|
KÖK HÜCRE İLE KISIRLIK
TEDAVİSİ NE DURUMDA?
Prof.Dr.
Kaan AYDOS
Çocuk
sahibi olamama, evli çiftlerin yaklaşık %15'ini meşgul
eden bir sorundur. Eğer ejakulatta sperm hücreleri bulunuyorsa
bunların üremeye yardımcı tekniklerde kullanılması sonucu
ailelerin yaklaşık yarısında gebelik sağlanabilinir.
Ancak bir grup olgu var ki, bunların ejakulatlarında
sperm bulunamamakta ve testiküler sperm ekstraksiyonu
(TESE) yöntemi ile testislerden cerrahi olarak elde
edilen hücreler kullanılarak fertilizasyon ve gebelik
elde edilebilmektedir.
Sorun
testislerin çalışmasındaki bir problemden kaynaklanıyorsa
2 önemli durum söz konusu olabilir: 1) germ hücreleri
gelişimlerinin bir evresinde duraklamışlardır; ya da
2) hiç germ hücresi gelişmemiştir (Sertoli cell
only sendromu veya germinal aplazi). Her ne kadar bunlarda
da TESE ile ameliyat sonrası sağlıklı hücre elde edilebilmekteyse
de, önemli bir kısım erkeğin bu şansı da olmamaktadır.
İşte günümüz tıbbı artık böyle komplike olguların tedavisine
yönelik araştırmalar içerisine girmiştir. Kök hücre
tekniği bu araştırmalarda önemli bir yer tutar.
Kök
hücreler vücutta bulunan organları oluşturan temel
hücrelerdir. Embriyonun gelişimi sırasında aktif halde
çoğalarak, hedef edindikleri dokuları ve bunlardan da
organları yaparlar. Doğumdan sonra da bazı hastalık
durumlarında, ya da ihtiyaç ortaya çıktığında tekrar
aktifleşerek çoğalmaya ve bozulmuş dokunun yenilenmesine
çalışırlar. Erişkin kök hücresinin kaynağı kemik
iliğidir. Buradan çıkan hücreler periferik kana
karışarak, ilgili dokuya ulaşırlar ve burada görevlerini
yerine getirirler. Bu kök hücreleri elde ettikten sonra,
hasarlı olan organın içerisine vererek, sağlıklı hücrelerin
oluşmasını ve dolayısıyla bozulmuş fonksiyonunu tedavi
etmek günümüz teknolojisi ile mümkün olabilmektedir.
Günümüzde kök hücreler kullanılarak tedavileri sağlanmış
organlar kalp kası (kardiyomiyositler), karaciğer dokusu
(hepatositler), kemik dokusu (osteositler) ve sinir
dokusudur (glial hücreler ve nöronlar). Yakın tarihte,
testislerde de bir grup sprmatogoniumun kök hücre olarak
görev yaptığı ortaya konmuştur. Eğer bu hücreler yeteri
kadar izole edilebilirlerse, diğer testislerde de spermatogenezi
sağlayabilmektedirler (1,2).
Kök hücreler
1) erişkinlerde kemik iliğinden; 2) embriyo
hücrelerinden; ve 3) kordon kanından (umblikal
kord) elde edilebilirler. Bunlarda sorun, başkasının
kök hücrelerinin kullanılması durumunda vücudun bu hücreleri
reddetmesidir. Bu nedenle kişinin kendi kök hücrelerinin
kullanılması daha geçerlidir. Örneğin çocuk doğduğunda
umblikal kord (göbek kordonu) kanı alınır ve içerisindeki
kök hücreler ayrıştırılarak saklanırsa, çocuk erişkin
yaşa geldiğinde bu hücreleri kullanılarak bazı hastalıkları
tedavi edilebilir. Doku uyumluluğu gösterilmiş olan
kardeşler arasında da kök hücre nakli başarılabilmektedir.
Bir diğer alternatif de, kendi kemik iliğinden alınan
kök hücrelerin kullanılmasıdır.
İşte bu
yeni teknolojinin infertilite tedavisinde de kullanılması
cazip bir yaklaşım olarak görülmektedir. Erkeklerde
üreme hücrelerinin kök hücreleri testislerde bulunan
spermatogoniumlar'dır. Spermatogoniumlar fötus
daha ilk ayında iken oluşur, testislerde yerlerini alır
ve doğumdan sonra da çoğalmalarına devam ederler. Eğer
çoğalmalarını engelleyen bir durum söz konusuysa, azoospermi
ortaya çıkar. Germinal aplazi ya da maturasyon duraklaması
durumlarında böyle bir sorun mevcut olabilir.
