|
Obstrüktif
ve Nonobstrüktif Azoospermi Olgularında TESE, MESA
Uygulamaları
Kaan
AYDOS
Azoospermiye
erkek infertilitesi olguları arasında %10 oranında rastlanılmaktadır.
Bunların büyük kısmında etyoloji testiküler yetmezliğe
bağlıyken, %20'sinde bilateral obstrüksiyon sorumludur.
Genel olarak değerlendirildiğinde ise infertilitede
seminal kanallara ait obstrüksiyon
sıklığı %7 civarındadır (35). Geçirilmiş
skrotal veya inguinal operasyon ya da tekrarlayan genital
enfeksiyon hikayesi bir obstrüksiyonun varlığını düşündürmelidir.
Bu hastalarda testis volümü normal olup, FSH ve LH hormon
düzeyleri de yine normal sınırlarda bulunur.
İnfertil
erkek populasyonunun %1-2'sinde konjenital
bilateral vaz deferens agenezi (CAVD) söz
konusudur. İnfertilite nedeniyle tetkik edilen erkeklerin
yaklaşık %20'sinde ultrasonografik veya vazovezikülografik
incelemeler ile ejakulatör
kanallara ait fonsiyonel ya da mekanik obstrüksiyon
yapması muhtemel bir anomali saptanırken, bunların %4'ünde
ejakülatör kanallarda parsiyel bir obstrüksiyonun varlığı
söz konusudur (36). Ejakülatör kanal obstrüksiyonlarında
ejakulatın tamamını veya büyük kısmını prostat sekresyonu
oluşturur. Ejakulat volümü 0.5-1 ml, pH ise 5.5-6.5
civarındadır. Koagulasyon oluşmayıp, semende früktoz
negatiftir. Bu nedenle, vaz deferenslerin palpe edildiği
ama seminal volümün azaldığı ve asitleştiği azoospermi
olgularında komplet bilateral ejakulatör kanal darlığından
şüphelenilmelidir. Parsiyel tıkanıklıkların kliniği
ise değişkendir. Ejakülatör kanal obstrüksiyonlarının
tedavisinde transrektal ya da transperineal kist aspirasyonu,
transuretral endoskopik rezeksiyon veya seminal kanalların
yıkanması kullanılan metodlardır.
Seminal
parametreleri ileri derecede bozuk olan erkeklerin %20-25'inde
ise epididimal oligozoospermi
bulunmaktadır (37). Bu durum, epididim içinde skar dokusu
oluşumuna neden olan klinik ya da subklinik geçirilmiş
enfeksiyonlara bağlanmaktadır. Skar dokusu epididimal
tubulülere bası yapmakta ama bir miktar sperm çıkışına
da izin vermektedir. Son yıllarda seksüel geçiş gösteren
hastalıkların artması ile bu oranın daha da yükselmesi
beklenmektedir. Geniş serili çalışmalarda, sperm konsantrasyonunun
5 milyon/ml'den düşük, %20'den az motilite ve %25'in
altında normal formda sperm bulunan olguların %49'unda
testis biyopsilerinde normal spermatogenez saptanırken
epididimal bir patoloji de eşlik etmektedir. Spermatogenezin
ve epididimlerin her ikisinin de normal olduğu olgular
sadece %4 oranındadır. Geri kalanlarında ise spermatogenezde
bir bozukluk söz konusudur. Epididimal oligozoospermi
olgularının tedavisi mikrocerrahi olup, epididimolizis
ya da vazoepididimal anastomozlar uygulanabilir. Sonuçları
oldukça başarılıdır. Değişik etyolojilere bağlı gelişebilen
vazal ya da epididimal obstrüksiyonların mikrocerrahi
ile tedavileri neticesi %38-96'sında anastomoz açıklığı
ve %19-82 arasındada spontan gebelik oranları bildirilmektedir
(38). Sonuçlardaki değişkenlik obstrüksiyonun seviyesi
ve süresi, epididim fonksiyonları, tekrarlayan genital
enfeksiyonların varlığı ve antisperm antikor gelişimine
bağlanabilir.
Obstrüktif
azoospermi olgularında yukarıda bahsedilen tedavileri
takiben bir düzelme sağlanamamışsa üremeye yardımcı
teknikler kullanılmalıdır. Ejakulattan yeterli sayı
veya kalitede sperm elde edilemediği olgularda testisden
ya da epididimden alınan spermler ICSI işleminde kullanılarak
olguların sırasıyla % 33.3 ve %44.3'ünde gebelik sağlanılabilir
(39).
