|
Nonobstrüktif
Azoospermi'de Sperm Elde Edilmesi
ICSI'nin
1992 yılında Palermo ve ark. tarafından uygulanarak
ilk gebeliğin elde edilmesi, infertilite tedavisinde
yeni bir dönem başlatmıştır. Hemen arkasından, obstrüktif
azoospermi olgularında epididimden veya testislerden
elde edilen spermatozoalar kullanılarak ICSI denemeleri
başlamış ve başarılı sonuçlar bildirilmiştir.
Ancak,
primer testiküler yetmezliğe bağlı non-obstrüktif azoospermi
olguları sperm elde edilmesindeki güçlükler nedeniyle
en problemli olguları teşkil etmektedir. Testiküler
sperm ekstraksiyonu (TESE) tekniğinde son yıllarda elde
edilen ilerlemeler neticesinde bu olguların da %24-81'inda
spermatozoa elde edilebilmekte ve %18 ile 38 arasında
gebelik sağlanabilmektedir.
Yine de
testis biyopsilerinde total germinal aplazi ya da maturasyon
arresti bulunan olguların %58-76'sında, konvansiyonel
ayrıştırma yöntemleri ile sperm elde edilmesinde başarısız
kalınmaktadır.
Tese
ile Hücre Elde Etme Başarısı Üzerine Prognostik Faktörler
Testislerden
alınan doku örneklerinde matür sperm hücresi bulunup
bulunamayacağının bazı tetkikler ile önceden belirlenmesi,
gerek erkekte gerekse kadında ICSI uygulamasına ait
olumsuz sonuçlarla karşılaşılmasını önleyecektir.
Serum
inhibin B ve FSH ölçümleri
Follikül
stimüle edici hormon (FSH); Sertoli hücreleri üzerinden
hormonlar, büyüme faktörleri ve sitokinler gibi değişik
proteinlerin yapımını uyararak ya da inhibe ederek spermatogenezi
düzenler. Hipofizden FSH salınımı ise esasen Sertoli
hücreleri tarafından yapılan inhibin B tarafından kontrol
edilir. İnhibin B testosteron ile birlikte diürnal bir
ritim gösterir. Sabah en yüksek değerine ulaşırken akşama
doğru düşme eyilimindedir. Sağlıklı ve infertil erkeklerde
inhibin B'nin sabah ölçülen serum konsantrasyonları
FSH, sperm sayımı ve testis volümü ile de korele bulunmuştur.
İnhibin
B salgılanmasının kontrolünde germ hücrelerinin de rolü
bulunduğu ortaya konmuştur. Rat testisinde, seminifer
tubüllerden inhibin B salgılanması esasen spermatidlerin
varlığına bağlıdır. İnhibin B düşük ise, spermatidlerin
de bulunmadığı sonucuna varılabilir. İnhibin B'nin düştüğü,
FSH'nın ise yükseldiği erkeklerde spermatogenezin de
büyük oranda bozulmuş olduğu düşünülebilir.
İnfertil
erkeklerin tanısal araştırmalarında serum FSH ölçümü
geniş çapta kullanılmakla birlikte, azoosperminin yapısı
ve testis dokusunda spermatozoa varlığı bakımından sadece
FSH'nın ölçülmesi yeterli olmamaktadır.
Azoosperminin
şeklini inhibin B daha doğru yansıtır. Özellikle Sertoli
cell only sendromu (SCOS)'nda muhtemelen Sertoli hücresindeki
hasar nedeniyle serum konsantrasyonu en düşük seviyesine
iner. Ancak serum FSH düzeyleri ile inhibin B düzeyleri
arasında her zaman aynı uyum görülmeyebilir. Örneğin
bazı oligozoospermik erkeklerde yükselmiş serum FSH'sı
ile birlikte normal inhibin B düzeyleri bulunabilir.
Dolayısıyla, ne çok yükselmiş serum FSH seviyesi ne
de düşmüş inhibin B düzeyi TESE sırasında spermatozoa
elde edilebileceğini ekarte etmemektedir.
Testis
biyopsilerinin histopatolojik tanılarında, serum FSH
ve inhibin B konsantrasyonları birbirleriyle ters korelasyon
ortaya koyarlar. SCOS'da kontrol grubuyla karşılaştırıldığı
zaman, inhibin B anlamlı düzeyde düşmektedir. Tanısal
testis biyopsilerinde uzamış (elongated) spermatidlerin
varlığını göstermede FSH ve inhibin B konsantrasyonlarının
birlikte ölçümlerinin daha yüksek sensitivite ve spesifisiteye
sahip oldukları bildirilmektedir. Benzer ilişki seminal
plazma inhibin B seviyesi ile de gösterilmiştir.
Her ne
kadar çalışmalar bu yönde olsalar da, ne inhibin B ne
FSH ne de ikisinin birlikte ölçümü TESE sırasında matür
sperm hücresi bulunabileceğini tahmin ettirmede yeterli
değildirler.
