|
ERKEKTE
SPERM DNA HASARLARININ FSH/HMG İLE TEDAVİSİ
Kaan AYDOS
SPERM
DNA HASARLARININ PATOFİZYOLOJİSİ
KONUYLA
İLGİLİ FİGÜRLER
SPERM
DNA HASARLARININ HMG/FSH İLE TEDAİSİ
İnfertilite
nedeniyle araştırılan çiftlerin yaklaşık %30'unda erkeğe
ait bir faktör söz konusu olurken, %20'sinde de her
iki eşe ait bir problem bulunmaktadır (FIVNAT 1996;
Assisted reproductive technology in the United States
and Canada 1998). Ancak, erkek faktörü infertilite tüm
yönleriyle aydınlatılmış olmadığından, bunların çoğu
idiyopatik oligoastenoteratozoospermi (OAT) grubu olarak
kabul edilmektedir. Dolayısıyla tedavileri de her zaman
tutarlı sonuçlar vermemektedir.
Diğer
yandan, üremeye yardımcı teknikler (ÜYT), özellikle
intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) son yıllarda
sperm değerleri bozulmuş erkeklerde sıklıkla kullanılan
bir uygulama haline gelmiştir. Buna rağmen olguların
yaklaşık yarısında gebelik sağlanamamaktadır. Elde edilen
sonuçlar fertilizasyon başarısızlığında %50 sperme ait
bir faktörün rol oynayabileceğini önermektedir. Dolayısıyla,
spermin kantitesinden çok kalitatif yapısının düzeltilmesi
çalışmaları ön plana çıkmaktadır. Acosta ve ark. (1991,
1992)'nın; in vitro fertilizasyonda (IVF) FSH'nın fertilizasyon
ve gebelik oranlarını artırdığını gösteren çalışmaları,
bu konuda başka araştırmalara öncülük yapmıştır. Bunu
takiben erkekte FSH kullanılmasının ICSI sonuçları üzerine
etkisi prospektif, randomize, kontrollü bir çalışmada
araştırılmış ve transfer başına embriyo kalitesi (ortalama
2.2'ye karşılık 1.6) ile implantasyon oranlarında (%15.5'e
karşılık %6.5) anlamlı düzelme elde edilmiştir (Askhenazi
1999).
FSH'nın
spermatogenezde etki mekanizması
FSH; sperm
yapımında, maturasyonunda, spermatid nukleusu ve akrozomun
morfogenezi ile spermiyogenez basamağında ve epididimal
maturasyonda kardinal bir hormondur (Steinberger 1971;
Courtens 1980). Hipogonadizim'de germ hücre ve yuvarlak
spermatid sayılarını kantitatif olarak artırır (Van
Alphen 1988). Aynı zamanda FSH'nın, hücre içinde anormal
ultrastrüktüre sahip organel taşıyan sperm oranlarını
azaltıcı, böylece sperm yapımında kalitatif bir düzelme
yapıcı etkisi de bulunmaktadır (Bartoov 1994). Ancak,
gonadotropinlerin idiyopatik OAT olgularında rolü tartışmalı
olup, sonuçlar çelişkili çıkmıştır (Skakkebaek 1994;
Nieschlag 2000). Burada FSH immünoreaktivitesi ve biyoaktivitesi
arasındaki farklılığın (Schill 1995); FSH'nın izoformları
arasındaki fizyolojik ve patolojik durumlara göre önemleri
değişen heterojenitelerinin ya da erkekte gösterilen
FSH veya FSH reseptör genlerine ait mutasyonların (Huhtaniemi
1998) etkin olması olasıdır. Diğer yandan, infertil
erkeklerde özellikle sperm kromatin yapısındaki anormallik
sıklığının arttığı gösterilmiştir (Irvine 2000; Zini
2001). FSH biyolojisi ve hedef organlar üzerine etkileri
konusunda elimizdeki bilgiler, idiyopatik OAT olgularında
dışarıdan FSH verilmesinin mantıklı bir yaklaşım olacağını
önermektedir (Van Alphen 1988; Kula 1991).
