter.]
N. Engl. J. Med., 333, 525.
Tesarik,
J., Rolet, F., Brami, C. et al. (1996) Spermatid injection
into human oocytes. II. Clinical application in the
treatment of infertility due to non-obstructive azoospermia.
Hum. Reprod., 11, 780-783.
Tesarik,
J., Greco, E., Cohen-Bacrie, P. et al. (1998a) Germ
cell apoptosis in men with complete and incomplete spermiogenesis
failure. Mol. Hum. Reprod., 4, 757-762.
Tesarik,
J., Guido, M., Mendoza, C. et al. (1998b) Human spermatogenesis
in vitro: respective effects of follicle-stimulating
hormone and testosterone on meiosis, spermiogenesis,
and sertoli cell apoptosis. J. Clin. Endocrinol. Metab.,
83, 4467-4473.
Tesarik,
J., Bahceci, M., Ozcan, C. et al. (1999a) Restoration
of fertility by in-vitro spermatogenesis. Lancet, 353,
555-556.
Tesarik,
J., Bahceci, M., Ozcan, C. et al. (1999b) In-vitro spermatogenesis.
Lancet, 353, 1707-1708.
Tietze,
C. (1957) Reproductive span and rate of reproduction
among Hutterite women. Fertil. Steril., 8, 89-97.
Tres,
L.L., Mesrobian, H.G. and Abdullah, M. (1989) Human
Sertoli spermatogenic cell cocultures prepared from
biopsies of cryptorchid testes performed during orchidopexy.
J. Urol., 141, 1003-1009.
Tres,
L.L., Smith, F.F. and Kierszenbaum, A.L. (1991) Spermatogenesis
in vitro: methodological advances and cellular functional
parameters. In Negro-Vilar, A. and Perez-Palacios, G.
(eds), Reproduction, Growth and Development. Vol. 71.
Serono Symposia, Raven Press, New York, USA, pp. 115-125.
Tritschler,
H.J. and Medori, R. (1992) Mitochondrial DNA alteration
as a source of human disorders. Neurology, 43, 280-288.
Tsai,
M.C., Takeuchi, T., Rosenwaks, Z. et al. (1999) The
mitochondrial status of karyoplast used for nuclear
transplantation. [Abstract no. O-166.] Hum. Reprod.,
14 (Abstract Book 1), 92.
Tycko,
B., Trasler, J. and Bestor, T. (1997) Genomic imprinting:
Gametic mechanisms and somatic consequences. J. Androl.,
18, 480-486.
Van Blerkom,
J. (1989) Developmental failure in human reproduction
associated with preovulatory oogenesis and pre-implantation
embryogenesis, In Van Blerkom, J. and Motta, P. (eds),
Ultrastructure of Human Gametogenesis and Embryogenesis.
Kluwer, Dordrecht, The Netherlands, pp. 125-180.
Van Blerkom,
J., Davis, P., Merriam, J. et al. (1995) Nuclear cytoplasmic
dynamics of sperm penetration, pronuclear formation
and microtubule organization during fertilization and
early preimplantation development in the human. Hum.
Reprod. Update, 1, 429-461.
Van Uem,
J.F., Acosta, A.A., Swanson, R.J. et al. (1985) Male
factor evolution in in vitro fertilization: Norfolk
experience. Fertil. Steril., 44, 375-383.
Vanderzwalmen,
P., Lejeune, B., Nijs, M. et al. (1995) Fertilization
of an oocyte microinseminated with a spermatid in an
in vitro fertilization programme. Hum. Reprod., 10,
502-503.
Vanderzwalmen,
P., Zech, H., Birkenfeld, A. et al. (1997) Intracytoplasmic
injection of spermatids retrieved from testicular tissue:
influence of testicular pathology, type of selected
spermatids and oocyte activation. Hum. Reprod., 12,
1203-1213.
Verheyen,
G., Crabbe, E., Joris, H. et al. (1998) Simple and reliable
identification of the human round spermatid by inverted
phase-contrast microscopy. Hum. Reprod., 13, 1570-1577.
Vitullo,
A.D. and Ozil, J.P. (1992) Repetitive calcium stimuli
drive meiotic resumption and pronuclear development
during mouse oocyte activation. Dev. Biol., 151, 128-136.
Wakayama,
T. and Yanagimachi, R (1998) The first polar body can
be used for the production of normal offspring in mice.
Biol. Reprod., 59, 100-104.
Wells,
D.N., Misica, P.M. and Tervit, H.R. (1999) Production
of cloned calves following nuclear transfer with cultured
adult mural granulosa cells. Biol. Reprod., 60, 996-1005.
Willadsen,
S.M. (1986) Nuclear transplantation in sheep embryos.
Nature, 320, 63-65.
Whittingham,
D.G. (1980) Parthenogenesis in mammals. In Whittingham,
D.G. (eds), Oxford Review of Reproductive Biology. Oxford
University Press, Oxford, UK, pp. 205-231.
Yamanaka,
K., Sofikitis, N.V., Miyagawa, I. et al. (1997) Ooplasmic
round spermatid nuclear injection procedure as an experimental
treatment for nonobstructive azoospermia. J. Assist.
Reprod. Genet., 14, 55-62.
Yeivin,
A. and Razin, A. (1993) Gene methylation patterns and
expression. EXS, 64, 524-568.
Zhang,
J., Wang, C.W. Krey, L. et al. (1999) In vitro maturation
of human preovulatory oocytes reconstructed by germinal
vesicle (GV) transfer. Fertil. Steril., 71, 726-731.
|