|
TESE UYGULAMASINDA
BAŞARIYA ETKİ EDEN FAKTÖRLER VE HÜCRE BULMA KRİTERLERİ
Kaan
Aydos
Primer
testiküler yetmezliğe bağlı non-obstrüktif azoospermi
olguları, sperm elde edilmesindeki güçlükler nedeniyle
halen üzerinde çalışmaların devam ettiği bir konu olma
özelliğini korumaktadır. Testiküler sperm ekstraksiyonu
(TESE) tekniğinde son yıllarda elde edilen ilerlemeler
neticesinde bu olguların da %24-81'inda spermatozoa
elde edilebilmekte ve %18 ile 38 arasında gebelik sağlanabilmesine
rağmen, yine de testis biyopsilerinde total germinal
aplazi ya da maturasyon duraklaması bulunan erkeklerin
%58-76'sında, sperm elde edilmesinde başarısız kalınmaktadır
(1,2). Burada en önemli sorun hangi olgularda matür
sperm bulunabileceğinin önceden tahmin edilebilmesi
ve uygulamanın teknik olarak başarısıdır.
TESE
İLE HÜCRE ELDE ETME BAŞARISI ÜZERİNE PROGNOSTİK FAKTÖRLER
Testislerden
alınan doku örneklerinde matür sperm hücresi bulunup
bulunamayacağının bazı tetkikler ile önceden belirlenmesi,
gerek erkekte gerekse kadında ICSI uygulamasına ait
olumsuz sonuçlarla karşılaşılmasını önleyecektir.
Serum inhibin B ve
FSH ölçümleri
Follikül
stimüle edici hormon (FSH); Sertoli hücreleri üzerinden
hormonlar, büyüme faktörleri ve sitokinler gibi değişik
proteinlerin yapımını uyararak ya da inhibe ederek testis
fonksiyonlarını düzenler (3). Hipofizden FSH salınımı
ise esasen Sertoli hücreleri tarafından yapılan inhibin
B tarafından kontrol edilir. İnhibin B testosteron ile
birlikte diürnal bir ritim gösterir. Sabah en yüksek
değerine ulaşırken akşama doğru düşme eyilimindedir
(4). Sağlıklı ve infertil erkeklerde inhibin B'nin sabah
ölçülen serum konsantrasyonları FSH, sperm sayımı ve
testis volümü ile de korele bulunmuştur (5). İnhibin
B salgılanmasının kontrolünde germ hücrelerinin de rolü
bulunduğu ortaya konmuştur (6). Rat testisinde, seminifer
tubüllerden inhibin B salgılanması esasen spermatidlerin
varlığına bağlıdır (7). İnhibin B düşük ise, spermatidlerin
de bulunmadığı sonucuna varılabilir.
İnfertil
erkeklerin tanısal araştırmalarında serum FSH ölçümü
geniş çapta kullanılmakla birlikte, FSH, azoosperminin
yapısı ve testis dokusunda spermatozoa varlığı bakımından
yeterli olmamaktadır. Azoosperminin şeklini inhibin
B daha doğru yansıtır. Özellikle Sertoli cell only sendromu
(SCOS)'nda muhtemelen Sertoli hücresindeki hasar nedeniyle
serum konsantrasyonu en düşük seviyesine iner (8). Ancak
serum FSH düzeyleri ile inhibin B düzeyleri arasında
her zaman aynı uyum görülmeyebilir. Örneğin bir grup
oligozoospermik erkekte yükselmiş serum FSH'sı ile birlikte
normal inhibin B düzeyleri bildirilmiştir (9). Dolayısıyla,
ne çok yükselmiş serum FSH seviyesi ne de düşmüş inhibin
B düzeyi TESE sırasında spermatozoa elde edilebileceğini
ekarte etmemektedir (10).