İşte, çoğalma yeteneğini kaybetmiş
bu kök spermatogoniumları acaba tedavi edebilirmiyiz?
Yakın zamanda yapılan deneysel çalışmalar
bunun mümkün olabileceği yönünde sinyaller vermektedir.
Buradan yola çıkan araştırıcılar, infertil erkeğin testis
dokusundan bir parça alarak içerisinden kök spermatogoniumların
elde edilebileceğini ortaya koymuşlardır. Acaba bu hücreleri
kendi ya da donör amaçlı bir başka erkeğin testislerine
nakledersek, yeniden çoğalmalarını sağlayabilirmiyiz?
Kök üreme
hücreleri olan spermatogoniumların çoğalmasındaki sorunun
aslında hücrenin kendinde olmayıp, bunları destekleyen
civar hücrelere ait olduğunu ortaya konmuştur. Bu destek
hücreleri (Sertoli hücreleri) genetik olarak bozuk hayvanlarda,
üreme kapasiteleri olmayan spermatogoniumların, sağlıklı
hayvanlara nakledilmeleri durumunda (taşıyıcı baba!)
normal çoğalmalarını başarabildikleri ve hatta bunlardan
yavru bile doğabildiği gösterilmiştir (3,4). Bu önemli
bir sonuçtur, çünkü ilk defa
infertil bir canlıda, önceden çoğalmalarının mümkün
olmadığına inanılan hücrelerinin aslında çoğalabilecekleri
ve yavru yapabileceği gösterilmiştir.
Kök hücreler
(stem cell), hayat boyunca kendi kendilerini yenileyerek,
farklılaşma kapasitesine sahip yeni hücre serileri (progenitör
hücreler) üreten hücrelerdir. Bu hücre serileri de daha
ileri farklılaşmaya uğrayarak, dokuya özgü fonksiyonları
olan özgül hücreleri meydana getirirler. Özellikle kemik
iliği, epidermis, barsak epiteli ve spermatogenez gibi
sistemler, kök hücreler sayesinde kendilerini sürekli
olarak yenilerler.
Testislerde
spermatozoanın oluşumunda kullanılan kök hücre ise spermatogonium'dur.
Spermatogonial kök hücreler vücutta bölünerek ileri
jenerasyonlara gen nakledebilen tek hücre grubu olması
nedeniyle özellik gösterir. Bununla birlikte, testislerde
seminifer tubüller içerisinde yer alan spermatogonial
kök hücreler, fetus henüz 3 haftalık iken yolk kesesi
(ilkel sindirim sistemi) endoderminden kaynaklanan ilk
germ hücre serisi olan primordial germ hücrelerinden
morfolojik olarak farklı bir görünüme sahiptirler ve
"prospermatogonium" adını alırlar.
Dolayısıyla bu hücreler tek yönlü olarak germ hücre
serisine farklılaşma özelliği taşımaktadırlar.
Spermatogoniumların
eksperimental ortamda uygun şartlar sağlandığında daha
ileri farklılaşma göstererek spermatosit ve spermatozoa'ya
farklılaşıyor olmaları, germ hücre transplantasyonu
için bir umut doğurmuştur. Daha da ilginci, germ hücre
transplantasyonunun son zamanlarda ortaya konulan bir
diğer kullanım alanıdır. Buna göre, "multipotent
adult germline stem cells (maGSCs)" olarak adlandırılan,
testislerden izole edilmiş bir grup spermatogonium populasyonu
tanımlanmıştır (5). maGSCs, embriyonun 3
tabakasını da oluşturacak şekilde farklılaşabilme kapasitesine
sahiptir. Dolayısıyla bu spermatogonium hücreleri, embriyonik
kök hücreler gibi etik ya da immünolojik bir problem
yaratmaksızın, kök hücre tedavisinde ümit vermektedir.