Ejakulatta
germ hücrelerinin bulunması
Ejakulatın
May-Grünwald-Giemsa ile boyalı preparatlarında yuvarlak
(round) spermatid bulunan olguların önemli bir kısmında
testislerinden spermatozoa elde edilebileceği gösterilmiştir.
TESE ile spermatozoa bulunan olguların %83'ünde ejakulatlarında
yuvarlak spermatid ayırt edilmiş olmasına dayanılarak,
ejakulatın boyalı preparatlarında spermatid aranmasının
TESE sonucunu tahmin etmede yüksek duyarlılıkta, ekonomik
ve invaziv olmayan bir yöntem olduğu ileri sürülmektedir.
Testis
biyopsisi
Testis
biyopsisi sonuçlarına bakarak TESE ile spermatozoa elde
etme oranları karşılaştırıldığında, biyopsi sonucu komplet
SCOS ya da komplet maturasyon duraklaması gelse bile,
TESE sırasında bunların sırasıyla %19-33 ve %33-48'inde
en azından bir spermatozoa bulunabilmektedir.
Biyopsilerin
histopatolojik incelemeleri, germinal aplazi bulunan
olgularda aynı zamanda komşu tubüllerde fokal normal
spermatogenez odaklarının da bulunabileceğini göstermektedir.
Böyle miks olgularda TESE ile %65'inde sperm bulunabilmektedir.
Hatta, Klinefelter's sendromu ve tubüler skleroz bulunan
biyopsi olgularında bile sperm elde etmek mümkün olabilmektedir.
Testis biyopsisi hipospermatogenez gelen olguların %85'i
civarında, erken spermatid duraklaması olan olguların
ise %80'inde TESE sırasında ICSI'de kullanılabilecek
matür spermatozoa elde edilebilmektedir.
Ejakulata
en az bir spermatozoanın erişebilmesi için testis biyopsisinde
seminifer tubüli başına ortalama 3 veya daha fazla matür
spermatid bulunması gerekmektedir. Bu eşik değeri aşan
spermatid sayılması, ileride ICSI yapılacak azoospermik
olgularda ejakulatlarında da detaylı arama ile spermatozoa
bulunabileceğini belli etmesi bakımından değerli olabilir.
Bu sonuçlar
tanısal amaçlı yapılan testis biyopsilerinin, TESE sırasında
sperm elde etme başarısı üzerine tahminde bulundurabilecek
sonuç vermeyeceğini, sadece başarı oranını belirlemede
etkin olacağı kanısını vermektedir. Diğer yandan, tanısal
amaçlı biyopsiler testislere ait başka patolojilerin,
bazı sistemik hastalık tutulumlarının ve erken evre
tümörlerin tanınmasında kuşkusuz faydalı olacaktır.
Y-kromozom
delesyonları
TESE
yapılacak olgularda daha önceden Y kromozomundaki delesyona
uğramış bölgenin tespit edilmesinin, TESE sırasında
hücre bulma şansını tahmin etmede prognostik öneme sahip
olduğu ortaya konmuştur. AZFc bölgesini de içine
alan kombine delesyonlarda (AZFb+c, AZFa+b+c) testiküler
spermatozoaların total yokluğu söz konusudur. AZFc delesyonları
genellikle hipospermatogenez ya da SCOS tip II'ye eşlik
eder. SCOS tip II'de multipl biyopsiler alındığında
normal spermatogenez gösteren izole adacıklar bulunabilir.Tek
başına AZFc delesyonlarında ise %50 olguda matür spermatozoa
bulunmaktadır.
AZFb
delesyonlarının prognozu ise oldukça kötüdür. AZFb delesyonu
gelen olgularda mayoz sırasında veya daha öncesinde
spermatogenezde duraklama gelişmektedir. Ancak AZFb
delesyonlarının da farklı subtipleri bilinmektedir.
Bütün AZFb bölgesini kaplayan komplet delesyonlarında
spermatosit veya spermatid seviyesinde duraklama oluşmaktadır.
Komplet
AZFb delesyonu + AZFa ve/veya AZFc delesyonları ise
SCOS ya da spermatogenetik duraklama ile birliktedir.
Oysa yalnızca o bölgenin bir parçasının silindiği parsiyel
AZFb delesyonlarında, oligozoospermiyi de içeren daha
heterojen sonuçlar ortaya çıkmaktadır.
AZFa
delesyonlarında da azoospermi bulunabilir. AZFa delesyonları
çok nadir olup, SCOS tip I ile birlikte görülür.
Ancak,
son çalışmalarda AZFa-b-c bölgelerinin tamamını içine
alan delesyonlar dışındaki her türlü ikili kombine delesyonlarda
TESE ile hücre bulunabileceği kanısı yaygınlaşmaktadır.
Testis
Volümü Ölçümü
Testis
içinde spermatogenezin topografik dağılımı volüm ile
bir ilişki göstermediği için, TESE'de hücre bulma olasılığını
tahmin etmede testis volümü tayini yol gösterici özelliğe
sahip değildir. Histopatolojisi SCOS olmasına rağmen
normal volüm gösteren bir testiste, spermatozoa bulma
şansı da düşük olacaktır.