Testis
biyopsilerinin histopatolojik tanılarında, serum FSH
ve inhibin B konsantrasyonları birbirleriyle ters korelasyon
ortaya koyarlar (11). SCOS'da kontrol grubuyla karşılaştırıldığı
zaman, inhibin B anlamlı düzeyde düşmektedir (9). Tanısal
testis biyopsilerinde uzamış (elongated) spermatidlerin
varlığını göstermede FSH ve inhibin B konsantrasyonlarının
birlikte ölçümlerinin daha yüksek sensitivite ve spesifisiteye
sahip oldukları bildirilmektedir (12). Benzer ilişki
seminal plazma inhibin B seviyesi ile de gösterilmiştir
(13). Her ne kadar çalışmalar bu yönde olsalar da, ne
inhibin B ne FSH ne de ikisinin birlikte ölçümü TESE
sırasında matür sperm hücresi bulunabileceğini tahmin
ettirmede yeterli değildirler.
Ejakulatta germ hücrelerinin
bulunması
Amer,
ejakulatın May-Grünwald-Giemsa (MGG) ile boyalı preparatlarında
yuvarlak (round) spermatid bulunan olguların önemli
bir kısmında testislerinden spermatozoa elde edilebileceğini
göstermiştir. TESE ile spermatozoa bulunan olguların
%83'ünde ejakulatlarında yuvarlak spermatid ayırt edilmektedir.
Buna dayanarak, ejakulatın boyalı preparatlarında spermatid
aranmasının TESE sonucunu tahmin etmede yüksek duyarlılıkta,
ekonomik ve invaziv olmayan bir yöntem olduğunu ileri
sürmektedir (14).
Non-obstrüktif
azoospermi olgularının ejakulatında, Sertoli hücreleri
ile olan bağlantılarını erken kaybederek lümene dökülmüş
immatür germ hücrelerine sıklıkla rastlanılmaktadır.
Ejakulatta farklı evrelerdeki germ hücrelerinin miktar
ve canlılıklarının ölçülmesinin, invaziv tanısal yöntemlere
gerek kalmaksızın testis fonksiyonu konusunda bilgi
verebileceği önerilmektedir. Germ hücrelerinin ejakulatta
bulunan diğer yuvarlak hücrelerden ayırt edilmesi her
zaman kolay olmayabilir. Ancak, ejakulatta spermatid
varlığının gözlenmesinin TESE sırasında testis dokusundan
spermatozoa elde edilebileceğini önceden bildiren bir
markır olabileceği bazı araştırıcılar tarafından savunulmaktadır
(15). Testis dokusunda spermatogenezin fokal odaklar
halinde bulunabileceği azoospermi olgularında, ejakulatta
spermatid bulunmuş olsa bile testis biyopsilerinde spermatid
ya da spermatozoaya rastlanılamıyabileceği de unutulmamalıdır.
Testis biyopsisi
Testis
biyopsisi sonuçlarına bakarak TESE ile spermatozoa elde
etme oranları karşılaştırıldığında, biyopsi sonucu komplet
SCOS ya da komplet maturasyon duraklaması gelse bile,
TESE sırasında bunların sırasıyla %19-33 ve %33-48'inde
en azından bir spermatozoa bulunabilmektedir (16,17).
Ezeh, spermatogenez bozukluğu bulunan bir grup olguda
eş zamanlı olarak çoklu iğne biyopsisi ve açık testis
biyopsisi sonuçlarını karşılaştırdığı çalışmasında,
sırasıyla %14 ve %63 oranlarında spermatozoa elde edebilmiş
ve sonuçta açık testis biyopsilerinin hücre elde etmede
daha üstün olduğu görüşünü bildirmiştir (15). Biyopsilerin
histopatolojik incelemeleri, germinal aplazi bulunan
olgularda aynı zamanda komşu tubüllerde fokal normal
spermatogenez odaklarının da bulunabileceğini göstermektedir.
Böyle miks olgularda TESE ile %65'inde sperm bulunabilmektedir
(18). Hatta, Klinefelter's sendromu ve tubüler skleroz
bulunan biyopsi olgularının bile %25'inde sperm elde
etmek mümkün olabilmektedir. Testis biyopsisi hipospermatogenez
gelen olguların %85'i civarında, erken spermatid duraklaması
olan olguların ise %80'inde TESE sırasında ICSI'de kullanılabilecek
matür spermatozoa elde edilebilmektedir (17).