Testiküler kök hücrelerin multipotansiyel kapasiteleri,
testis dokusunda Anterior gradient-2, BMP, Epimorphin,
Flightless, Frizzled, Notch, Tiarin, Twisted gastrulation
ve Wnt gibi morfogenlerin varlığının gösterilmesiyle
daha da vurgulanır duruma gelmiştir (6). Bilindiği gibi
morfogenler, vücudun doku şekillenmesi ve büyümesi işlevlerinde
rol alan gelişimsel regülatörlerdir. Vücuttaki ortak
morfogenlerin tesiste de bulunması, testiküler kök hücrelerin
hayati öneme sahip olabilecekleri konusunda destek sağlamaktadır.
Mezanşimal
hücrelerin kas, sinir dokusu gibi farklılaşmaları üzerine,
aynı mezanşimal kök hücrelerin acaba testislerde de
germ serisine ait kök hücrelere farklılaşma potansiyellerinin
olup olmadığı düşünülebilir. Hemopoetik seri "side
population" hücreleri ile testislerde spermatogonial
bir grup hücre, ortak Bcrp1 gen ekspresyonu göstermektedirler
(7). Her ne kadar kemik iliği transplantasyonunu takiben
değişik oranlarda spermatogenez yeniden başlayabilmekteyse
de (8), mezanşimal hücrelerin germ serisi kök hücreler
ile ilişkisi gösterilmiş değildir. Yakın tarihli eksperimental
bir çalışmada, işaretlenmiş kemik
iliği mezanşimal kök hücreleri izole edilerek ksenogenik
fare testisine transplante edilmiştir. Sonuçta bu hücrelerin
testiste canlılığını sürdürebileceği gösterilmiş, ama
herhangi bir farklılaşma izlenmemiştir (9).
Spermatogonium
transplantasyonu
günümüzde eksperimental temelde geniş olarak araştırılmaktadır.
Bu teknikten beklenilen yararlar 1) spermatogenezin
daha iyi anlaşılabilmesi; 2) transgenetik hayvanların
elde edilmesi; ve 3) erkek infertilitesinin tedavisidir.
Sağlıklı
genlerin taşıyıvı bir hücre (vektör) içerisinde hastalıklı
organa nakledilmeleri, bazı hastalıkların tedavisinde
umut vermektedir. İşte, spermatogoniumların transplante
edilmelerinden önce germ hücreleri içerisine bazı genlerin
katılması (transfeksiyon) da, gen naklinde önemli bir
aşama olacaktır. Bu konuda henüz az sayıda çalışma mevcuttur.
Primodial
germ hücreleri içerisine gen nakli için çeşitli metodlar
tanımlanmıştır. Bu amaçla elektroporasyon yapılmış ama,
germ hücrelerinde ciddi hasar meydana getirdiği gözlenmiştir
(10). Lipozom aracılığıyla transfeksiyonun ise etkinliği
düşük bulunmuştur. Bir diğer gen nakil yöntemi olan
CaPO4 kopresipitasyon metodu %18'lik transfeksiyon etkinliği
ile en iyi sonuç veren yöntem özelliğindedir. Bu yöntemle
tip B spermatogonium, spermatosit ve spermatidlere başarılı
gen aşılamaları yapılabilmiştir (11).
VAD rat
testislerinden farklılaşmamış tip A spermatogoniumların
izole edilerek plazmid pCMV-SPORT-b gal ile transfeksiyonundan
sonra X-gal boyası ile transfeksiyonun etkinliği analiz
edildiğinde, bu spermatogoniumlar ile transfeksiyonun
gerçekleştirilebileceği ama henüz başarısının düşük
kaldığı gözlemlenmiştir. Cell fectin ve Fuegene 6 metoduyla
transfeksiyonu başarılabilmiş tip A spermatogonium oranları
da %1 ile %2.8 arasında kalmaktadır. Transfeksiyonda
viral vektörlerin kullanılması (12) ya da transfekte
edilen gene bir sinyal peptidinin bağlanması (13), gen
naklini daha etkin kılabilir.
Aslında
erkek infertilitesinde spermatogonium transplantasyonunun
esas kullanım amacı, kemoterapi ve radyoterapi öncesi
kök hücrelerin saklanarak, daha sonra tekrar testislere
nakledilmesi ve böylece üremesinin devam ettirilebilmesi
beklentisidir. Bu yöntemin mevcut sperm bankası uygulamasına
üstünlüğü, testislerde sürekli spermatogenezin sağlanabilmesidir.