Vücuttaki
diğer dokuların kendilerine spesifik peptid-faktörleri
olduğu gibi, FSH ve LH da gonadal hücrelere spesifik
yaşamsal faktörler olarak görev yaparlar (Raff 1992).
Gerçekten de, spermatogenez gonadotropin bağımlı olup,
testislerin optimal fonksiyon görebilmeleri FSH ve LH
tarafından desteklenmektedir (Parvinen 1982). Özellikle
puberte sırasında spermatogenezin başlaması ve sürdürülmesinde
FSH esas hormondur (Billig 1995). Erkekte germ hücrelerinin
canlılığını sürdürebilmeleri, intratestiküler androjenlerin
yanı sıra gonadotropinlerin varlığına da bağlıdır. Yapılan
çalışmalar hipofizektominin ya da gonadotropinlerin
bloke edilmelerinin germ hücrelerinde dejenerasyonu
artırdığını ve testislerde somatik hücrelerin morfolojisini
bozduğunu ortaya koymuştur (Madhwa 1976; Russel 1987;
Ghosh 1992). FSH'nın immünonötralizasyonu ya da FSH
reseptörlerinin blokajı yapıldığında da yine testis
fonksiyonları bozulmakta, total sperm çıkışı azalarak
infertilite görülmektedir (Moudgal 1997a)). İnsanda
da benzer sonuçlar bildirilmiştir. FSH'nın immünonötralizasyonu
yapıldığında sperm yapımı kalitatif ve kantitatif olarak
bozulur (Moudgal 1997b). GnRH antagonistleri puberteyi
geciktirmekte, erişkinlerde testis ağırlığını azaltarak
fertiliteyi bozmaktadır (Kolho 1988). Her ne kadar Leydig
hücreleri ve Sertoli hücreleri gelişimleri sırasında
gonadotropinlere gereksinim göstermekteyseler de, erişkin
hayvanlarda hipofizektomi bu hücrelerde apopitotik dejenerasyona
neden olmamaktadır (Ghosh 1992; Billig 1995). Dolayısıyla,
Leydig ve Sertoli hücreleri değil, sadece germ hücreleri
gonadotropin eksikliğinde apopitoza uğramaktadırlar.
Diğer
yandan, FSH immünnötralizasyonunun spermatogenezi etkilemeyeceği
de bildirilmiştir (Dym 1979). Oysa hipofizektomi ile
dolaşımdaki FSH elimine edildiğinde pakiten spermatositlerde
ve belirli spermatid evrelerinde morfolojik olarak hücre
dejenerasyonu ortaya çıkmaktadır (Russell 1977). Bu
da, gonadotropinlerin testislerdeki etkilerinin değerlendirilmesinde,
evreye spesifik etkileşimlerine dikkat edilmesi gereğini
vurgulamaktadır.
Germ hücrelerindeki
apopitozun serum FSH seviyesindeki azalma ile korele
olup LH ile bir ilişki göstermemesi, bu hücrelerde yaşamsal
hormon olarak FSH'nın etkin olduğunu, LH ve intratestiküler
androjenlerin ise önemlerinin daha az bulunduğunu önermektedir
(Billig 1995). Hipofizektomi yapılmış erişkinlerde,
FSH'nın dejenere olmuş germ hücrelerinin sayısını azaltıcı
biyolojik etkisi bulunmaktadır (Russell 1993). FSH bu
etkisini hücrenin genomuna bağlanarak gerçekleştirir.
Ancak FSH'nın bu etkisinde testosteronun da katkısı
olabileceği konusunda bazı kanıtlar mevcuttur (Russell
1993). Hem FSH (cAMP bağımlı protein kinaz A aracılığıyla)
hem de LH üzerinden testosteron (hücre içi androjen
reseptörleri aracılığıyla), aynı mekanizmayla germ hücrelerinde
genom uyarıcı etkilerini gösterirler. Bazı çalışmalar,
FSH ve LH'nın birlikte kullanılmalarının, gonadotropin
çekilmesine bağlı germ hücre dejenerasyonunu daha fazla
azalttıklarını savunmaktadır (Russell 1993).