Silber, ejakulata en az bir spermatozoanın erişebilmesi
için testis biyopsisinde seminifer tubüli başına ortalama
3 veya daha fazla matür spermatid bulunması gerektiğini
göstermiştir (19). Bu eşik değeri aşan spermatid sayılması,
ileride ICSI yapılacak azoospermik olgularda ejakulatlarında
da detaylı arama ile spermatozoa bulunabileceğini belli
etmesi bakımından değerli olabilir.
Bu sonuçlar
tanısal amaçlı yapılan testis biyopsilerinin, TESE sırasında
sperm elde etme başarısı üzerine tahminde bulundurabilecek
sonuç vermeyeceğini, sadece başarı oranını belirlemede
etkin olacağı kanısını vermektedir. Diğer yandan, tanısal
amaçlı biyopsiler testislere ait başka patolojilerin,
bazı sistemik hastalık tutulumlarının ve erken evre
tümörlerin tanınmasında kuşkusuz faydalı olacaktır.
Y-kromozom delesyonları
TESE yapılacak olgularda daha önceden Y kromozomundaki
delesyona uğramış bölgenin tespit edilmesinin, TESE
sırasında hücre bulma şansını tahmin etmede prognostik
öneme sahip olduğu ortaya konmuştur (20). AZFc bölgesini
de içine alan kombine delesyonlarda (AZFb+c, AZFa+b+c)
testiküler spermatozoaların total yokluğu söz konusudur.
AZFb delesyonlarının
prognozu ise oldukça kötüdür.
Tek başına AZFc delesyonlarında
ise %50 olguda matür spermatozoa bulunmaktadır.
AZFb delesyonu gelen olgularda
mayoz sırasında veya daha öncesinde spermatogenezde
duraklama gelişmektedir. Ancak AZFb delesyonlarının
da farklı subtipleri bilinmektedir. Bütün AZFb bölgesini
kaplayan komplet delesyonlarında spermatosit veya spermatid
seviyesinde duraklama oluşmaktadır.
Komplet AZFb delesyonu
+ AZFa ve/veya AZFc delesyonları ise SCOS ya da spermatogenetik
duraklama ile birliktedir. Oysa yalnızca o bölgenin
bir parçasının silindiği parsiyel AZFb delesyonlarında,
oligozoospermiyi de içeren daha heterojen sonuçlar ortaya
çıkmaktadır.
AZFa ve AZFc delesyonlarında
da azoospermi bulunabilir. AZFa delesyonları çok nadir
olup, SCOS tip I ile birlikte görülür. AZFc bölgesi
delesyonlarının durumu ise biraz farklıdır. AZFc delesyonları
genellikle hipospermatogenez ya da SCOS tip II'ye eşlik
eder. SCOS tip II'de multipl biyopsiler alındığında
normal spermatogenez gösteren izole adacıklar bulunabilir.
Ancak, son çalışmalarda AZFa-b-c bölgelerinin tamamını
içine alan delesyonlar dışındaki her türlü ikili kombine
delesyonlarda TESE ile hücre bulunabileceği kanısı yaygınlaşmaktadır
(21).
Testis volümü ölçümü
Testis
içinde spermatogenezin topografik dağılımı volüm ile
bir ilişki göstermediği için, TESE'de hücre bulma olasılığını
tahmin etmede testis volümü tayini yol gösterici özelliğe
sahip değildir. Histopatolojisi SCOS olmasına rağmen
normal volüm gösteren bir testiste, spermatozoa bulma
şansı da düşük olacaktır. Diğer yandan, küçük volümlü
bir testis, maturasyon duraklaması gösterse bile TESE'de
hücre bulunamıyacağını da ifade etmez (22). Normal volümlü
testislerin ancak %44'ünde sperm elde edilebilirken,
çok küçük volümlü testislerin de %25'inde yine hücre
bulunabileceği bildirilmiştir (14). Aynı çalışmada volüm
< 5ml testislerde de ICSI'de kullanılmak üzere matür
spermatozoa elde edilebilmiştir.