Testislerde
kök hücre transplantasyonu teknik olarak bazı basamakları
gerektirir. Bunlar spermatogonial kök hücrelerin izolasyonu,
saklanması, isteniyorsa içine farklı genlerin transfeksiyonu,
alıcı testisin hazırlanması ve nihayet hücrelerin transplante
edilmesi yöntemleridir. Temelde, testis doku ekstrelerinden
izole edilen spermatogonial kök hücreler, alıcı testiste
seminifer tubüller içerisine, efferent kanallar ya da
rete testis yoluyla enjekte edilirler. Enjeksiyonu takiben
bu hücreler, donör genetik yapısında germ hücre üretimini
başlatabilirler.
Spermatogonium
izolasyonu konusunda çok sayıda eksperimental çalışma
bildirilmiştir. Bunlar arasında yakın tarihli bir uygulamada,
testis dokusu STO feeder üzerinde inkübe edildiğinde
8-21 gün sonra ilk hücre kolonisinin oluştuğu gözlenmiştir.
Daha sonra 7ml solüsyon içerisinde 107/ml hücrenin alıcı
farenin testisinin rete testis bölgesinden seminifer
tubüller içerisine enjekte edilmesini takiben 2 ay sonra
testisde spermatogenezin başladığı açıkça gözlenmiştir
(14). Ratlarda, izole edilen spermatogonial kök hücreler
kültür ortamında 3-4 gün içerisinde sayılarını iki katına
çıkarmakta, alıcı testise nakledildiklerinde ise spermatide
kadar farklılaşabilmektedirler (15). 12 pasaja kadar
da öploid kalabilmektedirler. Hatta aynı hücreler plazmid
ile transfekte edildiklerinde, alıcı testisi kolonize
edebilmektedirler. Son olarak keçilerde yapılan çalışmalarda
da, donör kök spermatogoniumunun alıcı testiste spermatogenezi
başlattığı ve neticede yavru doğumu ile sonuçlandığı
gösterilmiştir (16).
Sadece
aynı türde değil, farklı türler
arasında da kök hücre nakilleri başarılı
olmuştur (17). Örneğin rat kök hücreleri fare testislerinde
seminifer tubüller içerisine transplante edildiklerinde
germ hücre çoğalması başarılmıştır. Benzer şekilde,
hamster kök hücreleri de fare testisine başarıyla nakledilmiştir.
Bu çalışmalar, değişik türlere ait spermatogonial kök
hücrelerinin transplantasyonlarının mümkün olabileceğini
ortaya koymaktadır (xenogeneic spermatogenez). Tavşan
spermatogoniumlarının, spermatogenezi bloke edilmiş
fare testisine nakledilmesiyle de spermatogenezin %90
oranında başladığı, hatta bu hücreler ile IVF yapıldığında,
anne tavşanın kendi genetik yapısında yavru doğurduğu
görülmüştür (18).
İnsanda,
türler arası germ hücrelerinin transplantasyonu başarılı
sonuçlar vermemiştir (19). İnsanda testis biyopsilerinden
ya da orkiektomi materyallerinden izole edilen spermatogonium,
spermatosit ve spermatidlerden oluşan miks hücre populasyonları
W/Wv fare testislerine (sadece birkaç primitif evre
germ hücrelerinin bulunduğu steril fareler) transfer
edilmişlerdir. Bu şekilde insan donör germ hücrelerinin
enjeksiyonu yapılan fareler, 48-230 gün takip edildiklerinde,
farelerin testisleri içerisinde son maturasyon evresine
ulaşabilen spermatogenez yeniden başlatılamamıştır (20).
İnsan spermatogoniumunun başka hayvanlara transplantasyonunun
başarılı olabilmesi için, uygun bir alıcı hayvan türünün
bulunması gerekmektedir.
Ancak,
yakın tarihte insan spermatogonial kök hücrelerinin
fare testislerine nakledildiklerinde, uzun süre çoğalarak
canlılıklarını devam ettirdikleri izlenmiştir (21).
Alıcı testislerin %73'ünde donör spermatogoniumların
sağlıklı biçimde çoğalabildikleri ve 6 ay canlı kalabildikleri
ortaya konmuştur. Ne yazık ki, burada farklılaşmamış
spermatogonial kök hücreler 1 ay sonra farklılaşmışlarsa
da, daha ileri basamaklara geçememişler, mayozu oluşturamamışlar
ve neticede olasılıkla apopitoza uğramışlardır.