Nonobstrüktif
azoospermi'ye
ise değişik faktörler yol açabilir: maturasyon arresti,
germinal aplazi (Sertoli cell only sendromu), kriptorşidizm,
kemoterapi veya Klinefelter sendromu bunlar arasında
sayılabilir. Testiküler yetmezlikli bu olguların yaklaşık
%50'sinda testislerden spermatozoa ekstrakte edilebilmektedir
(40). Geri kalanlarında ise yuvarlak spermatid nukleusu
(ROSNI) veya değişik evrelerde spermatidler kullanılarak
ICSI yapılabilmektedir (41). ICSI'de kullanılabilecek
en ideal spermatid evresi uzamış (elongated) ve matür
spermatidlerdir (42). Bununla birlikte, uzamakta olan
(elongating) ya da yuvarlak spermatidler kullanılarak
da fertilizasyonun başarılması mümkündür.
Hoffman
veya Nomarski optikleri kullanılarak bile haploid
yuvarlak spermatidleri diploid spermatositlerden, spermatogoniumlardan,
lökositlerden, eritrositlerden ya da Sertoli hücre nukleusundan
ayırt etmek her zaman kolay olmamaktadır. Bu
amaçla bazı kriterler getirilmiştir (43). Yuvarlak spermatidlerin
daha küçük olmaları (6.5-8 ) ve çıkıntı yapmış
akrozom veziküllerinin görülmesi, belirgin nukleusları
ile bunu çevreleyen sitoplazma zonu bunların spermatogoniumlardan,
spermatositlerden ya da lenfositlerden ayırt edilmesinde
yardımcı bazı kriterlerdir. Bununla birlikte, ikinci
mayoz bölünmesini yeni tamamlamış bir spermatidde henüz
akrozom yapısı gelişmediği için, Golgi fazı spermatidleri
özellikle küçük lenfositlerle karışabilmektedir. Belirgin
nukleolusu ve transparan, düz sınırlı görünümleri ile
Sertoli hücre nukleuslarını görebiliriz. Bütün bu kriterlere
rağmen bir yuvarlak spermatidin canlı olup olmadığına
ya da genomik yapısının normal olup olmadığına, hücreyi
boyamadan veya parçalamadan karar vermek imkansızdır.
Tek kriter mikropipet içine aspire edildikten sonra
spermatidin lizis olmadan canlılığını sürdürdüğünün
gözlenmesidir. Komplet spermatogenez bozukluğu gösteren
testislerin sadece %10'unda yuvarlak spermatid bulunabilmektedir.
Daha önceki tahlillerinde azda olsa spermatozoa görülmüş
olan olgulardan elde edilen spermatidler kullanılarak
yapılan ICSI işleminden elde edilen başarı, şiddetli
spermatogenez defekti bulunan olgulardakine göre çok
daha düşüktür. Yuvarlak spermatid kullanılacak olgularda
işlemin etkinliğinin ve Y kromozom delesyonlarının genetik
geçiş risklerinin mutlaka önceden çiftlere izah edilmesi
gerekmektedir.
TESE işlemi
sırasında spermatid bulunduktan sonra başka hücre aranmasına
son vererek bu spermatidin kullanılması ya da araştırmaya
spermatozoa bulununcaya kadar devam edilmesi konusu
halen tartışılmaktadır. Spermatid bulunan olgularda
mutlaka spermatozoada bulunabileceğini savunan araştırmacıların
yanı sıra, spermiyogenez arresti olgularında Sertoli
hücreleri ile bağlantılarının kesilmesi neticesi daha
ileri maturasyon gösteremeyen spermatidlerin spermatozoa
olmasa da elde edilebileceğini savunan bilim adamları
da bulunmaktadır (44, 45). Çalışmalar, testis dokusunun
fazla travmatize edilmesinin ileride atrofi yapabileceğini
ve başka uygulamalarda kullanılamaz hale getirebileceğini
ortaya koymuştur (46). Bu nedenle hastanın durumu, önceki
biyopsileri ve kadın faktörü de göz önüne alınarak bu
işlemin sınırına karar verilmesi daha uygun olacaktır.
TESE işlemi
sırasında mutlaka skrotal eksplorasyon
da yapılmalıdır. Bu sırada vazal ya da epididimal bir
obstrüksiyonun varlığı teşhis edilebilirse, mikrocerrahi
olarak obstrüksiyon giderilmeli ve uygun anastomoz teknikleri
kullanılarak sperm kanallarının bütünlüğü sağlanılmalıdır.
Eğer epididimal mikroaspirasyonla sperm elde edilebilecekse,
öncelikle bu yapılmalı, yeterli kalite ve kantitede
sperm elde edilemiyorsa testislerden doku çıkarılmalıdır.