Vimentin
ve sitokeratin immünohistokimyasal analizi
Sertoli
hücresi sitoplazması içerisinde özellikle nukleus çevresinde
ve apikal bölgede lokalize, fibriler bir ağ yapısı teşkil
eden ara (intermediate) filamentler bulunur. Bunların
vimentin tipinde olmaları Sertoli hücrelerinin mezenşimal
orijinli olduğunun bir göstergesidir (23).
Embiyonik
dönemde Sertoli hücrelerinin sitoplazmik iskeletini
hem vimentin hem de sitokeratin tip 18 ve 28 filamentleri
oluşturmaktadır. Sitokeratinin epitelial orijin ile
ilişkili olması ve doğumdan sonra puberteye kadar tamamen
kaybolması, Sertoli hücrelerinin maturasyonları sırasında
fonksiyonel farklılaşmaya uğradığını düşündürmektedir
(24).
Erişkinlerde
Sertoli hücresi sitokeratin tipi filamentler göstermezken,
fötal ve puberte öncesi dönemler ile patolojik durumlarda
sitokeratin görülebilir. Germinal epitel ise epitelial
orijinli olduğu için vimentin içermez ama diğer epitel
dokularından farklı olarak sitokeratin de bulundurmamaktadır.
Bu özelliklerinden
yararlanılarak, testis biyopsisi dokusunun immünohistokimyasal
tekniklerle boyanarak vimentine bakılması, gerçek Sertoli
cell only tablosunun araştırılmasında önerilmiştir.
Seminifer tubüllerde sadece Sertoli hücreleri vimentin
ile boyanma göstereceği için, boyanma göstermeyen hücrelerin
bulunması SCO sendromunu ekarte ettirecektir. Diğer
yandan, immünohistokimyasal olarak sitokeratin tip 18
ve 28'in görülmesi de Sertoli hücrelerinin maturasyon
yetmezliği için bir bulgu olabilir. Tanısal biyopsi
örneklerinde Sertoli hücreleri içerisindeki filament
proteinlerinde vimentinin varlığı ile birlikte sitokeratin
bulunmaması, pür SCOS için immünohistokimyasal bir kanıt
olabilir (25). Ancak bu markırların hassasiyetini ortaya
koymak için daha geniş serilerin araştırılmasına gerek
vardır.
Sertoli
hücrelerinde lipid granüllerinin bulunması
Normal
testislerde Sertoli hücreleri sitoplazmalarında bol
miktarda lipid granülleri bulundururlar. Bunlar spermiasyon
sırasında spermatidlerin sitoplazmik artıklarından kaynaklanmaktadır.
Sertoli hücrelerinin dejenere germ hücrelerini absorbe
etmeleri durumunda sitoplazmalarında bol miktarda lipid
granülleri birikecektir.
Pür SCOS
olgularında ise Sertoli hücreleri germ hücreleri ile
hiç temas etmedikleri için, sadece çok az miktarda lipid
ve glikojen içerirler. Bu nedenle, sitoplazmik lipidlerin
azalmış olması, sitoplazmik artıklarla ilgili herhangi
bir metabolik faaliyetin gerçekleşmemiş olduğunu ve
dolayısıyla spermatidin de bulunmadığını gösterir (24).
Telomer ölçümü
Hücre
bölünmesinde sürekli olarak kısalan, kromozomların ucundaki
telomer sekanslarının yeniden yapılandırılabilmesi için,
telomeraz aktivitesine gereksinim vardır. Hücresel ölümsüzlük
mekanizmasının altında da sürekli telomeraz varlığı
mekanizması öngörülmektedir (26). Testiste telomeraz
aktivitesinin bulunduğu ve bunun sadece germ hücrelerine
ait olduğu gösterilmiştir. Fareler ve ratların yanı
sıra insanda da telomeraz aktivitesi varlığı değişik
çalışmalarda bildirilmektedir (27,28).
Spermatogenetik
hücrelerde bu enzimin aktivitesi mayotik ve post-mayotik
süreç boyunca azalmaktadır. En yüksek seviyeleri spermatogonia
ve primer spermatositlerde tespit edilirken, yuvarlak
spermatidlerde en az bulunur. Testiküler ve epididimal
spermatozoalarda hiç gösterilmemiştir (29,30).