Ancak
bu çalışmalardan bazı önemli sonuçlar da elde edilmiştir:
1) nakledilen insan spermatogoniumları fare Sertoli
hücreleri tarafından tanınmaktadırlar; 2) nakledilen
hücreler doğru yere göç ederek seminifer tubüller içerisinde
bazal membran üzerinde yerlerini almaktadır; 3)
kısa süreli de olsa çoğalabilmekte; ve 4) bir
kısım kök hücre 6 ay süreyle yaşayabilmektedir. Belki
insan kaynaklı bazı büyüme faktörlerinin ya da insan
Sertoli hücrelerinin de alıcı testis içerisine verilmeleri,
sonucu daha başarılı hale getirebilecektir.
Yukarıda
da belirtildiği gibi, insanda
spermatogonium transplantasyonunda iki yarar söz konusu
olabilir. Birincisi; sitotoksik tedavi alacak erkeklerin
spermatogonial kök hücreleri ileride tekrar nakledilmek
üzere dondurularak saklanabilir; ikincisi ise alıcı
testise nakledilen erkeklerin germ hücreleri belki daha
uygun bir ortama geçmiş oldukları için, daha sağlıklı
çoğalarak mayoza girebilir ve burada olgunlaştıktan
sonra alınarak ICSI ile erkeğin kendi çocuğu doğurtulabilir.
Birinci
şık günümüzde gerçekleştirilmiştir. Hayvanlarda, kök
spermatogoniumlar dondurulup bir süre saklandıktan sonra
tekrar aynı hayvan testisine nakledildiklerinde, üreme
hücrelerinin yeterli ölçüde çoğalabildikleri ortaya
konmuştur. İnsanda kanser tedavisi öncesi alınan testis
dokularının daha sonra otolog transplantasyonu başarıyla
yapılmıştır (22). Bu son derece önemlidir. Çünkü testis
tümörü ya da malign kan hastalıklarının yüksek oranda
başarıyla sonuçlanan tedavileri vardır. Ama bu tedavilerin
en önemli yan etkisi testislerde kalıcı hasar meydana
getirerek infertiliteye yol açmalarıdır. Eğer bu tedavilere
başlanmadan önce testislerdeki kök spermatogoniumlar
alınıp, dondurularak saklanırsa, ileride tekrar aynı
testis içine verilerek çoğalmaları beklenebilir. Böylece
bozulmuş fertilte de tedavi edilmiş olunur.
İkinci
şık için ise, belki fazla abartılı gibi görülebilir,
ama Nagano ve ark. da yorumlarında benzer sonuçlara
işaret etmektedirler (23). Aynı tür hayvanlarda yapılan
çalışmalarda, infertilitenin bu yöntemle tedavi edilebileceği
ortaya konmuştur. İnfertil fare testisinden alınan kök
germ hücreleri diğer infertil fareye nakledildikten
4 ay sonra bu hücreler farklılaşabilmekte ve çoğalarak
koloniler halinde spermatogenezi başlatabilmektedirler
(24). Daha sonraki aşamalarda, mayozun başladığı ve
bunun üstüne fertilizasyonun da sağlanabildiği gösterilmiştir
(4). Daha önce belirtildiği gibi, burada infertil hayvanda
infertilite nedeni germ hücrelerine destek sağlayan
çevre dokulardaki bir problem olabilir ve bu nedenle
germ hücreleri testiküler
ortamı sağlıklı hayvana nakledildiğinde fertilizasyon
kapasitelerini tekrar kazanmış olabilirler.
Erkek
germ hücrelerinin aynı tür ya da türler arası nakli
eksperimental temelde, yaklaşık 10 yıldır üzerinde çalışılan
ilginç bir konu olma özelliğindedir. 1994'de Brinster
ve Zimmermann erkek stem hücrelerinin steril farelerde
seminifer tubüller içerisine enjeksiyonlarını takiben
testisde tekrar çoğalabileceklerini göstermişlerdir
(25). Hatta bu yöntem ile fertil spermatozoalar bile
elde edebilmişlerdir. Kolonizasyon, normal spermatogenezdeki
kompleks hücre birlikteliğinin rekonstrüksiyonunda daima
ümit verici bir ilgi alanı olmuştur. Nihayet, rat stem
hücrelerinin fare seminifer tubüllerinde kolonize olup
olmayacakları araştırılır hale gelmiştir.