Sertoli
hücreleri germ hücrelerine nutrisyonal destek sağlarlar.
Bu işlevlerini gonadotropin ve androjen stimülasyonu
altında gerçekleştirirler. Sertoli hücreleri membranlarında
FSH, hücre içinde ise androjenler için reseptör taşırlar
(Sar 1990; Heckert 1991). Ancak tam anlaşılamayan konu,
gonadotropinlerin testislerde yeni oluşan hücre sayısını
artırarak büyüme ve farklılaşmayı mı sağladıkları yoksa
hücre ölümünü önleyerek yaşamlarını mı uzattıkları sorusudur.
İkisinin de olabileceği yönünde kanıtlar vardır. FSH
bir yandan spermatogenezin başlamasını ve sürdürülmesini
sağlarken diğer yandan kromatin hasarlarını ve neticede
apopitozu önleyerek hücrelerin canlılığını korumaktadır
(Parvinen 1982; Tapanainen 1993).
Gonadotropin
eksikliğinin spermatogenez üzerine etkisi apopitotik
DNA kırıklarını artırarak olmaktadır (Sinha Hikim 1997).
FSH'nın spermiyogenezde yaptığı düzeltici etkisinin
kısmen bu mekanizmaya bağlı olması mümkündür. Testislerdeki
hücre ölümünün, apopitozun bir göstergesi olan nukleozomlar
arasındaki DNA kırıkları ile ilişkisini vurgulayan biyokimyasal
kanıtlar da gösterilmiştir (Tapanainen 1993). Billig
(1995); rat testisinde, GnRH antagonisti ile gonadotropin
supresyonu yapıldığında apopitotik DNA hasarlarının
yaşa bağımlı olarak arttığını bildirmiştir. Apopitoza
uğrayan hücre tipini belirlemek amacıyla in situ analiz
yapıldığında ise spermatositlerde DNA fragmentasyonunun
artmış olduğu gözlemlenmiştir. Sonuçta erkekte germ
hücrelerinde apopitozun başlatılmasını belirleyen 3
faktörün bulunduğu kanısına varılmıştır: 1) yaş; 2)
özellikle FSH olmak üzere gonadotropin düzeyi; ve 3)
seminifer epitel siklusunun evresi.
Aslında
apopitoza bağlı germ hücrelerinin dejenerasyonu spermatogenez
süreci içerisinde normalde de görülmektedir. Özellikle
tip A spermatogoniumlarının mitoz bölünmeleri sırasında,
spermatositlerin mayoz bölünmeleri sırasında ve spermiyogenezde
(Huckins 1978; Kerr 1992). Ancak, gonadotropin eksikliği
DNA'da gözlenen bu dejenerasyonu daha da artırmaktadır.
Gonadotropin
tedavisi spermatogenez sırasında belirli evrelerde germ
hücrelerindeki bu dejenerasyonları önlemektedir (Russell
1977). Gerçekten de, gonadotropinler ve seks steroidleri
immatür rat testisinde yaşamsal faktörler olarak görev
yapmakta olup, gonadotropin ve androjen tedavisi apopitoza
bağlı DNA kırılmalarını önleyebilir (Tapanainen 1993).
Hipofizektominin testisler üzerindeki dejeneratif etkisi,
apopitoz yoluyla meydana gelmektedir. Hipofizektomi
ya da GnRH antagonisti verilerek gonadotropin uyarımı
ortadan kaldırılan ratlarda, testis ağırlıkları %25
azalırken, gerek interstisiyel hücrelerinde gerekse
seminifer tubül hücrelerinde DNA parçalanmasında 4 kata
varan artış ortaya çıkmaktadır (Tapanainen 1993). Oysa
FSH verilmesini takiben testis ağırlıkları korunurken,
apopitotik DNA parçalanması %90 önlenebilmektedir. Tek
başına hCG'nin dejeneratif değişiklikleri önleyebilme
potansiyeli FSH'dan oldukça düşük kalır. Başka çalışmalarda
da FSH'nın spermatogonium ve pre-leptoten spermatositlerde
Sertoli hücreleri üzerinden mitotik ve mayotik DNA yapımının
uyarılmasında anahtar rol oynadığı gösterilmiştir (Marshall
1995; Anderson 1997). Bu sonuçlar da testislerde hücre
ölümünün önlenmesinde FSH'nın etkili olduğunu önermektedir.