Daha distal obstrüksiyonlarda vaz deferensten aspire
edilen sperm de kullanılabilir. Daha önce yapılmamış
ise bu olgularda aynı seansta testis biyopsisi de alınmalıdır.
İnfertilite
olgularında tanısal amaçlı testis
biyopsisi artık uygulanmamaktadır. Proksimal
seviyede bir obstrüksiyon ya da nonobstrüktif nedenli
azoospermi bulunan erkeklerde skrotal eksplıorasyon
yapılmalı, aynı zamanda hem epididimlerin durumu ve
vazın açıklığı kontrol edilmeli, hem de MESA veya TESE
ile spermatozoa araştırılmalı, bulunursa ileride ICSI'de
kullanılmak üzere dondurularak saklanılmalıdır. Gerekirse
rekonstrüktif mikrocerrahiye geçilmelidir. Bu sırada
testis biyopsisi de alınmalı ve infertilite ile eş zamanlı
bulunabilecek başka patolojilerin varlığı, azoosperminin
derecesi ve infertilite nedeni olabilecek patolojiler
araştırılmalıdır. Buradan da anlaşılacağı üzere, TESE
veya testis biyopsisi sadece doku çıkarmak değil, beraberinde
ek girişimleri de gerektirebilecek önemli bir uygulamadır.
Bunun eğitimini almış uzmanlar, androloglar, tarafından
yapılması uygun olur. Diğer yandan, sonuçta ortaya çıkabilecek
komplikasyon veya yan etkilerin de tedavisi sorumluluk
gerektirir.
TESE
işlemi operasyon mikroskopu altında yapılmalıdır (Mikrocerrahi-TESE).
Testisin damarlanmasının en az olduğu bölgesi alt kutup
iç, dış ve ön yüzü ile üst kutup iç ve dış bölgeleridir.
Mikroskop ile damarlanmanın olmadığı alanlardan ince
(tercihan göz ameliyatlarında kullanılan) bir bistüri
ile kesi yapılması uygun olur. Testis dokusu arasında
da yine damarsız hatlardan diseksiyon yapılarak ilerlenilmelidir.
TESE işleminde seminifer tubülülerin mikrodiseksiyonla
eksize edilmeleri en ideal olan yaklaşımdır. Fibrotik
ve kollabe, ince tubülü alanlarının yanında, dolgun
ve daha parlak olan tubüllerin seçilerek eksize edilmesi,
hem daha az volümde doku çıkarılmasına hem de germinal
hücre bulma şansının daha fazla olmasına olanak verecektir.
Mümkün olduğu kadar kanatmaksızın kesilen testis tubuli
dokuları uygun kültür ortamı içine alınarak bekletilir.
Testisin üst ve alt kutuplarından bilateral olarak biyopsilerin
alınmasının yeterli olacağı çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir.
Ya da, her seferinde spermatozoa aranarak bulununcaya
kadar işleme devam edilebilir. İşlem sonunda tunika
ince absorbe olur bir sütür ile kapatılır. Hemostaz
bipolar koter ile sağlanmalıdır.
Biyopsi
esnasında testisin, epididimin ve vaz deferensin muyene
edilmesi çok önemlidir. Bu sırada gerekirse mikrocerrahi
işlemine ihtiyaç duyulabilir. İşlemin uzun sürmesi olasılığını
da düşünerek genel anestezi kullanılması uygun olur.
Testislerden
sperm elde etmede perkütan iğne
aspirasyonu veya biyopsisi de önerilen diğer
bir metoddur (47). Özellikle obstrüktif olduğuna daha
önce karar verilmiş olgularda tercih edilmelidir. Sperm
eldesi konusunda değişik çalışmalarda farklı sonuçlar
bildirilmektedir. Ancak, eksplorasyon ile beraber testislerden
açık cerrahi teknik ile TESE yapılması daha faydalı
ve başarılı bir yöntemdir. Perkütan girişimlerin ancak
testis biyopsisi alınmasında uygulanması doğru olur.
Sonuç
olarak, azoospermi olgularında TESE ile elde edilen
hücrelerin ICSI'de kullanılması, infertilite tedavisinde
son derece önemli bir gelişme olmuştur. Daha erken evre
germinal hücrelerin kullanılması ile fertilizasyon ve
gebelik elde edilmesi gelecekte bu grup hastaların da
tedavilerini mümkün kılacaktır. Ancak, yukarıda sayılan
nedenlerden dolayı gerek başarının arttırılması gerekse
bir komplikasyonla karşılaşmamak için, uygulamaların
sadece konunun uzmanı yetkili hekimler tarafından gerçekleştirilmesi
son derece önemlidir.