Ratlardan
alınan hücreler immün yetmezlikli fare testislerine
transplante edildiğinde, farelerin epididimlerinde 110
günden sonraki bazı hayvanlarda normal morfolojide rat
spermatozoaları elde edilmiştir (26). Bir fare testisi
içerisinde rat spermatogenezinin görülmesi, başka türlere
ait stem hücrelerinin transplante edilebileceğini ispatlamış
olup, insanda da stem hücreler kullanılarak xenogeneic
spermatogenezisin başarılabileceği ümidini doğurmuştur.
Maymunda da otolog spermatogonial transplantasyonu takiben
4. haftada seminifer tubüller içerisinde spermatogenezis
yeniden başlatılmıştır (27).
İnsan
spermatogoniumlarının xenogeneic transplantasyonu ICSI
ile birlikte uygulandığında, mayotik veya post-mayotik
germ hücrelerinin kullanılmasına alternatif bir tedavi
modeli olarak görülebilir. Örneğin, radyasyon sırasında
veya kemoterapi verilirken hücre proliferasyonunun supresyonu
ile stem hücrelerinin sensitivitesinin azaltılması amacıyla
hormonal baskılama yöntemi her zaman başarılı olmamaktadır.
Böyle olgularda germ hücrelerinin alınarak bunların
sonradan seminifer tubüller içerisine yeniden verilmeleri,
germinal epitelyumun yeniden hayatiyete geçirilmesinde,
özellikle puberte öncesi hastalarda, potansiyel değerli
bir yöntem olabilir.
Bir diğer
husus ise insan spermatogenezinin bu işlem için yeterliliğidir.
Çoğu hayvan ile karşılaştırıldığında insanda bu yeterlilik,
muhtemelen spermatogenezin uzun sürmesi, germ hücre
konsantrasyonunun düşüklüğü ve seminifer tubüllerin
kapladığı testis yüzdesinin azlığı nedenleriyle, kısmen
daha azdır. Ayrıca insanda, özellikle ikinci mayoz sırasında
%36-45'lere varan önemli ölçüde germ hücre dejenerasyonu
olmaktadır.
Her ne
kadar insan spermatogoniumunun fare testisine transplantasyonu
başarılmayı beklemekteyse de, bunun gerçekleşmesi insan
spermatogenezinin araştırılmasında, kemoterapi veya
radyoterapiye giren erkeklerde fertilitenin korunabilmesinde
ve maturasyon duraklamalı olguların kesin tedavilerinde
değerli bir teknik olabilir. Ayrıca, aynı ratlarda olduğu
gibi insanda da spermatogoniumlar dondurularak saklanabilir
ve bu teknik kullanılarak ileride gebelik sağlanılabilir.
Örneğin kemoterapi sonrasında
olduğu gibi, germ hücrelerini kaybetme tehlikesi ile
karşı karşıya kalan erkeklerde dondurularak saklanan
spermatogoniumların radyasyon uygulanmış testis içerisinde
yeniden kolonizasyonu yapılarak elde edilecek spermatidler,
ileride ICSI'de kullanılabileceklerdir de.
İnsanda
bir diğer tedavi yaklaşımı ise, nonobstrüktif azoospermi
olgularında kök hücrelerden matür sperm elde edilmesi
olabilir. Gerçekten de Lee ve ark, nonobstrüktif
azoospermi olgularında testislerden elde ettikleri germ
kök hücre benzeri hücreleri kültür ortamında salkıyarak,
6 hafta içinde haploid spermatidleri oluşturabilmişlerdir
(28). Bu spermatidler oosit içine enjekte edildiğinde
klivaj evresine kadar ilerleme gösterilmiştir.
Kök hücre
transplantasyonu konusunda en önemli engel imprinting
zamanlaması olarak görülebilir (imprinting: anneden
ve babadan çocuğa geçen genlerin bir kısmının baskılanmasıdır.
Bu olay çocuğun normal gelişimi için gereklidir. Gerçekleşmemesi
durumunda bazı önemli hastalıklar ortaya çıkabilir).
Bilindiği gibi, diploid hücrelerde allellerin eksklusyonu,
bazı genlerin iki allelinden birinin inaktivasyonuyla
sonuçlanmaktadır. Imprinting denilen maternal veya paternal
allellerin bu şekilde inaktivasyonu olayı, DNA'larının
sitozin rezidülerinin 5' pozisyonunda metilasyonu sonucu
gerçekleşen bir epigenetik modifikasyon şeklinde oluşmaktadır.