IVF'de
en önemli fertilizasyon yetmezliği nedenleri sperm morfoloji
bozuklukları ile spermin zona pellusidaya bağlanmasındaki
defektlerdir. Kromatinin maturasyonu ve DNA yapısı da
normal fertilizasyon potansiyelini yakından ilgilendiren
faktörlerdir (Menezo 1995). Sperm genomuna ait hasarlar
spermiasyon ve kromatin kondensasyonunda bozukluklardan
kaynaklanabilir, bu da neticede embriyo kaybı ve mortaliteye
yol açabilir (Plachot 1992). Bu veriler insanda preimplantasyon
embriyo gelişiminde ve blastosist oluşumunda kuvvetli
bir paternal etkinin varlığına işaret etmektedir.
FSH
tedavisinin sperm kromatin hasarları üzerine etkisi
İnfertil
erkeklerde FSH tedavisinin sperm genetik yapısında morfolojik
bozuklukları azaltıcı etkisi bulunduğu ultrastrüktürel
çalışmalarda ortaya konmuştur. Ben-Rafael (2000), erkekte
FSH tedavisinin fertilizasyon oranlarını artırıcı etkisini
spermin subsellüler komponentlerindeki düzelmeye bağlamaktadır.
Prospektif, randomize, crossover planlanan çalışmalarında,
normogonadotropik erkeklerde 60 gün boyunca günde 75
IU pürFSH kullanarak normal yapıdaki sperm nukleus oranının
elektron-mikroskopik düzeyde %17'den %36'ya çıktığını
gözlemlemişlerdir (p<0.1). Olguların %60'ında nukleus
yapısında anlamlı düzelme görülmüştür. Neticede, fertilizasyon
oranlarında kontrol ile karşılaştırıldığında anlamlı
artış belirlenmiştir (%5'e karşılık %19; p<0.05).
Benzer şekilde Foresta ve ark. da (1998) idiyopatik
OAT bulunan erkeklerde rekombinan-FSH'nın spermatogenezi
ve spermatogonium populasyonunu artırdığını bildirmişlerdir.
OAT olgularında
FSH'nın sperm kromatin yapısında anlamlı düzelme sağladığı
diğer çalışmalarda da ortaya konmuştur. Uzun süreli
(6 ay) 150 IU pürFSH'nın günaşırı kullanımı ile dismorfik
baş anomalisi oranlarında %21.2'den %14.6'ya (p<0.001)
ve akrozom+kromatin+yuvarlak baş anomalilerinde %34.7'den
%27.2'ye (p<0.001) düşme izlenmektedir (Arnaldi 2000).
Kamischke (1998); günde 150 IU rekombinan-FSH'nın 12
hafta kullanımını takiben haploid germ hücrelerinde
kromatin kondensasyonunda anlamlı artış geliştiğini
göstermiştir. Baccetti (1997)'nin serisinde de; aynı
doz ve sürede FSH verilen infertil erkeklerde kromatin
kondensasyonunu tamamlamış spermatozoa oranı %22'den
%59'a çıkmıştır. FSH'ya yanıt alınan olguların yaklaşık
üçte birinde de klinik gebelik elde edilmiştir.
Strehler
(1997), idiyopatik OAT bulunan erkeklerde günde 150
IU pürFSH'yı 12 hafta süreyle kullanmış ve bu sürenin
hemen sonunda elektron mikroskopik olarak ultrastrüktürel
matematik analiz yaptığında, normal nukleus şekli (%25'e
karşılık %34) ile kondanse olmuş, kompakt kromatin (%35'e
karşılık %49) oranlarında anlamlı düzelme elde etmiştir.