Ancak,
germ hücrelerinin hangi basamağında telomeraz aktivitesinin
daha fazla olacağı henüz kesinlik kazanmamıştır. Obstrüktif
azoospermi ile maturasyon duraklaması olan erkeklerin
testis biyopsi örneklerinde telomeraz aktiviteleri bakımından
bir fark bulunamamıştır (31). Normal spermatogenez,
hipospermatogenez ve maturasyon duraklamalı erkeklerde
ise telomeraz aktivitesi mevcut olmakla birlikte, SCOS'lu
erkeklerde bu enzime rastlanılmaz. Testis dokusunda
birim ağırlığı başına telomeraz aktiviteleri ile spermatogenez
kalitesinin karşılaştırıldığı daha duyarlı kantitatif
deneylerde, haploid germ hücreleri (spermatozoa veya
spermatidler) varsa telomeraz aktivitesinin de artacağı
bildirilmektedir (28).
Yukarıdaki
bulgular değerlendirildiğinde, SCOS olgularında hiç
telomeraz aktivitesinin bulunmadığı, bu aktivitenin
varlığında ise herhangi bir seviyede germ hücresinin
bulunabileceği düşünülerek, obstrüktif olmayan azoospermi
olgularında gerçek SCOS'nun tanınmasında bu enzimin
bir markır olarak kullanılabileceği önerilmektedir (24).
Tanısal
amaçlı biyopsilerde telomeraz bulunması germ hücrelerinin
varlığı için bir kanıt olarak önerilebilir. Kantitatif
telomeraz testleri ise haploid hücre varlığı için bir
göstergedir. Eğer tespit edilirse haploid germ hücrelerinin
bulunduğu miks SCOS tanısı yönünde uyarmalıdır. Bu durumda
miks SCOS'lu olgular ICSI programına alınabilirler.
Haploid hücre odaklarının bulunmaması ise pür SCOS'na
işaret eder ve bunlarda ICSI için uygun germ hücresi
bulunamıyacağı düşünülebilir.
TESE TEKNİĞİ
Bazı otörler
spermatogenezin tüm testis dokusu içinde multi-fokal
dağılımına dayanarak, TESE için tek bir biyopsinin yeterli
olacağını savunurlarken (32), diğerleri örneklemenin
arttırılmasıyla sperm bulma şansının daha fazla olacağı
görüşündedirler (33). Biyopsi sırasında örneklemenin
arttırılması ise testisin kan dolaşımında bozulma (34)
ya da fibrozis ve immün hasar (35) gibi yan etkilere
yol açabilmektedir. Schlegel, TESE'nin spermatogenez
üzerine yaptığı zararlı etkilerin aylarca devam edebileceğini,
ve bu nedenle aynı testise 6 ay geçmeden işlem uygulanmaması
gerektiğini ileri sürmüştür (34). Diğer yandan son zamanlarda,
çok sayıda alınan biyopsilerin yapacağı zararlı etkileri
en aza indirmek amacıyla mikrocerrahi yöntemler kullanılarak
testis doku örneklerinin çıkarılması tekniği önerilmektedir
(36).
Devroey,
SCOS'u germ hücrelerinin komple bulunmadığı total ve
bazı normal tubüllerin de eşlik ettiği parsiyel olmak
üzere iki grup halinde sınıflandırmıştır (37). Parsiyel
germinal aplazi olgularında multipl biyopsiler alındığında
TESE ile %50'sinde spermatozoa elde edilebilmektedir.
Bu oran komple aplazilerde son derece düşmektedir.
Tek bir
biyopsi alındığında spermatogenezin varlığı gösterilememiş
ise, bu durumda total germinal aplaziden söz etmek doğru
olmayacaktır. Çünkü, biyopsi sayısı arttırıldıkça, spermatozoa
bulma şansı da artmaktadır. Amer, obstrüktif olmayan
azoospermi bulunan 216 hastada, özellikle maturasyon
duraklaması ve kombine patolojilerin bulunduğu olgular
olmak üzere, tek biyopsi ile %37.5 olguda spermatozoa
elde edilirken, çoklu biyopsi örneklemesi ile bu oranın
%49 gibi anlamlı bir yükselme göstereceğine işaret etmiştir
(18). Ancak çoklu biyopsilemede biyopsi sayısının kaç
olması gerektiği konusu oldukça tartışmalıdır.