TESE
ile Alınan Materyalin Hazırlanması ve ICSI'de Uygun
Hücrenin Seçimi:
Spermi
yakından tanıyan androloji uzmanının bir diğer görevi
ise TESE için çıkarılan testis dokusu içerisinde en
uygun hücrenin elde edilmesinin teminidir. Testis dokusu
yukarıda tanımlanan işlemlerle alındıktan sonra önce
mekanik yolla parçalanır. Bu işlemin enzimatik digesyon
metodu ile yapılması da tavsiye edilmektedir (48). Bizim
gözlemlerimiz, mekanik ayrıştırma
ile yeterli hücre elde edilemeyen olgularda enzimatik
ayrıştırmanın kullanılması yönündedir. Böylece
enzimlere (DNAse ve collagenase tip IV) ait muhtemel
toksik etkilerden, her ne kadar spermlerin canlılığında
bir bozulma yapmadıkları gösterilmişse de, korunulmuş
olunur. Bu yöntemlerle eğer spermatozoa görülmüşse bunların
ICSI işlemi için hazırlanmaları gerekir. Swim-up uygulanacaksa,
testis dokusu ekstresi vortekslendikten sonra 5-10 dk
süreyle çökmeye bırakılır. Takiben üstteki sıvı kısmı
alınarak bilinen yıkama işlemine, arkasındanda swim-
up'a geçilir. Sperm sayısının çok düşük olduğu olgularda
direk pellet kullanılabilir. TESE olgularında değişik
solüsyonlarla hazırlanmış gradient sistemleri de kullanılabilir.
Bu şekilde doku artıkları, eritrositler ve lökositler
büyük oranda ortamdan uzaklaştırılmış olunur. Gradient
sistemleri kullanılacaksa, bunların miktarları ve santrifüj
süreleri sperm sayısına bağlı olarak ayarlanmalıdır
(49). Bu teknikte önce lökositler ortamdan uzaklaştırıldığı
için, santrifüj sırasında bunlardan ortama çıkabilecek
serbest oksijen radikallerinin önceden uzaklaştırılması
da mümkün olmaktadır.
TESE işlemi
sırasında eritrositlerin ortamdan uzaklaştırılacağı
eritrosit eritici mediumları
(ELB) kullanılabilir (50). Özellikle biyopsilerin
aşırı kanamalı ortamda alındığı olgularda eritrosit
eritici solüsyonları faydalı olabilir.
Testis
dokusundan sperm elde edildikten sonra bunlar hemen
ICSI işleminde kullanılabilecekleri gibi 24-72
saat süreyle kültür ortamında inkübe edilerek
bekletilebilirlerde. Bu şekilde, immotil spermatozoaların
maturasyonlarını tamamlayarak motil hale geçmeleri ya
da yuvarlak spermatidlerin uzayan-uzamış- matür spermatid
evrelerine gelmeleri mümkündür (48). Bekleme işlemi
inkübatör içinde 37C'de yapılabileceği gibi 30C'de yada
oda ısısında da olabilir. Oda ısısında sperm enerji
tüketiminin minimal olacağı, bu nedenle daha uzun süreli
saklamaların sağlanabileceği ileri sürülmektedir (51).
10 günlük saklamalarda bile motilitenin %20 oranında
korunabileceği bildirilmektedir (52).Bu konuda daha
geniş serilerin sonuçlarının yol göstereceği kanısındayız.
Testis
dokusu alındıktan sonra bir kısmı dondurularak
ileri uygulamalar için saklanabilir (53). Ayrıca, TESE
yapıldıktan sonra elde edilen spermatozoalar da dondurularak
saklanılabilir (39). Testis dokusu veya sperm hücrelerinin
kriyoprezervasyonunun her TESE olgusunda uygulanmasının
gerekli olduğu kanısındayız. Bu şekilde, daha sonra
yapılacak ICSI olguları için hazır hücre saklanmış olunur.
İlk TESE işleminden sonra testiste damarlanmanın bozularak
ya da hematom gelişimine bağlı olarak atrofi gelişmesi
ve ikinci uygulamalarda hücre bulunmasını güçleştirmesi
mümkündür. Testisten elde edilen spermatozoaların kriyoprezervasyonunda
canlılık oranı ortalama %30 olarak bildirilmektedir.
Dondurulmuş-çözünmüş epididimal spermler kullanılarak
yapılan ICSI olgularında gebelik oranları bir çalışmada
%33.8 olarak bildirilmiştir (39).
Kaynaklar
|