Ancak tedavinin kesilmesini takiben 6 hafta sonra yapılan
incelemelerde anlamlı bir düzelmenin kalmamış olması,
FSH'nın kullanıldığı süre içerisinde kromatin ve nukleus
üzerine etkisinin devam ettiğini düşündürmektedir. O
halde, pürFSH OAT'li infertil olgularda sperm kalitesini
düzeltmek amacıyla kullanılabilir özellikte bir tedavidir.
Gerçekten de, Acosta'nın (1991, 1992) IVF öncesi FSH
kullanılan erkeklerde spermde kantitatif bir düzelme
olmaksızın, fertilizasyon ve gebelik oranlarında anlamlı
bir artış olacağını gösteren bulguları da FSH'nın sperm
genomu üzerine önemli etkisi bulunacağını destekler
niteliktedir. Acosta, FSH tedavisinin Sertoli hücrelerinin
FSH-bağımlı fonksiyonunu etkileyerek spermatogenezin
kalitesini, neticede sperm-oosit etkileşimini düzelttiğini
önermiştir. Strehler ise bu düzelmenin ultrastrüktürel
düzeyde sperm kromatinine ait olduğunu göstermiştir.
Benzer bulgular diğer araştırıcılar tarafından da bildirilmiştir
(Bartoov 1994). Gerçekten de, spermin ışık mikroskopik
analizi her zaman gerçek fonksiyonu konusunda yeterli
bilgi vermemektedir (Zamboni 1987; Baccetti 1995; Bartoov
1994; Ben-Rafael 2000).
FSH
tedavisi için hasta seçim kriterleri
Sperm
parametreleri bozulmuş infertil erkeklerde FSH kullanılması,
yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı faydalı bir uygulama
olarak görülmektedir. Ama diğer bazı çalışmalar ise
bunu desteklememektedir. FSH tedavisinin etkisinin net
olarak gösterilememiş olmasının iki nedeni olabilir:
1) çalışmaların çoğu kontrollü yapılmamışlardır; 2)
OAT seminifer epitelde ortaya çıkabilecek ve değişik
evrelerdeki maturasyon anomalilerini de içeren çok sayıdaki
değişikliklerin en son evresini temsil etmektedir. FSH
bu değişikliklerin sadece bazılarını tedavi edici etkiye
sahip olabilir. Oysa çoğu çalışma bunu gözardı ederek,
seçilmemiş hasta gruplarında sadece en son evre olan
ejakulattaki sperm parametrelerini, örneğin OAT durumunu
analiz ederek bir kanıya varmaya çalışmaktadır. Plasebo
kontrollü, randomize, çift-kör bir çalışmada FSH'nın
sperm parametreleri üzerine bir etkisi bulunmadığı bildirilmiş
olmakla beraber, aynı çalışmada hastaların testis volümlerinde
anlamlı artış saptanmıştır (Kamischke 1998). Oysa bu
bulgu FSH'nın spermatogenezde yaptığı stimülasyona bağlı
olabilir. Gerçekten de Foresta (2002); FSH'nın insanda
spermatogonium ve spermatosit popülasyonunu artırdığını
göstermiştir. Demekki, sperm maturasyonunda bir anormalliğin
bulunmadığı olgular seçilse, önceki çalışmada bu artış
ejakulattaki sperm değerlerine de yansıyabilecek idi.
FSH tedavisine
yeterli yanıtın alınması için belirli hasta seçim kriterleri
önerilmektedir. Foresta (2000); FSH'nın erkekte etkili
olduğu grubun serum FSH ve inhibin B seviyeleri normal,
testis dokusunun maturasyon duraklaması göstermediği
hipospermatogenezli olgular olduğunu göstermiştir. FSH'nın
sperm maturasyonu üzerine etkili olması, spermatogenezin
mikro-çevresel koşulları üzerine olan olumlu etkisine
bağlanabilir. Ancak burada seminifer tubüllerin, özellikle
Sertoli hücre fonksiyonlarının sağlam olması ön koşuldur.