Biyopsi
sayısının arttırılması her ne kadar ICSI yapılma şansını
da artıracak olmakla birlikte, bu işlem önemli riskler
de taşımaktadır. Çoklu biyopsileme ile TESE yapılması
neticesi testislerde total devaskülerizasyona kadar
giden atrofik değişiklikler gelişebilir.
Yakın
zamanlarda tanımlanan mikrocerrahi-TESE yöntemi, ICSI
günü yapılan TESE sırasında spermatozoa bulamama olasılığına
karşı hem hücre bulma şansını arttırmakta, hem de çoklu
biyopsilemenin potansiyel zararlarından kişiyi korumaktadır.
Aydos, mikrocerrahi-TESE ile spermatozoa elde etme oranının
(%51) çoklu biyopsilemeden (%37) anlamı ölçüde yüksek
bulunabileceğini bildirmiştir (38). Burada spermatozoa
içeren matür tubüllerin mikroskop altında tanınabilmesi
en önemli etkendir. Ameliyat mikroskopu altında matür
seminifer tubüllerin ayırd edilebilmesi, çıkarılan doku
volümünü de önemli ölçüde azaltır.
Diğer
yandan, mikroskop altında gözlenebilen küçük damarlar
ve kanama odakları da daha efektif kontrol edilebilirler.
Seminifer tubüller mikroskop altında incelendiğinde,
içerisinde spermatogenezin normal olduğu tubüller, çok
miktarda hücre içermeleri nedeniyle, diğerlerine göre
daha geniş, opak ve dolgun görülmektedirler. Sklerotik
tubüller ise kollaps durumundadırlar.
Mikrocerrahi
yöntemle yapılan TESE'nin, randomize çoklu testis biyopsilerine
göre daha fazla oranda spermatozoa bulma şansı verebileceği,
ve tanımlanan yöntemle yapılan mikroskopik-TESE'nin
obstrüktif olmayan azoospermi olgularında hücre elde
etmede daha etkili ve gerek çıkarılan doku hacminin
azlığı, gerekse geride kalan testis dokusuna hemen hiç
zarar vermemesi bakımlarından minimal invaziv bir yöntem
olduğu düşünülmektedir.
TESE
İLE ELDE EDİLEN DOKUNUN MEKANİK YA DA ENZİMATİK YÖNTEMLERLE
AYRIŞTIRILMASI
TESE için
alınan testis biyopsilerinde spermatozoa aranmasında
sıklıkla mekanik ayrıştırma yöntemi kullanılmaktadır.
Burada seminifer tubülilerin bazal membranları mekanik
olarak parçalanarak, lümende bulunan az sayıdaki germ
hücrelerinin ortama geçmeleri sağlanılmaktadır. Bu sırada
spermatozoaların yanısıra yuvarlak germ hücreleri, interstisiyel
hücreler ve Sertoli hücreleri de açığa çıkmaktadır.
Ancak işlem sırasında bir kısım hücreler parçalanmakta
ve ortama dejenere olmuş hücre artıkları, serbest nukleuslar
ve rezidü doku parçaları ile toksik serbest oksijen
radikalleri de çıkar (39). Diğer yandan, mekanik ayrıştırma
yapıldıktan sonra bir miktar spermatozoa ve spermatidin
Sertoli hücrelerinden ayrılmayarak yapışık kaldıkları
ve lümene dökülmedikleri görülmektedir.
Mekanik
parçalamadan başka, testis dokusundan hücre elde etmede
kollagen liflerini ayrıştırmak ve hücreler arasındaki
bağlantıları kopararak serbestçe lümene dökülmelerini
sağlamak amacıyla enzimatik ayrıştırma teknikleri de
denenmiştir. Bu amaçla trypsin-Dnase, trypsin tip III
ve collagenase tip I kullanılmış ve başarılı sonuçlar
bildirilmiştir (40,41). Aydos, mekanik yöntem ile hücre
bulunamayan olguların %15'inde kollajenaz tip IV enzimatik
ayrıştırma yöntemi ile ICSI'de kullanılabilecek motilite
ve matüritede spermatozoa elde edilebileceğini, bir
grup nonobstrüktif azoospermili erkekte ortaya koymuştur
(42).