Diğer
yandan, küçük volümlü bir testis, maturasyon duraklaması
gösterse bile TESE'de hücre bulunamıyacağını da ifade
etmez. Normal volümlü testislerin ancak %44'ünde sperm
elde edilebilirken, çok küçük volümlü testislerin de
%25'inde yine hücre bulunabileceği bildirilmiştir
Vimentin
ve sitokeratin immünohistokimyasal analizi, Sertoli
hücrelerinde lipid granüllerinin bulunması ve telomer
ölçümü gibi yöntemlerin de kısmen TESE'de spermatozoa
bulunması üzerinde prediktif değere sahip olabilecekleri
öngörülmektedir.
Bazı
otörler spermatogenezin tüm testis dokusu içinde multi-fokal
dağılımına dayanarak, TESE için tek bir biyopsinin yeterli
olacağını savunurlarken, diğerleri örneklemenin arttırılmasıyla
sperm bulma şansının daha fazla olacağı görüşündedirler.
Biyopsi sırasında örneklemenin arttırılması ise testisin
kan dolaşımında bozulma ya da fibrozis ve immün hasar
gibi yan etkilere yol açabilmektedir.
TESE'nin
spermatogenez üzerine yaptığı zararlı etkilerin aylarca
devam edebileceği göz önüne alınarak, aynı testise 6
ay geçmeden işlem uygulanmaması gerekmektedir. Diğer
yandan, çok sayıda alınan biyopsilerin yapacağı zararlı
etkileri en aza indirmek amacıyla mikrocerrahi yöntemler
kullanılarak testis doku örneklerinin çıkarılması tekniği
önerilmektedir.
SCOS
(germinal aplazi); germ hücrelerinin komple bulunmadığı
total ve bazı normal tubüllerin de eşlik ettiği parsiyel
olmak üzere iki grup halinde sınıflandırılır. Parsiyel
germinal aplazi olgularında multipl biyopsiler alındığında
TESE ile %50'sinde spermatozoa elde edilebilmektedir.
Bu oran komple aplazilerde son derece düşmektedir.
Tek bir
biyopsi alındığında spermatogenezin varlığı gösterilememiş
ise, bu durumda total germinal aplaziden söz etmek doğru
olmayacaktır. Çünkü, biyopsi sayısı arttırıldıkça, spermatozoa
bulma şansı da artmaktadır. Obstrüktif olmayan azoospermi
bulunan hastalarda, özellikle maturasyon duraklaması
ve kombine patolojilerin bulunduğu olgular olmak üzere,
tek biyopsi ile %37.5 olguda spermatozoa elde edilirken,
çoklu biyopsi örneklemesi ile bu oranın %49 gibi anlamlı
bir yükselme göstermektedir. Ancak çoklu biyopsilemede
biyopsi sayısının kaç olması gerektiği konusu oldukça
tartışmalıdır.
Biyopsi
sayısının arttırılması her ne kadar ICSI yapılma şansını
da artıracak olmakla birlikte, bu işlem önemli riskler
de taşımaktadır. Çoklu biyopsileme ile TESE yapılması
neticesi testislerde total devaskülerizasyona kadar
giden atrofik değişiklikler gelişebilir.
Yakın zamanlarda tanımlanan mikrocerrahi-TESE yöntemi,
ICSI günü yapılan TESE sırasında spermatozoa bulamama
olasılığına karşı hem hücre bulma şansını arttırmakta,
hem de çoklu biyopsilemenin potansiyel zararlarından
kişiyi korumaktadır. Mikrocerrahi-TESE ile spermatozoa
elde etme oranının (%51) çoklu biyopsilemeden (%37)
anlamı ölçüde yüksek bulunabileceği bildirilmektedir.
Burada spermatozoa içeren matür tubüllerin mikroskop
altında tanınabilmesi en önemli etkendir. Ameliyat mikroskopu
altında matür seminifer tubüllerin ayırd edilebilmesi,
çıkarılan doku volümünü de önemli ölçüde azaltır.
Diğer
yandan, mikroskop altında gözlenebilen küçük damarlar
ve kanama odakları da daha efektif kontrol edilebilirler.
Seminifer tubüller mikroskop altında incelendiğinde,
içerisinde spermatogenezin normal olduğu tubüller, çok
miktarda hücre içermeleri nedeniyle, diğerlerine göre
daha geniş, opak ve dolgun görülmektedirler. Sklerotik
tubüller ise kollaps durumundadırlar.
Mikrocerrahi
yöntemle yapılan TESE'nin, randomize çoklu testis biyopsilerine
göre daha fazla oranda spermatozoa bulma şansı verebileceği,
ve tanımlanan yöntemle yapılan mikroskopik-TESE'nin
obstrüktif olmayan azoospermi olgularında hücre elde
etmede daha etkili ve gerek çıkarılan doku hacminin
azlığı, gerekse geride kalan testis dokusuna hemen hiç
zarar vermemesi bakımlarından minimal invaziv bir yöntem
olduğu düşünülmektedir.
DEVAM
|