Gerçekten de spermatogenezin erken evrelerde duraklamış
olduğu olgularda FSH'nın etkisinin kaybolduğu gözlenmektedir
(Foresta 1998). Benzer şekilde, ancak Sertoli hücrelerinin
stimüle edildiklerinde inhibin B salgılamalarının belirli
bir oranı aştığı durumlarda FSH ile yeterli yanıt alınabileceği
de bildirilmektedir (Kapolla 2000). Glander ise (1997);
erkeklerde FSH tedavisine başlanılmadan önce GnRH stimülasyon
testi yapılmasını, sonuçta FSH-stimülasyon faktörünün
<1.7 bulunduğu olgularda FSH kullanılmasının etkili
olacağını önermektedir. Namiki (1986); testislerde FSH
reseptörlerinin varlığının önemine dikkat çekerek, Johnsen
skoru yükseldikçe daha çok olguda HMG tedavisine yanıt
alındığını vurgulamıştır. Baccetti (1997); antisperm
antikor, enfeksiyon, maturasyon duraklaması ya da genetik
defekt bulunan erkeklerde FSH yanıtının yetersiz kalacağını,
oysa apopitotik veya immatür germ hücrelerinin varlığında
seminal parametrelerde ve klinik sonuçlarda anlamlı
düzelme elde edilebileceğini göstermiştir.
FSH
tedavisinde doz ve süre
FSH'nın
bio-efektif yarılanma ömrü 13.4-28 saattir (Jockenhovel
1990; Out 1996). 24 saat aralıklarla verildiği zaman
serum düzeyi bazal değerin %50 üzerine çıkmaktadır.
İlk 72 saatin sonunda sabit bir seviyeye erişerek, her
dozu takiben ±%20 değişikliklerle bu seviyesini tedavi
boyunca devam ettirir (Ben-Rafael 2000). Ancak, tedavinin
kesilmesini takiben serum düzeyi de düşüşe geçer. Tedavinin
kesilmesini takiben serumdaki düzeyinin bazal değere
inişi için gerekli süre ise kesin olarak ortaya konmuş
değildir. Doz olarak da günlük 75 IU kullanımının sperm
ultrastrüktüründe ve fertilizasyon oranlarında düzelme
yapması için yeterli olduğu savunulmakla birlikte (Ben-Rafael
2000), 100 (Foresta 2002) ve 150 IU (Strehler 1997)
kullanımının gerekli olduğunu bildiren araştırıcılar
da vardır.
FSH uygulanımlarının
doz aralıkları konusunda kesin bir görüş yoktur. Günlük
75IU ve 150IU kullanılması arasında bir fark bulunmazken
(Ben-Rafael 2000), haftada 3 kez 100 IU (Foresta 2002)
veya 150IU'nin (Acosta 1992) de yeterli olabileceği
gösterilmiştir. Gün aşırı 50IU rekombinan-FSH ise yetersiz
bulunmuştur (Foresta 2002). Bartoov (1994) spermiyogenez
ve epididimal maturasyon bozukluklarının düzeltilmesinde
30 günlük tedaviyi yeterli bulurken, Ashkenazi (1999)
daha erken spermatogenez evrelerinin düzenlenmesi için
>50 gün'lük uygulamaları önermektedir.
Sonuç
olarak; IVF-ICSI'ye alınan infertil çiftlerde
adjuvan olarak erkekte FSH kullanılması faydalı görülmektedir.
Bu görüş, ICSI döneminde şiddetli erkek faktörü bulunan
çiftlerde erkeğin tedavisine gerek bulunmadığı görüşüne
ters düşmektedir. Oysa FSH tedavisi, embriyo gelişimi
üzerinde olası paternal etkiyi minimale indirebilecek
kapasitede özelliğe sahip olduğu kanısı vermektedir.
Ancak bu özelliğin ispatlanabilmesi için daha geniş
seriler ile yapılacak araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
KAYNAKLAR
|