Kollagenaz;
dokuların ayrıştırılmasında yaygın olarak kullanılan
oldukça spesifik bir proteazdır. İnsanda da testislerden
sperm elde edilmesinde başarıyla kullanılmıştır (43).
Fisher, bu yöntem ile insanda ilk gebelik bildirenlerdendir
(44). Crabbe, kollajenaz IV'ün in vivo ortamda germ
hücrelerinin yer değiştirmesinde ve spermiasyon sırasında
matür spermatozoaların lümene salınmasında rol oynayabileceğini
ileri sürmektedir (39).
Ancak,
hücre süspansiyonu ortamına enzim konmasının bu hücrelerin
fertilizasyon kapasitelerini nasıl etkilediğinin daha
geniş serilerde araştırılması gerekmektedir. Bu nedenle,
non-obstrüktif azoospermi olgularında testis doku örneklerinin
mekanik ayrıştırılması işleminin başarısız kaldığı durumlarda
kollajenaz tip IV enzimi kullanılarak ayrıştırmaya devam
edilmesinin, matür spermatozoa elde edilmesinde etkin
bir yöntem olduğu söylenilebilir.
TESE İLE ELDE EDİLEN HÜCRELERİN İN VİTRO MATURASYONUNUN
SAGLANMASI
Spermatidlerin
ICSI ile fertilizasyon şansının düşük kalmasının en
önemli nedeni, yuvarlak (round) spermatid oluşumu sırasında
henüz yeni başlamış olan nuklear proteinlerden histonların
protaminler ile yer değiştirme işleminde yetersizlikten
kaynaklanmaktadır (45). Normalde spermatid oosit içine
girdiğinde, maturasyon uyarıcı faktörlerin etkisiyle
proteinler arasındaki disülfit bağları kaybolarak dekondanse
duruma geçer. Eksperimental çalışmalarda sperm nukleusunda
dekondensasyonun başlaması için 45-60 dk. geçmesi gerektiği
ortaya konmuştur (46). Bu gecikme süresi normal pronukleusun
gelişebilmesi için şarttır.
Erken
spermatid döneminde olduğu gibi, protaminlerin henüz
oluşmadığı ya da yetersiz olduğu nukleuslarda dekondensasyon
çok erken gelişerek prematür dekondensasyon denilen
patolojik durum ortaya çıkar. Bu nedenle, başarılı bir
fertilizasyonun sağlanabilmesi için mikroenjeksiyondan
önce oosit ya stimüle edilerek aktive hale getirilmeli
veya maturitesinin tamamlanabileceği bir süre geçmesini
bekledikten sonra enjeksiyon yapılmalıdır (47). İşte
bu nedenle, in vitro şartlarda germ hücrelerinin yeterli
maturasyonlarının sağlanması yoluyla ICSI'de fertilizasyon
şansının artırılması önerilmiştir (48).
Her ne
kadar yuvarlak spermatid enjeksiyonu ile gebelik elde
edilmiş ise de, yuvarlak ve uzamış (elongated) spermatid
mikroenjeksiyonları ile elde edilen fertilizasyon ve
gebelik oranları arasındaki farklılıklar ve bu immatür
hücrelerin taşıdığı potansiyel riskler, spermatid kullanımını
henüz üzerinde geniş araştırmaların yapılması gerekli
bir konu haline getirmektedir.
Normalde
haploid hücreler olan spermatosit ve spermatidler oosit
içerisine girdiklerinde, oosit aktivasyonu gelişerek
ikinci mayoz bölünmelerini tamamlar. Oysa spermatositler
henüz mayozunu tamamlamamış diploid sayılan bir basamakta
bulundukları için, bunların in vitro şartlarda haploid
hale getirilmeleri gerekir. Bu nedenle sekonder spermatositlerin
kullanılacağı olgularda, bunlar, nukleusu içinde fazla
miktarda metafaz uyarıcı faktörlerin bulunduğu metafaz
II oositi içerisine enjekte edilir. Böylece spermatosit
nukleusu spontan olarak metafaza girer. Arkasından da
oositin artifisyal uyarımı yapıldığında, her iki hücrenin
anafaz safhasına geçmeleri sağlanılabilir (49).