Sessiz kalan gen yeniden aktive olduğu zaman demetilasyon
yoluyla bu olay tersine dönebilir. Eksprese edilmedikleri
dokuların çoğunda dokuya spesifik genler metillenmişlerdir,
eksprese edildikleri dokularda ise bir modifikasyona
uğramazlar. Tersine, 5' CpG bölgesine bağlı evsahibi
genler bütün dokularda metillenmemiş haldedirler. Metilasyon
keza, kadın somatik hücrelerindeki inaktiv X kromozomu
üzerinde bulunan genlerin represyonlarının idamesinde
de rol alır.
Genomik
imprinting normal gelişim için çok önemlidir. Gametogenez
veya erken gelişim dönemi sırasında bozulması Prader-Willi
ve Angelman sendromları gibi bazı genetik hastalıklara
neden olabilir, ve çocukluk çağı malign tümörlerinin
gelişimini uyarabilir. Memelilerin gelişiminde genomik
imprinting'in önemi ilk olarak 1977'de anlaşılmıştır.
Gen inaktivasyonu konusunda yapılan çalışmalarda kadında
imprinte olan genlerin embriyonik büyümeyi, erkekte
imprinte olan genlerin ise plasental büyümeyi sağladıkları
ortaya konmuştur. Embriyo gelişiminin erken basamakları
sırasında dramatik metilasyon değişikliklerinin oluştuğu
gözlenmektedir. Erken blastomer DNA'larının çoğu metillenmemiştir,
ve totipotensleri bununla ilgilidir. Ama, implantasyonu
takiben yaygın bir de-novo metilasyon dalgası, evsahibi
genler dışında genomun büyük kısmını değiştirir. Aberran
metilasyon embriyo gelişimine zarar verir. Metiltransferaz
ekspresyonu düşük olan bazı hayvanların embriyolarının
miyadında gelişim gösteremedikleri gözlenmektedir. Diğer
yandan, transgenic farelerde H19 geninin aşırı ekspresyonu
geç dönem gestasyonel ölümlerine neden olmaktadır ve
Snrpn gen (paternal imprinte olmuş allel) bölgesinde
maternal duplikasyon farelerde postnatal ölümlere yol
açmaktadır. Ayrıca, tümör supresor gen promotor'unun
metilasyonu da tümör gelişimine katkıda bulunmaktadır.
Kök hücre
naklinde, spermatogoniumlardan ileri evre ama tam matüre
olmamış germ hücrelerinin oluşturulması mümkün olsa
bile, imprinting başta olmak üzere, bazı problemlerin
çözümlenmesi gerekir. Gametogenez sırasında imprinting
olaylarının kesin zamanlaması tam kesinlik kazanmamış
olmakla birlikte, bazı indirekt kanıtlar ileri sürülmektedir
(29). ICSI'de immatür germ hücrelerinin kullanımı hangi
evrelerde imprinting olayının inkomplet olduğunu ortaya
çıkarmaya yardımcı olabilir. ROSI ile elde edilmiş olan
fare embriyolarında, çok sayıda paternal ve maternal
imprinte olmuş genlerin ekspresyonunda, kontrole göre
bir fark bulunmadığı ortaya konmuştur. Her iki sekste
de erken gelişim dönemlerinde germ hücrelerinde metilasyon
farklılıkları gözlenmemiştir. Spermatogenez sırasında,
muhtemelen primordial germ hücrelerinde veya replike
olan gonositlerde, imprinting'de mayozdan önce silinme
görülür. DNA metiltransferaz aktivitesine göre, imprinting'in
tekrar gerçekleşmesinin geniş oranda preleptoten, leptoten
ve zigoten evrelerinde ortaya çıkacağı savunulmaktadır.
Ancak, yuvarlak spermatidlerde rezidü metiltransferaz
aktivitesi bulgusu, imprinting'in yalnızca mayozdan
sonra tamamlanabileceğini düşündürmektedir. Bunun bazı
minör elementleri spermiasyondan sonra bile inkomplet
kalabilir, çünkü Pgk-2, ApoA1 ve Oct-3/4 gibi genlerin
metilasyonları spermin epididimden geçişi sırasında
gözlenmektedir.
KAYNAKLAR
|