Primer
spermatositler de ise haploiditeyi başarabilmek için
bu hücrelerin kendileriyle eş dönemde bulunan germinal
vezikül oositleri ile manipüle edilmeleri gerekir (50).
Bu yolla, tek bir kromozom grubu oluşturacak şekilde
her iki gamete ait haploid genetik materyalin elde edilebileceği
gösterilmiştir. İn vitro şartlarda nuklear ve sitoplazmik
matüritenin sağlanabilmesi ile ilgili uygulamalar başka
çalışmalarda detaylı olarak izah edilmiştir (51).
İnsanda
aspermatogenezin kültür ortamı içindeki gelişimi değişik
çalışmalarda incelenmiştir (52,53). Erkek germ hücreleri
in vitro ortamda kısa süreli korunabilmekte, plazma
membran proteinleri, aktin ve tubulin gibi çok sayıda
protein sentezi yapabilmektedir (54). Eksperimental
olarak da pakiten ve diploten dönemindeki primer spermatositler
in vitro koşullarda iki mayoz bölünmeyi tamamlayarak,
akrozomu bulunan yuvarlak spermatidleri oluşturabilmektedir
(55). Primer spermatosit, yuvarlak ve uzamış spermatidler
in vitro şartlarda 24 ve 72 saat süreyle viabilitelerini
sırasıyla %87 ve %7 sürdürebilmektedirler (48).
Yuvarlak
spermatidlerde 4. saatte %8, 8. saatte ise %22'sinde
kuyruk oluşumu görülebilmektedir. Burada, kullanılan
kültür ortamının ısısı önemli olup, 32-34oC optimal
olarak bulunmuştur (48,56). Tsirigotis, azoospermik
bir grup olguda TESE doku süspansiyonlarını 37oC'da
72 saat süreyle inkübe ettiğinde, sekretuvar ve obstrüktif
olgular için sırasıyla %25 ve %36 gebelik elde etmiştir
(57). TESE günü ICSI'ye uygun hücre bulunamayan olgularda,
doku süspansiyonu 3 gün inkübe edildiğinde, %32'sinde
daha ICSI yapılabilecek matüritede germ hücresi geliştiği
gözlenmiştir.
Testis
doku biyopsileri, 30oC'da, 24-48 saat süreyle, içerisinde
25mIU/ml rekombinan FSH bulunan ortamda bekletildiğinde,
nukleusta kondensasyonun tamamlandığı ve nuklear protruzyon
ile flagellum geliştiği izlenmiştir (58). Kültür ortamında
Sertoli hücrelerinin de bulunmasının germ hücrelerinin
canlılığının korunmasında gerekli olduğu bildirilmektedir
(59). FSH'nın mayoz ile birlikte erken ve geç spermatogenezi
Sertoli hücreleri aracılığı ile uyardığı düşünülmektedir.
Sperm
hücrelerinin in vitro koşullarda bekletilmesi, günümüzde
TESE olgularında tercih edilen bir uygulama olarak görülmektedir.
Özellikle gereksiz OPU yapılmasının önüne geçmek amacıyla,
OPU yapılmadan kaç gün önce TESE yapılmasının uygun
olacağı konusunda çalışmalar devam etmektedir111. Obstrüktif
azoospermi olgularında daha belirgin olmak üzere, azoospermi
olgularında spermatozoaların 72 saatlik özel kültür
ortamında bekletilmeleri sonucu motilitelerinin anlamlı
ölçüde artacağı önerilmektedir. Bazı merkezlerde spermin
16-24 saat ya da 6-8 saat bekletildikten sonra ICSI'de
kullanılmaları rutin olarak uygulanmaktadır (60).
Sonuç
olarak, TESE olgularında testis dokusunun belirli bir
müddet kültür ortamında bekletilmelerinin ICSI sonuçlarını
olumlu etkileyeceği düşünülerek, bu konuda çalışmalar
sürdürülmektedir.
KAYNAKLAR
|